![]() |
|
|||||||
| Mimarlık Mimarlar ve mimarlık dünyasına ilişkin genel konular bu başlık altında. |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#31 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 256
|
konuyla ilgili "hafiften"bir iki karalama yapmış birisi olarak şunları söyleyeblirim:
1) Mevcut koğuş sistemi maalesef caydırıcılığın ötesinde resmen suçlu üretim fabrikaları haline gelmiş durumda 2) Bu bağlamda binayı mahkumların bir araya gelmelerini mümkün olduğunca kontrol edebilecek şekilde tasarlamalı . 4) Tasarımınız kriz anında müdahaleyi kolaylaştıracak şekilde olmalı 3) Koğuşlarda ( hangi tür suç olursa olsun)hiçbir şekilde yemek pişirilmemeli 4) İnsanlar tasarladığınız bina hakkında "ürperti" duymalı 5) Mekanlar işlenen suca göre olmalı ama mutlaka en fazla 3 kişilik olmalı 6) İşlenen suça göre ,rehabilite edilmesi muhtemel olanlar için mekanlar düşünülmeli
__________________
Veni, vidi, vici |
|
|
|
|
|
#32 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
F-tipi'nin F'sindeki "Foucault"
F-tipi'nin F'sindeki "Foucault"
Dizinin bu noktadan geçeceği belliydi... Çünkü konu "Foucault" gerçi aradan bir bölümün sadece bir kısmını buraya kopyaladım... Diziyi okurken bir şey dikkatimi çekti, yanlış okuyup yargıladığım konu "öyle değilmiş..." Ama geç bile olsa yine de farketmiş olmaktan dolayı sevindim... )M.K. /////////// HALKIN GAZETESİ BİRGÜN "* Panopticon * Görünebilirlik alanı * İktidar alanına katkısı * İktidar, ilişkiler ağıdır" ... ... ... Bülent Somay ve Ferda Keskin, üçüncü bölümde Panopticon kavramı üzerinden F tipi hücrelerini irdeliyor... Bülent Somay: Panopticon terimi herkes için çok tanıdık bir terim değil, aslen kendi bulduğu bir kavram olmasa da, politik olsun, felsefî olsun bizim zihniyetimize sunduğu bir kavram. Buna gelmeden önce, şunu sormak istiyorum: Hapishane, hastane, akıl hastanesi, aile, okul, kışla... Tüm bunlar kapitalizmin doğrudan doğruya işine yaramıyor. Hatta Foucault'nun ölümünden bu yana, bu daha da açıkça ortaya çıktı, örneğin hastane dediğimiz kurum, yani modern tıp, insan ömrünü o kadar uzattı ki, elimizde giderek artan sayıda, artık üretken olmaktan çıkmış, fakat toplumun bakmakla yükümlü olduğu büyük bir kalabalık birikmeye başladı. Yani bir anlamda bu iyice zarara çalışıyor. Ortada kocaman bir emekliler kitlesi var, özellikle Avrupa'da ve merkez ülkelerde. Bu bahane ile ilaç şirketlerinin veya tıp kurumlarının bir sürü deney yapmasına, bir sürü kontrol ya da bir sürü egemenlik tekniği geliştirmesine izin veriyoruz öte yandan. İnsanları AİDS'ten kurtaracağız, böylece ömürlerini uzatacağız, ama koca bir kıtayı, Afrika'yı bir deney olarak kullanıyoruz. Dolayısıyla bu söylemiş olduğun şeyin giderek daha da görünür olduğu muhakkak. Ferda Keskin: O yaşlıları da zaten Antalya ve Bodrum'a gönderiyoruz. B.S.: Amerika'da da Florida'ya göndereceğiz, bir emekliler eyaleti oluşacak yakında. Emekli oluyorlar, Florida'ya gidiyorlar. F.K.: Daha batıya, yakın birtakım bölgelere de gidiyorlar. B.S.: Zaten var olan yaşlılık müessesesi gittikçe oturuyor ve bir beden kontrolü altında yaşayan bir insan grubu çıkıyor ortaya. Dolayısıyla Foucault'nun bu konudaki derdini anladık. Ekonomik olmaktan ziyade, politik olan bir sorunla karşı karşıyayız. F.K.: Doğru. B.S.: Gelelim 'Panopticon' meselesine. Panopticon derken tam olarak ne demek istiyor Foucault? F.K.: Aslında, İngiliz felsefeci, Jeremy Bent-ham'ın ortaya attığı bir kavramdır. Bu kelimenin kökenine gittiğimizde, her şeyin görüldüğü bir mekân aslında. Bu mekân, Jeremy Bentham'ın tasarladığı bir hapishane. Bu hapishane daire biçiminde hazırlanmış, dairenin ortasında bir avlu, avluda da bir gözetleme kulesi var. Hücreler bu dairesel binada, bir tarafı avluya, bu kuleye doğru bakıyor, diğer tarafı ise binanın dışına bakıyor. Dışarıya bakan tarafın penceresinden hücreye ışık giriyor, diğer tarafta, kuleden bakılınca, bu dairesel binadaki tüm hücreler tam olarak bir görünebilirlik alanı içinde kalıyor. Kulenin içinde de bir gözlemci, gözeüeyen birisi var. Fakat hücreler gözetlene-bilen bir alandayken kulenin içi karanlık, dolayısıyla hücrelerdeki insanlar oradaki gözetleyen kişinin ne zaman ve kimi gözetlediğini bilmiyorlar. Bilmedikleri için de sürekli gözetlenebiliyor olma ihtimali var ve mahkûmlar sürekli gözetleni-yorlarmış gibi davranmak zorundalar, çünkü ne zaman gözetlendiklerini bilemiyorlar. Hatta bu yapıyı kurup insanları her an gözetlendiklerine, gö-zetlenebileceklerine inandırırsanız, artık o kuleye gözetleyen kişiyi koymanıza gerek bile kalmaz, diyor Foucault; çünkü insanlar gözetleniyormuş gibi davranmak zorunda kalacaklardır, kendi kendilerini sınırlandırmaya başlayacaklardır. Bu anlamda da iktidarı kendi içlerine kaydedeceklerdir, iktidarın hem nesnesi hem de öznesi olacaklardır. Aslında bu bir metafor, bu ideal hapishane hiçbir zaman inşa edilmemiştir. Bunu gerçekleştirmek için kurulmuş, Foucault'nun da gezip gördüğü, belli birtakım binalar var elbette. B.S.: Bizdeki F tipleri gibi yani? GÖRÜNÜLEBİLİRLİK ALANI F.K.: Bizim F tiplerinde de buna çok benzer bir şey yapılmaya çalışılıyor. ... ... Devamı (Yani yazıyı yürüttüğüm yer) için tık: HALKIN GAZETESİ BİRGÜN Ama dizinin diğer bölümlerini merak ederseniz iki ayrı tık yeri: 1. Bölüm: HALKIN GAZETESİ BİRGÜN 2. Bölüm: HALKIN GAZETESİ BİRGÜN
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#33 |
|
Arkitera Üyesi
|
F-Tipi Cezaevlerini beğenmemek şeytanın avukatlığını yapmaktır ve siyasidir..
Herşeyden önce hiçkimsenin Cezaevlerine düşmemesini dilerim, tabiki bu ceza evlerine düşenlerin sayısının ülke Nufüs'a oranına göre çağdaş ülkelere nazaran, enaza inebildiği günde bu F-Tipi cezaevlerinin turisttik otel olarak da kullanıldığına, belki şahit olabileceksiniz...
Sincan F-Tipi Cezaevinin yapımının son aşamalarında iken bakanlık kanalı ile gezip görmüş idim...Son derece çağdaş ve konforlu görünmüş idi diğer emsallerine göre... Önceden belirtilmiş bende mahkumların hüküm aldıkları suçların ağırlığına göre barınmalarının zorlaştırılması taraftarıyım zaten mahkumlar için de çeşitli infaz mekanizmaları uygulanmaktadır açık hava ceza evlerine varıncaya kadar, önemli olan adaletin terazisinin her şartda doğru işletiliyor olması, genlerimize işlemiş olan ve hayatımızın her alanın da karşılaşabileceğimiz kayırmacılığa yer verilmemesi ile bu yönde haketmiyenlerin talep de bulunmamaları esasdır... Moda deyimle demek gerekir ise "Cezaevleri yan gelip, yatma yerleri de olmamalı" tüm sosyal stres atma araçlarına da yer verilmeli üreterek zamanını öldürmelidir... Benim aklıma şöyle bir anı geldi, hani çoğu zaman şikayet ederiz ve genelde de doğruluk payı vardır toplum olarak okuma alışkanlığımız düşük olduğundan cezaevlerine giren bazı ünlülerin de, koğuş veya hücrelerin de, kitaplık yaparak, okumuşlar ve hayatın kendi çemberleri dışında da var ve nasıl olduğunu anlamışlardır keşke içeriye düşmeden her görüşü içeren kitapları okumuş olsalar da, hükümlü sayısının düşmesine katkı koyabilseler... F-Tipi Cezaevlerinin, yasa dışı devlet ve millet düşmanı insanların örgütlenmelerini devam ettirebilecekleri alanlar olmadıklarını bilmeleri kendi psikolojik durumlarının normalleşebilmeleri açısından daha uygun görülmektedir, kendilerine bulundukları mekanlar da her siyasi görüşü içeren yasal kabul edilen kitapları bol bol okumalarını ve kısa zamanda oradan normal şartlarda kurtulmalarını dilerim... Tüm mahkum insanlarımıza bir daha oraya geri dönmemek üzere içlerinde büyütüp yaşattıkları şeytanı, orada ebedi mahkum edip bırakarak, dışarıdaki yaşamların da uzun ve sağlıklı ömür sürdürmelerini dilerim... Her insan, yaşamı boyunca hakettikleri en güzel değerlere, başkasının insan haklarını yok saymadan ulaşmalıdır...
__________________
Sen sonsuz' luğa giden yolda, yürekleri ısıtan bir ışık olmalısın...C.B... |
|
|
|
|
|
#34 | |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 12-09-2006
Mesaj: 329
|
Erbatur Çavuşoğlu'nun kentleri F - Tipi Cezaevlerine benzettiği yazısına buradan ulaşabilirsiniz.
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#35 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 27-04-2007
Mesaj: 131
|
Tartismayi yarim saattir izliyorum; cezaevlerinin görevi bence bu insanlari islah edip topluma kazandirmaktir, su anda türkiyedeki cezaevleri alman kamuoyunda tartisiliyor ( su Alman genc ile ilgiliz kizi meselesi) pek olumlu degil anladigim kadariyla yorumlar.
Yani cezaevi uygulamsi ve binasi. Bilmiyorum yanilabilirim biz bir projeyi tasarladigimiz zaman isverenin parasini nerden kazandigini soruyormuyuz. yani insanlari sömürerek kazandigini varsayalim bu adami cezalandimak icin cezaevi tipi bir villa mi tasarlamamiz lazim. Benim düsüncem cezaevi bir nevi sosyal tesistir genel anlamda. Hirsizlik yapanin evine girip hirsizlik yaparak hirzisi cezalandirmak. Insan öldürmüs bir insani öldürmek, Linc etmek. Yani O...... bir tas sen at zihniyeti bence cagdisi bir yaklasimdir. Sunuda eklemek istiyorum eger bir cocuga karsi bir kötü suc islenmisse bende köpürüyorum asalim keserim kültürümüzden gelen bis ic güdü. Sonuc olarak ben sucu sosyal devlet ve hukuk cercevesinde cözmemiz gerek. Mimarlarda cezaevlerini tasarlarken bu binanin insanlar icin yapildigini ve bütün soyal ögeleri göz önünde bulundurmalidirlar. Sucluyu bir daha cezalandirmak icin bina tasarlamasinlar. |
|
|
|
|
|
#36 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 09-10-2006
Mesaj: 155
|
Kelime Komşusu
Erbatur Çavuşoğlu'nun fikirlerine kelimesi kelimesine katılıyorum. Bizim burada tartıştığımız gerçek F-Tipi sorunundan daha farklı bir durum var. Şehirlerde, kıstırılmış ve özelleştirilmiş bedenlerimizle yaşıyoruz. Yani bedenimiz sadece bir pazar aracıyken ruhumuzdan da köle gibi çalışması bekleniyor. Şehir koridorlaştırılıyor diyordu Behiç Ak ama artık o koridorlar da ortadan kalkıyor. Isaac Asimov'un öykülerindeki robot devri çoktan geldi. Hepimiz canlı robotlarız. Sokaklar çoktan kabloya dönüştü.
İnternette hepimiz kelime komşusuyuz. Ancak şairin dediği gibi kelimeler kifayetsiz... |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|