![]() |
|
|||||||
| Mimarlık Mimarlar ve mimarlık dünyasına ilişkin genel konular bu başlık altında. |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#46 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Tüm forumlardan çekiliyorum...
Tüm forumlardan çekiliyorum...
Hoşçakalın...
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#47 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 579
|
okumak
Alıntı:
Beni ilgilendiren YAŞADIĞIM yüzyıl. Sabancı camii örneğindeki gibi , farkındalık düzeyi diplerde olan bir topluma dönüşmemiz de , felsefenin ' SORGULAMAK' olan ana kuralını hiçe saymak yatıyor. Bu dünyanın geçici ve önemsiz olduğu gibi bir yaklaşımla, bu dünyadaki yaşam alanını hiçe sayan bir toplumun gelişmesinde de bu yatıyor. 'Evlerinizi yapasınız diye , sağlam tepeler yarattık' diye bir ayet hatırlıyorum. Sonra dönüp islam kentlerine bakıyorum. %80 i çukurda... Bunun gibi, aslında kendi dinamiklerinin bile farkına varamayacak düzeyde sorgulamaya kapatılmış bir toplumdan mimarlık üretmesi beklenemez. Ve RESTORE eder durur. Eskiden ne güzelmiş der durur. Bunda benim kabul edebileceğim hiçbir nokta yok. Gelişmeye kapalı bir hayat felsefesi mimarlık içerisinde de , toplumda da kabul edebileceğim birşey değil. Felsefenin bu "sorgulayıcılığı köreltilirse," geriye sadece "geviş getirmek" kalacağını bir yerden öğrenmiş olmalılar..." - karadağ Ayrıca bu sözün altına ben de imza atarım. Bence hiçbir hakaret içermiyor. Geviş getirmek, yediğini çıkarıp tekrar tekrar çiğnemek anlamında . Bir düşünceyi sürekli tekrarlamak .. ben böyle anladım. Üşenmeyip 5-10 dk sını buraya ayıran birine her şekilde saygı duyulması gerekir. Forumlara ' ÇOK İŞİ OLAN değerli mimarlarımızın da katılmasını bekliyorum. Bir öğrenci olarak bu forumların benim için ders niteliğinde olduğunu ve çok yararlandığımı belirtmek isterim.
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
|
#48 | |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-06-2006
Mesaj: 42
|
Alıntı:
Yazdıklarını belki de yeterince açık olmadığı için ben yanlış anlamışımdır. Şimdi anlaştık. Sinan'ın dönüm noktası olması bir açıdan da düşüşe geçiş olarak yorumlanmaktadır, ama bu "Sinan'dan sonrasını silip atınız" demek değil elbette. Kaldı ki onun kalfası olan Sedefkâr Mehmed Ağa bile ustasının ölümünden sonra mimarbaşı olur, ve hemen arkasından çırağı olduğu insanın yapılarını taklit etmeyen, yeniliklerle dolu Sultanahmet Camii'ni inşaa eder. O sıralarda rönesans Avrupa'da bile yenidir, dikkatinizi çekerim. Günün şartlarıyla konuyu değerlendirdiğimizde Mimar Sinan fırtınasının hemen ardından taşıyıcı duvarları azaltıp camiyi daha hafif göstermek, hükümdar isteğiyle de olsa 6 minare yapmak gibi onun yapmadığı şeylere imza atılmıştır. Bir yenilik arayışı, ilerleme arzusu seziliyor. Hükümdar da daha önce görülmemiş bir minare sayısını talep ediyor, "neden böyle olmasın" diyor. Mekânı ve zamanı kendi şartlarına göre değerlendirmek gerekir. Nitekim klasik devirden sonra da Batı'dan etkileşimlerle bir Osmanlı Baroğu, neoklasiği oluşmuştur denilebilir. Sanırım klasik devrin karikatürlerine başlamamız çok daha sonraları. Osmanlı'nın son devir mimarisi bundan çok uzak. İslâm düşüncesinin Hilmi Yavuz'un da dediği gibi bazı temel dogmaları kurcalamayan, onlara en azından direk ilişmeyen bir tavrı var. Bu elbette anlaşılabilir. Nitekim Hz. Mevlânâ bunu şöyle açıklıyor: "Pergel gibi olunuz. Bir ayağınızı bir noktaya sabitleyin, diğeriyle bütün dünyayı gezebilirsiniz" Pergelin bu sabit noktası elbette inançla ilgili bir konudur. Yani İslâm düşüncesi dinin değiştirilemez prensiplerinin haricinde herşeyi sorgulamaya açıktır. O sınırlı sayıda prensip sorgulandığı zaman da zaten İslâm ortadan kalkar. Bu da yapılabilir elbette, çünkü onları sorgulamadan doğruluğuna inanmak zaten bu dinin istediği birşey değil. Peygamber de her soruyu dinlemiş, hepsine cevap vermiştir. İnanmak veya inanmamak kişinin kendi elindedir. Burada şunu iyi tespit etmek gerekir, dinin özüne ait olmayan şeyler dinin kendisi gibi gösterilmiş, gösterilmektedir. Halbuki bu öze aykırı bir davranıştır. İbn-i Sina, Gazali, Farabi, İbn-i Rüşd, El Harezmî, El Râzî, El Taberî, Birûnî gibi düşünürlerin yaşadıkları devirdeki bütün temel kavramları sarsacak derecede sorgulayıcı bir tavırda olduklarını hatırlatalım. Özbekistan, İran, Türkistan, Hindistan, İspanya, Afganistan gibi bütün bir İslâm coğrafyasından çıkan bu düşünürler düşünce tarihinde çok önemli etkilere sahip çoğu Arap olmayan düşünürlerdir. İslâm dini ile İslâm felsefesinin farklı şeyler olduğunu vurgulamak gerekiyor. İslâm düşüncesinin ürünü ve devamı olan Osmanlı düşüncesi son döneminde bile 1865 - 1913 yılları arasında yaşamış olan Filibeli Ahmed Hilmi gibi bir düşünürü yetiştirmiş bir gelenekti. Kendisinin meselâ "zaman" kavramıyla ilgili düşüncesi beni deriden etkilemiştir. "Vücutta zaman olmaz, an olur" gibi bir düşünceyi ortaya koyan insanın dogmalara saplandığını söylemek zordur. Bahsettiğiniz kendi dinamiklerini gözardı etmeye başladığı tarih de aslında buralara tesadüf eder. Farkediyoruz ki 20. yüzyıl artık ayak uydurulamamış, adımlarımızı birbirine dolaştıran bir yüzyıldır. Bunların sebepleri arasında hep tartışılan Batı taklitçiliği, dinin yanlış yorumlanması sonucunda teknolojinin ve bilimin ihmal edilmesi gibi konular bizi konu dışına çekmeden şunu söyleyelim: 18. yüzyıldan itibaren hissedilen gerileme dikkat çekici biçimde ekonomide, bilimde, sanatta, siyasette ve düşüncede beraberce olmuştur. Bunların sıraları, aralarındaki zaman dilimleri de bahs-i diğerdir. Böylesine rotasız olarak 20. yüzyıla giren bir düşünce hayatından bizim hayâl ettiğimiz sıçrayışı sağlamak mümkün değil elbette. Osmanlı'nın gerçekleştiremediği çağdaş hayata entegrasyon sorununun etkileri zaman zaman barok akımlar, üslûplar, milli mimarlık akımları, modernist akımlarla sürdü. Kültürel kesinti konusuna da girersek ilerde, oradan devam ederiz, zira bu peşpeşe gelen arayışlarda kültürel aktarımın neredeyse yok olduğu görülüyor. Yani bir düşünce akımı kendinden öncekinin birikimini ve tecrübesini ondan olmamak kaygısıyla yok sayıyor. "Bunun gibi, aslında kendi dinamiklerinin bile farkına varamayacak düzeyde sorgulamaya kapatılmış bir toplumdan mimarlık üretmesi beklenemez. Ve RESTORE eder durur. Eskiden ne güzelmiş der durur. Bunda benim kabul edebileceğim hiçbir nokta yok." - RedRapsody Düşünce üretemeyince, mimarlık üretemeyince, kültürü kaybedip seviyesizleşince haklısın ki "eskiden ne güzelmiş" demeye başlanıyor. Eskinin güzel olması -seni tasdik için söylüyorum- eskiye ait bir şeydir, bize bir faydası yoktur. Bizim kendimize bakmamız, kendi dinamiklerimizi oluşturmamız gerekiyor. Bunu yaparken de "madem eskinin bana faydası yok, o zaman onu yok saymalıyım" diyecek kadar umarsız olamayız elbette. Bu arada, keşke restore de edebilsek... O da ciddi bir birikim ve kültürel seviye isteyen iş olduğundan memleketimizde doğrusunu pek göremiyoruz.Hepimizin bir şeyler değiştirmek hayali var. Bu zaten, tekrara lüzum yok, mimarlığımızın motivasyonu. Ama "değiştirmek" - "revolusyon" ile "silmek" aynı şey değiller. Birikimin üstüne başka şeyler koymak, veya o birikimden aktarılacak bir öz çıkarmak bence daha tutarlı bir davranış. Not: Siz siz olun böyle cümlelerin altına lütfen imzanızı atmayın. Tekrar etmekten sıkıldığım, rahatsız edici ifadeler bunlar. Bu hakarettir, geviş getirmek kimlere mahsustur, malûmunuz. Susup oturmamızı da isteyen cümleler vardı. Rica ederim bu mevzuu uzamasın. İmzanızı kendi cümlelerinizin altında görmek istiyoruz. |
|
|
|
|
|
|
#49 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 579
|
Bu aydınlatıcı yazı için teşekürler. Aslında kendi çıkış yolumuzu ancak biz bulabiliriz, bu açık.
pergel örneğindeki incelik mimarlığa uyarlandığında kırılganlaşabilir mi kaygılıyım. Ama sanırım mimarlığın da değişmez gerçekleri var. Bu değişmez (gelişebilir) gerçekler nicel olan , teknik ve bilimsel doğrularsa ayağımızı burada sabitleyebiliriz. Diğer gezen ayak ise felsefe üzerinde daha nitel olan , soyut kavramlar , sezgilerimizle bulabileceklerimiz... İşte MİMAR bundan rahatsız olur, hiçbir ayağının bağlı olmasını istemeyebilir. özgür düşüncesini kısıtlamak istemez. Sonuçta ya kaybolur, yada gerçekten çok farklı birşey yakalar. Ama eninde sonunda mimar bir sabit nokta belirler, bir akım, bir yaklaşım onun bir ayağını sabitleyeceği temel halini alır. Bu aşamadan sonra mimarın bir çizgisi oluşur, yaptıkları karakter kazanır. Şu aşamada ben sabit ayak için yer bulamayanlardanım , aramaya devam ediyorum. Olgunlaşana kadar da böyle olmak grek sanki... Ne zaman ki farkındalık düzeyimi yeterli bulurum , o zaman bir ayağı sabitleyecek bir temele karar veririm diyorum... Bunun içinde bol bol sorguluyorum... İçim rahat ![]() sohbetin keyifli devam etmesini dilerim... Keşke daha çok katılım olsa, hocalarımız bize yeni şeyler öğretse...
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
#50 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 04-08-2004
Mesaj: 1.610
|
Merhaba, Ben dışarıdan fikirlerinizi okuyanlardan biri olarak katkılarınızın keyifli bir süreç olduğunu görüyor ve tebrik ediyorum. Bu başlığın daha da zengin katılımları olmasını temenni ederim. Bazı tarihi tespitler ve günümüzden örnekler çok iyi yapılıyor; Sabancı camii,..rönesans dönemi vb. gibi. Başarılar |
|
|
|
|
|
#51 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 14-09-2005
Mesaj: 60
|
Ben,bu konu başlığı altında çok şey öğreniyorum.Teşekkür ederim...
|
|
|
|
|
|
#52 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 12-07-2001
Mesaj: 19
|
Foruma ilk kez katılan (daha doğrusu ilk kez yazarak katılan) biri ve de henüz sabit bir ayağa sahip olmayan bir "mimar" (adayı) olarak itiraf ediyorum ki, tedirginlik ve heyecan içindeyim henüz miktarını belirleyemediğim - belirlemek için bir uğraşım da yok aslına bakarsanız- . Tabi konuşurken de bu tedirginlik beni oldukça zor durumlara sokmuştur çoğu zaman, çünkü kullandığım-ız kelimelerin farklı kişiler tarafından doğal olarak farklı algılanıp telafuz edildiği düşüncesi beni bir şekilde "esir" almıştır. Kelimeler -bilirsiniz- sözlüğe sığmayacak kadar özgürlüklerine düşkünlerdir. "felsefe" gibi veya ne bileyim nerden aklıma geldiyse işte, "mimarlık" gibi. "felsefe" eğer bir algılama, yorumlama, geliştirme vs. ise elbette hayatın hiç bir öğesinden koparılamayacağı gibi "mimarlık" tan da koparılamaz. Ne de olsa işin içinde bu saydığımız, bir şekilde soyut varlıkların varoluşlarını borçlu oldukları - ki bunun daha öncesinin olup olmadığını burada tartışmalı mıyız?- insan dediğimiz bir ana "küme" vardır. Yoksa "küme" diyerek çok mu basite indirgedim, sanmıyorum. Ayrıca bir de (bu "ayrıca" kelimesinden sonra "bir de" ifadesini kullanmam ne kadar doğru olduysa) "farklılık"ların tartışılıp "doğru"nun bulunması konusu var. "doğru"nun bulunması sanırım ki "farklılık"ların tüketilmesi anlamına gelmiyor da aslında yeni "farklılık"ların bulunması demek oluyor. Bu benim anlayış-ıma göre işin asıl "doğru" olan kısmıdır. Şimdilik burada kesmenin daha "doğru" olacağına inanı-yorum. Tedirginliğimin bir göstergesi olan "" işaretlerinden dolayı beni şimdilik mazur görün lütfen. Umarım bunlar zamanla azalacaktır. Bu arada bir itiraf: Bu konuda yazılan mesajların tamamını okumadım. Atladıklarım oldu. Bu da bir "günah çıkarma" mıdır bilmem. Teşekkürler...
__________________
sb |
|
|
|
|
|
#53 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Ayrılmak istiyorum... Ama hala bu listedeyim neden?...
Yazılarıma uygulanan hesapsız kitapsız sansür/ler nedeniyle arkitera üyeliğimin silinmesini istiyorum.
Ama inatla silmiyorlar. Niye? *** Neresi burası?:.. Alkatraz'da mıyım desem, Guantanamo'da mıyım desem... Bari santranç sayfası koyun da müebbette şarlatanların bu rezaletlerine şahit olmayayım. *** Her ne yazmış isem her zaman hesabını yine kendim veririm. Bu forumun konu başlığı nedir?:... "Mimarlıkta Felsefe" Konuyu başlatan (samimiyetle sorulmuş) soru nedir?:... Alıntı:
...
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
|
#54 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 579
|
Öööff. Öf yani öf...
herkesin felsefesi kendine , hadi kolay gelsin.
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
#55 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Felsefe bütünseldir...
Felsefe bütünseldir...
Kimsenin tekeline giremeyecek kadar geniş kapsamlıdır. Onu, anlayış/lar/ farklıdır... Hiçbir farklı anlayış ise felsefe demek değildir. Bu nedenle aşağıdaki cümlede geçen "felsefe" kelimesi yanlış kullanılmıştır. Cümleye uygun düşeni "anlayış" kelimesidir:... Evet, herkesin "anlayışı" kendine...
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#56 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
"Hala yeşil bir defne ormanı altında."
Defne Ormanı
Köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri İçin felsefe yapıyorlardı, çünkü Ekmeklerini köleler veriyordu onlara; Köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için Felsefe yapmıyorlardı, çünkü ekmeklerini Köle sahipleri veriyordu onlara. Ve yıkıldı gitti Likya. Köleler felsefe kaygusu çekmedikleri İçin ekmek yapıyorlardı, çünkü Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara; Felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri İçin ekmek yapmıyorlardı, çünkü kölelerini Felsefe veriyordu onlara. Ve yıkıldı gitti Likya. Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi. Ekmeğin sahipsiz felsefesini Felsefenin sahipsiz ekmeği. Ve yıkıldı gitti Likya. Hala yeşil bir defne ormanı altında. Melih Cevdet ANDAY
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#57 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
|
Ne güzel konuşuyorlar işte, beğenmediğiniz nedir?
|
|
|
|
|
|
#58 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-06-2006
Mesaj: 42
|
Sevgili RedRapsody, Asteria, Rapidorik, teşekkürler, sohbetten zevk almamızı sağladığınız için.
Sevgili Bilginso, yazınızdaki tereddütler ufak teşebbüslerle yeni fikirlere gebe gibi geldi bize. Seyahat dönüşü RedRapsody'nin ve sizin yazılarınızın bendeki çağrışımlarında tekrar yazmak isterim inşallah. Zevkle okuduk hepsini, haberdar olunuz. En son tömbeki tarafından düzenlendi : 03-09-2006 01:49. Nedeni: noktalama |
|
|
|
|
|
#59 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 579
|
Alıntı:
Bir ben varki benim içimde , benden öte benden ziyade... Kölelerin de felsefesi var. Birileri vermiş. Bazıları farkında bazıları değil. Bazıları da yaşabilmek için farkında değilmiş gibi yapmak zorunda.Felsefesi olduğunu bilse efendisi, ekmeği verir miydi eline? İçim sıkıldığı bir an yazdım işte. Sorgulamak ve sorgulanmak kimyamızı nasılda bozuyor...Bozmamalı, izin vermemeli Yanlışsa düzeltmeye çalışmalı, yol göstermeli, karşıtsa karşılaştırmalı, karanlıktaysa aydınlatmalı...
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
|
#60 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
"Reset" düğmesinin marifeti...
"Başkalarından kendi inancına saygı bekleyenin, "kendi inancına saygısı"; başkalarının inancına gösterdiği saygı ile sınırlıdır..."
Bu cümleyi nasıl buldunuz? Ararsanız değişik kaynaklarda benzer anlamda bir çok kez söylenmiş benzer cümleler bulabilirsiniz... "Mimarlıkta Felsefe" konu başlıklı bu forumda iş tam olarak nerede zıvanadan çıktı dersiniz?:... Şimdi şu az yukarıda okuduğunuz bu cümleden:... Konuyu o zaman biraz sıfırlayalım ve başa alalım. "İnanç" ve "Düşünce" kavramları birbirinden hem çok farklı hem de birbirine en çok karıştırılan iki kavram... Birincisinin "göstergesi yokken;" ikincisi tamamıyla "göstergelerden oluşan..." Birincisi "göstergesi olmadığı" için doğal olarak sorgulanamaz ve tartışılamazken; ikincisi "göstergelerden oluştuğu" için sorgulanabilen, tartışılabilen, yanlışlanabilen, çürütülebilen, değişebilen, gelişebilen... Şimdi, bütünüyle göstergelerden oluşan felsefe, üstelik de "Mimarlıkta Felsefe" konusuna kezzap dökerek onun hakkında konuşulamaz hale getirmek için ne yapılması gerekir? Bu forumda da "gün" imzası ile yazı yazan şahsı daha önce başka forumlardan çok çok iyi tanıma fırsatım olduğu için konuya "bir omuz darbesi cümlesi" ile girdiginde olacakları sezerek bu kez uyarı tarzı notlar yazmaya çalıştım... İşte bir omuz darbesi cümlesi: gün: "Yalnız aklıma bişey takılıyor. Mimarlık ve Felsefeyi bir arada götürmek güzel de, bence feylesefe yapacağız diye pratik çözümlerden uzaklaşıyoruz ve günlük sorunlara pratik çözümler önermiyoruz gibi geliyor." Ve taifede hemen imdada yetişti tabii. Yapmak istediklerini ekip halinda yapmaya çalıştılar. Felsefenin ve tabii "Mimarlıkta Felsefe"nin "farkındalık için sorgulama" özünü köreltmek ve en insani davranış olan özgürce düşünmek eylemini yine insan gözünde küçük düşürmek için, hikmetinden sual olunmaz kavram alanı değerlerini buraya enjekte ettiler... ... Yukarıdaki "gün" imzalı cümleye tekrar dikkat ediniz lütfen, özellikle bu satıra : "bence feylesefe yapacağız diye pratik çözümlerden uzaklaşıyoruz ve..." Şimdi birde böyle okuyun: "bence gevezelik yapacağız diye pratik çözümlerden uzaklaşıyoruz ve..." "bence geviş getireceğiz diye pratik çözümlerden uzaklaşıyoruz ve..." Ne, pratik çözümleriymiş bu uzaklaştığımız?... Merak etmeye başladım. Ama, iyi ki reset düğmesi var... ...
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 03-09-2006 18:31. Nedeni: Ek... |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|