![]() |
|
|||||||
| Mimarlık Mimarlar ve mimarlık dünyasına ilişkin genel konular bu başlık altında. |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#31 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-06-2006
Mesaj: 42
|
Alıntı:
Klasizm ve Modernizm kavramlarını açmanız çok faydalı oldu efendim, henüz bunları kavrama ve özümseme evresindeyim. Teşekkür ederiz. Peki sezgisel yaklaşımların, duygusallığın yanına Batı düşüncesinde ve klasik felsefede yer almayan "fıtrat", "hikmet", "rahmet" gibi kavramları da dahil etmek mümkün müdür acaba? Bunlar soyut kavramlar, biliyoruz ki insan soyut kavramlardan ibaret değil. Ömer Bey trafolarla ilgili başlıkta "Dantelden korkmayınız, bu bizim kültürümüzde var" gibi birşey yazmıştı. Bu yukarıdaki kavramlar da insanın özünde yok mu efendim? Bunlardan korkmamak lazım. Kaldı ki dünyada büyük bir bunalımın peşinden Doğu düşüncesi rüzgârı eserken aslen doğulu bir toplum olmamızı düşünsel açıdan bir avantaja çeviremez miyiz? Batıda karşılığı olmayan bu kavramların insanın ve mekânın özünü yakalamamızda yardımı olabilir diye düşünüyorum efendim. Sistematik felsefeyi düşünce tarihinin tek faaliyeti olarak mı kabul etmeliyiz? Yani dogmalara sahip İslâm dünyası acaba ne yapıyordu? Geometrik desenlerinden malzemesine, formlarına İslâm mimarisinde bir felsefî arkaplan hissetmiyor muyuz? Olmadığını söylemek zor galiba. Onlar bu faaliyetleri yaparken ne düşünüyorlardı acaba, kavramları zorlamıyorlar mıydı dogmalar uğruna? Düşünmeyen bir medeniyet olamaz herhalde. Ben yine biraz elle tutulur mimariden konuşayım; meselâ Osmanlı mimarisinde kimse manifestolar yayınlamıyor, kitleleri düşünceleriyle ardından sürüklemiyordu. "Mimaride iç-dış birliği olmalı, malzeme saf ve tabiatına en uygun biçimde kullanılmalı, topoğrafyayla boğuşulmamalı" gibi fikirler dergilerle, kitaplarla yayılmıyordu. Şimdilerde bizim yeni yeni ilkelerini farkettiğimiz bu "fıtrat" mimarisi nasıl yakalanmıştı acaba? Gerçekten merak ediyorum. Çoğu noktalardan Batı felsefesini de derinden etkilemiş zengin bir İslâm düşüncesi geleneği var. Kendi bunalımımızdan, kendi kültürümüzden de bir iki damla süzüp düşünce ve mimarlık dünyamıza katabilir miyiz? Belki oradan da beslenirsek düşüncede Batı'nın sadece ulaşamayacağımız bir takipçisi olmak yerine beklenmedik bir adım atarak yeni açılımlar yakalayabiliriz. |
|
|
|
|
|
|
#32 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Pekiiii,...
Pekiiii, bakışımızı/başımızı sadece "Mimarlıkta Felsefe" konusu "içinde" sınırlayıp (gömüp) kalırsak; "Doğuya gitmekte olan bir gemide; yürüyerek batıya ulaşabilir miyiz?"
Hoş gemi sürekli doğuya giderse batıya da varmıs oluruz daaa... Yani, kendi kendimize (farkındalık sınırlarını zorlamayıp) sadece "Mimarlıkta Felsefe Güzellemeleri" yapıp bununla yetinerek de aslında "Mimarlıkta Felsefe" yapamaz hale gelebiliriz... Farkında iseniz konuyu başka bir farkındalık alanı/halkası (örneğin: suya bir sey düştüğünde içten dışa doğru dalga halkaları oluşur. İşte o görüntüdeki herhangi bir halkadan içteki ve dıştaki halkalara doğru...) ile temas ettirmeye çalışıyorum. (Bu içiçe halka ilişkisinden ayrıca, yağmur yağarken su birikintilerindeki birbirinden farklı dalga halkalarının nasıl girişim yaptıklarını izlemişsinizdir... İzlemediyseniz gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Yaşamımızdaki bu etkileşimli girişimlerin farkında olabildiğimiz yerden de ötesine uaştığının farkına varmamız gerek...) Örneğin bu temas halkalarından birini İmar(özelde de İmar Kanunu' da diyebiliriz) Felsefesi'nin varlığını da sorgulayabilmeli ve olan bitenin farkına varabilmelıyiz... Kendimce bir özet size sunabilirim: Ülkemizdeki tüm imar faaliyetlerinin (kanunlar, yönetmelikler, uygulamalar,...ve anlayışların toplamının ortalaması: ) "İmar Felsefesi" açısında anlamı: Herhangibir metrekarenin(m2) herhangibir metrekübe (m3) belirli bir çıkar/rant ivmesi yoluyla çevrilmesinden ibarettir. Ortalığı şenlendirsek de mi devam etsek, sarımsaklasak da mı susup otursak? ![]()
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 31-08-2006 10:33. Nedeni: Ek... |
|
|
|
|
|
#33 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
|
Modernizm, klasizm yokken mimarlık vardı. Kimse de ben şu akıma göre üretim yapıyorum demiyordu. Aslında manifestolar sadece bir kişi ya da bir gruptan çıkıyor ve diğer insanları etkilemeye çalışıyor. Etkiliyor da...Bilinçsiz olarak modern mimarlık tarzında ürünler veriyorsunuz ya da başka akıma ait, hangisi hakimse artık...
Doğu-Batı takıntım yok ama kendi kültürümüzden bişeyler süzüp de düşünce dünyamıza aktarabilir miyiz sorusuna çok da ümitli bakamıyorum. İlim Çin'de de olsa alıcaz tabi ama bence biz sadece taklit yapmaktan öteye geçemiyoruz. Bunun sebebi bence aşırı kampçılık. Bir kısım Doğucu bir kısım Batıcı, orta yolda bizim mimarlık kültürümüz, tecrübemiz var ama pek de dikkat çekmiyor. Gotiği severim, Antik dönemi de, ama ne Klasizmi severim ne Modernizmi. Şehirlerimizin bu halde olmasının baş sorumlusu bence mimarlıktaki modernizm akımı ve onun bağnazca yorumlanmasıdır. |
|
|
|
|
|
#34 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-06-2006
Mesaj: 42
|
|
|
|
|
|
|
#35 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
O satır önemli değil...
"Ortalığı şenlendirsek de mi devam etsek, sarımsaklasak da mı susup otursak?"
Anlamadığınızı söylediğiniz bu satır önemli değil; yukarıda yer alan bölümü anlamış olmanız önemli... Yani o satırın yukarısında yer alan asıl bölümü sormadığınıza göre anlamış olduğunuzu anlıyorum... Niye esas bölümü değil de fuzuli bir espriyi merak ediyorsunuz?... Garip ama yine de iyi bir şey.
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 31-08-2006 12:13. Nedeni: Ek... |
|
|
|
|
|
#36 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-06-2006
Mesaj: 42
|
Bu satırın da izahını alsak lütfen, kafamızda soru işareti kalmasa.
Böyle satırları seviyorsunuz zira, biz de zevk alsak bunlardan sizin gibi? Önemsiz, laf olsun diye yazılmış satırlarınız olmasına ihtimal vermiyoruz. |
|
|
|
|
|
#37 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
1) Bunları açmak üzere üzerinde yazmayı
Bunları açmak üzere üzerinde yazmayı tercih ederim....
Bakalım neler söylemişler. Ama bitirmem gereken sözlerim duruyor daha: Sırası gelince... ****** Alıntı:
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
|
#38 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
2) Bunları açmak üzere üzerinde yazmayı
Bunları açmak üzere üzerinde yazmayı tercih ederim....
Bakalım neler söylemişler. Ama bitirmem gereken sözlerim duruyor daha: Sırası gelince... *** Alıntı:
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
|
#39 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-06-2006
Mesaj: 42
|
Aman atlamayın bu konuyu, kimse bunların uzun ve ders niteliğindeki mesajlarınıza serpiştirilmiş kendini tatmin buhranları olduğunu düşünmek istemez.
"Ortalığı şenlendirsek de mi devam etsek, sarımsaklasak da mı susup otursak?" Bir mesajda durup dururken bu ifade ne demeye yer alır? Kime hitab eder? Buyrun lütfen. Merakla bekliyor bütün forum... |
|
|
|
|
|
#40 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Azzzss sonra...
Bütün forumun işini gücünü bırakıp, sırf bu konu ilgilendiğini sanmıyorum.
Herkesin bu konu dışında uğraştığı bir işi vardır. Bu bir sanılgı da olabilir. Ama olsun, üç vakte kadar bu konuda yazmaya nasılsa devam edeceğim. Gerçi bu aşağıdaki forumu da sürekli ihmal ediyorum ya:... "Modernin İşlevi" üzerine... neyse. Azzzss sonra... Ne kadar az? Eee şey;... üç vakte kadar... ![]() ...
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 31-08-2006 15:17. Nedeni: Ek... |
|
|
|
|
|
#41 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 606
|
İslam Felsefesi
Şimdi buradaki takıntıyı anlayabiliyorum aslında. Sürekli sorgulamadan , kabul etmeye programlanmış bir doğu kültürü modernizmi kolay içselleştiremez. Ama islam içerisinde Mevlana gibi o kadar çok islam alimi , yani felsefeci varki aslında onların felsefesine yaklaşılabilse islam mimarlığı çok şeyler çıkarabilirdi ve mimar Sinan'ın yaptıklarıyla yetinilmezdi hala.
Bunun en güzel örneği, Sabancının Adana'da yaptığı selimiye takliti SAbancı camii. Ne bulunduğu yüzyıla ait nede geçmişe... Buradaki klasizm o kadar vurgulu ki , artık tüm doğrular bulunmuş , niahi bilgiye ulaşılmış hali varıdır. Ve bu düşünce İslam toplumlarının en büyük gafletidir ve şimdiki geri kalmışlığın sebebidir. Onun yerine ' kim olursan gel' diyebilecek bir felsefe çok daha moderndir. O modern öyle bir evrenselliğe ulaşabilir ki, BATI-DOĞU kutuplaşması bir anda kaybolur birbirinin içine girer. Düşüncenin içerisine İslamın getirdiği soyut kavramları öyle bir vurgular ki, İslam mimarisi evrenselliğe çok kolay ulaşabilir. İslamın istediği de budur sanırım. Mümkün olduğunca evrensel olabilmek, herşeyi ve herkesi kapsayabilmek. Onun için standart bir camii programı verilmemiştir. Her toplum kendisine , bulunduğu yere, maddeye göre ibadet mekanı oluşturabilir. Bu durumda Adanadaki cami ne kadar zavallıdır aslında... Bilmem aklımdakini açıklayabildim mi. Farkında olarak ibadet edenle , şuursuzca ezbere ibadet edenin farkını. Yada diğer birşeyi farkında olarak yapanla, şuursuz yapanın farkını... Yani aslında kendi sorumuza kendimiz cevap veriyoruz. Ancak modern düşünerek, kendi felsemize yabancılaştığımız anda ona yeniden dönerek. Daha farkında olarak çok önemli açılımlar yapabiliriz. Kabullenerek değil, sorgulayarak... Kaçarak değil , kovalayarak... O soruların sonunda yollar ayrılır, isteyen istediği yere gider. Ama nereye gittiğini bilir. Mimarinin İslam felsefesinde yeterince yorumlanmaması mimarlığın suçu değil. Yeni bir kuram ortaya atmakta o kadar zor değil belki farkındalık yakalandığında... Ayrıca benim çok haz aldığım bu sohbette gerginlik yaşanmamsını umuyorum. Kavga etmeden de karşıt fikirleri ortaya koyabileceğimizi umuyorum.
__________________
R&R En son RedRapsody tarafından düzenlendi : 31-08-2006 15:34. |
|
|
|
|
|
#42 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-06-2006
Mesaj: 42
|
Sizinle konuşulabiliyor
Alıntı:
İslam mimarisi ve düşüncesi ile bugünü kastetmiyorum efendim. 1998'de açılan Sabancı Camii örneğini alırsak, bu benim yukarılarda yazdığım mimarimizin temel yaklaşımlarından olan "malzemeyi olduğu gibi, saf haliyle ve doğasına uygun kullanmak"tan çok uzaktır. Şöyle ki; bizim klasik yığma kâgir camilerimizde dış cephede gördüğünüz malzeme, o duvarın kesitini oluşturan malzeme ve iç mekânda görüp dokunduğunuz malzeme aynıdır. Dışarıdan matkapla delmeye başlasak, içeri varana kadar aynı malzemeyi görürüz. Bugün yapılan işlerde ise dediğiniz gibi işin "felsefi altyapısı" sindirilmeden doğrunun bulunduğu fikri var. Betonarme sistem taşla kaplanıyor. Ben mimariyle insan arasında analoji kurmayı seviyorum, kimse üstüne alınmazsa bu bizim kendimize benziyor. İnsanlar bir saf tutuyor, ve tuttuğu safın "bitmiş haline", "görünüşüne" talip oluyor. Müslümanlığımız da böyle galiba. Dışarıdan bakınca taş görünsün de, içi mühim değil. Halbuki Osmanlı'nın malzeme anlayışı özünde meselâ bugünkü brüt beton kullanımına çok daha yakın. Dışarıda, içeride, kesitte yine aynı malzeme. "Sürekli sorgulamadan, kabul etmeye programlanmış bir doğu kültürü modernizmi kolay içselleştiremez" - RedRapsody Efendim burada şunu gözden kaçırmayalım ki İslâm dünyası bugün çoğu anlamda Batı dünyası karşısında zayıf haldedir. Bu hal bizi bazen yanıltabiliyor. İslâm dünyası ve bununla beraber bütün doğu medeniyetini kendi içinde incelemek gerekiyor. Çünkü bahsettiğimiz medeniyet geçen yüzyıllara kadar kendisine Batı dünyasını ölçü olarak almıyor, bugünkü gibi kendini onunla kıyaslamıyordu. Bunda sebep elbette medeniyetini kendi oluşturması, dünyanın diğer bölgelerine göre hem maddi hem de manevi zenginlik içinde olmasıydı. Yani bahsettiğim İslâm medeniyetinin (düşüncesinin de) "modernizm"i içselleştirmek gibi bir derdi hiçbir zaman olmadı. Kendi modernizmini içselleştirerek oluşturmuştu çoktan. "Ama islam içerisinde Mevlana gibi o kadar çok islam alimi , yani felsefeci varki aslında onların felsefesine yaklaşılabilse islam mimarlığı çok şeyler çıkarabilirdi ve mimar Sinan'ın yaptıklarıyla yetinilmezdi hala." - RedRapsody Burada da sanırım düzeltmemiz gereken şeyler var. Hz. Mevlâna 1207-1273 yılları arasında, Selçuklu devrinde yaşadı. Yaşadığı devirde ve sonrasında sadece bir toplum tarafından değil, bütün İslâm coğrafyası tarafından tamamen içselleştirilmiş, yazdığı kitaplar son devre kadar heryerde sevilmiş, okunmuştur. Bahsettiğiniz Sinan devri ise 1489-1588 yılları arasında yaşamış olan mimarın devridir. Aralarında yaklaşık 300 yıl vardır. Yani Mevlânâ'nın tamamıyle sindirildiği, görüşlerinin benimsendiği bir dönemdir. Tam da bu sebepten zaten Hristiyan asıllı olan Sinan "Gel, kim olursan gel" anlayışına uygun olarak imparatorluğun bağrına basılmış, mimarbaşılığa yükselmiş ve yıllarca bu hizmeti yapmıştır. Sinan mekân arayışıyla, teknoloji kullanımı, organizasyon yeteneğiyle söylediğiniz "Sürekli sorgulamadan kabul etmeye programlanmış bir doğu kültürü" nden çok uzaktır. Öncesindeki ve sonrasındaki mimarinin sadece planlarını bile inceleyen biri çok ciddi sorgulayıcı biriyle karşı karşıya olduğunu anlar. Bu da kişisel kabiliyetleri yanında Mevlânâ da dahil kendine kadarki bütün düşünürlerin etkisindeki bir imparatorluğun mimarı olmasındandır elbette. Kendinden 300 yıl önce yaşamış olan düşünürleri benimsemiş toplumumuzun 1998'de Sabancı Camii noktasına gelmesindeki hastalık demek ki sonraki dönemde aranabilir. Acaba düşünmeyi ne zaman bıraktık da bahsettiğiniz gibi hazır doğruları, nihaî bilgiyi kabul etmeye başladık? En son tömbeki tarafından düzenlendi : 31-08-2006 16:04. Nedeni: imlâ |
|
|
|
|
|
|
#43 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Stonearme...
Kıssadan hisse:
"Parmağıma değil, gökte gösterdiği ay'a bak!... Ugh!..." Bir Kızılderili atasözü: *** Stonearme... Anadolu Uygarlıkları'nın prehistorik döneminden itibaren devam eden yapılarında ve Mezopotamya da kerpiç yapılar agırlık taşımaktadır. Ancak Eski Mısır ya da Antik Yunan yine antik dönem Anadolu Uygarlıklıkları'nda ve tabii sonrasındaki Osmanlı dönemi yapılarında da sıkça kullanılmış bir teknik. Yani, yapı üretim tekniği olarak Betonarme'nin çok öncesinden bu yana bugün hala dimdik ayakta duran yapılarda kulanılagelmiş (söylenişi çok hoş olduğu için kullanmak istiyorum: antik bir arkitektonik ) bir teknik.Eski Mısır, Antik Yunan ve Anadolu Uygarlıkları'ndaki kalıntılarda kullanıldığı görülen Stonearme tekniğinde kolon/sütunların arasındaki uzaklıklar; kiriş olarak kullanılan taş (mermer, granit, bazalt vb) malzemenin düz/tek boyutta sağlayabildiği uzunluk olanaklarıyla sınırlı... Dikkat ederseniz, bu nedenle o dönem yapıların içleri de kolon/sütun ormanı gibidir... Sütun, duvar, ve kirişlerde bir araya gelen taş blokların birbirlerine demir vb malzemeden kama ve çivilerle bazılarında eritilmiş kurşunla "zarflanıp" paslanmaya karşı korunmuş halde kullanılması nedeniyle Stonearme kelimesini kullandığımın farkındasınızdır. Kerpiç fırınlanmış malzeme olmadığı için, tuğla ya da taş gibi yüksek basınca dayanamadıkları ve bu nedenle de "kemer" yapımında kullanılamadığını düşünebiliriz. Bu nedenle uzun süre büyük açıklıklar ahşap dışında bu tür malzemelerle geçilememiştir. Ahşabın ömrü ise günümüzdeki korunma tekniklerine sahip olamadığı için bir sonraki yangına ya da başka bir bahaneye kadar sürebilmiştir. Büyük açıklıkların geçilmesinde çeliğin kullanımı ise bildiğiniz üzere o kadar eski değil. Şimdi lafı buralarda neden dolaştırdığımı ve uzattığımı düşünüyor olabilirsiniz. Sorum bir varsayım üzerine kurulacak da ondan... Bir anlık bir anakronizm yaratarak şunu sormak istiyorum. Günümüzdeki mükemmellikte olmasa da; a) çelik b) betonarme c) kemer kullanılabiliyor olsaydı; sözkonusu yukarıda adı geçen uygarlıkların mimari eserlerindeki karakteri bugün kalıntılarından okuduğumuz biçimiyle olabilir miydi? Bu sorunun tek yanıtı vardır: Tabii ki "hayır." Şimdi bir başka soru: Bu varsayımın "hayır" yanıtı üzerinden mevcut uygarlıkların mimari karakterleri yine varsayım olarak nasıl yansıtılabilir? Bir kere kalanlarından hareketle "var olarak" gördüğümüz ve algıladığımız tüm mimari eserlerin "mimari kültürler yani arkitektonik dilleri" karşımıza bambaşka bir mimari kültürler ve arkitektonik dilleri" ile çıkabileceğini de düşünebilmeliyiz. Bu konuyu bambaşka bir konudaki düşünsel bir öngörüden esinlenerek buraya yazdım. Peki o konu neydi?... Yıllar once İTÜ Maslak Uçak Mühendisliği bölümünde izlediğim bir seminerdi. "Kuantum Fiziği Compton Deneyi ile mi Başlamalıydı?" Üzerinden büyük zahmetlerle neredeyse 40 yıl gectikten sonra yapılan bir deney (yani Compton Deneyi) Kuantum Fiziğinin algılanmasına çok büyük katkısı olmuş... Bunun üzerine semineri sunan da böyle bir başlıkla sunuşunu yapmıştı. Düşünce ve felsefe tarihi batış ve çıkışlarıyla birlikte çok uzun yok katetti. Sokrates "Bildiğim tek şey hiçbirşey bilmediğimdir..." sözü ile ne kadar da köklü vre güçlü bir modern (gelecekte de geçerli bir şimdi bilincine sahip anlamında ) anlayışa sahipken günümüzdeki geçmişe saplı akıllar; yeniden kerpiçle Babil Kulesi yapamaya çalışıyorlar... Fundamentalistlerin post-moderne neden bu kadar ümit bağladıklarına da değiniriz daha sonra... Acelemiz mi var? ...
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 31-08-2006 17:02. Nedeni: Ek.. |
|
|
|
|
|
#44 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-06-2006
Mesaj: 42
|
öncelik buraya lütfen
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#45 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-06-2006
Mesaj: 42
|
Forum yöneticilerinden Karadağ mesajlarını dikkatlice okuyup gözden geçirmelerini rica ediyorum. Zira farklı görüşte olanlara tahammül edemeyip yazılarını çok yaratıcı hakaretlerle bezemekte.
"Niye esas bölümü değil de fuzuli bir espriyi merak ediyorsunuz?... " - karadağ Sonra bu fuzûlî bir espri oluyor, açıklamadan bırakılmış. "Yani, yapı üretim tekniği olarak Betonarme'nin çok öncesinden bu yana bugün hala dimdik ayakta duran yapılarda kulanılagelmiş (söylenişi çok hoş olduğu için kullanmak istiyorum: antik bir arkitektonik) bir teknik." - karadağ "Felsefenin bu "sorgulayıcılığı köreltilirse," geriye sadece "geviş getirmek" kalacağını bir yerden öğrenmiş olmalılar..." - karadağ Geviş getirmeyi bir yerden öğrenmiş olmalılar...Ben buna cevap vermeye kalkmayayım, lütfen hak veriniz, ey ehl-i insaf... Terbiye, ahlâk, vs... Yazılarında gereksiz satırlar, fuzûlî espriler, sadece söylenişi hoş olduğu için kullanılan kelimeler olduğunu belirtiyor. Bunların hepsi kendi tabirleri. Forumda bu kisveyle ne olduğu belli olmayan sofistike veya bayağı hakaretler istemiyoruz. Yazdıklarını da anlayanlar herhalde farklı bir dil kullanıyor olsa gerek, ben maalesef bunları ne konuya, ne de birbirlerine bağlayabiliyorum. Olsun, güzel yine de. Mimarlık faaliyeti imar etmek yanında böyle şeylerin mesaisini de kapsıyor elbette. Bir de benim dediklerim onu çok mutlu ediyor, önemli bir belgeye kavuşmuş edâsıyla çerçeveleyip asıyor falan, bayılıyorum. Sırf onun için bile konuşabilirim aslında. Ne zaman isterseniz, her konuda görüş bildiririm efendim. Yeter ki siz yaldızlarla çerçeveleyin, asın sağa sola. İslâm mimarisi ile ilgili yazıma RedRapsody'den cevap bekliyorum, amacım haklı çıkmak değil. Herkesin birbirine katacak birşeyleri olduğuna inanıyorum. Birşeyler katmak isteyenlerden istifade etmeyi bekliyorum. Şu modernizm bahsinden devam etsek? En son tömbeki tarafından düzenlendi : 31-08-2006 18:24. Nedeni: imlâ - ek |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|