![]() |
|
|||||||
| Profesyonel Yaşam Mesleki sorunlarınız, karşılaştığınız hukuksal problemler ve profesyonel yaşama dair ne varsa. |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#16 | |
|
Arkitera Üyesi
Ankara
Mimar
Kayıt Tarihi: 21-02-2006
Mesaj: 139
|
Alıntı:
Unutmayın ki Mimarlık bireysel bir sanat yada eylem değildir. Sadece şahıs olarak özendiğimiz başarılı batılı mimarlar dahi aslında tek başlarına değil birer tüzel kişilik gibi incelenmelidir. Norman Foster'ı Norman Foster yapan aslında kendisinin kalabalık ard ekibidir.Karşımızda bireyler değil takımlar var. Ayrıca Mimarın uluslar arası tanınırlığa ulaşması için sonuçta düzgünce inşaa edilmiş eserler gerekir.Ne kadar mimarlık binadan daha fazlasıdır desek de sonuçta mimarlık binaya indirgenebilecek bir eylemdir. Eğer ortada alkış alacak mesela bir Sydney Opera binası yada Gugenheim Müzesi benzeri bir yapı yoksa uluslar arası mimar da yoktur diyebiliriz. Böylesi binalar için ise, 1-PARA 2-Böylesi bir mimari eseri talep eden MÜŞTERİ 3-Böylesi bir binayı inşaa edecek MÜTEAHHİT 4-ve diğer uzmanlar (yapı ve bina mühendisleri,teknologlar,destek mühendisleri,yapım uzmanları . . ) gereklidir . . . . Ülkemizde bunların hangileri mevcut ? |
|
|
|
|
|
|
#17 | |
|
Arkitera Üyesi
Manisa
Mimar
Kayıt Tarihi: 03-04-2008
Mesaj: 276
|
Alıntı:
Geçenler de Forum'da Anadol Otomobilin hayat hikayesi vardı. İfritle okuduk,ibretle ders almadık. Öyle sanatçılarımız(ressam,müzisyen,grafiker,karükatürist,mimar) var,şöyle gözünüzün önüne getirin yaptıklarını, uluslararası sıralamasına en az ellisi yüzü girer. Türk alçakgönüllüğünü ve safiyetini hiç olamazsa bu mücadeleler de bırakalım. Savaşta düşmana mağrur gözükmek atalarımızın davranış biçimi. Bu da bir nevi (bizim için değil ama) savaş, (ekonomik, stratejik, öç alma, ne isim verirseniz verin onların davranış biçimlerine uyar) ancak onların dili ile birbirimizi yiyor,onların silahları ile de kendi kendimizi vuruyoruz... |
|
|
|
|
|
|
#18 |
|
Arkitera Üyesi
Manisa
Mimar
Kayıt Tarihi: 03-04-2008
Mesaj: 276
|
Herkesin bildiği bu soruya,herkesin bildiği cevapların verileceğinden ve hiçbirşeyin değişmeyeceğini,(havan da su döğüleceğini) bildiğimden cevap yazmayayım diye düşünmüştüm.
Bakıyorum da en çok konuşan ben olmuşum. Türkçe kelime kullanımı konusunda; Manisa Celal Bayar Üniversitesi,öğretim üyeleri,öğrenciler bir kampanya başlattı. Bu kimbilir kaçıncısı. Güneş, sıcak, tatil demeden koşturuyorlar teşvik ödülleri belge falan dağıtıp özveri ile çalışıyorlar. Ben de bu platform da çalışayım istedim. İkincisi, Türkiye'miz de para ve babaları bir hayli çok. Daha önceleri iki aileyi bilirdik. Şimdi PARA var, para varsa MÜŞTERİ de var demektir. MÜTEAHHİD'lerimize laf yok,çok başarılı firmalar var. UZMAN kişiler de aranınca bulunabiliyor. (Uzmanım diye geçinen çok onun için aramak lazım) Bu da hikaye tarafı şöyle birşey olmuş. Tevatür yani söylenti de olabilir. Suna-İnan Kıraç hatırlarsınız İstanbul'da kültür merkezi yaptıracaktı da bürokrasiyi aşamayınca veya çok uğraşınca vazgeçmişlerdi. Şimdi kararlarını vermişler engelleri de aşmışlar kültür merkezini yaptırıyorlar. Kime ? Bizim tanıdık mimarlar var,hatta Türkiye'de ki bazı kuruluşlardan zaman zaman ödül falan da alıyorlar. Bu tanıdıkların Türkçe web siteleri yokmuş, (Kaynak Ö.Yılmaz). Kıraç Ailesi web sitelerin de araştırma yaparken bizim meşhurlara doğal olarak rastlayamamışlar. Kimi bulmuşlar? Türkçe web sitesi olan Frank Gehry'i. Ama ben olsam bu projeyi yaptırmazdım,çünkü Bilbao Guggenheim Müzesi'nin kopyası sayılır. |
|
|
|
|
|
#19 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 683
|
Ben bu konuyu neden başlattığımı söyleyim. Arkadaşlarımızla oturmuş tartışıyorduk, konu yine bağlandı mimarlığımıza. Yarışmalara... Bakın yarışma yok ortalıkta, bir anda 4-5 yarışma açıldı şimdi tık yok... Peki dedik ya uluslararası yarışmalar? Of puf, katılımın zorluğu, prosedürler, 'yok yok biz ulusal yarışma açılmasını bekleyelim'de kaldık. Pek çoğumuzun içinde yaşadığı problemleri biraz yüksek sesle dile getirdim sadece. Albeni reklamındaki gibi, bahanemiz çok...
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
#20 |
|
Arkitera Üyesi
Ankara
Mimar
Kayıt Tarihi: 21-02-2006
Mesaj: 139
|
Mimarlığımız neden kötü ?
Tüm mimarlık öğrencileri,mimarlar,akademisyenler bunu tartışır durur.Unutmamamız gereken şey ise Mimarlığın o ülkenin aynası olduğudur. Her alanda gelişmiş bir ülkenin mimarisi kötü olamaz ve Her alanda arka sıralarda nal toplayan bir ülkede iyi mimarlık var olamaz. |
|
|
|
|
|
#21 |
|
Arkitera Üyesi
Manisa
Mimar
Kayıt Tarihi: 03-04-2008
Mesaj: 276
|
TIK yok da ondan.
|
|
|
|
|
|
#22 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 683
|
Benim ulusal vizyonumuzu bize dayatan ve asıl vizyonumuzu bize unutturmaya çalışanlarla ciddi problemim var. Motivasyonumuzu bozan, kafamızı karıştıran ve sonunda bizi konformist dünyamızın eline atan asıl mesele...
Hazır ulusal yarışmlar azalmışken uluslararası yarışmalara girişmek gerekir diyorum....
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
#23 |
|
Arkitera Üyesi
Manisa
Mimar
Kayıt Tarihi: 03-04-2008
Mesaj: 276
|
[quote=RedRapsody;119045]Benim ulusal vizyonumuzu bize dayatan ve asıl vizyonumuzu bize unutturmaya çalışanlarla ciddi problemim var. Motivasyonumuzu bozan, kafamızı karıştıran ve sonunda bizi konformist dünyamızın eline atan asıl mesele...
EROZYON ; Kısaca toprak kayması anlamına gelir. Çeşitli sebeblerden (rüzgar,yağmur) dolayı kayan kaybolan toprak için,"erozyon meydana gelmiş" denir. "Erozyona uğradı" denmez. Ama Dilimiz,Kültürümüz,İnançımız içinde erozyona uğradı deniliyor. Dil, yabancılaşır bozulur. Kültür, yozlaşır kaybolur. İnanç, zayıflar. Ama hiçbir zaman bu değerler için (yazılırken, söylenirken, haber yapılırken) "erozyona uğradı" denmez. Yanlış bir ifade tarzı, ancak toplumda infial uyandırmamak adına yumuşak geçiş için kullanılıyor. Üzerine basarak söylemek gerekir. Kültürümüz, yozlaşıyor,kayboluyor. İnançımız, milli değerlerimiz zayıflıyor. Dilimiz, bozuluyor anlaşılmaz hale getiriliyor. Erozyon eurovizyonu hatırlatı.1975'den bu yana ilk defa 2003 yılında I.lik aldık. İngilizce olduğu için mi? lütfettikleri için mi? Bence şarkı ve düzenleme (kareo....demeyeceğim) çok güzeldi. Tarafsız olmak zorunda kaldılar. 28 sene sonra. Mimarlığımızın da bundan farkı yok. Sırtımız nasır tuttu, sıvazlanmaktan. Yine söylüyorum. "Uluslararası proje ve mimarlarımız var" görmemezlikten geliyorlar. Gözlerine sokacağımız zaman yakındır. Bir de anlaşabilsek. Tık'lamağa devam. |
|
|
|
|
|
#24 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 683
|
Türkiye’deki Yeni “Nihilizm”
Yazıya gözatmanızı tavsiye ederim. Kafa yorduğumuz şeyleri analiz etmemize faydası olabilir. Söyediğiniz kültürel kirlenmeye pek çok aydın değinmişti ve aydın mimarlarımız. Tamam bunu anladık, kültürel kirlenme yaşıyoruz... Peki anladık ama birşeye karar verelim artık, bu arada kalmışlıkla hiçbiryere varılamaz. Ben kişisel olarak bir değerler sistemi kurabilirim kendim için, ama bu toplumsal tabana yayılmadıkça pek anlamlı olmaz. Şimdi karar verelim, modern toplum olmak mı istiyoruz? Yoksa 'orient'al , ama doğuya göre modern, batıya göre göre doğulu kalmaya devam mı edeceğiz? Yoksa bizi illaki bir 'model' olarak ifade etmeye çalışan analitik düşünme engellileri hiç takmasak mı? Bir Alman mimar gelecek, F1 pistini bu oryantalizm etkisindeki postmodern mimariyi ' bu sizi yansıtıyor' diye dayatacak. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINIZ, ADALET BAKANLIĞINIZ bu postmodern kimliği ' biz buyuz' diyerek TİP'leştirecek. Parti binalarını da buna uygun yapacaklar.Aydınlar da buna aval aval bakacak... İçindekilere sorunca bu binalar 'modern' diyorlar ya bir de ... Modernliği ' akıllı asansör sanıyorlar'.Neyse işte; birileri bize bir gömlek giydirmeye çalışıyor , ben üzerime kendime yakışanı giyerim belki ama Dünya beni fesli-sarıklı sanmaya devam eder. Ne demek istediğimi daha açık yazarsam, kültür sanat düzeyinden kayıp iş siyasete girecek. O tarafa çok bulaşmadan bu fikir oyununun içinde bir çıkış bulmayı umuyorum. Uluslararası mimarımız olsun , bizi de ifade etsin, ama biz kendimizi nasıl ifade edeceğimize kararverebilseydik önce... Şu halimizle Dünya'ya 'fes' ile yada bireysel söylemlerle çıkarız ancak. Bireysel söylemler içinde yerel olandan beslenenlerle... Diğerleri zaten ha N.Y , ha Milano, ha İstanbul dan çıkmış, hiçbir farkı yok... F.Gehri bir müze de TRT binasının yerine yapsın , ne değişir?
__________________
R&R En son RedRapsody tarafından düzenlendi : 09-07-2008 19:17 |
|
|
|
|
|
#25 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 683
|
(Küçük Prens(exuperi) kitabıkdaki 'Türk gökbilimci' hikayesini bilirsiniz. Batılının düşünme sistemini basitçe özetleyen bir hikayedir... Bizim batı karşısındaki durumumuzu da ifade eder...)
......... Şimdi bu uyduruk vizyonu dayatmaya çalışanlar var ya, bunu amaçlayanlar neden hala fes giymiyor onu anlamış değilim... .......... Bireysel söylemler içinde yerel olandan beslenenlerle... Modern olan yani 'şimdi' sorunlarına eğilenlerle, ' geçmiş ne güzeldi' diyenlerle de değil... Hangi yerel söylem onu da deşmek gerek, birisi fes giyer 'yerel' oldum der, diğeri çarpık kentleşmeyi analiz ederek modern çözümler, yaşam biçimleri önerir... Özden beslenelim diyoruz ama F1 pisti yada yeni TİP projeler gibi yaklaşımlarla karıştırılmayalım, benim için bunlar kot kumaşından yapılmış festen başka birşey değil.(kotçulara da fikir verdik burdan)
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
#26 |
|
Arkitera Üyesi
Manisa
Mimar
Kayıt Tarihi: 03-04-2008
Mesaj: 276
|
TIK yok olmadığı gibi Mık'ta yok. Sizleri ikna edemeyeceğimi anlayınca.
Yabancılardan dönme; Milli futbolcumuz var. Milli koşucumuz var.Milli boksörümüz,haltercimiz var. Uluslararası müsabakalara katılıyorlar. Bu şekilde uluslararası mimarımız niye olmasın? İstanbul dedim,Kadıköy'ü verdim, bu saate kadar uğraştım sonunda ikna ettim. Birazcık! esmer ama inandırıcı olur. "Mimarlık camiası olarak artık bizim de uluslararası bir mimarımız var". Hayırlı uğurlu olsun. |
|
|
|
|
|
#27 |
|
Arkitera Üyesi
Manisa
Mimar
Kayıt Tarihi: 03-04-2008
Mesaj: 276
|
Ne fesi ne kafesi,
Ne peçesi ne feracesi, Ne kumaşı neyin endazesi. Bir TIK sesi. Çok eskilere dayandırdınız. Ulubatlı Hasan aramıyorum. Burçlara dikilen bayrak sesini hiç aramıyorum. Seyyid Onbaşının 200 okkalık top mermisini kaldırırken ki sesini de aramıyorum. Batı da Kapıkule'ye,Kuzey de Batum'a dayanmış emperyalist güçlerin ayak seslerine, Doğu da bir avuç çapaçul eşkiyanın kaleşnikof sesine, Güney de havalanan Amerikan jetlerinin sesine karşılık. Bir TIK sesi. Bu kod isimlerini aile fertlerinizden biri koymadı,öyle bile olsa mahkeme kararı ile değiştiriliyor. Ama siz de haklısınız; "Türkiye" diyemeyen, dedirtemeyen muktedir olamamış iktidar dahi "Turkey "deyip yolunacak hindi gibi Türkiye'yi pazara çıkarıyorsa. Fırsatçıların kullandığı "Gemisini kurtaran kaptan" lafını atasözü diye sokuşturuyorlarsa. Ne yolunurum, ne de gemimi terkederim. Ama TIK sesini beklerim. Hoca Nasretin'in göle maya çalması, hikaye değil, umudların tükenmediğinin göstergesidir. TIK sesi de gölden bir damladır. |
|
|
|
|
|
#28 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Öğrenci
Kayıt Tarihi: 15-04-2008
Mesaj: 39
|
Aslında "Neden uluslararası mimarımız yok?" sorusu açıkça ifade etmemekle beraber batı medeniyetlerini hedef alıyor kendine. Nihayetinde Cumhuriyet devrimlerimiz ile de ilişkilendirecek olursak Türkiye yüzünü batıya dönmüş bir toplumdur. Gerek siyasi gerek ekonomik gerekse sosyal yapılar göz önüne alındığında çok da normal bir durum bu. Köklü bir değişim sürecinden geçmiş ve bizim modern diye adlandırdığımız bir yapı var karşımızda. Fakat aslında doğuda olmamız durumunu ıskalamamıza da sebep oluyor bu durum. Açıkça ifade edecek olursak doğu kültüründen de son raddede beslenmemize rağmen doğuya, batının oryantalist bakış açısıyla bakmak gibi bir alışkanlığımız var. İşin diğer tarafında batıyı tamamen reddedip kafa tutan bir sosyal durumun varlığı ise bizi korkutuyor.
Bu tartışma aklıma Finlandiya'nın tarihsel sürecinde kendi toplum yapısını ve mimarlığını nasıl geliştirdiğini getiriyor. Önceleri İsveç hakimiyeti, sonrasında Rus ve bu ortamda doğan bir Fin toplumu söz konusu. Kendi kimliklerini yaratmaya çalıştıkları dönem 1800'lerin ikinci yarısıdır. Yerelden beslenmenin başlaması ve ardından gelen modern dönem. İşin mimarlık tarafına baktığımızda üstat Alvar Aalto çıkıp geliyor ve bu yerel beslenişi muntazam bir biçimde modernizmle harmanlayarak başyapıtlarını ortaya koyuyor. Dikkat çekmek istediğim nokta uluslararası ses getirme sürecinde yerelden alınan feyzdir. Bu bağlamda baktığımızda modern dönemi ıskalamış bir toplum olduğumuz ortada. Yine yukaradaki örneklemeyle ilişkilendirecek olursak Aalto'nun 1930'larda 1940'larda yaptığı kasaba merkezi(town hall) yapılarının hem mimarlık hem de toplumsal yapı adına yarattığı kazanımlara bakmamız yeterli olacaktır. Kendi ülkesine faydası olmayan adamın uluslararası camiada ün yapmasının bana göre pek bir anlamı yok. Salt isim olarak bu camiada var olmanın ve bir ülkeyi temsil etmenin de modernizmi ıskalamış bir ülke için yeterli olmayacağı inancındayım. An itibariyle küreselleşmenin yoğun etkisi de göz önüne alındığında kimliksizleşmiş bir toplum görüntüsü yaratıyoruz. Milliyetçilik denilen kavramın da Atatürk devrimlerinden bugüne çok değişmesinden mütevellit yeni bir durum yaratmamızın gerekliliği ortaya çıkıyor. Batı ile doğu arasındaki konumumuzu avantaja çevirmek bence en olası kurgulardan biridir. Herkesin hemfikir olduğu bir asgari müştereğe malesef hiçbir alanda sahip değiliz. Ne demokrasiyi, ne geçmişte yaptığımız devrimleri ne doğuyu ne batıyı sindiremediğimiz için bir ileri bir geri salınıp duruyoruz ortalıkta. Batının doğu algısı olan oryantalizm gelip mimarlık gündemimize damgasını vuruyor ama biz de çıkıp herkese "Hayır arkadaşım o iş senin bildiğin gibi değil, bizi yansıtan aslında budur" şeklinde bir örnek gösterip karşısına dikilemiyoruz. Uluslararası mimarımızdan önce bizim ulus olarak sahiplenebileceğimiz mimarlara ihtiyacımız var. Tıpkı aynı şekilde sahiplenebileceğimiz asgari müştereklere ihtiyacımız olduğu gibi. |
|
|
|
|
|
#29 | |
|
Yönetici
Ankara
Mimar
Kayıt Tarihi: 03-08-2003
Mesaj: 542
|
Alıntı:
Bir de şu "esmer ama inandırıcı" (yabancıdan dönme uluslararası mimarımız) durumu açsak?
__________________
"(...)Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı Yangelmişim diz boyu sulara Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum (...)" T. Uyar |
|
|
|
|
|
|
#30 |
|
Yönetici
Ankara
Mimar
Kayıt Tarihi: 03-08-2003
Mesaj: 542
|
Aslına bakarsanız, Arkitera'dan da takip ettiğimiz kadarıyla B2 evi (B2 Evi - Han Tümertekin), Santralistanbul (Santralistanbul - EAA Architects & NSMH & Mimarlar Tasarım Santral İstanbul La Vanguardia Gazetesi'nde), Levent Loft gibi projeler yurtdışında da yankı buldu. Üstüne üstlük bunlar "bize özgü değerler"den çok "evrensel" değerleri yansıtıyor gibiler.
Gelecekte Türkiye'den daha çok mimarın ve binanın adı ülke dışında duyulacak diye düşünüyorum. Ve bence bunun sebebi mimarlığımızın daha iyiye gitmesinden öte, Türkiye'nin giderek daha fazla "uluslararası" olmasıdır.
__________________
"(...)Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı Yangelmişim diz boyu sulara Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum (...)" T. Uyar |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|