Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Mimarlık > Projeler

Projeler Gündemdeki inşa edilmiş ya da proje aşamasındaki binalar...

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 16-11-2006, 17:39   #31
 
Kayıt Tarihi: 04-08-2004
Mesaj: 1.610
asteria is on a distinguished road

Merhaba,

Arkitera Anasayfada yer alan ve ilk olarak Vatan'da yer almış haberi görmemiş olanlar ve konuya ilgi duyanlar için: Financial Times gazetesi Aya Sofya'nın kilise olması için Türkiye aleyhine imza kampanyası başlatmış ve azımsanmayacak bir oy sayısına ulaşılırsa bunun Türkiye için bir ön şarta dönüştürülebileceğini yazıyor.

Habere link: http://www.arkitera.com/news.php?act...sItem&ID=12653

Ve haberin kendisi:



"Saygın İngiliz gazetesi Financial Times (FT), AB ile zorlu bir dönemece giren Türkiye’nin tepkisini çekecek bir girişimi gündeme getirildi.

FT’ye göre, Aya Sofya’nın tekrar kilise olması için AB genelinde geniş kapsamlı bir lobi çalışması başladı. Cambridge Üniversitesi’nden tarihçi Mark Perry’nin başlattığı kampanyada internet üzerinden imza toplanıyor. 1 milyon imzaya ulaşıldığında, kampanyayı yürütenler AB Konseyi’ne ve Avrupa Parlamentosu’na başvurup taleplerini iletecek. Kampanyanın sloganı ise “Aya Sofya’yı kilise yapmayan Türkiye’nin değerler topluluğu AB’de yeri yok”. Financial Times, “1 milyon imza toplanırsa Türkiye’nin önüne yeni bir şart gelebilir” yorumunu yaptı. İspanyol İslam Konseyi de, Endülüs bölgesindeki 1200 yıllık Cordoba Camii’nin ve Aya Sofya’nın ibadete açılması çağrısında bulunmuştu."


En son asteria tarafından düzenlendi : 16-11-2006 18:56
asteria offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 16-11-2006, 17:46   #32
Forum Üyesi
 
gün'in Avatar'ı
 
Ankara
Mimar
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
gün is on a distinguished road
Alıntı:
Orijinal metin gün tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Aslında bu bina iç siyasetin değil daha çok dış siyasetin bir malzemesi. Dediğim gibi, bu bina el değiştirdiğinde müze olarak kalmayacak...
Merhaba asteria ,

Sanırım birazcık haklı çıktım bu konuda.
gün offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 16-11-2006, 18:06   #33
 
Kayıt Tarihi: 04-08-2004
Mesaj: 1.610
asteria is on a distinguished road

Merhaba gün,

'El değiştirmek'le ne tür öngörüleriniz olduğunu biraz benim için açar mısınız, lütfen?

Siz bu yapının nasıl koşullar altında kalacağını düşünüyorsunuz politik ve kullanım olarak?

Bu konuları konuşmanın tam zamanıdır diye düşünüyorum. Benim güzel ülkemin yapıları için başka ne planları vardır acaba yerli / yabancı grupların hemen farkına varmamız gereken? Ekümenik olarak Hiristiyanlık dünyasında en 'güçlü' sembolizmini Aya Sofya taşısa da bu topraklar antik dönemlere kadar uzanan ve bir zamanlar kilise olarak ilk hizmetlerini vermiş yapılarla dolu.

Neler düşünüyorsunuz?

Teşekkürler



En son asteria tarafından düzenlendi : 16-11-2006 22:44
asteria offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 16-11-2006, 21:24   #34
Arkitera Üyesi
 
RedRapsody'in Avatar'ı
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 679
RedRapsody is on a distinguished road
Question

Alıntı:
Orijinal metin asteria tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle

Merhaba gün,

'El değiştirmek'le ne tür öngörüleriniz olduğunu biraz benim için açar mısınız, lütfen?

Siz bu yapının nasıl koşullar altında kalacağını düşünüyorsunuz politik ve kullanım olarak?

Bu konu derince tartışılsın istiyorum ben de ama biryerlerde kilitleniyor...

Ben kimilerine göre paranoyak olarak değerlendirilen bazı iddiaların uzmanlarca masaya yatırılması gerektiğini düşünüyorum...

Ayasoyfayadan önce önümüzde Ermeni meselesi var.

1-Ermeniler her platformda tezlerini haklı çıkarmak için girişimlerde bulunuyorlar.

2-Rumlar... Rumlar da pontus rum iddialarını ortaya atarak aynı türden bir lobi faaliyeti peşindeler...

3- Ve bunların simgelsel yapısı olarak Ayasofya önplana çıkıyor.

Bu üçleme ne anlatıyor? Kıbrısta Rumların dava açarak mallarını Kıbrıs Türk halkının elinden almak için yaptıkları girişimi hatırlayınız.
Bu girişim sonuçsuz kalsa da vazgeçmeyeceklerine emin olabilirsiniz.

Aynı şekilde Ermeniler ve Rumlar Anadoluda kalan gayrimenkulleri üzerinde hak idia edebilmek için lobi faaliyetleri içerisindeler.

Peki bizimle ilgili olan kısmı neresi... Bir yerin size ait olduğunu nasıl kanıtlarsınız? Size ait özel detaylara , niteliklere sahip bir yapı en önemli kanıttır. Saklanamaz.

Kayseri'de Kayseri Evleri restorasyonu asdı altında gerçekleştirilen ve AB hibeleriyle desteklenen proje buna bir örnektir.
Projenin adı Kayseri Evleri restorasyonudur. Fakat herkes bilir ki o evlerde Ermeni evi detayları ve plan şeması bulunmaktadır.Kayseride bir Ermeni kilisesi ermeni aile tarafından açılmış ve hizmet vermektedir. İçeriye gezmek için bile giremiyorsunuz!

Müslüman evleri bulunduğu gibi, gayri müslüm evi olduğu da bilinmektedir... Ermeni lobisi bu evleri kanıt olarak göstermek isteyebilir... Bunun için de evlerin restorasyonu için kaynak aktarılmasını isteyebilir. Ve akıllarından geçen o evleri birgün geri almaktır...

Aynı şekilde Rumlar da... Sinasos'ta ki gibi Rum yerleşkelerinde benzer durumlar mevcuttur... Birgün AB ye girersek ve AB yasalarına göre anavatanından ayrılmak zorunda kalmış mübadiller eski gayrimenkulleri üzerinde hak iddia edebilir derse birileri? Olabilecekleri düşünmek istemiyorum...

Peki ne yapmak gerekiyor. Pardon ama bu beni aşar...Üstadları sahneye alalım lütfen...
Bu konuda devlet kanalları üstad mimarlarla, sanat tarihçileriyle görüşmeler yapıyordur eminim.
Bir ulusal stratejimiz vardır buna göre... Umuyorum...

Özetle karşımızda çokta dost olan bir topluluk yok. Sürekli bir kuyruk acısıyla Anadolundan alamadıkları şeyi geri almak için faaliyetleri içerisinde olan sistem , bir şekilde birşeyler planlıyor... Buna ister paranoya denilsin ister çılgınlık , benim öngörülerim bunlar... Beni kimse bu konuda ikna edemez... Karşımdaki topluluğun niyetini çok iyi biliyorum... Herkese kolay gelsin...
__________________
R&R
RedRapsody offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 17-11-2006, 09:25   #35
Forum Üyesi
 
gün'in Avatar'ı
 
Ankara
Mimar
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
gün is on a distinguished road
Alıntı:
Orijinal metin RedRapsody tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Bu konuda devlet kanalları üstad mimarlarla, sanat tarihçileriyle görüşmeler yapıyordur eminim.
Bir ulusal stratejimiz vardır buna göre... Umuyorum...

Özetle karşımızda çokta dost olan bir topluluk yok.
Merhaba;

Açıkçası bir stratejimiz olduğunu düşünmüyorum. Dışişlerinin tarihle irtibatının da yeterli olduğunu düşünmüyorum. Dışişlerinin sanat ve mimarlık tarihi ile alakasının ise bulunmadığını düşünüyorum. Haklısınız, bence de karşımızda çok da dost olabilecek bir güruh yok. Biz Türk mimarlarının Ayasofya ya da benzerlerine bakışı (en azından çoğumuzun) sadece mimarlık tarihinindeki önemi açısından kalıyor. Ancak, bu tür yapıların toplumların tarihlerinde ve günlük yaşamları ile siyasal yaşamlarında çok önemli alanlar işgal ettiğini görmezden geliyoruz. Bizler iyi niyetle düşünüyoruz. Koruyalım, dünya mirasıdır diyoruz (tabii ki öyledir ve tartışılmaz). Ancak konunun toplumla olan ilişkisini kurmuyoruz gibi geliyor. Tarihin siyasi boyutuyla olan ilişkisini gözden kaçırıyoruz bence.

Asteria öngürümle ilgili bir soru sormuş. O mesajda alıntımı önceki mesajlarımın birinden yapmıştım. Dolayısıyla tekrar aynı cümleleri kurmayım. Öngörüm şu, eğer öyle birşey olursa (Allah göstermesin), eğer İstanbul günün birinde bir Hıristiyan topluluğun eline geçerse, Ayasofya'ya bizler gibi bakmayacaklardır. O bina onlar için siyasi bir anlam ifade etmektedir, bence ve korkum şudur ki, cami olduğu dönemle ilgili hiçbir iz de bırakmayacaklardır. Açıkçası burada tasvip görmesini beklemiyorum ama Ayasofya gibi yapıların önemleri salt mimarlık ve sanat tarihindeki önemlerinden kaynaklanmaz. Ayasofya'nın var oluş sebebi daha çok siyasidir. Yoksa bugüne kadar çoktan göçmüş olabilirdi. Mimarlık tarihindeki önemi ise yadsınamaz elbette. Onu kimse tartışmıyor.

Ayasofya'nın siyasi bir önemi olmasaydı, sevgili Yunanlı kardeşlerimiz onun tekrar kilise olması için bu kadar yanıp tutuşmazlardı. Onların Ayasofya'yı müze olarak koruyalım da torunlarımıza bu en muhteşem eseri bırakalım gezsinler görsünler diye bir düşünceleri olmadığını düşünüyorum (bu işin bencesi tabi, belki de değildir).

Her neyse, siyasi kısmını bir tarafa koyayım şimdilik ve bu yapıyı ayakta tutmaya çalışalım. Bu daha önemli...
gün offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 19-11-2006, 23:54   #36
Arkitera Üyesi
 
ErDiNc_iSt'in Avatar'ı
 
İstanbul
Peyzaj Mimarı
Kayıt Tarihi: 27-09-2006
Mesaj: 250
ErDiNc_iSt is on a distinguished road
kesinlikle bu yapıyı ayakta tutmaya çalışalım...
söz sahibi olursanız yetki sahibi o zaman konuşursunuz ne olup ne olmuyacağına.

önemli olan kimin olursa olsa miras kalan bir şeye sahip çıkmak korumak..onun veya bizim imajını kafamızdan silelim..
sevgi ve saygılar
ErDiNc_iSt offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 28-11-2006, 10:46   #37
Arkitera Üyesi
 
pingvin'in Avatar'ı
 
Türkiye dışı
Mimar
Kayıt Tarihi: 03-09-2005
Mesaj: 483
pingvin is on a distinguished road
Aytunç Altındal Söyleşisi

Vatan Gazetesi'nden Devrim Sevimay, Papa uzmanı araştırmacı-yazar Aytunç Altındal’la Ayasofya'yı gezdi ve önemli ayrıntıları konuştu.İlginç bir söyleşi.

* Şimdi biz aslında üçüncü Ayasofya’nın bahçesindeyiz, değil mi?
Tabii, ilki, imparator Konstantinos’un oğlu Konstans tarafından 360 yılında yapılmıştı. O zamanlar böyle değil tabii. Düz bir bazilika! Ahşap! İçinde kubbe falan da yok. Ama halkın ayaklanması sırasında yıkılınca bu kez ll. Theodsius tarafından 415’te ikincisi yapıldı. Nika ayaklanmasında bir kere daha yakılınca, bu kez de Justinianus, 537’de üçüncüsünü yaptırdı. Ve tabii ilk Ayasofya’yla da alakası kalmadı.

* Ama bu karşımızda duran da son Ayasofya değil ki zaten... Dört minare sonradan eklenmiş, deprem yüzünden dış destekler konmuş, içine kütüphane, dışına mektep, türbeler yaptırılmış vs. Yani aslında sonradan eklenenleri çıkartırsak, kalan kırmızı kutunun adı “Hagia Sophia”?
Zaten burasının ilk adı “Ha Megala Ekklesia.” Yani “Büyük Kilise.” Ancak 450 yılında yapının kadına adanması için, yani dişil prensip için, adına “Sophia” deniyor. Çünkü Hıristiyanlıkta “erkekte akıl, kadında hikmet vardır” prensibine inanılır. Sophia aynı zamanda “Logos” demek, Logos da “İsa Mesih” demektir. Hagia’nın anlamı da “Hikmet” tir. O yüzden Hagia Sophia’yı “Kutsal Hikmet” diye anlamak daha doğru olur.

* Solumuzdakiler birinci Ayasofya’nın kalıntıları galiba?
Evet, bunlar 360’daki Bazilika’dan kalanlar. Çok değerli parçalar. Şimdi girelim içeri...
(Ayasofya’nın gölgesi eşliğinde binanın Batı tarafındaki kapıdan içeri giriyoruz.)

* Buraya dış narteks mi deniyor?
Daha önemli bir şey var burada. (Ne olabilir ki diye her iki ucu da içeri açılan boş, uzun, mermer koridora bakıyoruz.) Bütün kiliseler ana rahmi örnek alınarak yapılır. Kilise rahimdir. Dolayısıyla girişinde evvela bir döl yatağı, sonra yumurtalık, dibinde de Meryem ve İsa, yani çocuk vardır. Bu, aynı zamanda bütün mason mabetlerinde de uygulanan bir prensiptir. Şimdi buna dikkat ederek gidelim.

* Yani şimdi mimariye göre iç narteksin eşiğindeyiz ama aslında teolojiye göre döl yatağında yürüyoruz?
Aynen öyle.

KİLİSE ANA RAHMİDİR...

* Şu ortadaki büyük kapıdan imparatorlar girermiş?
Ee haydi biz de oradan girelim, biz de imparator olalım bari. (Gülerek giriyoruz, ama salondan adımımızı atar atmaz önce bir, her zamanki ve herkes gibi büyülenerek kalakalıyoruz. Sanki arzın merkezi burası, diyoruz. Sonra Altındal devam ediyor...) Burası büyüktür, ama İtalya’da, İspanya’da çok daha görkemli kiliseler de vardır. Fakat şimdi dikkat! Bak, şu koridordan girdik, bu bulunduğumuz yer yumurtalık ve bak Doğu’ya doğru toparlanıyor ve işte en uçta da bebek, yani İsa duruyor.

* Evet, görsel olarak çok enteresan, ama bunun bir Hıristiyan için önemi ne?
Bir Hıristiyan ancak kiliseye girdiği zaman Hıristiyan’dır. Bunu bilmeyenler, Hıristiyanlar için “Dışarıda ne biçim dolaşıyor bunlar” falan der. Oysa kilise ana rahmidir onlar için. Buraya geldiklerinde tekrar ana rahmine girerler, her defasında tekrar Hıristiyan olurlar. Bu yüzden de kilise içindeki bir Hıristiyan’la dışındaki Hıristiyan çok farklıdır.

* Bu konuşmaya tam şu 55.6 metrenin altında devam edelim mi?
(Bir iki adımda kubbenin altına, içerideki inşaat iskelesinin yanına varıyoruz) Salonun boyu da 135 metredir. Yani 100 metre koşusu yapsan, bitiremezsin.


* Mimar Sinan’ı hırslandırdığı kadar var değil mi?
(Altındal başı yukarda, kendi çevresinde dönerek panoramik Ayasofya bakışı attıktan sonra yanıtlıyor.) Olmaz mı? Enteresan bir şey söyleyeyim; Ayasofya’yı yapan iki usta da...

* Aydınlı?
Biri Aydınlı, biri Miletli, ama başka bir şey diyeceğim. İki usta da mimar değil, mekanikçi. Yani tamamen mekanik bilimini kullanarak yapmışlar. Başka türlü, sadece mimarlıkla falan imkânı yok bunu yapmanın. Tamamen mucizevi bir yapı bu. Fransa’da buna benzer büyük bir katedral vardır mesela; o 80 senede tamamlanmış. Bu kaç senede biliyor musun? Beş sene dört ay! Bugün dahi beş senede böyle bir binayı yapamazsın.

* Sinan’ın ki ne ilginç bir sevgi değil mi? Burayı geçmek için Süleymaniye’yi, Selimiye’yi yapıyor, ama bir yandan da Ayasofya’yı korumak için uğraşıyor. Depreme karşı dışarıya öyle dış destekler yapmış ki, mesela o hesaplarının sırrına hala erişilemiyormuş?
Sinan da biliyor tabii burasının muazzam bir yer olduğunu. Tam bir kişisel dehanın ürünü. Ayasofya için Doğu-Batı sentezi denir, yok öyle bir şey. O zamanlar daha Batı diye bir şey yok ki; Paris denilen yerde Ren geyikleri dolaşıyor. Sentez mentez değil, tamamen bir dehadır Ayasofya.

PEYGAMBERLERİN ADLARI...

* Aslında 19’uncu yüzyılda tutup Kazasker Mustafa İzzet’ine şu kubbedeki İsa figürünün üzerine Kuran’dan yazdırılması; yine ona şu panoların astırılması...
O panoların çapı 7.5 metre ve üzerlerinde Allah’ın, Peygamber’in, halifelerin, Hasan ve Hüseyin’in adları yazıyor.

* Evet, ve tabii bir de demin girişte saydığım eklemeler...
Hepsinin tersi de İspanya’daki Cordoba Camii, kiliseye çevrildiğinde orada yapıldı. Buna “irredentizm” denir. Fetihçilik yani...

* İyi de burayı alan Fatih; ama o sadece bir tuğla minare diktirmiş, içeriye de mahfil yaptırmış, o kadar?..
Bir de mozaiklerin üzerine hafif bir alçı sürdürüyor Fatih... Hem korumak için hem de İslam dinine uydurmak için.

* Oysa bugün bile olsa mozaikleri kazıtırlardı, ama o kazıtmıyor, tam tersi koruyor...
Aslına bakarsan şuraya sonradan konmuş vitraylar da (Üzerinde Kuran’dan yazıların olduğu pencereyi gösteriyor) Protestan geleneğidir ama koymuşlar işte. İyi ki bu soruyu sordun. Çünkü burası çok mühim. Hiç bilinmeyen bir taraf bu. Ayasofya Patrikhane’nin bir kilisesi değil. Bu kilise İmparator’un taç giyme kilisesi ve sahibi de bizzat kendisi. O zamanlar Patrikhane bugünkü Fatih Camii’nin bulunduğu yerde, burasıyla alakası yok.
Ayasofya Fatih Sultan Mehmet'in Malıdır

* Ne önemi var bunun?
Bak ne önemi var: Bir imparator bir imparatoru yendi mi, onun ne kadar malı varsa hepsi kazanan imparatorun üzerine geçiyor. Çünkü imparatora ait olanlar imparatora, kiliseye ait olanlar kiliseye. Dolayısıyla burası direkt Fatih’in olmuştur. Bunu Papa dahil herkes Fatih’e söylemiştir; Ayasofya artık senin, demişlerdir. Bir şartla. İslam’da bir gelenek var. Eğer kutsal bir mekânı üzerine geçirtiyorsan, alın terine mahsuben ona sembolik bir para ödemen lazım. Fatih de bu bedeli ödüyor ve burayı vakfiye haline getiriyor. Ayasofya’nın kime ait olduğunun hikâyesi de budur.

(Bu sözü de böyle bağladıktan sonra hafif olsun da çökmesin diye Rodos’tan getirilmiş, tüflü tuğlaların ördüğü, çapı 31.8 metreyi bulan görkemli kubbenin altında ayrılıp artık müzenin kuzeyine doğru ilerliyoruz. Hiçbir önemi yok, ama hatırlatalım; Selimiye’nin çapı 31.2 metre.)

* İnsanlar Ayasofya’dan çok, burada dilek dilemeye geliyorlar sanki?
Güya Fatih elini sokmuş da, dilek dilersen olurmuş da vs. vs. Gelin şimdi size Kuzey’deki galeride bulunan 5’inci yüzyıldan kalma Viking yazılarını göstereyim. Bunu ben ve bir İrlandalı ortaya çıkarttık. Buraya kadar bir hazine aramak için gelip tutsak olmuşlar. Vikinglerin İstanbul’a kadar geldiklerinin kanıtıdır.

* Ama biz önce Güney galerisine gidelim mi; Deisis’e bakmaya?..
Peki gidelim. (Altındal’la birlikte mahzenvari bir rampadan doğru yukarı çıkıyoruz. Tabii Aynısı kuzey kısmında da var.) Bu yolu niye merdiven değil de rampa yapmışlar biliyor musun? Askeri malzeme taşınabilsin diye...

Bu Hıristiyanlar için çok kritik bir mozaik

* Çok kan ve gözyaşı görmüş müdür bu mabet?
Hem de nasıl. Katolikler, 1204’te işgal ettiğinde ne kadar Ortodoks kutsal kadın varsa hepsine burada tecavüz etmiş ve öldürmüş. Çok da dua almıştır ama Ayasofya... Vakfiye olduktan sonra yüzbinlerce aç insan burada karnını doyurmuş. (Bu arada üst kata varmış oluyoruz. Biraz soluklandıktan sonra devam ediyor Altındal.) Evet, işte Hıristiyanlığın erken döneminde kadınlar bu galerilerde, erkeklerden ayrı ibadet ediyormuş.
(Adımlarımız bizi hemen 721 yaşındaki Deisis’in önüne götürüyor.)

* Duvara işlenmiş figürde solda Meryem, ortada Hz. İsa, sağda vaftizci Yahya üçlemesi duruyor) Bu mozaiğe bakınca, siz neler görüyorsunuz?
Birincisi bu a-tipik bir mozaik. Yani bilinen dini mozaiklerdeki İsa tipine benzemiyor. Dolayısıyla aslında buradaki kişi, İsa kisvesi altında gerçek Hıristiyanlığı ilan eden Tyanalı (Niğde-Kemerhisar) Apollonius’tur. (Altındal’ın AİHM’deki bir dava dosyasına da giren kitabında bu konu ayrıntılı bir şekilde işleniyor.) Kaşındaki 11 izi çok önemli bir delil. Ayrıca Deisis’teki kadraj da farklı. Figürlerin başları hep İsa’dan aşağıda çizilir ama Deisis’te Meryem ve Yahya’nın kadrajı İsa’yla aynı. Teslis’teki Baba-Oğul-Kutsal Ruh üçlemesinden çok farklı bir izah var burada. O yüzden bu mozaik Hıristiyanlar için çok kritiktir.
(Artık ayrılma vakti geliyor. Altındal’la Güneydoğu’daki çıkış kapısına doğru yürürken son soruları soruyoruz...)

* Burası Hıristiyanlar için Kudüs kadar önemli mi?
Hayır, değil. Çünkü demin anlattığım gibi burası Kilise’nin değil, İmparatorluğun malı. Ama tabii imparatorsuz da Hıristiyanlık yok. O yüzden Ayasofya’nın önemi şu: Ayasofya Hıristiyanlık dininin Kabe’si gibi bir şey. Bu Ortodokslar için de, Katolikler için de, Protestanlar için de böyle. Hıristiyanlık ilk defa burada bir devletin resmi dini oluyor.

* Katoliklerle ne zaman kavgalı oluyorlar?
1054’te Ayasofya’da dini bir ayin yapılırken, Papa’nın temsilcisi Kardinal Humbert geliyor, minberdeki patriğin önüne bir fetva koyuyor. Diyor ki, bunu okuyunuz. Dini töreni bozuyor yani. Alıyor patrik okuyor; Papa tarafından aforoz edildiğini, yani Hıristiyanlıktan atıldığını öğreniyor. Bunun üzerine Ortodoklar da diyor ki, “Biz de Papa’yı aforoz ettik.” Bu olaydan sonra ilk kez bir Papa’yla Fener Rum Patriği 30 Kasım’da bir Ortodoks ayininde bulunacak. Böylelikle bu aforoz ortadan kalkmış olacak, yani “Kardeş Kilise” olacaklar.
(Kapıya yaklaştıkça dışarıda müzeye girmeyi bekleyenleri görüyoruz.)

* Aslında şu anda kimileri içinden Bismallah çekerek kimileri de gizlice İstavroz çıkartarak giriyor içeri değil mi?İçlerinden ne yaptıklarına karışamayız ama burada kimse dini tören yapamaz, o kesin.

* Yani müze olması en iyisi?
Bulunabilecek en iyi çözüm!

* Ama tekrar cami yapılmasına yönelik kurulan dernekler var; sonuncusunu da Sevgi Erenerol’la Kemal Kerinçsiz kurdular?
Sağlıklı bir şey değil o. Kaldı ki zaten bir sürü dernek var.

* Son soru: Sizce bizler gerçekte Ayasofya’yı mı seviyoruz, yoksa sadece Ayasofya’ya sahip olmayı mı?
Şöyle diyelim; kişi eşiyle evli olmaya mı seviyordur, yoksa sadece evli olmayı? Bunun yanıtı her meşrebe göre değişir.

Sütunlar Artemis’ten...

* Bu yeşil sütunlar Artemis Tapınağı’ndan gelmiş, değil mi?
Libya’daki Artemis’ten ama... Beyazlar da Mısır’dan... Burada 107 sütun var. 47’si alt mekanda, 60’ı yukarıda. Şu mermer küp ve vazolar da Bergama’dan...

* İnanışa göre, Fatih İstanbul’u fethettiğinde bazı papazlar şu öbür taraftaki Güneydoğu duvarından çıkıp gitmişler, Ayasofya’yı geri aldıklarında da tekrar buradan döneceklermiş?
(Altındal kahkahalarla gülüyor) Bir de o duvardan geçen papazların harmanisi çok mühimdir. 1919’da burasını Yunanlılar işgal etmek istediklerinde de o harmaniyi getirmişler. “Bakın getirdik harmaniyi, burayı alacağız” diye... Üstelik 15 bin kişilermiş. Ama Yüzbaşı Çerkez Şükrü Bey çıkıp, “Bir adım daha atarsanız etrafı sardırdığım tüm dinamitleri patlatırım, burayı da havaya uçururum” demiş. Olay orada kapanmış tabii.

(Bu arada imparatorluk askerlerinin devamlı nöbet tutmasından dolayı yerde meydana gelen minik çökmelerin üzerinden geçerek müzenin kuzeybatısındaki ünlü, nemli sütuna geliyoruz

En son pingvin tarafından düzenlendi : 28-11-2006 12:51
pingvin offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 29-11-2006, 11:16   #38
Yönetici
 
phin'in Avatar'ı
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 29-01-2001
Mesaj: 932
phin is on a distinguished road
güzel

Çok ilginç bir söyleşi. İlgiyle okudum, sağolun.

Hristiyan Ortodokslar ve Katolikler ve diğer mezheplerin ilişkilerini hiç bilmiyorum. Econun Baudolin'sunda tarihten biraz bahsediyordu.
Papa'nın Türkiye ziyareti ile birlikte uzmanların açıklamaları da zaman zaman haberlerde yeralıyor.
Bu bilgilerin Ayasofya ile ilgili politikaları daha iyi anlamak açısından yararlı olduğunu görüyorum.
Ayasofya'nın İstanbul'un fethi ile birlikte Fatih Sultan Mehmet'in mülkiyetine geçmesi aslında çok önemli bir ayrıntı.
__________________
Y. Mimar Seda A. Öztek
www.oztekmimarlik.com

En son phin tarafından düzenlendi : 29-11-2006 12:34 Nedeni: işgal-fetih
phin offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 29-11-2006, 11:52   #39
Forum Üyesi
 
gün'in Avatar'ı
 
Ankara
Mimar
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
gün is on a distinguished road
Alıntı:
Orijinal metin phin tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Ayasofya'nın İstanbul'un işgali ile birlikte Fatih Sultan Mehmet'in mülkiyetine geçmesi aslında çok önemli bir ayrıntı.
Kusura bakmayın. Bunu yazarken amacım bu konuda tartışma çıkarmak değil, İstanbul'un Türkler tarafından ele geçirilişini "işgal" olarak nitelendirenlerle. Bir Çinli için (tarafsız baktığı için) bu işgal olabilir. Ancak Türk olarak bizler buna fetih diyoruz. Çünkü biz bir tarafız. Nasıl ki Balkanlar'ın elimizden çıkması, yeni sahipleri için fetihse, bizim için de İstanbul'un alınması fetihtir. O zaman Fatih Sultan dememize gerek kalmaz. İşgalci Sultan Mehmet dememiz gerekir ya da sadece II. Mehmet...Eğer böyle düşünürsek, Anadolu'da ve Trakya'da yaşama hakkımız kalmaz. İşgalci pozisyonuna düşeriz.

Mantıki olarak çelişkili olsa da, taraf olma konumunda olan insanlar için işgal ve fetih arasındaki farka dikkat etmek gerekir. Dediğim gibi, öyle düşünüyorsanız sorun yok, sadece aklımdan geçenleri belirttim.
gün offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 29-11-2006, 12:07   #40
Arkitera Üyesi
 
ErDiNc_iSt'in Avatar'ı
 
İstanbul
Peyzaj Mimarı
Kayıt Tarihi: 27-09-2006
Mesaj: 250
ErDiNc_iSt is on a distinguished road
haklısın gün ince bir detay ...ama önemli..
ErDiNc_iSt offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 29-11-2006, 18:22   #41
Arkitera Üyesi
 
pingvin'in Avatar'ı
 
Türkiye dışı
Mimar
Kayıt Tarihi: 03-09-2005
Mesaj: 483
pingvin is on a distinguished road
Rica ederim sayın phin bence de çok ilginç detaylar var söyleşide.Son zamanlarda Ayasofya'nın tekrar camiye (ya da kiliseye) dönüştürülmeye çalışılması karşısında gösterilen tavır da önemli bence.Yine bu konuda Murat Belge'nin Radikalde 11/07/2006 tarihinde yayımladığı "Ayasofya Konusu" başlıklı köşe yazısındaki şu satırlar önemli sanıyorum.


.....

Ancak, öncelikle söylemek istediğim şey şu: bütün bu marazi duygular içinde Ayasofya'yı cami yaptığımızda, atalarımızın mirasına uygun davranmış, onların 'ruhunu sevindirmiş' olmayız.
15. yüzyılın ideolojisinde onlar fethettikleri yerin kiliselerini camiye çevirirken, 'ehl-i kitab' insanların ibadethanelerine saygı göstermiş oluyorlardı. Yukarıda dediğim, 'insanlık mirasına sahip çıkma'nın 15. yüzyıldaki karşılığı buydu çünkü.
Ama 21. yüzyıldaki biçimi bu değil.
21. yüzyılda Ayasofya'yı ve benzerlerini cami yaptığınızda, söylemek istediğiniz, 'Ben güçlüyüm, yayılırım, fethettiğim her şeyi de gücümün kanıtı olarak kendi meşrebime uydururum' demek oluyor.
Pazar ekinde kısaltmadan ötürü kaybolan kısım, Vefa Kilise Camii hakkındaydı. Bunun bir adı da Molla Gürani'dir. Camiye çeviren, Fatih'in hocası Molla Gürani'yse gerçekten, daha da ilginç. Yanına bir minare eklenmiş, ama sanki ta başından birlikte yapılmışlar gibi, eklenen öylesine uygun ana binaya. Minarenin şerefesinde, içeriye bakan, yani dışından görünmeyen bir tavus rölyefi vardır. Belli ki bir Bizans ürünü ve muhtemelen kilisenin bir parçasıydı. 'Suret', malum, İslam'a aykırı. Ama ne yapmış, bir rölyefini yok olmasın diye şerefede kullanmış, 'insanlık mirası'nı böyle korumuş. Atalarımızdan bu insanlık dersini mi alalım, yoksa 'Mılıcımla kazandım' böbürlenmesini mi?
Söz konusu binanın giriş (narteks) kısmında, epey silikleşmiş halde, freskler seçilebilirdi. 80'lerde buraya atanan hoca badanayla örttü bunları.
İstanbul'un fethinden 1980'lere kadar, 'atalarımız', o fresklerin üstüne badana çekme gereği duymamıştı (18. yüzyıla kadar Ayasofya içinde de bunu yapmadıkları gibi). Bu durumda, 80'lerde o badanayı yapan hoca, 'atalarının geleneği'ne mi uyuyor?
Yoksa böyle yaptığını sanarak, bu çağın komplekslerinden, öfke ve düşmanlıklarından oluşmuş, yaşatan değil, tahrip eden yeni bir gelenek mi başlatıyor.
Kamuoyunun net tavır alması gereken seçme bu.


Her iki metinde de soru işaretleri var mutlaka, üzerinde düşünülmesi gereken noktalar da.
Ama ortak ve doğru bulduğum nokta şu ki, bugün Ayasofya'nın müze olarak ortak bir miras statüsünü koruması ve bu bağlamda korunması, saklanması ve paylaşılması çok önemlidir.

Kısa bir Ayasofya belgeselini bu linkte bulabilirsiniz.http://ivideo.wordpress.com/2006/11/...fya-belgeseli/

En son pingvin tarafından düzenlendi : 29-11-2006 18:43
pingvin offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 11-02-2007, 15:20   #42
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 02-02-2007
Mesaj: 13
FЄ@®LeSs is on a distinguished road
vence çok yerinde bir tartışma...
bu tartışma günleri haftaları bulue..
ama önemli olan o yapıya sahip cıkmamız
FЄ@®LeSs offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 06-03-2007, 14:56   #43
Editör
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 12-09-2006
Mesaj: 334
Gökçe Aras is on a distinguished road
Ayasofya için ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilen tartışma yine gündemde.
__________________
http://forum.arkitera.com/image.php?type=sigpic&userid=20115&dateline=1207565797
Gökçe Aras offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 06-03-2007, 15:33   #44
Forum Üyesi
 
gün'in Avatar'ı
 
Ankara
Mimar
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
gün is on a distinguished road
Alıntı:
Orijinal metin Gökçe Aras tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Ayasofya için ısıtılıp ısıtılıp önümüze getirilen tartışma yine gündemde.
Efendim renk problemi bu müthiş yapıyı sarı-lacivert olarak boyamak suretiyle çözülecektir.

Saygılar...:P
gün offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +2. şu anda saat 04:35.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178