Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Mimarlık > Mimarlık

Mimarlık Mimarlar ve mimarlık dünyasına ilişkin genel konular bu başlık altında.

Kapalı Konu
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 01-09-2005, 17:20   #61
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 14-08-2005
Mesaj: 79
Bazı işe yaramaz bilgiler...

GENEL BİR BAKIŞ İÇİN İYİDİR AMA SİZİN BUNA GERKSİNMENİZ YOK:
Yücel, T., Eleştirinin ABC’si, Simavi yayınları, İstanbul 1991

Mimari eleştirileri sınıflayıp tanımlayan Attoe'ya gönderme yapan üç çalışma aşağıdakilerdir:
Dinç, P., “Kullanılagelen Mimari eleştiri ve Değerlendirme Yöntemlerinin Günümüz İletişim Ortamı Bağlamında İrdelenmesi, Yapı/Yaşam ’96, Bursa, 269-292
Dinç, P., Akademik Mimari Eleştiride Teknikler: A. Colquhoun’a ait iki çağdaş uygulama eleştirisi, Gazi Sanat Dergisi-3, 51-67
Göldeli, İ, Mimarlık Bir Üst Dil: Eleştiri, KTÜ, Mim. Böl. Bülteni No. 6, Trabzon, 1981

Ama bu üçlü sınıflama tekrar kendi içinde üçe ayrılır ve aşırı bilimsel halae gelerek artık bir şey ifade etmemeye başlar.

Benim de şöyle bir dizi yazım vardır YAPI dergisinde ve en çok da dekonstrüktivist eleştirinin olmayacağını anlatır. Yazı dekonstrüktivist/biçimsel ağırlıklı olduğu için biçimsel ilkeler üzerinde durur ve onların çağdaş genişleme ve daralmalarını açıklmaya çalışır.

Gür, Ş.Ö., Mimariyi Eleştirmek (1), Yapı (194), Ocak 1998, 56-67
Gür, Ş.Ö., Mimariyi Eleştirmek (2), Yapı (195), Şubat 1998, 49-56
Gür, Ş. Ö., Eleştirel Yorumlarda Mimari Kavramlar (1), Yapı (196), Mart 1998, 48-56
Gür, Ş. Ö., Eleştirel Yorumlarda Mimari Kavramlar (2), Yapı (197), Nisan 1998, 65-80
Gür, Ş. Ö., Eleştirel Yorumlarda Mimari Kavramlar (3), Yapı (198), Mayıs 1998, 75-83

Yani eleştiri yapmak için pek az işe yarar...(buna özeleştiri diyoruz değil mi?


Ama şunlar eleştiri anlayışıma biraz örnektir:

Gür, Ş.Ö., UIA’96 Üzerine Öznel Bir Yorum, Yapı (178), Ekim 1996, 79-96
Gür, Ş. Ö., Güzel Olisipo ya da EXPO’98, Yapı (203), Ekim 1998, 87-97
Gür, Ş. Ö. Minimalizm-Fütürizm-Natüralizm-Yoksa?, Yapı (210), Mayıs 1999, 57-69
Gür, Ş. Ö. Minimalizm Yeniden Ziyaret mi ediliyor?, Yapı (211), Haziran, 1999,79-83
Gür, Ş. Ö., Dokunma(ma)-Kavrama(ma), Yapı (212), Temmuz, 1999, 57-65

Bu arada verdiğiniz eki açamıyorum çünkü bir program eksiğim var...yükleyip açacağım...
Hala sınıflamamı yapmayıp sizi merakta bırakıyorum
Sevgiyle...
şengül öymen gür offline  
Eski 02-09-2005, 16:57   #62
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Önce göl olur...

"Damlaya damlaya göl olur..."

Önce göl olur, sonra da OKYANUS...
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline  
Eski 02-09-2005, 23:10   #63
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Mekan; mekan ve tabii ki mekan...

Mimarlık eleştirsinin, kamusal sorumluluk değerinin kamusal anlamı üzerine;...



En temel ihtiyaçlarımızdan biri olan barınak/mekan kavramı dışındaki gerçek mekan dil/düşünce sınırlarımızdan oluşur.

"O dil" algılayanla birebir bağımlı/örtüşüktür.

Dilsel/düşünsel kavrayış yeteneğimizin sınırları bizim sınırlarımızdır aynı zamanda.

Bir an aklımızdan, çöplerden topladığı kağıtları sur dibinde yatıp kalktığı barınağına yığıp sonrada onlarla koyun koyuna yatanla, benzer izolasyonlu bir yaşam içerisindeki konforlu bir yaşam birimini eşdüzeyli bir ufukda yaşadıklarını düşünebiliriz.

Mekanla alışverişimiz aynı ise, zaten önemli de değil "bu anlamda..."

Bu kişiler herhangi birimiz olabiliriz.

Nasılsa mekanı algılayış aynı olduktan sonra...

Mekanı algılayıştaki "farkındalık farkı" demek ki önemli.

Mekanı algılayış kişisel/yaşamsal ve tepki bireysel olabilir. Ancak bu kamu alanına kendimiz dışında bir yere yansımışsa artık bundan özel bir bilgi olarak söz etmek olanaklı değildir.

Öte yandan sözkonusu mekan "kamugörsel" alanındaysa, bu kamuya yansıyan görüş da bütünüyle kamusal bir değer taşımaya hak kazanır.

Eleştirinin buradaki anlamıyla mimarlık eleştirisinin kamusallığı konusunda son yıllarda gündemden düşmeyen "deprem" kavramıyla birlikte ele alabiliriz.

Örneğin evinizin depreme dayanıksızlığı sizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor olabilir.

Ya da deprem, sizin evinizin depreme dayanıklılığı nedeniyle ilgilendirmiyor olabilir.

Pekiii, (birinci durum için) deprem konusunda sizinle aynı düşüncede olmayan biri deprem sırasında sizin eviniz/mekanınızda hayatını kaybederse;

Ya da (ikinci durum için) deprem sırasında siz dayanıksız bir mekanda bulunuyorsanız?

İş artık, kendi karar ve yetki konumuzun dışında bir kamusal sorumluluk alanında sorun yaratmaya başlıyorsa; kamusal sorumluluk alanı dışında bir "özel alan" yaratabilmemiz hiç de olanaklı değil ise?...

Her hal ve şart altında mimarlık eleştirsinin kamusal bir sorumluluk ve değer taşımasının yanısıra; her türlü mimarlık ürününün de kamusal değer ve sorumluluk alanında olduğunun farkında olmamız gerekmektedir...
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 02-09-2005 23:21. Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline  
Eski 03-09-2005, 14:03   #64
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 14-08-2005
Mesaj: 79
kesinlikle...

Kesinlikle katılıyorum. Özel alan hiç yoktur dersek, Clare Cooper'a ihanet etmiş oluruz ama her eleştiri öznesi ne olursa olsun kamusaldır, çünkü metin olmuş-yani paylaşılabilir olmuş ve kamusallık kazanmıştır. O yüzden biraz yukarıda verdiğim alıntıda 3. kategori kuramsal olarak vardır da gerçekte yoktur demiş yazar. Ama bina-fiziksel dokunabilir olan her şey, phenomena, kendi içinde yazılsa da yazılmasa da kamusal olma özelliğine sahiptir. Ama bu "eleştiri" tanımını etkilemez. Yazılmamış eleştirileri ancak "dedikodu" sınıfına sokabiliriz ki bu da uzatmaya değmez.
Bence kamusal ortamda yapılagelen mimari eleştiriler en bilimsel olandan en az bilimsel olana doğru 5 kategoriye girerler.
1. Değerlendirme (bilimsel ölçütlerle ve ölçülebilir değerler üzerinden yapılır); örneğin iki yapıyı duvarlarının ısıl geçirgenliği cinsinden nesnel olarak karşılaştırabilirisiniz.
2. Tanıtma (Yazarın özgün yorumunu gizleyerek yaptığı bina tanıtma türleri) Örneğin bir çok yerli ve yabancı dergide yapılan tanıtmalar; kaç metre karedir. hangi arsada yer almaktadır, kat planları, kesitler, resimler vb. Eleştiri bunun neresindedir diye sorarsanız; dergi veya kitaba girmesine karar verilmesi bir yapının en az bir kişiden olumlu puan alması demektir (ya da mimarın "arkası" olması demektir).
3. Akademik eleştiri. Olabildiğince çok boyutlu ele alınmış, belli tarihi-yerel belirlenmiş veya güncel ölçülebilir ve/veya höristik ölçütlere göre metin sahibi tarafından değerlendirilen yapılar, çevre kararları vb
4. Popüler eleştiri; köşe yazısı gibi genel bilgiler bağlamında ama uyarıcı, olabildiğince anlaşılabilir dille yazılmış, okuru "halk olma" olasılığına sahip metinler...
5. Duygusal eleştiri; deneyimlenmiş yapıların izlenimci ve dışavurumcu yorumları-eskiden kızdığım şimdi bağışladığım eleştiri türü...
şengül öymen gür offline  
Eski 03-09-2005, 17:24   #65
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 14-08-2005
Mesaj: 79
işte popüler eleştiriye çok güzel bir örnek (BENCE!)

Cumhuriyet 01.09.2005



UYGARLIKLARIN İZİNDE... OKTAY EKİNCİ


Zsa Zsa Gabor'un Atatürk sevgisiyle yapılan otel, Atatürk'ün imar
planını delmişti


Hilton'un 'imar öyküsü'


Can Dündar , bu yıl 50 yaşındayken el değiştiren Hilton Oteli'nin
ardındaki 'aşk öyküsü' nü yazdı. Emekli Sandığı 'nın malıyken 255.5
milyon dolara Ortadoğu Otomotiv' e satılan bu ilk 5 yıldızlı
otelimizin, Amerikalı ünlü yıldız Zsa Zsa Gabor sayesinde İstanbul'a
kazandırıldığını anlattı... (Milliyet-21 Ağustos 2005)


Şimdi 85 yaşında olan Gabor, 1930'larda küçük bir kızken savaş
ortamından uzaklaşması için ailesi tarafından Türk elçiliğindeki bir
dostlarıyla Türkiye'ye gönderilir. Atatürk 'le de tanışma olanağını
bulan Tatar kızı 'Ja Ja' ABD'ye döndükten sonra 1942'de oteller kralı
Conrad Hilton 'la evlenir. Türkiye'yi o kadar sevmiştir ki kocasını
zorla ikna eder ve böylece dünyadaki Hilton zincirinin 3. oteli
İstanbul'da açılır...


Can Dündar'ın keyif verici kaleminden bunları okuyunca, Zsa Zsa
Gabor'un bu 'armağanı' için İstanbul'un ''nelerden vazgeçmek zorunda
kaldığını'' anımsadım.


Birincisi, 'en güzel vadisi' ydi... Kent planında '2 No'lu park' olarak
ayrılan ve Taksim Meydanı ile Dolmabahçe kıyılarını sadece yayalar için
tasarlanmış 'manzara bahçeleri' ile birleştiren en büyük 'yeşil alan'
ını yitirmişti...


Çünkü Hilton Oteli, işte bu yeşil kuşağın tam ortasında inşa edildi;
bahçesi ve çevresinde düzenlenen yollarıyla da aynı parkı
'parçalayarak' Taksim-Dolmabahçe bağlantısını ortadan kaldırdı...


Üstelik bu uygulama, yine Can Dündar'ın aktardığına göre, Zsa Zsa
Gabor'un ''daha sonra evlendiğim bütün kocalarımda onu aradım..''
diyerek hayranlığını gizlemediği Atatürk'ün planını yok etmişti. Ulu
Önder'in isteğiyle düzenlenerek 1939'da İnönü 'nün onayıyla yürürlüğe
girmiş 'Prost Planı' nı 1950'de ilk kez delen bir 'siyasi müdahale' yle
gerçekleşmişti...


Lütfi Kırdar'ın 'direnişi'


Hilton'un bu 'uygunsuz yer seçimi' yüzünden İstanbul'un 2. kaybettiği
değer ise şimdi bu otelin karşısındaki 'kongre merkezi' nde de adı
yaşatılan, ünlü ve çalışkan valisi Lütfi Kırdar olmuştu...


Çünkü Kırdar, dönemin politikalarını doğrudan etkileyen 'Marshall
Yardımı' ile gerçekleşecek bu 'devlet oteli' için Taksim-Dolmabahçe
parkından yer ayrılmasına onay vermemişti. Aynı zamanda 'Belediye
Başkanı' yetkisiyle sonuna kadar direnince, işbaşındaki 'Adnan Menderes
hükümeti' onu görevden aldı... Böylece otelin inşaat ruhsatını, yerine
atanan Fahrettin Kerim Gökay verdi...


Bu olayda yitirilen değerler ise 'hukuk devleti' ve 'planlı kentleşme'
anlayışıydı... Çünkü kentlere eklenecek her türlü yapının, önceden
hazırlanmış planlara göre gerçekleşmesi kavramı, ülkemize ancak
'Cumhuriyet Hukuku' sayesinde gelmişti.


Kentlerin geleceğini keyfi kararlara değil 'şehircilik' kurallarına
göre belirlemek, 'kader' yerine 'bilimi' rehber kılan 'aydınlanma'
sürecinde Avrupa kentlerine kazandırılırken Osmanlı'da bu anlayış
kurumlaşamamıştı. Aynı nedenle planlamayı esas alan çağdaş imar
hukukumuz da ancak Cumhuriyet yasalarıyla gelişebilmişti...


İşte bu önemli kazanımın henüz 20. yılında, İstanbul'daki çağdaş imar
düzeninin 'Hilton uğruna' bir kenara itilmesi, hukuk bilgemiz Ord.
Prof. Sıddık Sami Onar tarafından yıllarca 'ders' olarak okutulmuştu...


Aydın Boysan , Cumhuriyet'te 9 Ağustos 1999 günü yayımlanan
makalesinde, ünlü hukukçumuzun 'İdare Hukuku' (1965) kitabındaki
'Hilton Olayı' bölümünü özetle şöyle aktarır:


''Otelin yapıldığı saha şehir planında park alanıydı. Yatırımcılar, bir
yabancı elçiyi araya sokarak dönemin başbakanına (Adnan Menderes)
başvurdular. Vali ve Belediye Başkanı Lütfi Kırdar ise Başbakan'ın
onayıyla kendisine gelen büyükelçiye söz konusu alanın park ve kamu
alanı olduğunu anlatarak hükümetin kanunsuz emrini de yerine
getirmemişti. Büyükelçi de özür dileyerek Belediye Başkanı'na hak
vermişti...''


Onar'ın 'ders notu' nda şunlar da var:


''Ne var ki Lütfi Kırdar görevden alınarak otelin aynı yerde yapımı
için şehir planı değiştirildi. Oysa ki Hilton, örneğin aynı bölgedeki
Sipahiocağı arazisine yapılabilir, Taksim Parkı ile Nişantaşı
Bahçesi'ni (Maçka Parkı) bütünleştiren bu yeşil kuşak bozulmayabilirdi.
Bu durum, yasalardaki boşluklardan yararlanılarak kamusal alanların
bile özel kullanımlara geçebildiğine bir örnektir.''


'Küçük Amerika'nın simgesi'


Hilton ile İstanbul'un yitirmeye başladığı en değerli özelliği ise
'tarihsel ve doğal kent peyzajı' ydı... Modern mimarlığın bir örneği
olarak ve 'Hilton kimliği' ile tasarlanan yapının, özellikle Boğaziçi
siluetindeki 'uygunsuz duruşu' öylesine öne çıkıyordu ki 'ABD
mimarlığının kente damgası' gibiydi...


Aynı dönemdeki politik söylemde öne çıkan; ''Türkiye küçük Amerika
olacak...'' sözleriyle de adeta anlam birliği içindeydi...


Nitekim, özellikle son yıllarda hızla çoğalan benzer yapılara rağmen
Hilton'un bu 'önderliği' hâlâ o denli belirgin ki geçen temmuz ayında
İstanbul'daki 'Dünya Mimarlık Kongresi' ne gelen ünlü mimarlardan
Robert Venturi şunları söylemekten kendini alamadı: ''Şu anda
kaldığımız Hilton'un binası, Amerikan mimarlığının çirkin ve sıradan
bir örneği...'' (Yapı/Ağustos-2005)


İşte, sadece mimarlık ve şehircilik açısından değil, hukuk ve kentsel
haklar bağlamında da Türkiye'nin ilk tartışma konusu 'kamu
mülkiyetindeki' binası olan Hilton Oteli artık 'özel' ellerde...


Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), yasal yetkisi olduğu halde
Hilton'un bulunduğu arsanın 'imar durumunu' değiştirip 'ilave inşaat
hakları' sağlayarak pazarlamadı! 'Yeni sahibi' , kentin en değerli
yerindeki 66 dönümlük 'bahçe' niteliğindeki bu arsaya, 'ek blok' lar ya
da tümüyle yeni bir proje uygulamak isterse imar planını buna uygun
şekilde değiştirmeye 'belediye' karar verecekmiş... (Milliyet-2 Ağustos
2005)


Umarız Hilton'un bu 'imar öyküsü' , hiç değilse böyle bir talep
karşısında belediye için 'ders' olur. Üstelik, örneğin Kadir Topbaş da
buna 'hayır' derse Lütfi Kırdar gibi görevden de alınamaz...
şengül öymen gür offline  
Eski 04-09-2005, 17:41   #66
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Mimarlık eleştirisinin kurumsallaşması...

Türkiye'de Mimarlık Eleştirisi'nin kurumsallaşması beklentisindeki "KURUMSALLAŞMANIN" anlamı üzerine bir süre; üstelik de önemli bir süre ayırmamız gerekiyor gibi...

Öncelikle bir iktidar yada temsiliyet aracı olamayacak derecede bağımsızlığa sahip bir kamuyasallığı taşıyabilecek bir niteliğe, niceliğe yani kendinde bir güce(*) sahip olmalıdır.

Gerekleri ve "nasılı" üzerinde düşünmek, yazmak ve yeniden düşünmek gerekiyor.

Örneğin kurum olarak mevcut herhangi bir kuruma benzer kurumlaşmasının hiçbir önemi ve değeri yoktur, diyorum.

Belki de hep böyle "var olmadan" kalması daha da iyi.

Ancak ruh olarak kurumsallaşması, yani salt etik bir varlık olarak ortaya çıkıp var kalması çok çok önemli...

(*)Bu konuda örneklerin geniş bir zeminde ve açık-seçik/şeffaf bir dil üzerinden paylaşılabilir ve bilgisine ulaşılabilir olması, alanın kendinde biriktirdiği gücünü verebilir...

Türkiye'de Mimarlık Eleştirsi'ni bu alanın dışındaki mimarlık kapsam/kavram alanının bütünü için "sinir sistemi" olarak düşünmek gerekmektedir.

Bedensel ve ruhsal açıdan sağlıklı olmanın ya da sağlık kalmanın en önemli kontrol aracı sinir sistemi olduğuna göre; "kurumsallaşma" kavramı ile bütünlüklü ve sağlıklı bir organizmanın "sinir sistemini" anlamdaş tutmayı düşünebiliriz.

Sayın GÜR'ün başlattığı açınımlar ve örneklerin bir envanter başlangıcı olarak, üzerinde konuşulacak nesnel/somut bir ortama ayrı bir canlılık katacağı görülüyor.

Devam.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline  
Eski 05-09-2005, 14:04   #67
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 14-08-2005
Mesaj: 79
devam:)

Bizden başka kimse katılmıyor ama okuyucu bulduğumuzu ben de biliyorum. Bir gün katılırlar...devam
Ayrıca sizinle çok ortak görüşümüz var. Bence de salt metaforik anlamda kurumsallaşmalı eleştiri, ama kurumsallaşmamalı. 35 yıla yakın bir süredir bir kurumda yaşamak zorunda kaldım, bir protest olarak... Lütfen kurumsallaşmasın. Bir CICA istemem. Kurumların her zamna kaçınılmaz olarak bir hiyerarşik yapılanmaları olur, kapalı sisteme dönüşürler bayatladıkça...Assemblage'i nasıl kendileri (yazarları) dağıttılar; Oppositions nasıl kendini kapattı? Çok şeker insanlar var dünyada ama ben hiç birine yakın yaşama şansına sahip olmadım. Ne kötü...Bırakınız eleştiri, dağınık, özgür, sadece "iyi"değer sistemlerini höristik olarak gündemde tutabilmek için çırpınan bir yapıda dinamik ve dirik kalsın...Keşke...herkesin alanı olsun.
şengül öymen gür offline  
Eski 05-09-2005, 17:12   #68
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Evet, devam...

Geçtiğimiz ayın gazetelerine göz atarken, Ağustos 2005'in ilk haftasında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin "Sivil Toplum Gazetesi- BİZİMGAZETE"de tanıdık bir yazı dizisi gözüme takıldı.

Hemen word.doc olarak bulup aktarayım dedim.

"Günümüz Mimarlık Ortamında Eleştiri - Semra AYDINLI"

"Zip"leyerek sıkıştırıp ancak yükleyebildim.
Eklenmiş Dosyalar
Dosya Tipi: zip Gunumuz Mimarlik Ortaminda Elestiri Semra Aydinli.zip (26,6 KB, 69 görünüş)
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline  
Eski 06-09-2005, 13:36   #69
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 14-08-2005
Mesaj: 79
kışlar uzundur

Başka bir ekinizi de okuma fırsatım olmadı (Habermas), onu da okuyacağım. Sn. Semra Aydınlı'nın da bu konuya ilgisini biliyorum. Yeni bir "söz" var mı diye bir bakacağım.
Ama eleştiri üzerine yazmakla eleştirmek aynı şey değil...Siz de biliyorsunuz bunu. Eleştiri üzerine yazmak "o" konuda bilgi sahibi olmayı gerektiriyor, eleştiri yazmak ise eleştiri nesnesinin karmaşık evrensel ilişkileri konusundaki derin ve katmanlı bilgiye sahip olmayı gerektiriyor. Onlara daha gelemedik bile...Şu excel'deki bilgiyi tartışmaya başlamak istiyorum aslında da zaman yetmiyor....Neyse, kışlar uzundur.
şengül öymen gür offline  
Eski 06-09-2005, 16:14   #70
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Ancak, ...

Hastaneyi ancak hasta olunca zorunlu olarak ziyaret etmek ve hemen oracıkta hasta gözüyle değerlendirmek ve ardından iyileşincede hemen unutmak alışkanlığından olsa gerek bir talep kültürü gelişmemiş durumda.

Benzer durumun, benzer birçok konuda tekrar ettiğini görmüşsünüzdür.

Hafızası gelişmemiş bir talep kültürünün (yani olmayan varlık) karşılığı olarak; kaliteyi talep etme kültürünü de göremeyiz...

Biriktirmeye ve o birikenlerinde anlamlı bir birikime yani hafızaya dönüşmesi için çalışmaya devam...

Mimarlık Eleştirisi konusu ne zaman ele alınsa aklıma ve burnuma hastane koridorlarının tentürdiyot ve kloroform kokusu ve tedirginliği gelir yerleşir.

Acaba nedendir, bende böyle bir "saplantının" oluşması?...

Acaba Mimarlık Eleştirisi konusunun meşhuuuur tam teşekküllü hastanelerimizin durumuna benziyor olmasından kaynaklanıyor olmasın.

TAM TEŞEKKÜLLÜ "PROJE ve YAPI" HASTANESİ

Bu bana yanlış geliyor. Yanlış da olmalı ayrıca. Ya da böylesi yanlış algıların ortadan kalkması için (Türkiye'de) MİMARLIK ELEŞTİRİSİNDE KURUMSALLAŞMA kavram alanının bütün bölüm ve katmanlarının havalandırılıp günyüzüne çıkarılması gerekiyor.

Mimarlık Eleştirisi ile ilgili olarak ister nesne, ister özne, ister konu, ister vb. konumunda olunsun...

Tüm bileşenlerinin ve bütününün *çıtayı bir çizik ileri ve yukarı taşımak konusundaki sorumluluğu sahiplenilerek paylaşılmalıdır.

Nasıl?





Fikstür dışı sorular:

(*) Bu "çıta" da nereden çıktı şimdi? Nerede duruyor? Kim koydu onu oraya? "İleri ve yukarı" yani 45 derece mi, O NE?
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 06-09-2005 16:34. Nedeni: Çıııtaaaadaaannn:)))
Metin Karadağ offline  
Eski 06-09-2005, 17:33   #71
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Yazılarınız bol olsun, yeterki...

Sayın GÜR

"kışlar uzundur" derken, Altuser gibi "gelecek uzun sürer" demek istemiyorsunuz umarım

Yazılarınız bol olursa kışlar da kısalır.

Kimsede çok üşümez...

Böylece kışın anlamına başka renkler katılmış olur...)
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 06-09-2005 17:34. Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline  
Eski 06-09-2005, 23:06   #72
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 14-08-2005
Mesaj: 79
çalışıyorum merak etmeyin

Mimarideki eleştiri alanları (domain'i nasıl Türkçe söyleyeceğimi bir türlü bilemedim. "alan" yetmiyor) ile eleştirel kavramları çakıştıran bir tablo ğzerinde uğraşıyorum. Galata grubu tablosunda modeası geçmiş önermeler var. Olabilir bu çünkü kronolojik değil. Ben kronolojik olmayan ama ana başlıkları pek az taryışma götüren kapsamlı bir gereç önermeye çalışıyorum. Kime? Kendime
şengül öymen gür offline  
Eski 06-09-2005, 23:07   #73
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 14-08-2005
Mesaj: 79
Pardon!

Geç saatte ve okumadan gönderdiğim yazının yazım hataları utanç verici
şengül öymen gür offline  
Eski 07-09-2005, 14:19   #74
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Anlaşmak şart değil...

Anlaşmak şart değil.

Ama ya, anlaşılır olmak, anlamaya çalışmak sanırım Mimarlık Eleştirisi (Özellikle)'nde olmazsa olmaz bir eşik.

Uzmanlaşmanın zorunlu olarak geliştirdiği, "o alana ait formüllerden oluşan" bir dilden söz etmiyoruz.

Evet: "Hamama giren terler..."

Uzmanlık alanına giren biri, alana özel dil ile konuşmak zorundadır.

Örneğin, bir nükleer santralde yada bulaşıcı ve öldürücü mikroplarla uğraşılan bir laboratuarda mikrobiyolojik karantina bölümünde çalışan bir arkadaşınızı hatırını sormak ve çay içmek için ziyarete gittiğinizde (Daha derin ama konu ile ilgisiz bir örnek: hastanelerde ayakkabıların üstüne giymek için satılan galoşlar iyi para getiriyor gibi) alana özel kıyafe giyer gibi... (Gerçi o kıyafetlerle çay işi yatar. O konu ayrı (Durduk yerde nereden bulaştı bu berbat örnekler, yakamı kurtaramıyorum help!

Neyse o ortamlarda giyilen kıyafeflerle de kamu sahasına çıkmak da ayıp olur hani.

Minibüstesiniz, bir yandan sıcak, ve üzerinizde karantina kıyafetleri. 80 kuruşluk indi-bindi ücretini uzatacaksınız. Olacak iş değil. Hele ki o kıyafetlerle. Mahmutpaşa'dan yukarı doğru çıkarken de alışveriş bir ayrı zor olur. Önünden geçtiğiniz her pazarcı esnaf sizi madara eder. Heleki karantina kıyafeninizin başlığı kesin buğu yapacağı için nereye bastığınızı görmeden kanter içinde,.. Olacak şey değil tabi.

Uzmanlık dili anlamak-anlaşılır olmak kaygısı ile doğal olarak çelişir.

Ama sırf bu çelişki orada duruyor diye de eleştirilemez.

Olur olmaz yerde uzmanlık dili ile anlamak-anlaşılır olmak çabası zorlanmamalıdır.

Taş yerinde ağırdır.

Laboratuar karantina kıyafeti, laboratuar dışında kullanılmamalıdır.

Kamuya sunulduğu için kamuya ait olan Mimarlık Eleştirisi'nin algılanmak, anlamak, anlaşılır olmak sorunları ile hiçbir ilişkisi olmaması gerekir.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline  
Eski 07-09-2005, 15:49   #75
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Nazar boncuğu "Engelli Konusu"

Eski bir belediye başkanı bir anısını anlatıyordu:

Habitat-2 hazırlıkları sırasında yerel yönetimlerle ilgili bir toplantı için Danimarka'nın başkenti Kopenhaag'a gitmişler.

Kenti gezerken sakatların çokluğu dikkatini çekmiş.

"Yanındakilere sormuş: bu kentin nüfusu kaç?" diye sormuş:

Cevap vermişler: "400 bin"

"Acaba neden bu kadar sakat var?"

"İstanbul'un nüfusu 12 milyon, ama bu kadar sakat yok"

"İş kazaları mı çok, yoksa aile yakınları ile ( Herhalde Anadolu Ensest Uygarlığı'ndan dolayı aklına gelmiştir - Türk Psikiyatr yada Psikologları Dernekleri'nden birinin aile içi ensest yaygınlığını ve buna bağlı sakat doğumlarını ortaya koyan araştırmasını incelemeli ve felaket sonuçlarını görmelisiniz!!!...) evlilikten mi bu kadar çok sakat var?" diye sormuş.

Cevap vermişler: "Burada engelli yok. Yani sakatlar için kentte engeller "0" sıfır düzeyinde. Herkes gibi sakatlarda kentin her yerine ulaşabiliyorlar. İstanbul'da sakatları dışarda pek fazla göremezsiniz. Çünkü dışarı çıkamıyorlar yardımcısı olan şanslıları dışında..."

Hollanda ise üzerinde yıllardır ciddi olarak çalışmasının sonucunu resmen onaylattı: Hollanda tüm kent ve en küçük birimleri/köyleriyle birlikte Engelsiz bir ülkedir...

Türkiye Sakatlar Federasyonu'nun basında yeni çıkan Türkiye'de Durum basın açıklaması ve raporunda; Türkiye'de sakatların toplam nüfusu 8 Milyon. Tabii bu sakatların büyük bölümü KENT/KAMU ALANLARININ SORUNLU OLMASINDAN DOLAYI ENGELLİ...

Kaba bir orantı yaparsanız:

İstanbul'da 2 MİLYON ENGELLİ (Aslında daha fazla da, genel nüfus orantısına göre yazdım.) YAŞIYOR.

Yani, Kopenhaag kentinin toplam nüfusunun BEŞ KATI!...

Uzaktan bakınca İstanbul'da (Türkiye'de) herşey günlük güneşlik ve herkes domuz gibi sağlıklı...

Bu konunun en genel anlamıyla Mimarlık Eleştirisi ile ilgisini sorgulamanın abes olacağını hepimiz farkındayız.

Yeni yada eski her bir mimari proje ve yapının künyesinde bu soruna uygun çözümün getirilip getirilmediği konusunda bir not, en görülür bölümünde İNSAN HAKLARI ÇED RAPORU gibi mutlaka yer almalıdır.

"Bu Proje/Yapı; ENGELLİDİR..."

yada

Bu Proje/Yapı; ENGELSİZDİR... Tüm sakatlar adına teşekkür ederiz...
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline  
Kapalı Konu

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. şu anda saat 02:42.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177