|
Çok eskiden çalıştığım bi mimarlık bürosunda bir çizelge hatırlıyorum. İşe geliş saatimiz, üzerinde çaıştığımız projenin adı, projenin hangi kısmında çalıştığımız, kaç saat çalıştığımız, saat kaçta işi bıraktığımız kaç saat mola verdiğimizi yazıyorduk. Günün sonunda toplamda hangi işe kaç saat ayırdığımızı topluyorduk. Ayın sonunda çizelgeyi kapatıyorduk. Toplamda kaç saat çalıştığımızı yazıyorduk. Belli bir saatin üstü mesaiye giriyordu. Her ay sonunda bu çizelgeyle birlikte mimarlık bürosu sahibinin odasına gidiyorduk herbirimiz tek tek. Bizden biten ayın sorgulamasını yapmamızı istiyordu. Neler yaptık neler yanlıştı, neler başarılıydı. Eğer bizden bir memnuniyetsizliği varsa bunu belirtiyordu konuşuyorduk. Büroda ciddi bir çalışma sistemi vardı. Herşey düzenli, kurallı, çalışanlardan biri ayrılsa bile aynı standartta devam edilebilecek şekilde planlıydı.Ben yararlanacak kadar o ofiste kalmadım ama bir projeye harcadığınız toplam mesai projenin tamamlanmasından sonra belli bir oranda size prim olarak geri dönüyordu. Tabi bunun için ciddi bir süre ofiste çalışmış olmak gerektiğini tahmin edersiniz. Benim anladığım burada performansınız aylık dilimlerde zaten ölçülüyordu. proje çizim hızınız, sorunları çözme hızınız, diğer disiplinlerle olan doğru ilişkileri kurabilme hızınız ve tabiki aldığınız görevi belirtilen süre içinde başarıp başaramadığınız. Bu benim gördüğüm en bariz ve sistemli performans değerlendirmesiydi. Açıkcası diğer çalıştığım yerlerde bu anlamda çalışanın da içine dahil edildiği bir proje yada çalışan takibi görmedim. Genel intiba üzerinden değerlendiriliyorduk zannedersem.
|