![]() |
|
|||||||
| Yarışmalar & Ödüller Mimari proje ve diğer tasarım yarışmaları ile ilgili her türlü görüş ve eleştiriyi buraya yazabilirsiniz. |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#1 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 08-09-2005
Mesaj: 107
|
Kent Düşleri - 3 Zonguldak Merkez Lavuar Alanı Değerlendirme Projesi
Yarışma şartnamesinde görünen yer görme gezisinin tarihi 26-27 Nisan 2008, yarışmanın sitesindeki ise 3-4 Mayıs 2008 hangisi kesinleşmiş hali acaba bilen var mı?
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 25-02-2008
Mesaj: 1
|
3-4 mayıs kesin tarih sanırım
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 08-09-2005
Mesaj: 107
|
Evet telefeonla aradılar beni de bugün kayıt için 3-4 doğruymuş.
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 25-11-2004
Mesaj: 30
|
3-4 mayıs kesin tarih arkadaşlar. Ama bu gezi ile ilgili "detay"lar hakkında bilgisi olan var mı?
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 10-11-2005
Mesaj: 2
|
Kayıt olduk ama belgelere ulaşamıyoruz. Bilgisi olan var mı?
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 27-03-2005
Mesaj: 43
|
Katılan, dolayısıyla kazanan projelerden biri
Selamlar..
Kent Düşleri III'e, 13 tane proje katıldı. Hepsi de ödül aldı. Üzerine düşünülesi bir durum. Ayrıca yarışmanın doğurduğu diyaloğun sadece bu 13 proje üreticisiyle sınırlı kalmaması için projemi paylaşmayı uygun görüyorum.Sevgiler..
__________________
Halidun Şenkal |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 27-03-2005
Mesaj: 43
|
Çözünürlük yetersiz olmuş, o yüzden paftadan 5 parça bu mesajda:
__________________
Halidun Şenkal |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 27-03-2005
Mesaj: 43
|
4 parça da burada:
__________________
Halidun Şenkal |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 27-03-2005
Mesaj: 43
|
Bir de metni; çok uzadı ama bu son
![]() "ZONGULDAK MERKEZ LAVUAR PARKI Zonguldak Merkez Lavuar Tesisleri 2006 kasımının öncesinde tamamen yerli yerindeydi; o kasımın henüz ilk haftasının ardındansa yerle bir... Kültür varlıklarımızdan birini daha kaybettiğimiz, "münferit bir olay"dı belki de bu "kimi"leri için. Oysa Fidel Castro'nun da dediği gibi "eyleme geçen cehalet" yıkmıştı bu endüstri mirasımız olabilecek yapılarımızı. Üstelik bizim bir entellektüelimiz de mimar olmamasına rağmen bundan uzun yıllar önce bizi nasıl da uyarmıştı: “Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir? Onu en çulpa herifler de emin ol becerir. Hele sen gösteriver, işte şudur kubbe diye, İki ırgatla iner şimdi Süleymaniye. Ama gel kaldıralım dedin mi heyhat o zaman, Bir Süleyman daha lazım bir de Sinan.” Mehmet Akif Ersoy Ve görünen sonuç: Ortada bir kriblaj binası, kenarda üç tane su havuzu kulesi ve ufak tefek ek binalar; yani yeniden hayat bulabilecek çok az yapı kalmış durumda. Böylesine bir sonuçtan sonra, "Zonguldak'ın Kent Düşü"nü kurmaya herşeyden önce "bu yıkıma neden olan cehaleti yıkma" andıyla başlamak bir nevi farz olmuştur. "Mimarlık"la bunu yapabilmekse, hem programatik hem de arkitektonik olarak ele alınmış tasarımlardan geçer. "Programatik ve arkitektonik" derken anlatılmak isteneni biraz açmak gerekirse şöyle bir benzetme yapılabilir: Yapıyı veya yapılar silsilesini bir kitap olarak görürsek; kitabın içindeki yazı -yani içeriği- programatik; kitabın boyutu, kapağının tasarımı, kağıdın türü gibi duyumsanan kısımlarıysa arkitektoniktir. Kitap okumaya yeni başlamış çocuklar için veya kitap okuma becerisi kazanamamış olanlar için "tasarımların arkitektonik boyutları" ilk izlenimi yarattıkları için çok daha önemlidir. Bu açılardan bakıldığında, -değil sadece Zonguldaklılarda- tüm Türkiye'de bir etki yaratılmak isteniyorsa, ilk başta şok etkisi yaratabilecek ama sonradan sahip olduğu içerikle kullanıcıyı içine çekebilecek bir tasarım yapılması gerekmektedir. Bu yaratılmak istenen etkinin, söz konusu Zonguldak Merkez Lavuar alanında nasıl yaratılabileceğinin bilgisi ise aslında yine Zonguldak'ta bir lavuarda saklıdır: Çatalağzı Lavuarında. Çatalağzı lavuarında su havuzu kulelerinin -bulunduğu yere sonradan konulduğu bariz olan- minyatür bir "taklid"i vardır ve bir süre bir bahçe kapısının menteşesinin tutturulduğu bir eleman olduğu iddia edilebilir. Sonradan yapılmış olması durumu da "su havuzu kulelerinden etkilenen bir Zonguldaklı"nın ürünü olduğunu ispatlar niteliktedir. İşte bu etkilenme, "Zonguldak'ın Kent Düşü"nü kurma yolunda başlangıçta belirlenen toplumu etkileme hedefine ulaşmak için kullanılabilir ve kullanılırsa "bir Zonguldaklının yorumu" olduğu için bu hedefe ulaşmayı neredeyse taahhüt eder niteliktedir. "Taklit etmek" ilk bakışta etik değil gibi gözükse de; etik olmayan taklit etmek değil, kopyalamaktır. Örneğin insanoğlunun kırma çatı kullanması "dağdan inen suyu" algılamasıyla başlar. Yani; -filozof ve din tarihçisi- profesör Mircea Eliade'in de "The Sacred and the Profane" adlı kitabında dediği gibi "yaratma, asıl ve özgün yaratının tekrarıdır". Dolayısıyla "taklit etmek", "taklit edilenin bilgisi"yle ilgilenir; keşfetme, yorum yapma durumunu özünde barındırır. Sonuç itibariyle, bu "Zonguldak Merkez Lavuar Parkı" projesinde de, "bir Zonguldaklı" tarafından taklit edilen su havuzu kulelerinin arkitektonik potansiyeli daha ileri düzeyde keşfedilip kullanılmıştır. Bu potansiyel, yıkılmadan kurtarılan son üç kulenin yanında onlardan alçak ancak daha çok sayıda "taklit kuleler" kullanılmasıyla temsiliyet gücünü ortaya çıkarırken; her bir kulenin de, düşeyde ve yatayda işleyen bir eleman olarak kullanılmasıyla mekansallaşma gücünü ortaya çıkarmıştır. Ortaya çıkan bu güçlerin üzerine de "kömür"le ilgili içerikler yüklenmiştir. Kullanılan ulelerin sayısı 45'tir. Şu ana kadar kaybettiğimiz 4500 işçiyi temsil etmesini sağlamak amacıyla 45 sayısı tercih edilmiştir. Her kulenin önünde bulunan asfalta 100'er işçinin adı beyaz harflerle yazılmıştır. Kuleler farklı yüksekliklerde zemine batırılmıştır ve cam, ahşap, tuğla, çelik taşıyıcıya sarılı vejetasyon ve brüt beton gibi farklı malzemelerden üretilerek daha yaşanabilir bir peyzaj sağlamıştır. Kimi kulelerin başı sert ve yumuşak zemin olarak halka hizmet ederken, kiminin konik ağzı havuz kimininki de akvaryum gibi kullanılmıştır. Kiminin altında büfeleri önünde veya tepesinde manzaraya hakim yeme-içme alanları varken kimileri cam malzemeden üretilerek sürekli bir açık hava sergisi olarak çalıştırılmıştır. Zemin de önceden yıkılmış olan lavuar yapılarının izleri "cinayetin izi" bilhassa bırakılmıştır. Geçmişle olan bağlantı bu şekilde kolay bir şekilde verilmektense düşündürü bir biçimde verilmiştir. Bu bağlantının üzerindense bir zamanlar kömür taşıyan ama bu projede insan taşımak/eğlendirmek için kullanılan bir tren geçirilmiştir. Bu trenin yolu "arazinin sonundaki dağa girmek üzereyken" bitirilmiştir. Yıkılmadan kurtarılan kriblaj binasının; hem iç mekanlarıyla hem de önünde yaratılan bir meydanla konferans, seminer gibi eğitici etkinliklerin yanında konser vb. eğlence etkinlikleri için de kullanılması önerilmiştir. Karşısındaki iki katlı küçük yapı ise bu meydanı tamamlayıcı unsur olarak çalışabilecek bir kafe-restaurant olarak işlevlendirilmiştir. Bu iki yapının meydanlaştırdığı alanın bir ucundan yer altına bağlanan eski silo altı yapısı da, maden müzesine bağlı olarak maden işçilerinin sosyal etkinlik ve eğitim alma verme ihtiyaçlarını gidereceği bir merkez olarak düşünülmüştür. Bahsi geçen "maden müzesi", şehrin merkezindeki bu lavuar alanında bir yer altı yapısı olarak kurgulanmıştır. Bu yer altı müzesi sırasıyla; "kömür çıkarma", "kömür yıkama" ve "kömürün kullanım alanları" başlıklarıyla hizmet vermektedir. Kömürün kullanım alanları ise şu dört parçaya ayrılmıştır: Isıtmada kullanımı, elektrik üsretiminde kullanımı, tren ve gemi gibi araçlar için buhar üretmede kullanımı ve demir-çelik üretmede kullanımı. Böyle bir müzenin programatik olarak tercih edilme nedeni, öncelikle kentlinin daha da "kömürle bütünleşmesini" sağlamaktır. Bundan da öte elbette ki turistik açıdan yararlanılacak bir işlev olarak öngörülmektedir. Zonguldak'ta kömürün ömrü 150 yılı geçmiştir. Bunun yanında arkitektoniğinin, yani yer altında inişli çıkışlı olmasının nedeni, kömürün toprak altından çıkarılmasının yanında ocakta çalışan işçinin nasıl zorlu bir süreç yaşadığını izleyiciye capcanlı bir şekilde vermektir. Kulelerin iz düşümlerinde olan sekizgen holler ise kullanıcı zihninde yukarıyla ilişkinin kurulması için tercih edilmiştir. Diğer bir yandan bu sekizgenler, ocaklardaki "ayakdibi"lerine birer göndermedir. Kullanıcıya "ayakdibinde soluklanmak ne demektir"i hissettirmek içindir."
__________________
Halidun Şenkal |
|
|
|
|
|
#10 | ||
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 20-06-2002
Mesaj: 444
|
Alıntı:
Diğer katılımcıların da projelerini görmek isteriz. Tasarıma yaklaşımınızı açıklayan metin de güzel olmuş, ancak bir yere takıldım, Zonguldak ı sadece bir kaç saatliğine bir kere gören birisi olarak yanlış hissetmiş olabilirim ama Zonguldak sanki nefes alamıyor gibi geldi bana. Alıntı:
Acaba yeterince bütünleşmemiş mi? Dediğim gibi çok bulunmadım ama sanki kömürün etkisinden biraz kaçmak ister gibi bir havası vardı kentin. Müzenin olmasına bir itirazım yok ama varoluş sebebine takılmış durumdayım.
__________________
Murat Çağıl Kamu yapıları yarışmayla projelendirilmeli. |
||
|
|
|
|
|
#11 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 27-03-2005
Mesaj: 43
|
Yani belki de tam ifade edememiş olabilirim fikrimi: Şöyle ki: Kömürün etkisinden kaçmak ister gibi bir havaları var elbette ama kaçmak istedikleri şey -bence- kömürün yarattığı kirlilik, kömürün iş sahası yaratacağını umarken tam aksi olması, şu ana kadar 4500 civarında ölüme neden olması, "çirkin binalar" yapılmasına neden olması; gibi geliyor bana. Yani aslında Zonguldaklının sorunu kömürle değil; onun ele alınış, algılanış veya algılanamayış biçimiyle. Eğer gerçekten başka biçimlerde ve başka formatlarda -mesela şiirlerine Zonguldak'ın kömürünü konu edinen şairler var- ele alınsaydı böyle olmazdı. Hatta bilakis gururlu olurdu Zonguldaklı cumhuriyetin ilk yıllarındaki yoklukta millet için çok önemli olan enerji üretiminde baş rolü oynadığı için.
Vaktinde cumhuriyet yıllarında işçilere okuma-yazma kitabı dağıtılırmış mesela, taratılmış görüntüleri verildi şartnameyle birlikte bize. Ayrıca Seyfi Arkan'ın işçi mahallesi tasarımlarını da biliyoruz; içinde tenis kortu dahi barındıran. Yani bir zamanlar bu insanlarla ilgilenilmiş, bu insanlar önemsenmiş; kömür ürettikleri için. Ama şimdi, yok öyle bi'şey.. Yer görme gezisi, inanılmazdı mesela. Tek kuruş harcamadan İstanbul'a döndük. Yerel yönetimler, mühendisler bize iki gün boyunca inanılmaz baktılar. Gözlerinde gördüğüm, sözlerinde duyduğum; önemsenmiyor olmanın çekinikliğinin yanında ona karşı çıkma, mücadele etme dürtüsüydü. Yani "üniversiteli gençler geldi, bizim şehrimiz için kafa yoracaklar; bak devlet ve milletinse çoğu unuttu ama onlar 2 günlük tatillerini bize ayırdılar; üstelik bir de okul vakti burası için proje yapacaklar" düşüncesi vardı her birinin zihninde, bu ayan beyan okunuyordu. Yoksa o kadar öğrencinin yolculuk, yeme-içme (buna her türlü içme dahil), konaklama masraflarını karşılamazlardı. Her birimize ayrı ayrı küçük bir madenci heykeli biçiminde Zonguldak hatırası vermezlerdi. Kusura bakmayın, biraz dramatize ettim gibi oldu ama ben açıkçası gördüğümüz itibar karşısında ne yapacağımı bilemedim. En fazla teşekkür edebildim, burdan da tekrar tekrar ederim. Şunu da söylemeden edemeyeceğim ki, 60 70 kişiye gösterilen o kadar itibara karşılık 13 tanecik lisans projesinin üretildiğini görmek çok ama çok üzücü oldu. Başka şeylerden de çok bahsettim bu mesaj aracılığıyla ama özetle; sanırım "kömürle bütünleşmek" öbeği hatalı bir seçim olmuş. Aslında "kömürle barışmak" olsa sanırım daha iyi anlatabilirmiş düşündüklerimi. Bir de -yine ifade edememiş olabilirim ki- tasarımdaki temel amaçlardan biri; yer altındaki çok programlı (yani kömürle ilgili neredeyse her safhayı anlatan) müzeyle şehre turist çekimini sağlayıp, yer üstündeki parkta "takılacak" olan yerel halkı, turistlerle "üstüste düşürmek"ti. Tabi ki bunu deneyimleyecek olan turistlerden ve halktan umduğumsa birbirlerinin "üzerlerine düşünmeleri"ydi.
__________________
Halidun Şenkal |
|
|
|
|
|
#12 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 27-03-2005
Mesaj: 43
|
Bu da 6. parça.
__________________
Halidun Şenkal |
|
|
|
|
|
#13 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 20-06-2002
Mesaj: 444
|
"Kömürle barışmak" bence de doğru ifade.
Okuma kitabından; "Arabam kömür dolu Ton ton kömür Işık-kömür Isıt-kömür Hayat-kömür" Bu ifadelerde umut ve mutluluk var. Zamanla bu umut ve mutluluk kaybedilmiş anlaşılan. Amaç, o umudu ve mutluluğu tekrar bütün kente yayabilmek olmalı.
__________________
Murat Çağıl Kamu yapıları yarışmayla projelendirilmeli. |
|
|
|
|
|
#14 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 15-06-2005
Mesaj: 484
|
Öncelikle ödül alan herkesi , özellikle Ali Dostoğlu'nu kutlarım.
Bu kadar az katılımın olmasına okulların bitiş tarihi tarihinden sonra olmasının payı vardır belki ama daha büyük sorun Kent Düşleri yarışmalar zincirinin temelinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. İlk açılan yarışma ile baya ses getiren bir yarışmaydı. Lisans kategorisinden 40 dan fazla proje gönderilmişti. Okullarda dönem projesi olarak işlendi falan... Ama daha sonraki yarışmalarda bu ilginin yarısını dahi göremedi öğrencilerden. Ben de sadece ilk yarışmasına proje gönderen birisi olarak bu ilgisizliğin yarışmanın ideolojik yaklaşımından kaynaklandığını düşünüyorum. 7 adımdan oluşan yarışma zincirinde ilk 3 konuya dikkat edildiğinde kasdettiğim ideoloji anlaşılacaktır. Bu durum ödüllere de yansıdı. Bu mimarlık-fikir yarışmasından çok bir ideolojiyi tekrar canlandırma işine dönüştü. Bu da öğrencileri yarışmadan soğuttu. Çünkü mimarlık en temelinde bina yapma sanatıdır.
__________________
"ölmek için mi yaşamak? yaşamak için mi ölmek?" Faruk Özgökçe |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 27-03-2005
Mesaj: 43
|
Ben bu 3 yarışmanın -varsa eğer- ideolojisinde aslında bir sorun görmüyorum. Yani yarışmaların hangi konularda açıldığına bakacak olursak:
1.si Ulucanlar Kapalı Cezaevi 2.si Hasanoğlan Köy Enstitüsü 3.sü Zonguldak Merkez Lavuar Alanı Ulucanlar toplumumuzun tarihinde çok çok önemli bir yeri olan eski bir cezaevimiz. Orda bir kent belleği değil bir toplum belleği yatıyor. Onu ortaya çıkartmak, halının altına süpürülmesini önlemek adına önemli bir ilk ayak yarışması olduğunu düşünüyorum. Ardından Hasanoğlan'a baktığımızda da, cumhuriyet yıllarında halkevlerinin şehirlerde yapmaya çalıştığını hatta daha fazlasını yapan yapmaya çalışan yani toplumu her geçen gün daha da ileri taşıma kaygısı güden, ancak halkevleri gibi kapatılan, susturulan, yazık olmuş bir kurum göreceğimiz aşikar. Yarışmanın da köy ensitüsüleri kurum olarak artık var olmasa da, geriye kalmış yapılarını değerlendirme çabası gütmesi; ve bu çabayla aslında yine bir toplum bilinci oluşturmaya çalışması, yani 7 yaşında bir çocuğa Hasanoğlan'da bisiklete binme şansının verilmesiyle ondan "düşünmesi" talep edilmesi bana yine iyi geliyor. Zonguldak Lavuarına baktığımızda da, yine cumhuriyet yıllarında toplumu üretmeye dürtecek, toplumu kendi kendine yetebilir hale getirecek bir sistemin bir uzantısını da görebiliyoruz. Bu uzantının somut kalıntısının korunmaya çalışılıp üstü örtülen düşüncesinin o somutlukta yeniden uyandırılmaya çalışılması da bana yine son derece ulvi geliyor. "Mimarlık en temelinde bina yapma sanatıdır." söylemininse çok geçerli olduğunu düşünmüyorum. Yani bundan binlerce yıl önce, "ha" "hu" "hi" diye anlaşırken, para ve din ortada yokken ve yaşamak için mağara ararken, yani "mimarlık yapmak=mağara bulmak"ken; inanılmaz bir içgüdüyle hatta belki hayvansal bir içgüdüyle hareket ederken; mimarlık sadece mimarlıktı. Yani yaşayacak yer bulma veya bina yapma işiydi. Ama ardından insan icat edip durdu. Ve aslında Simon Kuper'ın futbol için dediği şey sadece futbol için değil, ekmek satmak için de geçerli oldu: "Futbol asla sadece futbol değildir." Peki bunu çok geç anlayan hatta belki anlamayan insanlık ne yaptı: Kral, kraliçe "tasarlanmış" sarayda kalırken, diğerleri 6 7 katlı binalarda tek bir ortak tuvaleti kullandığı için verem oldu. O diğerlerini ezen, onlara bir düşünceyi dikte eden mimarlıklar ortaya çıktı; ağır, sert, heybetli adalet binaları, ulaşılamaz şatafatından güneş gibi parlayan kral padişah sarayları yapıldı. Yani "mimarlığın sadece bina yapma sanatı olması" geçerliliğini yitirdi çünkü insanlık onun bu saf, bu içgüdülerimizden doğan gerekliliğini suistimal etti, hatta tabiri caizse bekaretini elinden aldı. Yani içinde bir ideoloji barındırmaması durumundan faydalanan insanlar, onun için yukarıda bahsettiğim somut ve soyut felaketlere yol açacak ideolojierle doldurdu. Bunu tahlil edip kavrayan bir kısım insan ya da grupsa, onu ortadan kaldırmanın tek yolunun mimarlığın evrensel olarak geçerli bir ideolojiyle içeriklendirilmesinden geçtiğini gördü, düşündü. Bu da hümanizmdi. Hala ve hala dünyada "diğer tecavüzcü ideolojiler"in gücü nedeniyle sadece belirli sayıda mimarın tasarımlarında ilk element olarak görebildikleri humanizm, -bence- bu Kent Düşleri yarışması dizisinde ortaya çıkan yaklaşımın adıdır. Yani onun, o diğer ideolojilerin içinde yer aldığını söylemek mümkün değildir. Ayrıca -bence- bir yapının hümanizm göz önünde bulundurularak tasarlanmasında nasıl ki bir sorun yoksa, humanizmi savunmasında yani hümanistçe davranmasında da bir sorun yoktur. Hümanizm'den kastettiğim, aslında tam olarak bir -izm değildir; -izmler akım, yani akıp gidecek şeyler oldukları için tam olarak bir -izm değildir. Kastettiğim, demokrasi, insan hakları temelli bir düşüncedir; tam türkçesi, insancıllıktır. Yarışmanın yaklaşımı bu olsa da şu ana kadar verilen bütün ödüllerin %100 ünde bunun okunamamasından da bahsedilebilir. Ancak savunduğu, mücadelesini verdiği şey, yani kavgası; -özellikle de bir öğrenci yarışmasında- gerçekten takdir edilesidir. Hatta şu anda Türkiye'de düzenlenen mimari yarışmalar içinde gelecekteki Türk Mimarlığının çok daha ileri noktada yer alabilmesi için hayati önemdedir. Bir de; mimarlığı sanatla doğrudan ve derinden ilişkisi olmasına rağmen bilim olarak nitelendirirsek eğer; tartışabileceğimiz, ortak bir sonuca, noktaya varabileceğimiz bir platformda daha çok kalabileceğimizi düşünüyorum. Sanat diye tanımlamanın, "zevkler ve renkler tartışılmaz" söylemine kadar gidebilecek, dolayısıyla kısmen de olsa havada kalabilecek bir tartışmaya neden olabileceğini düşünüyorum.
__________________
Halidun Şenkal |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|