Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Mimarlık > Mimarlık

Mimarlık Mimarlar ve mimarlık dünyasına ilişkin genel konular bu başlık altında.

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 15-03-2006, 12:03   #16
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Heyecandan gözüm dönebilir...

Sayın Aktan

Bu keyifli katkınız için teşekkürler.

Ayrıca Sayın Arıkoğlu ile yazılı olarak konuşurken; "bu konuda yazarken (nedense konuşurken değil. Herhalde dilimin ucuna gelen herşeyi söylemek zorunda kalmamdan. Ama yazılı olunca her zaman hesap verilebilecek bir kanıt olacağı gibi bir saplantım var) heyecandan sarhoş oluyorum" demiştim...

Okyc'nin, Arıkoğlu'nun ve sizin yazdıklarınız nedeniyle aklıma gelen değinmek, yazmak istediğim o kadar çok şey birikti ki şaşırdım kaldım. Yine uykusuz geceler, yola çıktı geliyor.

Sözünü ettiğiniz tarzda, ayrım ilginç. Düşünme alanı sunuyor. Ama yine de içimdeki sorgulama kurtları kımıldamaya başladı. İlerde tekrar bu konuya gelmek istiyorum.

Sorunuza yanıtım: Almanya da, Çin de bana göre bu konu çerçevesinde "deformatik..."









Alıntı:
Orijinal metin mehtapaktan tarafından gönderilmiş
Sayin Karadag guzel bir konuyu ortaya cikardiniz. Michel Freitag in bir kitabi elimde, cok acik olarak Freitag in modern-postmodern karsilastirmasini okuyorum. Aslinda bana surpriz yaratti dusunceleri.
Mesela hukuk sorulari modern-Yapilmis islevlerle ilgili sorular postmodern
Burokrasi Weber e gore modern---- teknokrasi Burnham ve Whyte a gore postmodern.
Normlarin hiyerarsisi modern ve fonksiyonel islevlendirme postmodern.
Geleneksel zitliklar modern ve problemlerin adapte edilmesi ve uyarlanmasi postmodern.
Yapabilmek modern --- kontrol etmek postmodern.
Enstituler modern ve organizasyonlar postmodern.
Boyle devam edip gidiyor. Bunun yaninda utopya ile ilgili cok guzel fikirler edindim.
Ama hala gunumuzun Utopyalari ve benim utopyalarimda herhangi bir degisiklik yaratmiyor.
Yani Almanya mi yoksa Cin mi daha Utopik sizce???
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 15-03-2006, 12:30   #17
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Yaklaşımınıza katılıyorum.

Sayın Arıkoğlu

Yaklaşımınıza katılıyorum.

Vurgularıyla birlikte, bireysellikle ilgili açıklamanız için gerçekten teşekkürler.

İşin başından önemli bir noktadaki yanlış algılamamı (Vehmetmeye çalışıyordum diyelim)önlediniz...

Önemli, çünkü dönüp dolaşıp önünde/eninde-sonunda "kim?" sorusunu sorduğumuzda, bireyin hallerinden hangisinin "modern birey" boşluğunu doldurabilirliği üzerine bazı önermelerde bulunmamız gerekiyor.

Kimin sözüydü unuttum, kültür için; "Herşey unutulduktan sonra geride kalan..." demişti.

Son cümlenizdeki "bulunduğumuz açıdan" sözünüzü: "şimdi" olarak;

"kültürden" sözcüğünüzü ise Zümrüd-ü Anka (Phoneix) Kuşu'nun "külleri" olarak kodlamak istiyorum.

Çok işime yarayacak.
Teşekkürler.






Alıntı:
Orijinal metin Kaya Arikoglu tarafından gönderilmiş
Sayın Metin Karadağ'nın ek notuna değinmek istedim:


Aşağıdaki notlarınızda geçen "bireysellik" kelimeleriyle "özne birey, yetkin birey" kastediliyordur diye düşünüyorum.

Çünkü Türkçe'de "bireysellik" genelde "bencillik" olarak da algılanabiliyor.



Metin Bey'in yukarıdaki notu herhalde tercüme ettiğim "Modern Şiir" listesindeki 8.madde ile ilgili. Madde şöyleydi:

8." Elitist Individualism": Aydınlığın yükselmesi, bireyselliğim kendini beğenmesi.

Evet "Bireysellik" burada aynen Türkçedeki algılanmasıyla kullanılmış. Listede
"bencillik" yani "kendini beğenmişlik" takdire değer bir meziyet olarak kabul edilmiş.

Hatırlatmak isterim, listedeki "Modern Şiir"in bu tarifi benim onayladığım, beğendiğim veya "Modernin İşlevine" uygun gördüğüm bir tarif değil. Ben maddeleri olduğu gibi tercüme ettim.
Ben, tam tersi, bu listedeki "bireyselliğin bencilliğini" hiç bir şekilde onaylamıyorum ve "Modern" e uygun görmüyorum.
O zaman neden onaylamadığım bu listeyi sizinle paylaştım????
Paylaştım cünkü "Modern Şiir"in bu tarifi "Batı Modernizmin" bu gün nerede durduğunu bizim için çok güzel tarif ediyor.

Günümüzde "Batı" artık içi tamamiyle boşaltılmış bir "Modernizm"i takip ediyor çünkü etme lüksüne sahip. "Batı"nın yeni radikal idealer üretip devrimler yapmaya ihtiyacı artık kaldımı? Batı kendi "status quo" (mevcutun kabulü) den tatmin olmuş görünüyor.
Evet "Biz"de sadece "Batı"nın bir parçasıysak, o zaman "Batı Modernizmi"ni onların bu tarifiyle, geçmişiyle ve mevcudiyetiyle kabul edebiliriz... ama.....
Eğer "Modern" olmayı "Çağdaş" olmamız için bir araç ve temsili olarak görmek istiyorsak, o zaman "Biz" kendi "Modern"liğimizi takrar kendimiz için tarif etmeye mecburuz.
Bunu yaparken "Batı Modernizmi"in "elitist" ve "bencil" olma tariflerini kabul ederek kendi kültürümüze yabancılaşma lüksümüz olamayabilir.

Aslında, hakiki "Modern" olmak dondurulmuş kavramla tarif edilmiyecek kadar önü açık olmalıdır. Anlamıda ve işlevide her toplumda ve her kültürde değişik olabilir.

Sosyal refağa kavuşmuş Batı artık "post-modern" olmayı tercih ediyorsa ve sadece mevcut durumu süslemeyle yetiniyorsa, bizde kuzu gibi, özentiyle bu sürüye katılmadan önce, biraz düşünmeliyiz.....

Bizim çağdaşlaşma süremiz henüz tamamlanmadığı için halen "içi dolu,dolu" bir "Modern" e ihtiyacımız olabilir. Dolayisiyle günümüzde "Moderni ve İşlevi"ni kendi bulunduğumuz açıdan ve kültürden tarif etmeye çalışırsak bizim için daha yararlı olacağını sanıyorum.

Saygılarımla,
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 15-03-2006 13:07. Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 17-03-2006, 14:10   #18
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
İlk fırsatta devam edeceğim...

Yine gündemim yoğunlaştı.
İlk fırsatta devam edeceğim.
Aklım ve gözüm burada.

Gözüm dedimde gözüme ilişmişti; sanırım modernizm hakkında çıkan son kitapları tanıtmak için önümüzdeki salı günü (21 Mart 2006) Birgün Gazetesi'nin Kitap Eki çıkıyormuş... Tanıtım kapağında "Mo-Der-Nizm" yazıyordu...

Buralardayım.

__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 19-03-2006, 09:46   #19
Forum Üyesi
 
rapsodyred'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 23-08-2005
Mesaj: 132
modern miyim , postmodern mi? bişey olmasam ne olur?

Bu üst düzey sohbeti bölmek istemiyorum . Ama aklımdaki şeyleri söylemezsem pişman olacağımdan korkuyorum...

1. ben moderni mimari açıdan değerlendirdim hep, ve 'modern dendiğinde asal formların mükemmel işlevle birleştirilmesi... düşüncesinden başka da bir derinlik aramadım modern de...ama aslında işinsanayi devrimi ve 2. dünya savaşı sonrasında oluşan ruhla ilgili olduğunu hatırlamadım...

2.asal formlarıma , güneşten , rüzgardan yararlanabilmek için biraz ' AÇI' verdiğimde...'Modern bana küser mi? diye düşündüm...Ya da Postmodern havalara mı girer' yola geldin' diye... Ben ikisini de umursamadım. Güneşten -rüzgardan faydalanmak için mükemmel asal formumu amorf hale getirdiysem , buna kimin ne isim vereceğini umursamadım...mantığım bana ' evet bunu yapmalısın' dedi... Sonuçta bu modern mi oldu?

Ama bu modernin kültürel alt yapısında modernin felsefesi yok, ben savaş görmedim. Doğduğumda ihtilalden çıkmış bir ülke, ve tonton güleç yüzlü! bir başbakan vardı bu ülkede...oyuncaklarım legolardı...Bilgisayarla ortaokulda tanıştım...Tv de gördüklerimden etkilendim... TV kanalları, radyolar çoğaldı...Dünya ne kadar güzelmiiiş! dedim ...
Sonra baktım ki hepsi perde üzerindeki görüntülermiş, perdenin arkası farklı...

Şimdi Fransa'da gençliğin yeniden hareketlendiği söyleniyor... Çünkü onlar ruhlarını doyuracak bir felsefeye ihtiyaç duyuyorlar. Herşeyi denediler, herşeye sahip oldular...Boşluktalar...

Ama bundan kurtulmak için mücadele ediyorlar... Biz ise bize dayatılanla yetinmeye alıştırılmışız...

Yazılardan çok etkilendim , heyecanlandım , ama moralim de bozuldu...
6. öğrenci projemi yapıyorum , ama hala netleşmedi fikirlerim... Hep arıyorum, nereye sarılayım? Avrupanın modernine mi? Postmodernine mi? Yoksa uzakdoğuya mı ? Bizim kimliksizliğimize mi? Hiçbir şey bulamıyorum , hiçbir felsefeden tatmin olmuyorum...

Sonunda tek sahip olabildiğim aklımın gerçeğine sarılıyorum... Binamın bir kolunu güneşten yararlanmak için yönlendirmem gerekiyorsa , yönlendiriyorum...Yaptığım yapının içindeki ve dışındaki insana biraz yaşadığını hissettirebilirsem bu benim için yeterli...

Kendime en yakın Alvar Aalto yu görüyorum, Piamio Sanatoryumu' ndakine yakın yaklaşımlar deniyorum... O zaman ben modern yolunda mı yürüyorum?Ben ne yapıyorum , biri bana söylesin...

En son rapsodyred tarafından düzenlendi : 19-03-2006 13:04.
rapsodyred offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 19-03-2006, 10:37   #20
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Olmaz ki...

"Olmaz ki, böylede güzel 'yazılmaz' ki..."

Eline sağlık Çağlar, bence devam edersen sorduğun sorunun yanıtını da kendin vereceksin...

...

Sürekli "şimdi" tazeliğinde, kendi küllerinden* yeniden, ama bambaşka bir yeni olarak doğmak kaygısını; farklı durum ve kavramlar için yeniden düşünmek, davranmak ve üretmek...

Şu an aklınıza ne geliyor?



Dikkatimi çekti, haklı olarak yazılanlar "durumun doğrusu" üzerine kurulu.

Yoksa bizi avlayan konu, kör noktamız mı bu?

Kelime oyunu olsun diye değil, sorgulamamızı başka açılardan sürdürebilmek için sormak istiyorum: "Doğrunun durumu ne?"

Yani alışkın olduğumuz referans sistemlerimizi de, zihniyet yapımızı da aynı anda sorgulama olanağı verebilecek ve onu arınmış bir üst değerlerle yeniden kurmamızı sağlayacak küllerimiz nelerden oluşuyor?






* "Herşey unutulduktan sonra geride kalan..." neydi?






***************************

Alıntı:
Orijinal metin rapsodyred tarafından gönderilmiş
Bu üst düzey sohbeti bölmek istemiyorum . Ama aklımdaki şeyleri söylemezsem pişman olacağımdan korkuyorum...

1. ben moderni mimari açıdan değerlendirdim hep, ve 'modern dendiğinde asal formların mükemmel işlevle birleştirilmesi... düşüncesinden başka da bir derinlik aramadım modern de...ama aslında işinsanayi devrimi ve 2. dünya savaşı sonrasında oluşan ruhla ilgili olduğunu hatırlamadım...

2.asal formlarıma , güneşten , rüzgardan yararlanabilmek için biraz ' AÇI' verdiğimde...'Modern bana küser mi? diye düşündüm...Ya da Postmodern havalara mı girer' yola geldin' diye... Ben ikisini de umursamadım. Güneşten -rüzgardan faydalanmak için mükemmel asal formumu amorf hale getirdiysem , buna kimin ne isim vereceğini umursamadım...mantığım bana ' evet bunu yapmalısın' dedi... Sonuçta bu modern mi oldu?

Ama bu modernin kültürel alt yapısında modernin felsefesi yok, ben savaş görmedim. Doğduğumda ihtilalden çıkmış bir ülke, ve tonton güleç yüzlü! bir başbakan vardı bu ülkede...oyuncaklarım legolardı...Bilgisayarla ortaokulda tanıştım...Tv de gördüklerimden etkilendim... TV kanalları, radyolar çoğaldı...Dünya ne kadar güzelmiiiş! dedim ...
Sonra baktım ki hepsi perde üzerindeki görüntülermiş, perdenin arkası farklı...

Şimdi Fransa'da gençliğin yeniden hareketlendiği söyleniyor... Çünkü onlar ruhlarını doyuracak bir felsefeye ihtiyaç duyuyorlar. Herşeyi denediler, herşeye sahip oldular...Boşluktalar...

Ama bundan kurtulmak için mücadele ediyorlar... Biz ise bize dayatılanla yetinmeye alıştırılmışız...

Yazılardan çok etkilendim , heyecanlandım , ama moralim de bozuldu...
6. öğrenci projemi yapıyorum , ama hala netleşmedi fikirlerim... Hep arıyorum, nereye sarılayım? Avrupanın modernine mi? Postmodernine mi? Yoksa uzakdoğudan mı ? Bizim kimliksizliğimize mi? Hiçbir şey bulamıyorum , hiçbir felsefeden tatmin olmuyorum...

Sonunda tek sahip olabildiğim aklımın gerçeğine sarılıyorum... Binamın bir kolunu güneşten yararlanmak için yönlendirmem gerekiyorsa , yönlendiriyorum...Yaptığım yapının içindeki ve dışındaki insana biraz yaşadığını hissettirebilirsem bu benim için yeterli...

Kendime en yakın Alvar Aalto yu görüyorum, Piamio Sanatoryumu' ndakine yakın yaklaşımlar deniyorum... O zaman ben modern yolunda mı yürüyorum?Ben ne yapıyorum , biri bana söylesin...
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 19-03-2006 10:55. Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 19-03-2006, 14:44   #21
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Ne demek istiyorum?

Ne demek istiyorum?

Buraya aktardığınız düşüncelerinizi içeren yukarıdaki yazılarla tek tek ve satır satır ilgilenmeden önce "Ne demek istiyorum?" konusundaki kaygılarım hakkında da bir iki adım atayım diyorum.



Modernizm utopyası ile mevcut modern denilen durum/modernite arasındaki anlam ve zaman vd. değerlerin kayması (anakronizm), gerçekte ve doğrudan "bu sefil haliyle" modernizme ihanet etmiş modernlerin işlevsizliğine denk düşüyor.

Bu nedenle "durumun doğrusu"nu adlandırmak için "modern" kelimesinin geçtiği tüm yerlerde, kavramsal anakronizmin önüne geçmek için özetle: "premodern" kelimesini koyuyorum.

Her şey yerli yerine oturuyor ve içim rahatlıyor.

Böylece moderni, "kifayetsiz muhteris" olmaktan kurtarıyorum.

Aynı uygulamayı "postmodern" kelimesinin yerine "prepostmodern" koyarak denemeye ise hiç gerek yok.

Çünkü ilk kavram yerleştirmeden sonra "post" öneki kendiliğinden boşluğa yuvarlanıyor.




Sürekli "şimdi" tazeliğinde, kendi küllerinden* yeniden, ama bambaşka bir yeni olarak doğmak kaygısını; farklı durum ve kavramlar için yeniden düşünmek, davranmak ve üretmek...

Şu an aklınıza ne geliyor?



Dikkatimi çekti, haklı olarak yazılanlar "durumun doğrusu" üzerine kurulu.

Yoksa bizi avlayan konu, kör noktamız mı bu?

Kelime oyunu olsun diye değil, sorgulamamızı başka açılardan sürdürebilmek için sormak istiyorum: "Doğrunun durumu ne?"

Yani alışkın olduğumuz referans sistemlerimizi de, zihniyet yapımızı da aynı anda sorgulama olanağı verebilecek ve onu arınmış bir üst değerlerle yeniden kurmamızı sağlayacak küllerimiz nelerden oluşuyor?






* "Herşey unutulduktan sonra geride kalan..." neydi?
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 19-03-2006 14:47. Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 20-03-2006, 14:34   #22
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Sayın Arıkoğlu'nun

Sayın Arıkoğlu'nun ilettiği sekiz başlıktan oluşan "Modernist Şiir'in Tarif ve Temaları"nı hareket noktası olarak ele alıp sorgulayıcı (özeleştirel ve eleştirel birlikteliği gözden ırak tutmadan) bir sohbete geçebilir miyiz?

Çünkü, şu ana kadar buraya ulaşan somut kritikler bunlar. Üstelikde ciddi bir emek ürünü olduğu da açıkça belli.

Sözü olan?:...







Alıntı:
Orijinal metin Kaya Arikoglu tarafından gönderilmiş
"MODERNİST POETRY" (Modernist Şiir)
Tarifi ve Temaları:

1. "Experimentation": Sürekli araştırmak, kabul edilmişi dışlamak, geçmişi reddetmek.

2. "Anti Realism": Gerçekçilik ve somutluğa karşıt olmak. Modern sadece kendini temsil edebilir

3. "Individualism": Aydın olmak, Bireysellik, Kendi özgün görüşünü savunmak ve "iç dünyanı" temsil etmek.

4. "Intellectualism": Entelektüallik, Analatik ve parçalanmış fikirlerin temsili, nihai sonuça erişmemiş fikirlerin tercihi. Formalden ve mükemmelikten kaçınmak.

5. "The Shock of the New": Yeninin şok etkisi, sürekli yeninin yaratıcılıkla aranması

6. "The Always Unconventional": Her zaman unkonvensiyonalı ( alışılmış olmayanı) tercih etmek. Kabul edilmişten kaçınmak.

7."The Ever Individual" : Sürekli özgünlüğün tercihi, başka birşeyi temsil etmeden kendi gibi var olanın tercihi.

8." Elitist Individualism": Aydınlığın yükselmesi, bireyselliğim kendini beğenmesi
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 20-03-2006, 14:58   #23
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Alıntılardaki anakronizme karşı...

Gerek daha önce buraya aktardığım "Modernizm Kolay Kolay Çekip Gitmeyecek" gerekse de şimdi aşağıya yapıştırdığım (içinde kelime olarak sadece dört kez geçmesine karşın) yazılar; konu hakkında alınganlaşarak da olsa yeterince hassalaşmama yol açan yaklaşımlar...

Bu yazılarda sözü edilenlerle kendi kendime de olsa bir hesaplaşma yaşamam gerektiğine inanıyorum.



*****************

ETYEN MAHÇUPYAN

19.03.2006 PAZAR

Liberallik ve demokratlık

İdeolojiler genellikle iyi tanımlanmış bir bilgi kuramına ve bu algılamanın uzantısı olan bir zihniyete otururlar.
Tutarlı bir önermeler bütünü üretmelerinin ve zamana dayanmalarının sırrı da buradadır. Ancak dünyanın genel zihni kabullerinde bir değişim yaşandığında, eskiden revaçta olan zihniyetin içinde şekillenmiş olan ideolojiler de zor durumda kalır. Bugün liberalizmin ve sosyalizmin (ve tabii sosyal demokrasinin) yaşadığı sıkıntının kaynağı da, söz konusu ideolojileri anlamlı kılan modern algılamanın yıpranması. Buradaki sorun bu ideolojilerin iç tutarlılığı ile ilgili bir zaaf değil, modernliğin günümüz sorunlarına çare olamaması ve modern ideolojilerin de modernliğin dışına çıkan bir bakış geliştirememeleri. Ancak bu ‘geliştirme’nin yapay ve pragmatik ekleştirmelerle yapılması da mümkün değil, çünkü o durumda ideolojilerin iç tutarlılığını sürdürmek ve dayandıkları bilişsel altyapıyı korumak mümkün olmaz. Diğer bir deyişle dünyanın değişmesine ve başarısız kalınmasına rağmen, bir ideolojinin ille de korunmaya çalışılması, sonuçta söz konusu ideolojiyi kadük edebilir...
Bugün kendilerine ‘liberal demokrat’ diyen birçok insan da bilmeden bu kadükleşme sürecine hizmet etmekte. Çünkü liberallikle demokratlığın birbirinden tamamen ayrı bilişsel temelleri var ve bu iki kelimeyi yan yana getirmek liberalizmi kurtarmaya yetmiyor. Kısaca ifade edersek, liberallik insanlar arasındaki ‘mesafe’yi korumaya dayanan, onlar arasındaki iletişimi zorunlu kılmayan bir ideoloji... Oysa demokratlık bu ‘mesafe’nin her iki taraftan kapatılmasını talep eden, insanları bireysel kararlarında bile ötekileri dikkate almak zorunda bırakan bir ideoloji... Olayın felsefi temelini bilmeyen, anlamayan veya anlamak istemeyenler için yakınımızda somut bir örnek de var: Paris banliyösündeki şiddet olaylarının algılanması... Birikim dergisinin Aralık 2005 sayısında Nilgün Toker konuyu açıklığa kavuşturan, liberalizmin demokratlık bir yana, nasıl milliyetçilikle dirsek temasında olduğuna dair olağanüstü bir pasaj yazmış: “Yurttaş olmayı, soyut haklara sahip olmaya indirgediğinizde (ve) bu haklara sahip olmak bakımından eşitlediğiniz toplumu farklı parçalara ayırıp farklı nesnelliklere kapattığınızda; bu parçaların birbiriyle ilişkisi bizzat bu ‘ayıran’ tarafından baştan itibaren bir ‘başkalık’ olarak kurulduğundan, bu ilişki bir ilişkisizlik, daha doğru bir terimle ‘karışmama’ olarak kurgulanmıştır denilebilir. Gettonun/banliyönün hakikati bu karışmama halinde yatar. Burada karışmaması istenen dışardakinin içeriye girmemesi, gettonun merkeze yayılmaması, ulusun homojen kimliğinin bozulmamasıdır... İki yurttaş olma hali arasındaki fark, birisinin diğeri tarafından gerçekte yurttaş olarak kabul edilmediği bir büyük nesnellik, hatta varlık boşluğu yaratır. Burada ayrım, haklara sahip olma bakımından bir ayrım değil, hakları gerçek kılma kapasitesi bakımından bir ayrımdır.”
Toker’in sözünü ettiği ayrım tam da liberallikle demokratlığı bir diğerinden farklılaştıran temel ayrıma işaret ediyor: Liberaller için hakların ve onları kuşatan bir ulusal hukukun varlığı ideal bir toplumun yeterli önkoşulu... Buna karşılık demokratlar için hakların ve hukukun toplumsal katılım içinde üretilip sahiplenilmesi ve ‘gerçek kılınması’ yani somut olarak gündelik hayata yansıması gerekiyor. Aksi halde kendimizi bir ‘toplum’ veya ‘ulus’ sansak da, gerçekte sorunlara bağımlı hale gelen, dağılmaya yüz tutan, parçalı bir yabancılaşma halini ifade ederiz... Paris banliyösündekiler liberal bir düzende liberal haklara sahip olarak yaşıyorlar; ama ihtiyaçları soyut haklar değil, hakların kendi yerellerinde ete kemiğe bürünerek üretildiği demokrat bir düzen...


05.03.2006
Zaman Gazetesi
e-posta adresi:e.mahcupyan@zaman.com.tr
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 20-03-2006, 17:47   #24
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Erken konuşmak istemem...

Sayın Mehtap Aktan

Henüz sözünü ettiğiniz kitaba ulaşamadım, yani erken konuşmak istemem ancak buraya aktardığınız örnekler üzerinden eğer bir önyargıda bulunmam gerekirse, karşılaştırmalar konusunda kuşku duyduğumu belirtmek isterim.

Daha sonra yani kitabı okuduktan sonra burada tekrar değinmek isterim tabii ki.

Konu çerçevesinde katkı vermeye devam edeceksiniz sanırım.





Alıntı:
Orijinal metin mehtapaktan tarafından gönderilmiş
Sayin Karadag guzel bir konuyu ortaya cikardiniz. Michel Freitag in bir kitabi elimde, cok acik olarak Freitag in modern-postmodern karsilastirmasini okuyorum. Aslinda bana surpriz yaratti dusunceleri.
Mesela hukuk sorulari modern-Yapilmis islevlerle ilgili sorular postmodern
Burokrasi Weber e gore modern---- teknokrasi Burnham ve Whyte a gore postmodern.
Normlarin hiyerarsisi modern ve fonksiyonel islevlendirme postmodern.
Geleneksel zitliklar modern ve problemlerin adapte edilmesi ve uyarlanmasi postmodern.
Yapabilmek modern --- kontrol etmek postmodern.
Enstituler modern ve organizasyonlar postmodern.
Boyle devam edip gidiyor. Bunun yaninda utopya ile ilgili cok guzel fikirler edindim.
Ama hala gunumuzun Utopyalari ve benim utopyalarimda herhangi bir degisiklik yaratmiyor.
Yani Almanya mi yoksa Cin mi daha Utopik sizce???
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 20-03-2006 17:49. Nedeni: Ek
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 21-03-2006, 17:33   #25
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Tekrar dikkatlice okuyunca...

Sayın OKYC'nin yazısını tekrar dikkatlice okuyunca önemli bir tarihsel kesit/gözlemi de içermesi bakımından konuya girişte "bir başka hareket noktası" olabilir diye düşünmeye başladım.

Modernizm bir utopya olmasına karşın (açıkçası doğal steril konumu) ona atfedilen, yakıştırılan "modernitenin (yaşanılanlardan çıkarılan haklılık payına dayanılarak) sefaleti..." ile de suçlanmaktadır.

Ortada, "modern denilen durumun" sorumlusunun "modernizm" olmadığı, "modern taslakları"nın yol açtığı premodern durumun ise zaten "modernizm gibi bir sorumluluğu üstlenemeyeceği..."; açıkçası sakil bir durum sözkonusu aslında...

20.yy büyük bir bölümü, doğu - batı bloku arasındaki soğuk savaş yılları ile geçti.

Kapitalizm-Antikapitalizm gerilim hattı, birbirlerinin karşıtlıklarında "modernizm adına" "birbirlerinin benzerlerini üretmeleri" dışında başka bir şey üretmeksizin, bu yıllar hep birlikte modernizme ihanetle geçmiştir.

Ne için modernizm?

Ne için modernite?

Ne..


Bir an bile olsa "Eğer kapitalizm için ise?" diye düşünmek bile gereksiz. Çünkü böylesine kaygı değer bir kavram alanı, anında "kar-marjı", "artı-değer" kodlarıyla işlevsiz hale gelmektedir.


Ne için modernizm?

Ne için modernite?

Ne..

Aynı şekilde kupkuru bir antikapitalist söylem de "kendisinin simetrik benzerine benzemeyi üretmesi nedeniyle" ortaya koydukları açısından modernizme ihanet etmeyen bir moderniteye yani işlevsel bir moderne yol açması güç gözüküyor.


Ne için modernizm?

Ne için modernite?

Ne..






Alıntı:
Orijinal metin okyc tarafından gönderilmiş
Modernin işlevi deyince standartlaşma, en başta da üretim makinelerinin (makineleşme) ve dolayısı ile ürünlerin standartlaşması geliyor. Makineleşme geliyor çünkü modernizm, günlük yaşamda yapılması gereken işlerin makinelere devri ve başka şeylere vakit ayırabilme; sosyal yaşamın gelişimi, daha az yorulmayı veya çalışmayı vaat ediyordu ve makine onun için bir simge idi. Günlük yaşamın geçtiği yerler olarak da yine ucuz ve kaliteli mekanları ile cazipti.Yapı üretiminin endüstrileşmesinin başlangıcı Cristal Palace ile olmuştur. Bütün parçaları dışarıda üretilen veya başkaları tarafından zaten üretilmiş olan malzemelerden seçilerek, inşaatın bunların organize ederek birleştirilmesi olan "Prefabrikasyon" da böylece başlamış oluyordu. Yapıda standartlaşma üzerine yapılan çalışmalar modül ve koordinasyon çerçevesinde sürmüştür.


18. yy. da %5-10 verim ile çalışan buharlı makinelerin devreye girmesi ile toplum yapısı, kültürü, devlet yapıları ve günlük yaşama da ait ne varsa değişmeye başladı. üretim-tüketim ve kapital ilişkilerinden dolayı yönetimlerin şirketlere geçişinin başlangıcıda başlamış oldu. En başta "asıl" üreten, toplumun kalacağı yerleşkelerin ve üretimin yapıldığı fabrikaların standartlaştırılmaya çalışılmasıydı. İş saatlerinin düzenlenmesi bu dönemde yapılan anlaşmalarla başlar. Ancak yinede işçileri ve çocukları düşük ücretlerle ve uzun çalışma saatleri ile sömürmek (bu gün türkiyede olduğu gibi) oldukça yaygındı.
Jostein Gaardner, Sofinin Dünyası nda bu dönemin şartları ile onu sorgulayarak ortaya çıkan akımlarla modernizm sonrası ortaya çıkan hippy ve 1968 kuşakları arasında söylemsel bağlantı kurarak bu günde farklı mıyız sorusunu sormaktadır.


http://www.arkitera.com/article.php?...yArticle&ID=96
Picasso: Yeniden Mimarlık İçin Bir Ümit-Ferhan Yürekli
19 Ocak 2006
Bir zamanlar aristokrasi, din ve yönetici (hükümdar) sınıflar gibi ortak özellikleri çalışmamak olan sınıflar, başka bir deyişle kapitali elinde tutanlar, mimarlığı sömürdükleri köylülere karşı statü sağlamak için kullanıyorlardı...



Ev aletlerinin giderek mekanikleşmesi, ve sonunda da elektronikleşmesi 20. yy başından sonuna kadar geçen süre içinde gerçekleşmiştir. Ev aletlerinin makineleşmesi toplum yapısının bir kez daha değişmesi anlamına gelir çünkü ev işlerini yapmakla yükümlü görülen kadın, giderek daha fazla boş zaman elde etmiş bunu iş için kullanması onun kendi ekonomik özgürlüğünü farketmesiyle de bir anlamda eşitliği elde edebilme imkanına kavuşturmuştur, bu da toplumun büyük ölçüde değişmesidir.

Modernizmin simgesi olan makineleşmenin vaat ettiği modern=sosyal ve kültürlü toplum modeli ne kadar başarılı bu tartışmalı bir konu, günlük yaşamdaki bazı işleri, kendilerinden beklendiği gibi makinelerin devraldığı doğru ancak sonucunun daha sosyal ve kendisine ve hayata daha fazla zaman ayıran toplum olduğu bir yanılsama. Her yeni ürünle elde edilen boş zaman kişiye değil üretime katkıda bulunmanın yeni bir çeşidi ile yine kapitalizme geri dönmektedir...

Bana asıl ilginç gelen makineleşme ise makro makineler olan ve küresel ağın parçası fiziksel ve giderek daha fazla sanal olan kentler. Yani bir kelebeğin dünyanın bir yerinde kanat çırpışının başka bir yerde fırtınaya yol açabilmesini sağlayan makineler....
Kentin bir noktasında ufak bir kazanın diğer yollardaki trafiğin tıkanmasına yolaçması, bir yere yapılan gökdelen, köprü ile daha önce hiç akla gelmeyen sonuçların ortaya çıktığı, kullanım kulavuzu olmayan ve kesin kuralları olmayan bir makine..
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 21-03-2006 20:17. Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 21-03-2006, 20:45   #26
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Kader! birliği...

20.yy bakınca ortaya Modernizm ile Bilim'in Kader Birliği ettikleri, dahası zorunlu olarak yaşadıkları bir "simulacre(*)" süreci çıkıyor.

Bu konu üzerinde de durmak için not etme gereği duydum.


(*) J. Baurillard'ın "simulacre" kavramından alıntı ile...
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 25-03-2006, 11:08   #27
Diyalog Konugu
 
Kayıt Tarihi: 01-10-2002
Mesaj: 82
Bizim İçin Modernite Nedir?

Bir haftadır Adana dışında yoğunluğumdan dolayı "Modernizmin İşlevi" konusuna katkıda bulunamadım ama takip edebildim.

Sayın Metin Karadağ'nın tüm heycanına rağmen bu konunun tartışılmaması üzücü.
Belkide "Modernizm ve Modernite Nedir?" sorusuna teorik ve bilimsel yaklaşmamak daha doğru olabilir.

Zaten hakiki "Modern" sabit ve net bir şekilde tanımlanmaması gerekir.
Modern'in sürekli taze kalabilmesi ve yenilenmesi için diğer üslup ve stiller gibi kuralcı ve disipliner olamaz.
Eğer, Modern = Çağdaş ve Akılcı (futuristik ve bilimsel değil) olmaksa bu yaklaşım sürekli yeni yorumlara açık olabilir ve olmalıdır.


Peki "bizim" bulunduğumuz ortamda Modern olmanın anlamı ve gereği nedir?

Forumun diğer bir bölümünde "6 Süper ünlünün katıldıkları Kartal Yarışması" tartışılıyor.
Yarışmaya Kartal'ın yaşamını ve ortamını tanıyan tek bir mimarın bile davet edilmemesi "Modernlik" anlayışımızın ipuçlarını veriyor.
Demek ki biz kendi coğrafyamızda nasıl yaşamamız gerektiği konusunu tartışmak ve hatta düşünmek bile istemiyoruz. Demek ki biz kendimizde "Çağdaş ve Akılcı" olma yateneğini görmüyoruz. Birileri bizim için düşünsün istiyoruz.

İşte bu Modernliğe tamamiyle aykırı bir tavır.
"Çağdaş" ve "Akılcı" olmayı reddetikten sonra "Modernist" görüntüde ve stilde yapılar tasarlamanın hiç bir değeri olduğunu sanmıyorum.

"Bizim için "Modernite nedir? Ne olmalıdır?" konusunu tartışabiliriz.
__________________
Kaya Arıkoğlu
Kaya Arikoglu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 25-03-2006, 13:05   #28
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Sohbet uzun sürecek,

Sayın Arıkoğlu

Elinize sağlık. Güncelin gündemi de burada ise nefes alıp vermesi bile yeterli bu sohbetin.

Renkli ve zengin bir sohbet olmasını dilememin yanısıra uzun sürmesini de diliyorum.

Acelem yok.

Bu konuda söyleyecek, yazacak doğrudan ya da dolaylı o kadar çok konu ve açı var ki vakit ayırma sorunum dışında ben memnunum sohbetin başlamış olmasından.

Buraya yazılan yazılardaki hiç bir satırı unutmamak ve yanlış anlamamak için tekrar tekrar okuyorum.

Daha şimdiden değinmeyi düşündüğüm konular birikerek okyanuslaştı...





Alıntı:
Orijinal metin Kaya Arikoglu tarafından gönderilmiş
Bir haftadır Adana dışında yoğunluğumdan dolayı "Modernizmin İşlevi" konusuna katkıda bulunamadım ama takip edebildim.

Sayın Metin Karadağ'nın tüm heycanına rağmen bu konunun tartışılmaması üzücü.
Belkide "Modernizm ve Modernite Nedir?" sorusuna teorik ve bilimsel yaklaşmamak daha doğru olabilir.

Zaten hakiki "Modern" sabit ve net bir şekilde tanımlanmaması gerekir.
Modern'in sürekli taze kalabilmesi ve yenilenmesi için diğer üslup ve stiller gibi kuralcı ve disipliner olamaz.
Eğer, Modern = Çağdaş ve Akılcı (futuristik ve bilimsel değil) olmaksa bu yaklaşım sürekli yeni yorumlara açık olabilir ve olmalıdır.


Peki "bizim" bulunduğumuz ortamda Modern olmanın anlamı ve gereği nedir?

Forumun diğer bir bölümünde "6 Süper ünlünün katıldıkları Kartal Yarışması" tartışılıyor.
Yarışmaya Kartal'ın yaşamını ve ortamını tanıyan tek bir mimarın bile davet edilmemesi "Modernlik" anlayışımızın ipuçlarını veriyor.
Demek ki biz kendi coğrafyamızda nasıl yaşamamız gerektiği konusunu tartışmak ve hatta düşünmek bile istemiyoruz. Demek ki biz kendimizde "Çağdaş ve Akılcı" olma yateneğini görmüyoruz. Birileri bizim için düşünsün istiyoruz.

İşte bu Modernliğe tamamiyle aykırı bir tavır.
"Çağdaş" ve "Akılcı" olmayı reddetikten sonra "Modernist" görüntüde ve stilde yapılar tasarlamanın hiç bir değeri olduğunu sanmıyorum.

"Bizim için "Modernite nedir? Ne olmalıdır?" konusunu tartışabiliriz.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 27-03-2006, 14:45   #29
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
"Şimdi" bulunduğumuz noktadan verili/mevcut duruma bakarak

"Şimdi" bulunulan noktadan tüm küreye bakıldığında "verili/mevcut duruma bağımlı olarak" bir modernizme değil, olsa olsa ancak sürekli karamsarlık kaynağı bir kaosa varılabilir.

Oysaki yakın tarihin insanlık için önemli çok önemli "çıkış ve kırılma" noktalarını aynı anda içerdiği için ikircikli olarak yargılanmaya mahküm edilen modernizmi oluşturan temel öğelerin, "üzerine yapıştırılanlardan arınmasına" katkı vermek gerekir.

Birinci arındırma, kapitalizmin sermayeyi oluşturma/birikim sürecinde "araçsallaştırdığı kavramları" insani kavramlarla yeniden kurmakla olanaklıdır.

Bu arındırma, "İnsan/i İlişkiler" yerine yaşanan tarihsel süreçte büyük bir endüstriyel baskı ve şiddetle kullanıma sokulmuş olan "Üretim İlişkileri"nin geri dönüşümünün sağlanmasıyla olanaklıdır.

(Yukarıda da değinilmişti, hatırlayın, "Kendi küllerinden ama aynen eskisini değil, yeniyi kurma kaygısıyla bir başka yeniyi kurmak..." Özeleştirel bir süreç sonucunda arınma/katarsis... konusunu...)

Ama bu kez, "Üretim İlişkileri"nin "İnsan/i İlişkiler" esaslı olarak yeniden kurulumu, İnsan/i İlişkiler'in "doğal çevresi ile birlikte" gerçekleştirilmesine özen gerektirmektedir.

İnsanlık ütopyasına bu anlamda geriye doğru baktığımızda 1789 Fransız İhtilali sonrasında kabul edilmiş olan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve hemen ardından gelen ütopya manifestoları en nitelikl insani ilişkileri temel alan toplumsal belgelerdir...

Bu hat üzerinden gidildiğinde Kyoto İklim Sözleşmesine yani bugüne kadar varır bu adımlar.

Yaşamın bütününü gözeten tüm bu ütopyalar dünyası, insanların modern yaşam beklentilerindeki "insanı ışığı" taşır.

Modernizmin yeniden okunmasında; pazar-endüstriyel-meta teknoloji, vb. kodlarla deforme edilmiş insan ilişkisi olan üretim ilişkileri değil, yukarıda sözünü ettiğimiz "insani ışığı" esas almak durumundayız.

Bu açıdan hareketle bir bakış geliştirdiğimizde, modern adıyla gündemi işgal eden şeylerin aslında premodern bile olamadıklarını görebileceğiz.

Aşağıdaki "Modernist Şiir" kritiklerini de bu açıdan bakarak daha sonra değerlendirmeye çalışacağım.

***************





Orijinal Mesaj Kaya Arikoglu tarafından gönderilmiş
"MODERNİST POETRY" (Modernist Şiir)
Tarifi ve Temaları:

1. "Experimentation": Sürekli araştırmak, kabul edilmişi dışlamak, geçmişi reddetmek.

2. "Anti Realism": Gerçekçilik ve somutluğa karşıt olmak. Modern sadece kendini temsil edebilir

3. "Individualism": Aydın olmak, Bireysellik, Kendi özgün görüşünü savunmak ve "iç dünyanı" temsil etmek.

4. "Intellectualism": Entelektüallik, Analatik ve parçalanmış fikirlerin temsili, nihai sonuça erişmemiş fikirlerin tercihi. Formalden ve mükemmelikten kaçınmak.

5. "The Shock of the New": Yeninin şok etkisi, sürekli yeninin yaratıcılıkla aranması

6. "The Always Unconventional": Her zaman unkonvensiyonalı ( alışılmış olmayanı) tercih etmek. Kabul edilmişten kaçınmak.

7."The Ever Individual" : Sürekli özgünlüğün tercihi, başka birşeyi temsil etmeden kendi gibi var olanın tercihi.

8." Elitist Individualism": Aydınlığın yükselmesi, bireyselliğim kendini beğenmesi
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 27-03-2006 16:09. Nedeni: ek
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 27-03-2006, 20:35   #30
Diyalog Konugu
 
Kayıt Tarihi: 01-10-2002
Mesaj: 82
Metin Bey,

Isterseniz "Modern işlevi" konusunu açmaya çalışırken "Modernist" olmaya dışarıdan bakmayalım. Öncelikle içeriden, kendi açımızdan, bakmaya çalışalım.
Modernizme sadece teorik ve bilimsel açıdan değil pratik açıdan bakalımmı?
"Modernist" yaklaşım bizim kendi toplumumuza ne getirir ve ne götürür sorusunu taze olarak tekrar soralımmı?.
Zaten, "Modern" düşünce taze kalmak için sürekli soruların tekrar sorulmasını gerektirir.

Peki, zaman kazanmak için ben sorayım........
Biz bu coğrafyada ve mevcut kültürümüzle "Çağdaş ve Akılcı" olarak nasıl bir yaşam ortamı tercih ederiz?
Eminim bu konuda hepimizin değişik arzuları olsa bile birçok ana temada anlaşabiliriz ve birbirlerine yakın arzuları paylaşacağımızı tahmin ediyorum.

Tercihlerimizin ortak listesini "Modernist" bir yaklaşımla yapabilirmiyiz?

Biz toplum olarak kendi yaşam ortamımızı bilinçli olarak yaratabilmemiz için önce ortak tercihlerimizi sıralayıp, sonra mimariyle tarif edip, daha sonra demokratik sistemle uygulamaya çalışmalıyız.
Evet, bunu utopik olmadan realist olarak yapmak kolay değil. Ama sandığımız kadar zorda olmayabilir.

Tercihler soframıza ben bir örnek getireyim...

1. Tercih: Türkiyede doğanın daha fazla zarar görmesini istemiyoruz...

Bu somut tercihe aramızdan "hayır" diyecek olduğunu sanmıyorum.

Eğer bu tercihin önemi bizim için çok yüksekse "Modernist" düşüncemizin bir parçası olabilir. Doğanın sürdürebilirliğine önem veriyorsak bunun mimari tarifi bizim için ciddiyet kazanabilir. Ama böyle bir tercihimiz yoksa o zaman "bizim" mimarimizde "sürdürebilirlik" anlamsız kalabilir.

Örneğin, Dubai böyle bir soruyu kendisine sormuş ve doğanın yoksun olduğu bir coğrafyada insan yapıtının en ön planda olmasına bir şekilde karar vermiş.
"En" son teknolojiyle "enterasan" mimarisyle bir dünya merkezi kurmayı başarmış. Bence onların "en" lere önem vererek pırıldıyan kuleler dikmeleri çok akılcı, pratik ve modernist bir yaklaşım. Aynı şeyi bizim şuursuzca istememiz ne kadar akılcı, ne kadar pratik ve ne kadar "Modernist" ????

Tekrar "Modernizmin İşlevine" dönersek.
Eğer "Modern" olmak "bize" birşeyler kazandırmayacak da sadece görsellik kazandıracaksa o zaman düşünmeyi onlara bırakalım ve biz sadece uygulayalım.

"Norman Foster İstanbul'da büro açacakmış........"

Saygılarımla,
__________________
Kaya Arıkoğlu
Kaya Arikoglu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. şu anda saat 18:31.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81