Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Mimarlık > Mimarlık

Mimarlık Mimarlar ve mimarlık dünyasına ilişkin genel konular bu başlık altında.

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 25-01-2006, 15:03   #1
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
"Modernin İşlevi" üzerine...

Geçmişten gelen birikimlerle, "geleceğe yönelik sürekli şimdi"yi kurma çabası olarak, ya da ütopyanın şimdideki izdüşümü olarak modernin işlevi üzerine, mimarlık alanından günümüze ne gibi kayıtlar düşebiliriz?

Özne bireylerden oluşan toplumun mutluluğunun "aracı olarak" düşünülüyor ve bu yolda düzenli/kesintisiz bir çaba harcanıyorsa; mimarlık eylemi olarak plan, amacın yerine geçebilir...

"Ütopya"nın "şimdi" ile bağlantısını "işlevsel kılmakta" bir "araç olarak" mimarlık; "Modernin İşlevi" konusundaki bağlamlardan biri olarak da aynı işlevi üstelik amaç olarak da yerine getirebilecek değerde melez soylu-soylu bir melez düşünce ve davranış alanıdır.

"Var olmayan yer" olarak Ütopyanın, mimarlık potansiyeli:...

"Olmayan yerin" henüz planlanmamışlığını düşünmek aracı olarak bile, (potansiyel düşünce ya da davranış olarak) mimarlık, şimdinin özlemini taşıyabilir olmayan zaman ve yere...

Ya bugüne?:...

(Sonra devam ederim. Ama yazmak isteyen devam edebilir...
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 01-02-2006, 18:20   #2
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Bu yazıyı da

Bu yazıyı da burada unutmuşum...

Özür dilerim.

Ama en kısa zamanda (ilk boş bulduğum anda) devam edeceğim.

Ama sözü olan da esirgemesin bu arada...
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 02-02-2006, 18:21   #3
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 25-10-2005
Mesaj: 29
buharlı makine

Modernin işlevi deyince standartlaşma, en başta da üretim makinelerinin (makineleşme) ve dolayısı ile ürünlerin standartlaşması geliyor. Makineleşme geliyor çünkü modernizm, günlük yaşamda yapılması gereken işlerin makinelere devri ve başka şeylere vakit ayırabilme; sosyal yaşamın gelişimi, daha az yorulmayı veya çalışmayı vaat ediyordu ve makine onun için bir simge idi. Günlük yaşamın geçtiği yerler olarak da yine ucuz ve kaliteli mekanları ile cazipti.Yapı üretiminin endüstrileşmesinin başlangıcı Cristal Palace ile olmuştur. Bütün parçaları dışarıda üretilen veya başkaları tarafından zaten üretilmiş olan malzemelerden seçilerek, inşaatın bunların organize ederek birleştirilmesi olan "Prefabrikasyon" da böylece başlamış oluyordu. Yapıda standartlaşma üzerine yapılan çalışmalar modül ve koordinasyon çerçevesinde sürmüştür.


18. yy. da %5-10 verim ile çalışan buharlı makinelerin devreye girmesi ile toplum yapısı, kültürü, devlet yapıları ve günlük yaşama da ait ne varsa değişmeye başladı. üretim-tüketim ve kapital ilişkilerinden dolayı yönetimlerin şirketlere geçişinin başlangıcıda başlamış oldu. En başta "asıl" üreten, toplumun kalacağı yerleşkelerin ve üretimin yapıldığı fabrikaların standartlaştırılmaya çalışılmasıydı. İş saatlerinin düzenlenmesi bu dönemde yapılan anlaşmalarla başlar. Ancak yinede işçileri ve çocukları düşük ücretlerle ve uzun çalışma saatleri ile sömürmek (bu gün türkiyede olduğu gibi) oldukça yaygındı.
Jostein Gaardner, Sofinin Dünyası nda bu dönemin şartları ile onu sorgulayarak ortaya çıkan akımlarla modernizm sonrası ortaya çıkan hippy ve 1968 kuşakları arasında söylemsel bağlantı kurarak bu günde farklı mıyız sorusunu sormaktadır.


http://www.arkitera.com/article.php?...yArticle&ID=96
Picasso: Yeniden Mimarlık İçin Bir Ümit-Ferhan Yürekli
19 Ocak 2006
Bir zamanlar aristokrasi, din ve yönetici (hükümdar) sınıflar gibi ortak özellikleri çalışmamak olan sınıflar, başka bir deyişle kapitali elinde tutanlar, mimarlığı sömürdükleri köylülere karşı statü sağlamak için kullanıyorlardı...



Ev aletlerinin giderek mekanikleşmesi, ve sonunda da elektronikleşmesi 20. yy başından sonuna kadar geçen süre içinde gerçekleşmiştir. Ev aletlerinin makineleşmesi toplum yapısının bir kez daha değişmesi anlamına gelir çünkü ev işlerini yapmakla yükümlü görülen kadın, giderek daha fazla boş zaman elde etmiş bunu iş için kullanması onun kendi ekonomik özgürlüğünü farketmesiyle de bir anlamda eşitliği elde edebilme imkanına kavuşturmuştur, bu da toplumun büyük ölçüde değişmesidir.

Modernizmin simgesi olan makineleşmenin vaat ettiği modern=sosyal ve kültürlü toplum modeli ne kadar başarılı bu tartışmalı bir konu, günlük yaşamdaki bazı işleri, kendilerinden beklendiği gibi makinelerin devraldığı doğru ancak sonucunun daha sosyal ve kendisine ve hayata daha fazla zaman ayıran toplum olduğu bir yanılsama. Her yeni ürünle elde edilen boş zaman kişiye değil üretime katkıda bulunmanın yeni bir çeşidi ile yine kapitalizme geri dönmektedir...

Bana asıl ilginç gelen makineleşme ise makro makineler olan ve küresel ağın parçası fiziksel ve giderek daha fazla sanal olan kentler. Yani bir kelebeğin dünyanın bir yerinde kanat çırpışının başka bir yerde fırtınaya yol açabilmesini sağlayan makineler....
Kentin bir noktasında ufak bir kazanın diğer yollardaki trafiğin tıkanmasına yolaçması, bir yere yapılan gökdelen, köprü ile daha önce hiç akla gelmeyen sonuçların ortaya çıktığı, kullanım kulavuzu olmayan ve kesin kuralları olmayan bir makine..

En son okyc tarafından düzenlendi : 02-02-2006 19:09.
okyc Şu anda online   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 03-02-2006, 12:59   #4
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Katılım ve katkılar için...

Sayın okyc

Katılım ve katkın için teşekkürler...

"Modernin İşlevi"ne (ya da başka durum ve kavram açılarından olsun; ama yeter ki olsun...) "bence" bakışı olanların katkı ve katılımı gerekiyor.:...

Modernizm - Modern - Modernite - ...

5N? 1K?

Bencede devam...



Alıntı:
Orijinal metin okyc tarafından gönderilmiş
Modernin işlevi deyince standartlaşma, en başta da üretim makinelerinin (makineleşme) ve dolayısı ile ürünlerin standartlaşması geliyor. Makineleşme geliyor çünkü modernizm, günlük yaşamda yapılması gereken işlerin makinelere devri ve başka şeylere vakit ayırabilme; sosyal yaşamın gelişimi, daha az yorulmayı veya çalışmayı vaat ediyordu ve makine onun için bir simge idi. Günlük yaşamın geçtiği yerler olarak da yine ucuz ve kaliteli mekanları ile cazipti.Yapı üretiminin endüstrileşmesinin başlangıcı Cristal Palace ile olmuştur. Bütün parçaları dışarıda üretilen veya başkaları tarafından zaten üretilmiş olan malzemelerden seçilerek, inşaatın bunların organize ederek birleştirilmesi olan "Prefabrikasyon" da böylece başlamış oluyordu. Yapıda standartlaşma üzerine yapılan çalışmalar modül ve koordinasyon çerçevesinde sürmüştür.


18. yy. da %5-10 verim ile çalışan buharlı makinelerin devreye girmesi ile toplum yapısı, kültürü, devlet yapıları ve günlük yaşama da ait ne varsa değişmeye başladı. üretim-tüketim ve kapital ilişkilerinden dolayı yönetimlerin şirketlere geçişinin başlangıcıda başlamış oldu. En başta "asıl" üreten, toplumun kalacağı yerleşkelerin ve üretimin yapıldığı fabrikaların standartlaştırılmaya çalışılmasıydı. İş saatlerinin düzenlenmesi bu dönemde yapılan anlaşmalarla başlar. Ancak yinede işçileri ve çocukları düşük ücretlerle ve uzun çalışma saatleri ile sömürmek (bu gün türkiyede olduğu gibi) oldukça yaygındı.
Jostein Gaardner, Sofinin Dünyası nda bu dönemin şartları ile onu sorgulayarak ortaya çıkan akımlarla modernizm sonrası ortaya çıkan hippy ve 1968 kuşakları arasında söylemsel bağlantı kurarak bu günde farklı mıyız sorusunu sormaktadır.


http://www.arkitera.com/article.php?...yArticle&ID=96
Picasso: Yeniden Mimarlık İçin Bir Ümit-Ferhan Yürekli
19 Ocak 2006
Bir zamanlar aristokrasi, din ve yönetici (hükümdar) sınıflar gibi ortak özellikleri çalışmamak olan sınıflar, başka bir deyişle kapitali elinde tutanlar, mimarlığı sömürdükleri köylülere karşı statü sağlamak için kullanıyorlardı...


.........
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 03-02-2006, 14:47   #5
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 25-10-2005
Mesaj: 29
"özlü sözler" (!??)

.......Size de teşekkürler Metin bey....
  • Modern insanın evinden çöp bile çıkmaz...
  • ... Sevgiye zaman ayırır,...
  • Modern, eskilerin ambalajlanmışıdır...
  • Süsleme yapmak cinayettir...
  • Evinde çamaşır makinesi olan insan modern insandır...
  • Bant pencere, düdüklü tencere,Dumansız baca, kaynanasız koca...

En son okyc tarafından düzenlendi : 03-02-2006 15:04.
okyc Şu anda online   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 03-02-2006, 15:39   #6
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Devamı var...

* Para eden her yeni moderndir...

** "Para eden" deyince deee bir örnek:... "Reklam tükettirildiğinde kar elde edilebileceği hesaplanan herhangibir şeyin, değişik araç ve yötemlerle tüketicinin gözünden, kulağından, ağzından, burnundan sokularak bilincinin regl edilebilmesi sanatıdır..."

*** Artııı: "Ebelek gübelek..."

Bence konu bu yolla pek fazla uzağa gidemez.

Ne dersin?

Moderniteden (mevcut görünen durumdan) hareketle, modernizmin doğru bir okuması da, ona karşı meydan okuması da yapılamaz...

Modernizmden bir modern kıymık yeryüzüne düştüğü anda ölür.

Çünkü modernizme ihanet etmiştir.

Hani biraz da mükemmelliyetçilikle de ilgilidir modernizm.

"Mükemmelliyetçilik, mükemmele ulaşma çabasının kendisidir." de olduğu gibi...

Bu yüzden "modernizmin işlevi" değil de "modernin işlevi" demiştim konu başlığına.

Modernizme ihanet etmediği için, ölmeyen modernleri aramak gibi...

Beyhude görülen, ama ütopya yolundaki ölmeye de bir türlü yüz tutamayan, modernizme ihanet etmeyen moderni aramak yolculuğu...

"Para eden her yeni moderndir..." aslında kapitalizmin ürettiği imitasyon modellerinden bir ihanet modernini anlatır...

Modernizmle ilgili aklında var olan tüm kayıtlarını yak ve sil.

Otur yeni baştan onu kendinde var et...

Var mısın?

/////////////




Alıntı:
Orijinal metin okyc tarafından gönderilmiş
.......Size de teşekkürler Metin bey....
  • Modern insanın evinden çöp bile çıkmaz...
  • ... Sevgiye zaman ayırır,...
  • Modern, eskilerin ambalajlanmışıdır...
  • Süsleme yapmak cinayettir...
  • Evinde çamaşır makinesi olan insan modern insandır...
  • Bant pencere, düdüklü tencere,Dumansız baca, kaynanasız koca...
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-02-2006, 17:45   #7
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Kendi küllerinden yeniden doğmak...

Kendi küllerinden yeniden doğmak...

???


Herhangi bir web arama motorunda sorduğunuzda...


Zümrüdü Anka, ...............Batı kültürlerınde ise Phoenix adlarıyla anılır.................. Ömrünün sonuna gelınce bahar ağacı yapraklarından yaptığı yuvasını ateşe verip kendini yakarak, yeniden dünyaya gelir. ..........
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 15-02-2006, 11:16   #8
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
"Modernizm Kolay Kolay Çekip Gitmeyecek"

Aşağıdaki yazıyı tarafımdan yürütüldüğü,

http://www.arkitera.com/news.php?act...wsItem&ID=7117

adresinden fotograflarıyla birlikte okuyabilirsiniz

* * *




Modernizm Kolay Kolay Çekip Gitmeyecek

Tarih: 14 Şubat 2006 Kaynak: Guardian Yazan: Deyan Sudjic Çeviren: Şevin Yıldız, Gülin Şenol - Arkitera.com

Le Corbusier ve modernizmin stilistik ikonu siyah çerçeveli gözlükleri
Fotoğraf:architecture.mit.edu

İngilizler başlarda modernizmi yeriyorlardı, şimdi ise adeta milli dokunun bir parçası. Şimdiye dek modernizmle ilgili yapılan en kapsamlı anket gösteriyor ki, 20. yüzyıla damgasını vuran estetik, 21. yüzyılda da çok etkili olabilir.

Modernizm, ilk çıktığı zaman bütün üslupları sonlandıracak üslup olarak görülmüştü. Ortaya çıkışından 50 yıl sonra, tarihi yürürlükten kaldırmaya çalışan ve tüm biçimleri sözde “sonsuz” geometrik elemanlara indirgeyen tasarım felsefesi, zaten modernizmin öldüğünü ilan etmişti. Hala “Post Modern Mimarlığın Dili” adlı kitabın bir kopyasını elime aldığım günü ve neredeyse trafiği durduracak kadar etkili olan ilk cümlesini hatırlıyorum. “Modern Mimarlık 15 Temmuz 1972’de saat 15.32’de, o meşhur Pruitt-Igoe’ya - veya onun birkaç döşeme bloğuna - son dinamit konulduğunda ölmüştü.”


Pruitt-Igoe
Fotoğraf: aliciapatterson.org

Amerikalı ünlü eleştirmen Charles Jencks bu konuda şöyle bir saptama yapar, “ Kendilerini modern olarak tanımlayan birçok Amerikalı mimarın, ölü bir pratiği hala yaşıyormuş gibi icra etmesi de çağımızın en tuhaf şeylerinden biridir. “Jencks, kimbilir Prutt-Igoe’nun tasarımcısı Minoru Yamasaki tarafından tasarlanan bir başka binanın, yani Dünya Ticaret Merkezi’nin de aynı şekilde prematüre ama çok daha vahşi bir biçimde sonlandırılacağını bilseydi, neler söylerdi.

Jencks’in eleştirmenliği döneminde, insanlar çoktan modern mimarlığın hızını alıp bittiğini düşünüyordu. Ama bunu bu kadar soğukkanlılıkla “ölü” ilan etmek, mezarının çevresinde dans etmek, olaya nefes kesen bir nokta koymuştu. Bu Art Deco’nun öldüğünü veya pembenin yeni siyah olduğunu söylemeye benzemiyordu. Kimse Caz Çağı’nı geçici bir modadan daha farklı görmüyordu. Ama modernist olmak demek, müzikten psikoanalize kadar birçok konuda söyleyecek bir sözü olmak demekti. Malzemelerin “dürüst” kullanımı hakkında ahlaki bir duruşa sahip olmak ve daha iyi bir dünya kurmanın tasarımcının görevlerinden biri olduğuna inanmak demekti. Kullandığımız arabalardan, galerilerdeki sanata, posta pullarındaki tipografiden, kentlerimizin fonksiyonel olarak zonlanmasına kadar hayatımızın her noktasını bu kadar uzun süre şekillendiren modernizm, eğer ölmüş ise elimizde dünyayı yönlendirecek nasıl bir pusula kalmıştı ki?

Ne farkederdi ki, daha sonra Jencks bana Prutt-Igoe’nun yıkılma saatini saniyesine kadar bilmediğini ama etkileyici olsun diye uydurduğunu söylemişti. Hatta gösterişli gotik süslemelere düşkün Yamasaki’nin bile, tam anlamıyla modernist olduğu söylenemezdi. Jencks’in cümlesi de bu büyük dönemi noktalayan bir açıklamaydı ve tabii kendisi de eşit büyüklükte birşeyi, postmodernizmi başlatmayı amaçlıyordu. Herkese göre öyle olmasa da Jencks’in bakış açısına göre, Postmodernizm, modernizmin inkar ettiği tarihi ve duyguları tekrar karışıma dahil etmek, kıvrak zeka ile tasarlamak demekti. Ama başkaları için postmodernizm modernizmden daha da soğuk ve kasvetliydi: modernizm artı Fransız edebiyatı kuramıydı.

Birinci Dünya Savaşı öncesinden başlayarak, sans-serif fontuyla çelik ve betona tartışılmaz bir açıklık ve mükemmelikle kazınan “modern” sözcüğü, kültürel hareketleri tanımlayan bütün sıfatlardan daha güçlüydü. “Modern” demek bütün karmaşık biçimleri küplere, konilere ve kürelere dönüşene kadar eritmek demekti. Ayrıca başka hiçbir sıfat hayatın her noktasına bu derecede nüfuz etmemişti ve bu kadar spesifik bir dünyayı algılama biçimine yol açmamıştı. Modern Sanat. Modern Mimarlık, Modern Jazz. Modern Hareket. Modern Hayat.

1970’lerde bir süre için “modern” gerçekten ölmüş gibiydi. Mimarlar topluca bir çöküş sürecine girdiler. Galler Prensi’nin kırbacı altında, Londra’ya modern mimarların verdiği zarardan daha az zarar verdiler, yerel bir üslubun hatta bir çeşit klasisizm potpurisinin altında toplandılar. Modernizmin uzun süre motivasyonu olan apaydınlık yeni bir dünya yaratma arzusu uçup gitmişti.

Siz de pekala “modern”in 1929’da, Alfred Barr ve Rockefellerlar tarafından kafeslenip, New York’taki MOMA’ya koyulmasıyla, yani bu kadar büyük bir kültürel gücün biçime indirgenmesiyle öldüğünü söyleyebilirsiniz. Ama bunu tartışmaya kalkmak, en başından beri modern hareketin algılanış biçimini gölgeleyen bir tanımlar bataklığında kendinizi bulma riskini de taşır. Modern “modernizm” ile aynı şey değildir. Biri çağdaş olan anlamına gelirken, diğeri sırasıyla bizi hem büyülemiş hem de itmiş, çok özel bir yaratıcı yaklaşımı tanımlar.

Modernizm ancak Terence Conran ve Paul Smith’in ortaya koyduğu kıskaç hareketle evcilleştirildikten sonra, İngiltere kendini buna adapte etti. Şimdi ise bu evcilleştirilmiş modernizm her Ikea veya Pizza Express şubesinde görülebilir.

V&A Müzesi’nin önümüzdeki baharda açacağı “Modernizm, Yeni bir Dünya İnşa Etmek” sergisinin küratörü Christopher Wilk, kesinlikle Jenck’sin modernizmin problemleriyle ilgili coşkulu neşesini paylaşmıyor.

Wilk MoMA’daki kariyerine 1980 yılında modern dünyadaki yeriyle derinlemesine çelişkiler yaşayan İngiltere’yi keşfetmeye gitmesinden evvel başladı. Endüstri Devrimini ilk gerçekleştiren bu ülke yaşadığı tecrübelerle o kadar korkmuştu ki başka hiçbir ülkede olmadığı gibi kır evi nostaljik kültüne sarılmıştı. Bu belirsizlik bugüne kadar, Huntsman takım giyen, BMW kullanan neo-paladyen ev sahibi banker olarak veya adında "country" sözcüğü geçen sayısız iç mimarlık dergisi olarak gene karşımıza çıkar.

1988 yılında V&A’e vardığından bu yana bu mantık dışı durumu gösterecek bir sergi düzenleyebilme fırsatını bekleyen Wilk, bu bekleyiş sonucunda da kendine cürretkar, hırçın bir tavır edinmiş:

“Bütün karşıtlıkları ele almak istiyorum” diyor bütün ılımlılığına tuhaf düşen bir tutkuyla.

Wilk’in sergisi “karşı taaruz” olarak açıklanabilir ve Wilk, bu karşı taaruzla modernizmin başarısını kutlamaya kararlı gözüküyor ve ekliyor:

“Britanya’da daha önce hiç kimsenin bu büyüklükte bir sergi yapmamış olmasına hayret ediyorum. Modernizmin miraslarıyla yaşıyoruz. İçinde yaşadığımız binalar, oturduğumuz sandalyeler, hepsi modernist tasarım ideolojisi ve estetiği ile oluşturulmuş bizi çevreleyen grafik tasarımlarıdır.” diyor Wilk, “Postmodernistler ve hatta post post-modernistler olarak kendini hala modernist terminoloji ile ifade edebilen bir dönemde yaşıyoruz.“

20.yy görsel kültürünün oluşumundaki en önemli gücü inkar ederek çalışmak o kadar kolay değil. Ve öyle gözüküyor ki modernizmin algılanışı değişiyor: Mimar John Pawson’a göre “modern” basitçe “iyi” demek.

DEVAMI AŞAĞIDA.
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 15-02-2006 14:53. Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 15-02-2006, 11:17   #9
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Modernizm Kolay Kolay Çekip Gitmeyecek

YUKARIDAN DEVAM:..


20.yy görsel kültürünün oluşumundaki en önemli gücü inkar ederek çalışmak o kadar kolay değil. Ve öyle gözüküyor ki modernizmin algılanışı değişiyor: Mimar John Pawson’a göre “modern” basitçe “iyi” demek.


James Joyce
Fotoğraf: forumuniversitaire.com
James Joyce
Fotoğraf: wien.gv.at


Eğer modernitenin orjinleri Aydınlanma Dönemi’nde yatıyorsa, kafa karışıklığı yaratmasına gerek kalmadan modernizmin Birinci Dünya Savaşı civarlarında formüle edilmeye başlandığı söylenebilir. Wilk, modernizmin en enerjik ve en önemli dönemini ise 20 yıl sonrasında ikinci kuşak modernistlerin ortaya çıktığı 1960’lar olarak görülüyor. Bahsi geçen bu dönem pürist geometri gibi resim alanındaki gelişmelerle şekillenmiş -Corbusier’in mimarlığı kübizmin mekansal keşfine bir yanıttır- ve James Joyce’un edebiyettaki radikal deneylerinden Sigmund Freud’un psikoanalizdeki öncülüğüne kadar bir çok farklı alandan etkilenmişti. Glasgow ve Prag, Budapeşte ve Helsinki’yi etkileyen modernizmin kökleri sadece Corbusier’in yaşadığı Paris’e değil aynı zamanda Gropius’un modern tasarım dilini kurduğu Bauhaus’u açıldığı Weimar ve Adolf Loos’un Viyanası’na kadar uzanmaktadır.

Modernizmi farklı kılan şey tarihe ve geleneklere karşı gösterdiği tepkiydi. Hareketin öncüleri Gropius, Le Corbusier ve Ludwig Mies van der Rohe, sandalyeden çay fincanına kadar daha öncesinde bu şekilde yapılmamış şeyleri tasarımlama dürtüsüyle hareket etmişlerdi. Tasarım ile morali eşitleme eğilimi ile birleştirilmiş makine fikrine obsesif biçimde bağlıydılar. “Dekorasyon”un yerilmesi gerekiyordu çünkü onlara göre dekorasyon, kendilerinin modern malzemelerle ortaya çıkarmaya çalıştıkları gerçekleri saklıyordu. Loos, açık bir biçimde süslemeyi suçla denkleştirmişti, kendisine göre dövme yaptırtan biri ya suç işlemeye meyilliydi ya da zaten çoktan suç işlemişti.


Mies van der Rohe'un Barcelona Sandalyesi
Fotoğraf: uncrate.com

Modern evi ise geleneklere karşı, en azından bir ev yaşantısının nasıl olması gerektiğine ya da en azından nasıl gözükmesi gerektiği için verdikleri savaşta silah olarak kullanıyorlardı. Beyaz duvarlar, çıplak tavanlar, bolcana cam ve krom kendileri için yeniliğin simgesiydi. Objelerin sanki makineymişçesine ya da el işi dahi olsalar makineler tarafından yapılmış gibi gözükmeleri gerekiyordu.

Modernist tasarımcılar ayrıca bu saplantılarının ruhu doğrultusunda kendilerini tekrar tasarlayacak kadar narsistlerdi. Mütemadiyen, daha da yalınlaştırılmış,daha ‘rasyonel’ yeni aksesuarlarla ortaya çıkıyor veya kameralara fotojenik bakışlar atmak için o siyah kulplu mükemmel dairesel çerçevelere sahip gözlükleri benimsiyorlardı. V&A müzesinde Vladimir Tatlin’in 1923 yılında standart “işçiler” için tasarladığı giysilerin detaylarında da bu tutum görülebilir: kıyafetten ayrılabilir pazen astar, terin bir yerde toplanmasını önlemek için geniş tutulmuş kol ağızları. Üniforma düz bir şapka ve botlarla tamamlanıyordu. Rodchenko’nun aynı derecede radikal “konstruktivist” kıyafetler içerisindeki fotoğrafları da mevcuttur. Naziler’in yergilerinin ve eziyetlerinin hedefi böyle detaylardı.


Marianne Brandt’in kültablası
Fotoğraf: momaorg.jpg

Wilk’in V&A gösterisi 1939’da bitiyor ve bu noktada savaşı yapım kadar yıkıma da dair olan makine çağını yükselten modernizm için son nokta olarak görmüş olanlar var. Wilk, Walter Zapp'ın 1936 tarihli Minox kamerası’ndan iPOD’un erken benzerleri, Marianne Brandt’in kültablası’na kadar aşina olduğumuz ya da olmadığımız bir çok sanat ürünü ve objeyi bir araya getirmeyi başarmış. Sergide ayrıca Leger resimleri ve Man Ray fotoğrafları da bulunuyor.


Walter Zapp'ın 1936 tarihli Minox kamerası
Fotoğraf: komamura.co

Margarete Schutte-Lihotsky tarafından sosyal konut programı içerisinde 1927 yılında tasarladığı Frankfurt Mutfağı’nın müjdecisinin bir örneğini de ele geçirmiş. Schutte-Lihotsky, kafasında biçimlendirdiği aile yaşamı için bu mutfağı tasarlamış, içeriği de modernizmin hassas bir sosyal yönü olabileceğini kanıtlamaya niyet edilmişti.


Frankfurt Mutfağı
Fotoğraf: owlnet.rice.edu
Frankfurt Mutfağı
Fotoğraf: en.wikipedia.org


Wilk bu sergisiyle orta Avrupa’nın modernizimdeki ciddi ve kısmen unutulmuş rolünü tekrar yeniden kurmaya niyetli. İki savaş arasındaki kısa zaman diliminde, Çekoslavakya kendini gururlu modern bir devlet olarak görüyordu. Bunun doğrulaması için Wilk, bir Çek olan Eva Jiricna’yı sergiyi tasarımlaması için seçmiş. Savaş öncesi Çekoslavakya’da Hans Ledwinka tarafından tasarlanmış Ferdinand Alexander Porsche’nin VW’sunun düşünce temellerini şekillendiren Tatra Marka otomobillerden birini bulmuş.

Wilk’in hırçın tutumu modernizmin rehabilitasyonunda durmuyor, Kendisi İngilizlerin modernizme olan tutumlarını da dönüştürmeye kararlı. İngiltere unutulmamalıdır ki iki savaş arası Britanya Mimarlık Kraliyet Enstitüsü’nün başkanı Sir Reginald Bloomfield’ın “modernismus”u ülkeye ait olmayan, yabancı, tuhaf bir kurgu olarak tanımlamakta ısrar ettiği bir ülkedir.

1930’lardaki Mendelsohn ve Chermayeff's Chelsea evi gibi pürüzsüz beyaz betondan kutu evlerin patlamasına Britanya’nın tepkisi Evelyn Waugh’un tekinsiz bir çizgi roman buluşunda, Walter Gropius’un balıkgözlü bir figürü olan Profesör Otto Silenus’da olmuştu. Silenus, Margot Beste-Chetwynde tarafından üç ayda bir çıkan bir “Macar dergisi’nin sayfaları aracılığıyla” keşfedilmiş ve yeniden canlandırılmış bir Gotiğin izlerini taşıyan aile evi kavramını “yalın, net ve kare” birşeyle değiştirmesi için görevlendirilmişti. “ Benim gördüğüm kadarıyla mimarlığın sorunu, bütün sanat dallarının sorunudur; yani formun düşünülüş biçiminde insani öğelerin yokedilmesidir” diyor Silenus. Wilk’in de işaret ettiği gibi, modernizm aşağılayıcı bir biçimde kullanılıyordu. Hatta 1737’de Jonathan Swift çağdaş dili sömürenleri “modernist” olarak adlandırıyordu.

Modernizm ile ilgili bu şüphecilik sadece Britanya ile sınırlı değildir. Amerika’da Tom Wolfe “Bauhaus’tan Bizim Evlerimize”yi Amerika’nın kendisinin Avrupa’nın gümüş prensleri olarak adlandırdığı, Bauhaus’tan çıkıp dosdoğru Amerika’ya işçi evleri gibi müzeler inşa etmek için gelenlere duyduğu gülünç saygı ile alay etmek için yazmıştır.

“Modernizm’in insaniyetsizliğine karşı saldırılar, en uç noktada modern lakabıyla katranlanan herhangi birşey modernizmde hiç bir bir güzelliğin bulunamayacağı ve modernist fikirlerin hiçbirşeye değmeyeceğine dayanan absürd sonlara sahiptir.“ diyor kalbinde hala erken modernistlerin manevi görevlerine inan Wilk. “Le Corbusier, bu şekilde başarısız, kuru tasarımlara ilham vermeyle suçlanmış, aslında onun işleriyle çok da alakası olmayan kötü şekilde inşa edilmiş beton kulelerden sorumlu tutulmuştur. Modernizmi anlamadığımız müdettçe onu değerlendiremeyiz.”

Jencks’in ataklarının şiddeti azaltıldı ve hatta Galler Prensi bugünlerde dikkat çekmeme siyaseti içerisinde, ancak şimdilerdeyse modernizmin başı başka türlü bir belada. Wallpaper tarafından kucaklanmış, ters virgüller ile boğulmuş, ve kendisini dinamitle değil kibarlıkla öldüren Antiques Roadshow'larda boy göstermeye başlamıştır. Apple’ın Mies van der Rohe ve Charles Eames’in izini takip eden tasarımcıları Jonathan Ive ve Jasper Morrison gibi yeni tasarımcılar kuşağına gelindiğinde Wilk için modernizm çok önemli. Wilk modernizmi her iki kaderden de kurtarmaya teşebbüs ediyor, ne sevimli ne de canavarca olduğu, fakat her zamanki hala canlı ve muazzam biçimde bugün de enerjik ve geniş bir çevreye yayılan bir kültür hareketi olduğunu göstermeyi amaçlıyor. Modernizm zevklerimizi çarpıcı bir derecede tanımlıyor. Onsuz, ne ankastre mutfak ne de çatı arası yaşam olur ne de masif okul ve hastahane binası programları bugünküne benzerdi.

Modernizm olmadan Britanya’nın çağdaş yerel görünümü şimdikinden baştan sona farklı olurdu.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 13-03-2006, 18:05   #10
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Foraminifera

http://forum.arkitera.com/showthread...2105#post42105

"Farkındalık..." konusunda farkındalık.

"Farkındalık" denilen davranış biçimi yada zaman kavramıyla birlikte söylersek "davranış hali"nin, davranış alışkanlıklarımıza dışarıdanda da bakabilme durumu "sürekli bir farklı olanları algılama ve okuma" hali yaratmaz mı?

Bir tür empati davranışı edinmek ve bunu zamanla ölçme ve ölçek bilgisi ile pekiştirmek, sürekli bir mimarlık eylemliliği halinde olmayı getirir.

İnsan canlıları ve onları biçimsel olarak akla getirebilecek hiçbirşeyin bulunmadığı bir ortama; bir yabancı yani ne olduğu bilinmeyen uzaylı gözüyle bakabilme gayreti, önyargılar veya davranış alışkanlıkları dışından başka bir gözle bakabilme becerisi aynı mimarlık eylemliliğinin devamı ve tamamlayıcısıdır.

Farkındalığın farkında olmak, en genel bilgi birikimini bile ölçme ve ölçek bilgisi ile değerlendirebilme yeteneğini kazandırır.

Düşünelim birlikte: eşit sartlarda aynı bilgi süreçlerinden geçmiş olan ikiz kardeşlerden sadece biri, farkındalığın farkına vararak farklı bir ölçme ve ölçek bilgisi kazanmış ise sadece bu özelliği kazanmış olan kardeş mimarlık eylemliliğine uygun/yatkın olarak üretim ve yaratıcılık eylemlerinde bulunacaktır.

Buna, mimarlık eylemliliğinin birinci kademesi diyebiliriz.

Tekrar edelim:

Mimarlık eylemliliği için farkındalığın farkında olmak ve sosyal empati yeteneği kazanmak...

İkinci aşama ise bu özelliği kazanmış biri olarak, insan canlılarının birbirleri ve yeryüzü mekanları içiçe ilişkilerini okuma rahatlığını kazanabilmektir.

Üçüncü aşama ise artık bu iki temel davranıştan hareketle insan ve mekana dair yeni okuma ve yeni mekan kurma aşamasına işaret eder ki bu yaratıcılık konusuna benim aklım ermez.

Çünkü bu aşama artık ustaların işidir....
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 14-03-2006, 16:16   #11
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Tekrar konuya dönersek...

Konuyu, modernite(durum) ile modernizmin(ütopya) ilişkisizliği/alakasızlığı üzerinden düşünmekte ısrarlı olacağım.

Bu açıdan yaklaşınca işlevsiz modernler dünyası gibi bir şey karşıma çıkıyor.

Gelecek öngörüsünü, kendisinin tükenmesi ile yitirmiş olanın bu kez, gelecek konusundaki öngörüsüzlüğünü "sonradan" sanki bir yeni okuma yapar gibi görmek ve reddetmek ütopyayı yere düşerken kurtarmak gibi geliyor.

Bu reddedişte bir nankörlük yok, kesinlikle.

İnsanlığın ütopyasını öngörüsüzce harcamanın hesap ödeyişi sadece.

Modernizme ihanet etmeyecek bir modern anlayışının kritikleri neler olabilir?

Sayın OKYC'nin değerli zaman ve emeğini vererek yazdığı aşağıdaki gerçekliğe denk düşen kritiklerin üzerinden (ki bunlar verili modern durumun/modernitenin kritikleridir) giderek de bu çalışmayı burada deneyebilir miyiz?










Alıntı:
Orijinal metin okyc tarafından gönderilmiş
Modernin işlevi deyince standartlaşma, en başta da üretim makinelerinin (makineleşme) ve dolayısı ile ürünlerin standartlaşması geliyor. Makineleşme geliyor çünkü modernizm, günlük yaşamda yapılması gereken işlerin makinelere devri ve başka şeylere vakit ayırabilme; sosyal yaşamın gelişimi, daha az yorulmayı veya çalışmayı vaat ediyordu ve makine onun için bir simge idi. Günlük yaşamın geçtiği yerler olarak da yine ucuz ve kaliteli mekanları ile cazipti.Yapı üretiminin endüstrileşmesinin başlangıcı Cristal Palace ile olmuştur. Bütün parçaları dışarıda üretilen veya başkaları tarafından zaten üretilmiş olan malzemelerden seçilerek, inşaatın bunların organize ederek birleştirilmesi olan "Prefabrikasyon" da böylece başlamış oluyordu. Yapıda standartlaşma üzerine yapılan çalışmalar modül ve koordinasyon çerçevesinde sürmüştür.


18. yy. da %5-10 verim ile çalışan buharlı makinelerin devreye girmesi ile toplum yapısı, kültürü, devlet yapıları ve günlük yaşama da ait ne varsa değişmeye başladı. üretim-tüketim ve kapital ilişkilerinden dolayı yönetimlerin şirketlere geçişinin başlangıcıda başlamış oldu. En başta "asıl" üreten, toplumun kalacağı yerleşkelerin ve üretimin yapıldığı fabrikaların standartlaştırılmaya çalışılmasıydı. İş saatlerinin düzenlenmesi bu dönemde yapılan anlaşmalarla başlar. Ancak yinede işçileri ve çocukları düşük ücretlerle ve uzun çalışma saatleri ile sömürmek (bu gün türkiyede olduğu gibi) oldukça yaygındı.
Jostein Gaardner, Sofinin Dünyası nda bu dönemin şartları ile onu sorgulayarak ortaya çıkan akımlarla modernizm sonrası ortaya çıkan hippy ve 1968 kuşakları arasında söylemsel bağlantı kurarak bu günde farklı mıyız sorusunu sormaktadır.


http://www.arkitera.com/article.php?...yArticle&ID=96
Picasso: Yeniden Mimarlık İçin Bir Ümit-Ferhan Yürekli
19 Ocak 2006
Bir zamanlar aristokrasi, din ve yönetici (hükümdar) sınıflar gibi ortak özellikleri çalışmamak olan sınıflar, başka bir deyişle kapitali elinde tutanlar, mimarlığı sömürdükleri köylülere karşı statü sağlamak için kullanıyorlardı...



Ev aletlerinin giderek mekanikleşmesi, ve sonunda da elektronikleşmesi 20. yy başından sonuna kadar geçen süre içinde gerçekleşmiştir. Ev aletlerinin makineleşmesi toplum yapısının bir kez daha değişmesi anlamına gelir çünkü ev işlerini yapmakla yükümlü görülen kadın, giderek daha fazla boş zaman elde etmiş bunu iş için kullanması onun kendi ekonomik özgürlüğünü farketmesiyle de bir anlamda eşitliği elde edebilme imkanına kavuşturmuştur, bu da toplumun büyük ölçüde değişmesidir.

Modernizmin simgesi olan makineleşmenin vaat ettiği modern=sosyal ve kültürlü toplum modeli ne kadar başarılı bu tartışmalı bir konu, günlük yaşamdaki bazı işleri, kendilerinden beklendiği gibi makinelerin devraldığı doğru ancak sonucunun daha sosyal ve kendisine ve hayata daha fazla zaman ayıran toplum olduğu bir yanılsama. Her yeni ürünle elde edilen boş zaman kişiye değil üretime katkıda bulunmanın yeni bir çeşidi ile yine kapitalizme geri dönmektedir...

Bana asıl ilginç gelen makineleşme ise makro makineler olan ve küresel ağın parçası fiziksel ve giderek daha fazla sanal olan kentler. Yani bir kelebeğin dünyanın bir yerinde kanat çırpışının başka bir yerde fırtınaya yol açabilmesini sağlayan makineler....
Kentin bir noktasında ufak bir kazanın diğer yollardaki trafiğin tıkanmasına yolaçması, bir yere yapılan gökdelen, köprü ile daha önce hiç akla gelmeyen sonuçların ortaya çıktığı, kullanım kulavuzu olmayan ve kesin kuralları olmayan bir makine..
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 14-03-2006 16:20. Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 14-03-2006, 17:54   #12
Diyalog Konugu
 
Kayıt Tarihi: 01-10-2002
Mesaj: 82
"Modern Poetry" tercümesi: "Modern Şiir"

Daha önce Sayın Metin Karadağ'a gönderdiğim linki Forum'da sizinle paylaşmak istedim.

http://www.textetc.com/aspects/a-modernism.html

İngilizcesi olmayanlar için: Yazının konusu "Modern Poetry" (Modern Şiir)

Ön Not:

Ben "68" kuşağı gençlerinden (73 mezunuyum) ve Bob Dylan hayranı olduğum için modern lirik ve şiir den çok zevk alırım. Alırım çunkü modern şiirin önü açıktır, soyutdur, bir kolaj gibidir. Modern şiir, şair / okur arasındaki duvarları yıkar ve okuyanı içine çeker. Böylece, okur ve şaiir arasında yüksek tansiyonlu bir diyalog oluşur.
Başarılı "Modern" soyut bir mimariyi algılarken ve içine girince benzer hisler oluşmazmı?
Linkde ki "Modern Şiir" tarifi sanki Modern Mimari için yazılmış....

Aşağıda yazının sadece ana tamalarını tercüme edip sıralamaya çalıştım.
yazıyı linkden okuyanlar daha detaylı ve derin anlamlar elde edebilirler.


"MODERNİST POETRY" (Modernist Şiir)
Tarifi ve Temaları:

1. "Experimentation": Sürekli araştırmak, kabul edilmişi dışlamak, geçmişi reddetmek.

2. "Anti Realism": Gerçekçilik ve somutluğa karşıt olmak. Modern sadece kendini temsil edebilir

3. "Individualism": Aydın olmak, Bireysellik, Kendi özgün görüşünü savunmak ve "iç dünyanı" temsil etmek.

4. "Intellectualism": Entelektüallik, Analatik ve parçalanmış fikirlerin temsili, nihai sonuça erişmemiş fikirlerin tercihi. Formalden ve mükemmelikten kaçınmak.

5. "The Shock of the New": Yeninin şok etkisi, sürekli yeninin yaratıcılıkla aranması

6. "The Always Unconventional": Her zaman unkonvensiyonalı ( alışılmış olmayanı) tercih etmek. Kabul edilmişten kaçınmak.

7."The Ever Individual" : Sürekli özgünlüğün tercihi, başka birşeyi temsil etmeden kendi gibi var olanın tercihi.

8." Elitist Individualism": Aydınlığın yükselmesi, bireyselliğim kendini beğenmesi

Son Not:
Yukarıdaki "Modernizmin" tariflerini okurken ben "Batı"nın anlamında tam bir "Modernist" asla olamayacağımı fark ettim.. Aynı zamanda Gehry, Koolhaus, Hadid, Libeskind, ve diğer "Batı" süperlerinin bu tarife mükemmel bir şekilde uyabildiklerini anladım.

"Biz" çağdaş olmak istiyorsak öncelikle "Modern"in kabul edilmiş tarifini tekrar sorgulamamız gerekiyor sanırım.

Saygılarımla,
__________________
Kaya Arıkoğlu
Kaya Arikoglu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 14-03-2006, 18:22   #13
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Çıkış noktası için temel bir kritik...

Sayın Arıkoğlu

Elinize sağlık.

Sohbete katılacaklarla birlikte ivmeyi artırabiliriz artık...



"Biz" çağdaş olmak istiyorsak öncelikle "Modern"in kabul edilmiş tarifini tekrar sorgulamamız gerekiyor sanırım. K.A.




Birde sonradan EK not: Sayın Arıkoğlu, çeviriler için tekrar elinize sağlık.

Aşağıdaki notlarınızda geçen "bireysellik" kelimeleriyle "özne birey, yetkin birey" kastediliyordur diye düşünüyorum.

Çünkü Türkçe'de "bireysellik" genelde "bencillik" olarak da algılanabiliyor.


***************



Alıntı:
Orijinal metin Kaya Arikoglu tarafından gönderilmiş
Daha önce Sayın Metin Karadağ'a gönderdiğim linki Forum'da sizinle paylaşmak istedim.

http://www.textetc.com/aspects/a-modernism.html

İngilizcesi olmayanlar için: Yazının konusu "Modern Poetry" (Modern Şiir)

Ön Not:

Ben "68" kuşağı gençlerinden (73 mezunuyum) ve Bob Dylan hayranı olduğum için modern lirik ve şiir den çok zevk alırım. Alırım çunkü modern şiirin önü açıktır, soyutdur, bir kolaj gibidir. Modern şiir, şair / okur arasındaki duvarları yıkar ve okuyanı içine çeker. Böylece, okur ve şaiir arasında yüksek tansiyonlu bir diyalog oluşur.
Başarılı "Modern" soyut bir mimariyi algılarken ve içine girince benzer hisler oluşmazmı?
Linkde ki "Modern Şiir" tarifi sanki Modern Mimari için yazılmış....

Aşağıda yazının sadece ana tamalarını tercüme edip sıralamaya çalıştım.
yazıyı linkden okuyanlar daha detaylı ve derin anlamlar elde edebilirler.


"MODERNİST POETRY" (Modernist Şiir)
Tarifi ve Temaları:

1. "Experimentation": Sürekli araştırmak, kabul edilmişi dışlamak, geçmişi reddetmek.

2. "Anti Realism": Gerçekçilik ve somutluğa karşıt olmak. Modern sadece kendini temsil edebilir

3. "Individualism": Aydın olmak, Bireysellik, Kendi özgün görüşünü savunmak ve "iç dünyanı" temsil etmek.

4. "Intellectualism": Entelektüallik, Analatik ve parçalanmış fikirlerin temsili, nihai sonuça erişmemiş fikirlerin tercihi. Formalden ve mükemmelikten kaçınmak.

5. "The Shock of the New": Yeninin şok etkisi, sürekli yeninin yaratıcılıkla aranması

6. "The Always Unconventional": Her zaman unkonvensiyonalı ( alışılmış olmayanı) tercih etmek. Kabul edilmişten kaçınmak.

7."The Ever Individual" : Sürekli özgünlüğün tercihi, başka birşeyi temsil etmeden kendi gibi var olanın tercihi.

8." Elitist Individualism": Aydınlığın yükselmesi, bireyselliğim kendini beğenmesi

Son Not:
Yukarıdaki "Modernizmin" tariflerini okurken ben "Batı"nın anlamında tam bir "Modernist" asla olamayacağımı fark ettim.. Aynı zamanda Gehry, Koolhaus, Hadid, Libeskind, ve diğer "Batı" süperlerinin bu tarife mükemmel bir şekilde uyabildiklerini anladım.

"Biz" çağdaş olmak istiyorsak öncelikle "Modern"in kabul edilmiş tarifini tekrar sorgulamamız gerekiyor sanırım.

Saygılarımla,
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 14-03-2006 21:27. Nedeni: Ek.
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 14-03-2006, 22:44   #14
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 06-12-2002
Mesaj: 2
Sayin Karadag guzel bir konuyu ortaya cikardiniz. Michel Freitag in bir kitabi elimde, cok acik olarak Freitag in modern-postmodern karsilastirmasini okuyorum. Aslinda bana surpriz yaratti dusunceleri.
Mesela hukuk sorulari modern-Yapilmis islevlerle ilgili sorular postmodern
Burokrasi Weber e gore modern---- teknokrasi Burnham ve Whyte a gore postmodern.
Normlarin hiyerarsisi modern ve fonksiyonel islevlendirme postmodern.
Geleneksel zitliklar modern ve problemlerin adapte edilmesi ve uyarlanmasi postmodern.
Yapabilmek modern --- kontrol etmek postmodern.
Enstituler modern ve organizasyonlar postmodern.
Boyle devam edip gidiyor. Bunun yaninda utopya ile ilgili cok guzel fikirler edindim.
Ama hala gunumuzun Utopyalari ve benim utopyalarimda herhangi bir degisiklik yaratmiyor.
Yani Almanya mi yoksa Cin mi daha Utopik sizce???
mehtapaktan offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 15-03-2006, 08:10   #15
Diyalog Konugu
 
Kayıt Tarihi: 01-10-2002
Mesaj: 82
"Modern"in "Bireyselliği"

Sayın Metin Karadağ'nın ek notuna değinmek istedim:


Aşağıdaki notlarınızda geçen "bireysellik" kelimeleriyle "özne birey, yetkin birey" kastediliyordur diye düşünüyorum.

Çünkü Türkçe'de "bireysellik" genelde "bencillik" olarak da algılanabiliyor.



Metin Bey'in yukarıdaki notu herhalde tercüme ettiğim "Modern Şiir" listesindeki 8.madde ile ilgili. Madde şöyleydi:

8." Elitist Individualism": Aydınlığın yükselmesi, bireyselliğim kendini beğenmesi.

Evet "Bireysellik" burada aynen Türkçedeki algılanmasıyla kullanılmış. Listede
"bencillik" yani "kendini beğenmişlik" takdire değer bir meziyet olarak kabul edilmiş.

Hatırlatmak isterim, listedeki "Modern Şiir"in bu tarifi benim onayladığım, beğendiğim veya "Modernin İşlevine" uygun gördüğüm bir tarif değil. Ben maddeleri olduğu gibi tercüme ettim.
Ben, tam tersi, bu listedeki "bireyselliğin bencilliğini" hiç bir şekilde onaylamıyorum ve "Modern" e uygun görmüyorum.
O zaman neden onaylamadığım bu listeyi sizinle paylaştım????
Paylaştım cünkü "Modern Şiir"in bu tarifi "Batı Modernizmin" bu gün nerede durduğunu bizim için çok güzel tarif ediyor.

Günümüzde "Batı" artık içi tamamiyle boşaltılmış bir "Modernizm"i takip ediyor çünkü etme lüksüne sahip. "Batı"nın yeni radikal idealer üretip devrimler yapmaya ihtiyacı artık kaldımı? Batı kendi "status quo" (mevcutun kabulü) den tatmin olmuş görünüyor.
Evet "Biz"de sadece "Batı"nın bir parçasıysak, o zaman "Batı Modernizmi"ni onların bu tarifiyle, geçmişiyle ve mevcudiyetiyle kabul edebiliriz... ama.....
Eğer "Modern" olmayı "Çağdaş" olmamız için bir araç ve temsili olarak görmek istiyorsak, o zaman "Biz" kendi "Modern"liğimizi takrar kendimiz için tarif etmeye mecburuz.
Bunu yaparken "Batı Modernizmi"in "elitist" ve "bencil" olma tariflerini kabul ederek kendi kültürümüze yabancılaşma lüksümüz olamayabilir.

Aslında, hakiki "Modern" olmak dondurulmuş kavramla tarif edilmiyecek kadar önü açık olmalıdır. Anlamıda ve işlevide her toplumda ve her kültürde değişik olabilir.

Sosyal refağa kavuşmuş Batı artık "post-modern" olmayı tercih ediyorsa ve sadece mevcut durumu süslemeyle yetiniyorsa, bizde kuzu gibi, özentiyle bu sürüye katılmadan önce, biraz düşünmeliyiz.....

Bizim çağdaşlaşma süremiz henüz tamamlanmadığı için halen "içi dolu,dolu" bir "Modern" e ihtiyacımız olabilir. Dolayisiyle günümüzde "Moderni ve İşlevi"ni kendi bulunduğumuz açıdan ve kültürden tarif etmeye çalışırsak bizim için daha yararlı olacağını sanıyorum.

Saygılarımla,
__________________
Kaya Arıkoğlu
Kaya Arikoglu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. şu anda saat 16:26.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46</