![]() |
|
|||||||
| Mimarlık Mimarlar ve mimarlık dünyasına ilişkin genel konular bu başlık altında. |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#1 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Türkiye'de Mimarlık Eleştirisi örnekleri...
Türkiye'de Mimarlık Eleştirisi örnekleri ya da daha özenli sormak gerekirse;...
Sizce ÖRNEK Mimarlık Eleştirileri hangileridir?:... Vereceğiniz "Örnek Mimarlık Eleştirileri"yle ilgili nedenlerinizi de ekleyebilirseniz çok iyi olur...
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
#2 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Vurgu sorun yaratıyorsa, değiştirebilirsiniz...
Sorudaki ÖRNEK vurgusu sorun yaratıyorsa değiştirebilirsiniz.
Ya da bir yandan ÖRNEK bir mimarlık eleştirisi nasıl olabilir/olmalıdır konusunda düşüncelerinizi dile getirebilirsiniz.
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
#3 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Sayın Kaya Arıkoğlu'nun...
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
#4 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
"Bir kültür olarak mimarlıkta eleştiri..."
denilince akla önce ne gelir?
Kültür, ilgili alan/konu ya da alanlarda/konularda ortaklaşılan /toplumsal/ "hafıza" ile de ilgili olduğuna göre, kolayca hatırlanabilen "kod"larla süreklilik kazanabilen bir duruma da işaret eden derin bir "iz"dir aynı zamanda... "Mimarlıkta Eleştiri"nin bir iz bırakamayacak, bir kültür oluşturamayacak derecede uçuculuğu, yüzeyselliği geriye dönüp ya da bugüne bakıp nereden başlamalı sorusunu sorduramaz mı? İzini aradığımız "şey" mimarlıkta eleştiri TEKNİĞİ ya da GENELLEMELERİNİN dışında "birşeyler"i de içermelidir diye düşünüyorum.
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
#5 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
"Bir izdüşüm olarak" mimarlıkta eleştiri...
"neyin izdüşümü olarak ortaya çıkabilir?..." sorusunu sorduramaz mı?
Kaydadeğer bir izdüşümü bizi nereye götürebilir sizce? Nelerle karşılaşabiliriz?
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
#6 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Bu yazıyı "..." adresinden aldım. Ama...
Doğrumu yaptım bilemiyorum.
Aşağıdaki yazının son paragrafı:... "İşte Türkiye'deki temel sorun -giderek resmi bütünlüklü kılan- bu ortak zeminin yokluğu. Bu yüzden sınırlı mimarlık ortamı "gibi yapmak" üzerine kurulu. "Star gibi" mimarlar, "felsefe gibi" metinler ve kaçınılmaz olarak "mimarlık okulu gibi" okullar. Kısacası bir yanılsama dünyası..." Diye bitiyor. Sayın Aykut Köksal aşağıdaki güzel yazısına şöyle bir ek yapmama "çok kızmaz" ( nasıl olsa, yani "her halükarda" kızacak, bari çok kızmasın diye... ) herhalde:..."Örnek mimarlık eleştirisi gibi" eleştiriler... Bence bu kez aşağıya yapıştırdığım adresteki DİYALOG keyifli geçecek. Bahse giren var mı? ---------------------------------------- http://www.arkitera.com/forum/showth...9255#post19255 Mimarlık ve Kent Yazılarından Diyalog 2002 - II > Aykut Köksal Tarih: 10 Aralık 2002 Yer: Arkitera Forum Türkiye'de Mimarlık: Bir Yanılsama Dünyası Yeni Mimar, Sayı 1, 3-16 Mayıs 2004, s.6 Türkiye'de mimarlığın, iki ayrı görüntüsü var. İlki, mimarlık medyasına, mimarlık yayınlarına, toplantılara, panellere, ödüllere yansıyan görüntü: dergilerde yayımlanan mimar profilleri, mimar monografileri, antolojiler, "star" ilan edilen ve bu starlıktan memnun görünen mimarlar, "beşler", "dokuzlar", "büyük ödül" sahibi mimarlar...vb. Ama bir de yapılanmış çevredeki görüntü var. Artık "mimarlık" sözcüğünü kullanmada epey zorlanacağımız bir görüntü bu. Formel öznelere sahip (yani kâğıt üzerinde "mimar" özneler taşıyan) yapılanmış çevreyle informel çevrenin de bir farkı yok, her ikisi de mimarlığın bilgi üretimini aynı kertede dışarıda bırakıyor. Hiç kuşkusuz modernleşme sürecini tamamlamamış bir toplum için anlaşılmayacak bir durum değil, çünkü mimari bilginin gündelik olana eklemlenmesi ancak modernleşmeyle olası. Bu anonim bağlamın sunduğu görüntüyle ilk görüntü arasında en ufak bir akışkanlık yok. Sanki birbirinden tümüyle farklı iki üretim bağlamı gibi. İlk bakışta bu iki görüntünün birbiriyle çeliştiği söylenecek ve söz, sonu gelmeyen bir yakınmaya dönüşecektir. Ne var ki aslında birbirini bütünleyen, birlikte bir resim oluşturan iki görüntüyle karşı karşıyayız. Türkiye'de ilk görüntünün ortaya çıkışının yaklaşık on beş yıllık bir tarihi var. Neo-liberal politikaların getirdiği tüketim ekonomisi önce dekorasyon dergilerini ortaya çıkardı. Kısa bir sürede bu dergiler ya mimarlığa da yer veren yayınlar oldu ya da doğrudan mimarlık dergisine dönüştü. Modern sonrası dünyanın var olmayı "görünür" olmaya dönüştürdüğü yeni iklim bu yeni mecradaki "mimarlık" bağlamını belirlemede de gecikmeyecekti. Böylece yapılarıyla, yazılarıyla meşruiyetini görünür olmaktan alan bir mimarlık çevresi ortama egemenliğini kurdu. Kapalı bir çevrede kendi idollerini yaratan, ama düşünsel arka planı son derece yoksul bir mimarlık, hiç kimsenin sorgulamaya yanaşmadığı, üreteniyle izleyeni neredeyse aynı kişilerden oluşan bir ortamı belirliyordu. Bu ortam içinde üretilen metinlere baktığımızda, ilk elde -okuma nesnesinin zayıflığını vurgularcasına- mimari yapıyı ele almaya kalkışmayan, yalnızca sosyolojik bir çerçeve çizmeye çalışan metinler görüyoruz. Buna bir de, yine nesneyi görmek istemeyen felsefi okuma çabasını ekleyebiliriz. İkinci bir yaklaşım ise, mimari nesneye bakmaya çalışan ama sonunda Umberto Eco'yu bile şaşırtacak "aşırı yorum" örneklerinde görülüyor. Mimari üretimin düşünsel zayıflığının her iki durumda da belirleyici olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yayımlanan mimari seçkilerdeki örnekler ise ortamın yoksulluğunu daha da belirgin hale getiriyor. Küçük bir çevreye kapalı ve her yönüyle yoksul bu üretimin, kısır iktidar çekişmelerine, gruplaşmalara, sığ tartışmalara yol açması da kaçınılmaz bir sonuç olarak ortaya çıkıyor. Peki bu görüntü, ilk başta söylediğim yapılanmış çevrenin sunduğu görüntüyle nerede birleşiyor? Bunu görmek için gelin Türkiye'den bir parça uzaklaşalım. Hollanda'nın Amsterdam kentinde, eski liman bölgesinin yerleşim alanına dönüştürülmesi sürecinde ortaya çıkan Borneo ve Sporenburg yarımadaları, sıradüzen mantığında yüzlerce konuttan oluşuyor.* Modernist dil bütünlüğüyle bugünün söz çoğulluğunu buluşturan bu doku hem çok sayıda öznenin (mimarın) varlığını gösteriyor, hem de anonim bir çevrenin o özneler aracılığıyla nasıl yapılandığını anlatıyor. Bu öznelerden hiçbiri starlık savında değil, ortalıkta mimarlık idolleri olarak da dolaşmıyor. Ne haklarında soyut felsefi metinler üretiliyor, ne de Hollanda'nın önde gelen mimarlık dergilerinde özel profiller düzenleniyor. Bir düşünsel üretimin nesnesi olan ise yapılanmış çevrenin bütünü. Ama mimarlık dünyasının bir de öne çıkan figürleri var. Dünya mimarlığında tekil bir üretimle kendini gösteren bu adlar ancak böylesi bir anonim zemin var olduğu için ortaya çıkabiliyor. Mimari üretimi düşünsel katkıya dönüştüren, üretimleri üzerine sayfalarca yazı yazılan auteur mimarlar anonim bağlamın bir parçası değil, ama anonim bağlamla paylaştıkları ortak bir zemin var ve mimari bilgiyi içselleştirmiş bir zemin bu. İşte Türkiye'deki temel sorun -giderek resmi bütünlüklü kılan- bu ortak zeminin yokluğu. Bu yüzden sınırlı mimarlık ortamı "gibi yapmak" üzerine kurulu. "Star gibi" mimarlar, "felsefe gibi" metinler ve kaçınılmaz olarak "mimarlık okulu gibi" okullar. Kısacası bir yanılsama dünyası... * Bu konut yerleşimi için bkz. Hakkı Yırtıcı, "4x9x15: Borneo ve Sporenburg Yerleşimleri", XXI, Nisan 2004, s.46-48.
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 22-10-2004 20:25. Nedeni: Ek... |
|
|
|
|
#7 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 08-12-2003
Mesaj: 65
|
Elestirel Bakis ve Mimarlik
İlk adim olarak soylenebilecek seyler:
Ulusal Mimarlik Odulleri konusunda bir olcude tartisilmisti elestiri ve degerlendirme. Elestiriyi yapanin kendi ie elestirinin nesnesi arasina koyacagi mesafe kisisel tercihlerden siyrilip (ne kadar mumkun o da tartisilabilir) urunun kendi degerlerini gorebilmeyi olanakli kilabilmelidir. Bu acidan Sn. Abdi Guzer' in degerlendirmeleri cok faydali idi. Nesnel bakis gelistirebilmenin temel unsurlarindan biri de konuya hakim bir bakisa sahip olabilmekte yatiyor bana kalirsa. Herseyi bilmek anlaminda bir bakis degil bu. Yapisal kurguyu kavrayabilmek anlaminda daha cok. Ozel bir caba gerektirdigini dusunuyorum. Analiz becerisi gelistirmek gerektigini... Bir de mimar olmanin (hatta mimarlik ogrencisi olmanin) elestirel (mimar olmayanlarin ukalalikla ozdeslestirdikleri) olmak ile ozdeslestirilmesi durumu var. Bunun de begeniyi mesru kilma cabasi oldugunu dusunuyorum. pofesyonel bakisi bunun uzerine kurmak bol ve ucuz elestiri tehlikesini arttiriyor. simdilik bunlar. |
|
|
|
|
#8 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 08-12-2003
Mesaj: 65
|
ben vazgectim
Kusura bakmayin Metin Abi. Sizin daha once ki bir forumda yazmis oldugunuz gibi ben de sizi yazdiklarinizla basbasa birakmayim demistim ama sizin forumun da bereketini kacirdim galiba, kendi actigimi basliginkine yaptigim gibi.
Ben yazmaktan vazgectim. Benim elimi attigim yerin kuruduguna inanmaya basladim. Sanirim artik forumlara yazi yazmasam iyi olacak. Sessizce cekilip gitmek gerekirdi belki de. Ne bileyim neden ben yazdiktan sonra forum bicak gibi kesiliyor diye de merak etmiyor degilim. |
|
|
|
|
#9 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Yok yok vazgeçme öyle hemen...
Sevgili aacar
Hemen vazgeçme bekle biraz. Ben gidip ana sayfadaki loca forumundan "by pass" hat çekerim şimdi... ![]() (Hani kaçak elektrik kullananlar gibi )Eleştiri ile ilgili bir şeyler gördüm de... Bekle hemen dönüyorum )Alıntı:
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Arşiv için:)
Uğur Tanyeli'nin konu ile ilgili yazısı (Kaynak: Arredamento Mimarlık Haziran 2005)
-------------------------------------------------------------------------------- Mimarlar Apartman Yapacakmış İnanmıyorum! Radikal gazetesinde bir haber: “50 mahalleye 50 mimar apartmanı projesine mimarlar sahip çıktı”*. Haber metninden anlıyoruz ki, aylar önce Yrd. Doç. Serhan Ada Radikal’deki köşesinde, İstanbul’da son 50-60 yılda mimarların konut tasarımından dışlandıklarını düşündüğünü yazmış. Oysa “Avrupa’nın en küçük metropolünde bile mimar elinden çıkma apartman örneklerine rastlamak zor değil”miş. 50 mahalle belirlenip 50 “gönüllü” mimara proje ısmarlanmak suretiyle bir “poli-topya” (terimin güzelliğine bakın!), yani çoklu ütopya gerçekleştirilirse, diğer İstanbullular da bunları örnek alır, konut alanındaki kötü kadere karşı bir zafer kazanılabilirmiş. Proje çok parlak ve gelecek vaadedici gözükmeli ki, Arkitera da konuyu Belediye’ye taşımış, hatta sayıyı 32 ilçeye düşürüp 40 (sayıya dikkat buyurulsun: Kırk) mimar adından oluşan bir listeyi ilgililere ulaştırmış. Radikal gazetesi de bir grup mimarı telefonla arayarak olsa gerek projeye katkılarının olup olmayacağını sormuş, onlar da sevinerek evet yanıtı vermişler. Belli ki bu “ilginç” projenin çıkış noktası şu: İstanbul’da (ve tabii ki tüm Türkiye’de) son 50-60 yılda kaliteli ve mimar elinden çıkmış apartman inşa edilmemiştir. Çünkü, mimarlar şu ya da bu nedenle apartman tasarlama işiyle ilgilenmemekte veya ilgilenememektedir. Ne yapıp etmeli, mimarlarımızı bir türlü ele alamadıkları şu apartman tasarlama işine yönlendirmelidir. Acaba durum gerçekten de öyle mi? Kuşkusuz hayır. Birincisi, İstanbul’da son 50-60 yılda inşa edilmiş ve tasarımsal açıdan düzeyli yüzlerce apartman var. İster 4. Levent ile 1. ve 2. Kısım Ataköy gibi kitlesel ölçekli olsun, ister tekil örnekler biçiminde tezahür etsin, ister orta sınıflar, ister üst gelir grupları için yapılmış olsun, İstanbul hiç ama hiç azımsanamayacak genişlikte bir düzeyli apartman stoğuna sahip. 1870’lerden beri burada yüksek bir ivmeyle sürekli apartmanlar inşa ediliyor. Her dönemin başarılı örnekleri var. İsteyenlere sadece iki semtte, Taksim-Talimhane’de ve Aksaray’da yüzden fazla apartman içeren bir liste verilebilir. Sorun, kentlilerin büyük çoğunluğunun ellerindeki stoğun değerini bilmemesinden kaynaklanıyor. Yani, İstanbul 50 tane mimar elinden çıkmış yeni apartmana muhtaç olacak kadar mimari açıdan kesat bir yer değil. Zaten biraz olsun mimarlık dünyasının gerçeklerinden haberli herkes, İstanbul gibi bir metropolde bugüne dek 50 adet düzeyli apartman inşa edilmemişse, bugün de bir çırpıda 50 mimarın çıkıp 50 “iyi” apartman gerçekleştiremeyeceğini farkedebilir. Bir metropol üretkenlik bağlamında bu denli verimsizse, o parlak projedeki 50 yapıyı yapacak 50 “iyi” mimar hangi ortamda yetişmektedir? O 50 yaratıcı mimarı yurtdışından mı ithal ettik? Mimarlıktan konuşmak için, meslekten olalım veya olmayalım, önce bugüne dek üretilmiş olanlara sempatiyle yaklaşmayı, yapmış olanların emeğine saygı duymayı, yapılagelmiş olanı anlamayı başarmak önkoşul. Yani, herşeyden önce, metropolümüzün 50 düzgün apartmanın bile bulunmadığı bir mimarlık çölü olmadığı gerçeğini farketmelisiniz. Daha açık söyleyeyim: 1870’lerden bugüne dek yapılmış yüzlerce başarılı örneği ve yüzlerce mimarın emeğini görmeyi başaramıyorsanız, yeni yapılacak 50 “iyi” apartmanın iyi olduğunu nereden anlayacaksınız? Mevcut yapıların kalitesini görmeyi beceremiyorsanız, yeni apartmanları yapacak olanların yüksek kalitesine nasıl karar vereceksiniz? Çevrenize karşı böylesine körseniz, belki de o yeni yapılmasını umduğunuz 50 örnek binanız da birer çöğyapı olacaktır da siz farkına varmayacaksınız. Projenin içeriksizliği ile yapılagelenlere ve yapanlara saygısızlığı bunlarla sınırlı değil. Gazete bir grup mimara bu müthiş 50 mimar apartmanı projesine katılır mısınız diye soruyor ve mimarlarda da “evet tabii” yanıtı alınıyor. Şimdi benim anlamakta zorlandığım şu: Mimarlar bu ülkede apartman tasarlama işine giremiyorlar da özel bir kamu desteğine mi ihtiyaç duyuyorlar? Daha da açık sorayım: Mimarlar (proje sahibinin kavrayışına uygun biçimde ayrıntılandırılırsa, “iyi” ve “kötü” tüm mimarlar) ücreti mukabili apartman projesi yapmaktan tiksiniyor mu? Hayır. O zaman bu iş zaten olağan mimar hizmetinin olağan bir bileşeniyse sorunun ve yanıtının ne anlamı var? O iyi mimarlar da zaten apartman tasarlarlar ve tasarlamışlardır. Bazen kaydadeğer kalitede ürünler de ortaya koyarlar. Özetle, fırına gidip “lütfen bize ekmek yapar mısınız” diye sormanın anlamı ne? Fırınların görevi ekmek üretiminde bulunmaktır. Başka bir deyişle, saçma soruya doğru yanıt verilemez. Dünyada, Türkiye’de, İstanbul’da, Yüksekova’da konutun kalitesi üzerine konuşmak için önce şöyle basit bir gerçekten yola çıkmak gerekir: zihninizden star mimar, adını medyadan duyduğum mimar, hatta iyi mimar gibi etiketleri silmelisiniz. Modern dünyada konutu tartışmak için işe Rönesans’tan kalma o köhnemiş, dahi mimar ve büyük mimar gibi kavramlar yıkılarak başlanır. Konutta, hele hele apartman gibi kitlesel ölçekli barınma konularında hiçbir şey sadece tasarımsal nefasete ilişkin değildir. Yani, en “iyi” mimarlar bile modern dünyanın eve, yuvaya, barınmaya ilişkin açmazlarını bireysel tasarım yetenekleriyle radikal biçimde değiştirmeyi başaramazlar. İşler proje sahibinin ve diğerlerinin sandığı gibi olsaydı, dünyanın her yerinde starlara ve ünlülere apartman projelettirip konut sorunsalı kolayca bertaraf edilirdi. Herkese çok yalın bir önerim var: Konut üzerine anlamlı bir iş yapmak isteyenler, mevcut konut yapısı stoğunun “tüm” bileşenlerinin (evet tüm bileşenlerinin) belirli rasyonellere yaslandığını kabul ederek işe başlasınlar. O rasyonellerin ne olduğunu sorgulasınlar. Bu sorgulama sırasında da, akıllarından o belirsiz (çünkü, asla ne olduğunu tarif edemeyecekleri) estetik beklentileri çıkarsınlar. Ama, ondan bile önce, Avrupa’nın en küçük metropolünde bile “cennet” sandıkları o çevreyi de unutsunlar. Özetle, birilerinin burada neden o yaşadıkları yapılarda oturduklarını kavramayı denesinler. O yapıları yapan “alçak” müteahhitin, “kötü” mimarın, “cahil halkımız”ın, gecekondu mafyasının, “hain” politikacının, yani tüm toplumsal aktörlerin belki de kendilerince rasyonel birşeyler yapmakta olduğunu düşünsünler. Öyle ya, belki de bu ülkede 50 kişiden daha fazla sayıda akıllı adam vardır? Uğur Tanyeli *Radikal, 21 Mayıs 2005, Cumartesi, Efnan Atmaca’nın haberi.
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
#11 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Bu forum konusuyla doğrudan ilgili görünmese DE...
Bu forum konusuyla doğrudan ilgili görünmese DE...
Eleştiride gizem! için bir örnek olur umuduyla ![]() http://forum.arkitera.com/showthread...9257#post29257 gizem!?:... Herkesin, doğrudan söyleyemeyip de kendine sakladığını sandığı ama farkında olmaksızın bilinçaltından yansıtılmış; "söylenilmiş söylenememişler..." için bir "bulunsun" notu...
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
#12 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Zygmund Bauman'la "keyifli" bir söyleşi
MODERNİTE, POSTMODERNİTE VE ETİK*
Zygmund Bauman'la "keyifli" bir söyleşi (Dogu-Bati dergisinden alınmıştır.) Aşağıdaki word.doc üzerini tıklayınız:...
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 22-06-2005 18:27. Nedeni: Ek... |
|
|
|
|
#13 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Ayıp mı oldu dersiniz...
Şimdi bu sessizlikten etkilenerek, "Acaba bu yaptığım yani bu konu başlığı altında bir forum açmak ne kadar yanlış yada ne kadar ayıp oldu?" diye düşünmeye başladım.
Ne dersiniz böyle bir başlık altında bir forum açmak gerekli miydi? Şimdiye kadar süren sessizlik, "geresizdi..." gibi bir yanıta denk düşüyor.
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
#14 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 25-06-2005
Mesaj: 3
|
merhaba herkese
Forumu yeni buldum.yazdıklarınada bi türlü konsantre olamadım.
ve kusura bakma buradaki herkes mimar ve mimarlık öğrencileri mi? soruyu yanlış yerde yazdım ama kusura bakmayın. |
|
|
|
|
#15 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 07-04-2005
Mesaj: 12
|
mimarlik elestirisinin oneminin okullarda egitime yansitilmadigi bir ulkeden ogrencilerin hatta mimarlarin, bu konuda yorum kabul etmelerini nasil bekleyebiliriz ki, hep yurtdisi ornekleri veriliyor, herkes yeter diyor belki, ama mimarlik elestirisi,elestirilerin nasil algilanacagi, kisiye gore bunun nasil farkliliklar gostereceklerine, yurtdisinda lisans egitiminde buyuk onem veriliyor,dersi veren hocalarin mimarlik vasfinin yaninda sosyoloji ve psikoloji egitimleri aldigini goruyoruz, bence forumda cevap gelmemesinin nedeni bu... ogrencilerimiz , mimarlarimiz kendini cok iyi yetistirmediyse, elestiri yapmak bir yana elestirileri anlayamaz konumda...
zaten bu eksikligin sonucu artik, turkiyede star gorunumlu mimarlar, ofislerinde sosyologlara yer vermeye, bununla hava atmaya basladilar. mimarlik egitiminde eksikliktir psikoloji ve sosyoloji cahili olmak, once insani dusunmek yerine, once yapilacak yapi, dusunulmeye basladi, mimarlik tarihine , kulturune lanet okunan bir donemdeyiz neredeyse... |
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|