![]() |
|
|||||||
| Mimarlık Mimarlar ve mimarlık dünyasına ilişkin genel konular bu başlık altında. |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#1 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 522
|
Seni sevmiyorum 'modern' çünkü herzaman haklısın!
Forumlarda en çok tartıştığımız, kafamızı en çok yorduğumuz konu belki de'modern'. Sürekli önümüze çıkan doğrularıyla ve dingin estetiğiyle birçoğumuzu büyülemiştir. İnsan odaklı tasarıma 'modern' daha fazla kafa yormuştur ve doğruların birçoğunu da bulmuştur. Hep başka yollar deneyip, çıkış yollarını mantık ekseninde dolaştırdığımızda yolumuz modernin çözümlerine yaklaşır... Bu yüzden bilinç altımızda 'modern' bizi düşünme tembelliğine iten bir düşman gibiydi belki... Ama çoğunlukla haklıydı.
Hafta sonu bir gazete ekinde 'philip starc'ın açıklamalarını görünce yüzümde bir gülümseme belirdi... Philippe Starck says design is dead, will retire... Ama 2005 UIA'da M. Fuksas söylemişti önümüzdeki yıllarda mimarlık ' az estetik çok etik' üzerinde şekillenecek diye... Kırılma noktasında mı acaba mimarlık ve tasarım?
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Yönetici
|
Seni seviyorum "modern" çünkü her zaman sensin.
__________________
Selamlar ve Sevgiler ....................................... AYASOFYA Bu SMGM ne yapar. Eğitimlerde kimi denetler, SMGM'yi kim denetler? Tasarlanmış-tasarlanmamış camiler TÜRKÇE KARAKTER KULLANINIZ. "v" yerine "w" kullanmayınız. Kurallar için TIKLAYINIZ |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Yönetici
|
Bazen seni sevmeyenlere hak veriyorum "modern", çünkü bazen hayatı gereğinden çok ciddiye alıyorsun ve sıkıcı olabiliyorsun.
__________________
"(...)Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı Yangelmişim diz boyu sulara Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum (...)" T. Uyar |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 30-03-2008
Mesaj: 89
|
Seni sevseydim, modern, ankara'nın ortasından geçen otoban benzeri şeyleri de severdim...
__________________
A. Özge Özdamar |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 25-03-2008
Mesaj: 70
|
"I was a producer of materiality and I am ashamed of this fact," Mr Starck told German weekly newspaper Die Zeit in March 2008, adding that he plans to retire within two years, citing his work as "unnecessary and materialistic". He stated that he has realised the "ability to love" is what one needs most.
Philippe Starck 40 sene sonrami,simdiye kadar yapdigi seylerin gereksiz oldugunun farkina variyor,bence yapdigi isin gerekiz oldugunu farketmesi icin 40 yil cok uzun bir zaman.Ben bu adamin durust olduguna inanmiyorum.Calar saat'den disfircasina,motorsiklet'den mobilya'ya ic dizayn'dan dis dizayna yapmadigi bir sey kalmamis! Aslinda birde itiraf ediyor sanki "dizayn oldu, emekli olacam" 60 indan sonra mi farkina variyor, modern seylerden cok, birinin en cok ihtiyaci olan sey sevebilme kabiliyeti. kapitalizim'de meta uzerine kurulu bir hayat tarzinda sevebilme kabiliyeti ni kaybeden, paraya doyunca,moderen hic gerekli degil simdiye kadar yapdiklarimdan utanac duyuyorum en onemlisi dogallik,ask, bulbul,ruh,mehtap Nedim,fildisi kulleler.... Ben inanmiyorum..... En son moose tarafından düzenlendi : 15-04-2008 06:23. |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 522
|
Philippe Starck yaptığı şeylerin işlevinden önce yarattığı 'şaşırtma, heyecanlandırma' , yani ego ya hitap ettiğini biliyordu zaten. Burada 'mimarlık', 'endüstriyel tasarımcılık' ve plastik sanatlar'ın fazla içiçe oluşundan doğan bir karmaşanın sonucunda verilmiş bir tepki bana kalırsa. Obje nereye kadar sanat eseridir, nerede bir tasarımdır? Bu çizginin belirsizliğinden kaynaklı kaos...
Bauhause'la başlayan tasarımın endüstriyel olması buralara kadar gelmiştir. Ama Bauhause objeleri çoğunlukla, genellikle işlevselliği önplanda tutuyordu. Farkı buydu, işimize yarıyordu. Bazılarımız evine bir eşya alırken 'sanat eseri' niteliğinde gördüğü için dünyanın parasını verip alır. Ben almam, alacaksam da ' duvarıma gerçek bir yağlıboya tablo alırım'... Tasarıma sadece sanatsal olduğu için para veren, işine yaramasa bile evinde 'meta obje' bulundurmayı seven ' tüketici toplumlarının egosu' asıl tepki verilen. Evet biraz düşünmeliyiz, dünya büyük bir açlık,sefalet, kuralık buhranı içerisine sürüklenirken ' çekirdeklerini süzemeyen bir limon sıkacağına 1000 dolar vermeli misiniz? İnsan egosu onu nekadar zorlarsa zorlasın insanın bu dünyada temel amacı ' varlığını sürdürmek'tir. Bu içgüdüsel mekanizma bizim asla yakamızı bırakmaz, yaptığımız tasarım nekadar farklı, nekadar şaşırtıcı olsa da , eninde sonunda ona deden para verdiğimizi sorgularız. Onlarca kuram,mimari akım, felsefe arasında aklımız bombardımana tutulur, mimarlık ve tasarım kavramları içinden çıkamayacağımız derecede karmaşıklaşabilir bizim için. Bir çıkmaz sokakta bulabiliriz kendimizi... Ama asla değişmez bir gerçek vardır, algıladığımız Dünya ve onu şekillendirebilme gücümüz, Dünyadaki yaşantımızı sürdürüp sürdüremeyeceğimizi belirleyecektir. Asıl hedefimiz hayatta kalmak ve bunu sürdürebilmektir. Bunu 21. yy insanının özümseyebileceğini ve büyük tüketim çılgınlığının önünü keseceğine inanıyorum. Bu içgüdüsel bir 'varolma ' dürtüsünden öte birşey değildir. Kuram,felsefe,akıl değildir, sadece en basit içgüdümüzdür... Philippe Starck'ın bu çıkışından sonra servetini 'greenpeace'e bağışlamasını yada benzer bir toplumsal kampanyada kullanmasını bekliyorum. Ferrarisi varsa onu da satar herhalde...
__________________
R&R En son RedRapsody tarafından düzenlendi : 15-04-2008 11:40. |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 252
|
birden gözümde bassanio nun sandıkları seçerken sarfettiği monolog canladı
![]()
__________________
Veni, vidi, vici |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 16-05-2007
Mesaj: 46
|
'Az estetik' tartışılabilir, ama mimarlıkta ahlak konusu gerçekten çok derin bir konu... Doğrudan dinin ve felsefenin alanına giriyor. Yani mimarlıkta etiği belirleyen şey ne olacak diye sorduğumuzda sanki mimarlığı belirleyen şey ne diye sormuşuz gibi geliyor bana. Mimarlık ve ahlak konusu gerçekten çok ciddi ve üzerinde de bir o kadar düşünmemiz gerekiyor bence. Ahlaksız adamdan sanatkar veya mimar ol(a)maz önermesini çok rahat ifade edebiliyoruz, ama peşisıra ahlak nedir sorusu ile muhatap oluyoruz. Çok ilginç. Bir de sanırım ahlak konusuna Turgut Cansever epeydir( epeydir? bir 50 yıl herhal) dikkat çekmeye çalışıyor.
__________________
''insan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir ise o insan kaybolmuştur.'' |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 08-04-2001
Mesaj: 2.451
|
Etik ve ahlak gündelik dilimizde birbirine kolayca yapıştığı için aynıymış gibi geliyor ama aslında farklı meseleler. Ahlak, sosyal yani toplumsal hayatın içinde beliren bir kavram. Ahlak dinin alanına girebilir ama felsefenin alanına giren etik. Fuksas'ın çok tartışılan bienal başlığı ise sanırım 18.yy. ortalarından 19.yy. sonuna varan tartışmaları hatırlatmaya yönelik, (biraz da hem o güne (bugüne) hem de söz konusu yüzyıl tartışmalarına indirgeyici bir öğreten adam edasıyla yaklaştığını düşündüğüm). Görsel şölene fazla daldık galiba, hadi biraz ne yapıyoruz, ediyoruz üzerine düşünelim gibi bir yaklaşım. İster istemez de modernlik denen olguyu az dizginlesek mi tonu da yok değil sanki.
|
|
|
|
|
|
#10 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 522
|
''Etik, pratik felsefenin bir konusudur. Pratik, çünkü insanların ne şekilde davranmaları gerektiğiyle ilgili somut ve kanıtsal bilgiler sunar.
..... Ahlak, içinde yaşadığımız topluma göre değişir ve genelde çoğunluk tarafından herhangi bir gerekçe gösterilemeden doğru kabul edilen değerlerin ve düşüncelerin toplamıdır. "Doğru" olduğu hissedilenler ahlaka uygun olarak kabul edilir. Ve bu durum toplumdan topluma farklılık gösterir.'' Yani biz 'mimar-tasarımcı' kitlesini ilgilendiren etik daha çok. Basitçe, Fuksas için etik kurallar çerçevesinde kalan, benim için de etik çerçevesinde kalabilir. Ama bana göre ahlaksız olan, fuksas için ahlak kuralları dahilinde kalabilir. Bu basit ayrımı iyi özümsememiz gerekiyor sanırım. Burada evrensel bir bakış açısını yakalamanın tek yolu etik kavramlarını her platformda tartışabilmek,özümseyebilmek ve savunabilmekten geçiyor. Ahlak ise bundan sonra başlıyor, mimarlığın yerelleştiği anda Fuksas sizin ahlakınızla ilgilenmez, siz tasarımı yaptığınız toplum ve kültür içerisinde sorumlusunuzdur... İşte zurna burada zırt diyor. Küreselleşme, iç içe geçen kültürler, kültürel kirlenme... Sonucunda Etik yayılmak için düzenli ahlaki bir zemin bulamıyor. Hadi çık işin içinden? Burada ben tek çıkış yolunu ' varlık' kavramında bulabileceğmize inanıyorum, hayatta kalabilme, insan neslini sağlıklı bir şekilde Dünya hayatında tutabilmek (dünya ötesi mimarlığı aşıyor şimdilik). Basit içgüdümüz yani. Somutlaştıracak olursak , Ekolojik yaklaşımlar, yeni modernin en güçlü kaynağı olacaktır... Klasik modern ise yeni moderne ilham kaynağı olmaya devam edecek bütün sakinliğiyle. Avrupalı bunu özümsemeye başladı, artık otomobillerini daha güçsüz yapmayı dilegetirebiliyorlar. Bizim gibi geri kalmış ülkeler ise henüz daha geride Avrupa'nın 1950 de özümsediğinin ne olduğunu anlamaya çalışıyor... Bir zaman atlaması yaşayıp şimdiki Avrupa'nın bilinç düzeyine erişemeyiz belki. Ama kendi öz kültürümüz içerisinde bulunan dinamiklerle 'kendi yeni modernimizi yaratabilir(miy)iz.?
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
#11 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 16-11-2005
Mesaj: 132
|
Başka çaremiz var mı?
__________________
Batı karşısındaki durumumuz, efendisinin ilaçlarını çalıp içen uşağın durumudur.(Cemil Meriç) |
|
|
|
|
|
#12 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 522
|
Şu kültürel kirlenme eğer toplumsal bir çöküşle sonuçlanmaz da toparlanabilirsek, evet bence de tek çaremiz bu. Biz biryerinden başlarsak 'modern' bize abilik yapacaktır eminim.
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
#13 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 08-04-2001
Mesaj: 2.451
|
Modernlik, bizim dışımızda kendi başına oluşan ya da oluşmuş veya teknik dolayısıyla dışarıdan, ayıklanarak fileto halde buralara getirtilecek veya "özümüzde zaten bulunan" ama göremediğimiz dinamiklerin keşfedilmesiyle görünür olacak bir paket midir? Belki de bu tür kavramsallaştırmalardan uzaklaşmaya çalışarak, içinde bulunduğumuz zaman-mekan üzerine kafa yorarak "abilik" yapacak rehberlerden özgürleşmek gerekiyor. Yoksa Tanzimat'tan bu yana aynı totolojiyi üretip dururuz; bir zamanların "baba figürü arayışları"nın "abilik" arayışlarına dönüşmesinin niteliksel bir farkı yok.
|
|
|
|
|
|
#14 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 522
|
Alıntı:
Bunun içinde tanzimat değil, İstanbul'un fethinden başlamalıyız belki. Sizleri bilmem, benim ciddi anlamda ihtiyacım var buna. Bireyselleşerek çıkış yolları bulma döneminin bizi götürdüğü nokta, eğlenceli ama sonuçta tatminsizlikle biten bir hüsran... Philip Starc'ın verdiği tepkideki gibi. Tanzimat, Cumhuriyet devrimleri, ve şimdi AB uyum yasaları üzerimize uymayan... Beni sürekli olmam gerekene sürükleyen bir gerilim... Bu özgüvenimi sarsıyor, canımı sıkıyor. Bunu geri kazanmak için 'modern'i anlamalı , özümü bilmeliyim diyebiliyorum. Özgürleşmeye çalışma sancıları bunlar zaten.
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
|
#15 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 16-11-2005
Mesaj: 132
|
Anlayacak modernimiz yok bence. Anlamamız gereken moderni'miz'(modernim) i bekleyen hazine'miz'(hazinem) var.
__________________
Batı karşısındaki durumumuz, efendisinin ilaçlarını çalıp içen uşağın durumudur.(Cemil Meriç) |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|