Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Mimarlık > Mimarlık

Mimarlık Mimarlar ve mimarlık dünyasına ilişkin genel konular bu başlık altında.

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 07-04-2007, 00:05   #16
Forum Üyesi
 
magenta'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 10-03-2004
Mesaj: 148
Simla Hanım,
Bu ülkede yasalar var, kanun koyucular yapıyor. Bizler de bu ülkenin halkı olarak onlara uymak zorundayız. Beğenelim beğenmeyelim ama uymak zorundayız. Değiştirmek istediklerimiz için demokratik mücadele vermek de işin başka bir yüzü. Tabiki yanlışları düzeltmeyi istemek bunun için mücadele etmek çok doğru. Fakat sizin göklere çıkardığınız mücadele yöntemi ise asla doğru bulmadığım bir tür intihar. Vatandaşın biri demokratik hakkını kullanarak bir kararı protesto etmek isteyebilir ve bunu ölüm orucu tutarak kullanmak istiyor olabilir. Bu hakkı kullanması onu kimsenin üstünde yapmaz. Mesleği avukat diye daha iyi bir avukat hiç yapmaz. Avukatlık kimliği kişinin bu tavrının tamamen dışındadır. Belirttiğiniz haliyle göklere çıkardığınız bu eylemle ölüm orucu tutmayıp mücadelesini başka platformlarda yürüten yada sadece alnının akıyla mesleğini en iyi şekilde yapan tüm avukatlara da çok büyük haksızlık ediyorsunuz yazdıklarınızla. Avukatın görevi müvekkilinin haklarını yasalar dahilinde mahkemede en iyi şekilde savunmaktır.

Bu ülkede sadece sizin tabir ettiğiniz türden meslek ve insanlık etiğini kaybetmiş kimlikte insanlar yaşamıyor. Bilin ki dürüst ve onurlu insanlar da var dini imanı para ve kişisel menfaatleri herşeyin önüne geçmeyen. Hiç mi duymadınız kendine teklif edilen rüşveti geri çevirip olmayacak projeye onay vermeyen mimar kişi. Hiç mi duymadınız dergiyi koltuğunun altına sıkıştırıp gelen seçtiği evi "işte ben bundan istiyorum bana bu evi yapın" diye gösteren müşteriye kapıyı gösteren bir mimar? Örnekler inanın hiç de az değil.

Açtığınız konunun başlığı içinde "Mimarlık" kavramı geçtiği için burada düşüncelerimi paylaştığımı asla sizin onayınıza sunmadığımı da özellikle belirtmek isterim. Yazdıklarımı objektif olarak okursanız göreceksiniz ki mekan tasarımının ceza sistemindeki yerini belirtmeye çalışmaktı amacım. Sizde mimar olarak bilirsiniz ki her mekanın bir hikayesi vardır. Benim anlatmak istediğim hikayede suçlu cezasını suçunun ağırlığına göre çekmelidir ve mimari cezanın infazı içinde etkin olmalıdır. Sizin bu konuya aşırı duygusal baktığınızı da düşünüyorum açıkcası. Suç cezalandırılmalıdır. Suçu da tekrar ediyorum yasalar tanımlar. Siz isterseniz aksini düşünün ama ben ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik "eylem" içinde bulunanlara en ağır cezaların verilmesini isterim ve bu benim kişisel görüşümdür ve düşünce asla cezalandırılamaz. Siyasi görüşlerimizin bu forumda yeri olmadığını düşünüyorum ve lafı daha fazla uzatmak istemiyorum. Mimari açıdan konuya yaklaşılacaksa bu konu devam etmeli yok dallanıp budaklanacaksa gerisini yöneticiler bilir.
magenta offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-04-2007, 15:55   #17
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Göze göz... Dişe diş... Kısasa kısas...

Göze göz... Dişe diş... Kısasa kısas...

Bu aynı vurgunun üç kez tekrar edilmesi size ne/leri hatırlatıyor...

Tamam birincisi Hammurabi Kanunları'nı...

Başka?...

Hep örnek verilir:...

Antik dönem Atina'sında suç olan çalmak/hırsızlık/; Sparta'da övgü konusudur...

Buradaki yazışmalarda da çok belirgin biçimde bazı konular bir kez daha ortaya çıktı.

Mızrak çuval ilişkisi gibi...

Denilir ki cezası tanımlanmamış suç yoktur...

Bunun anlamı "suç ve ceza"nın mutlak bir toplumsal yorum olduğudur...

Ceza ile intikam/linç ilişkisine de değinmek; yani sözü edilen mekanların tasarlanıp yapılandırılırken ele alınışı konusu ister istemez mimarlık üzrinden konuşmamızı gerektirecek...

Sonra, devam edeceğim...



...
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-04-2007, 23:21   #18
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Mahkeme kararlarında...

Mahkeme kararlarında sonucun ilanı olan belgede cümle ;

"... adına..." diye başlar...

Şu veya bu görüş ya da "zümre" ya da ülke adına değil...

İlgili ... yasalarının geçerli olduğu herhangi bir ülkedeki;

"Tüm toplum adına" diye başlar...

Birinci nokta, toplum adına verilen kararın yine toplum adına "korunmasını" içerir...

Bizim açımızdan sonuç olarak; mimarın sürece katılımı, bu karardan hareketle "ceza kararının saklanması/korunması" ile ilgili olabilir...

Demek ki; mekan kurulmasındaki birinci şart, verilen cezanın mükerrer olarak (intikam ve linç olararak) kullanımı ile hiç ilgili değil...

Ne demektir bu?:
Herhangibir iç ya da dış etki ile kararın etkisinin geçerlilik sürecinde değişmemesini yani geçerliliğini korumak...

Ve verilen cezanın bir başka ceza biçimlerine de dönüşmesine izin vermemek...

(Geç oldu. Uykum geldi. Sonra devam ederiz...))
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-04-2007, 23:45   #19
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 25-12-2005
Mesaj: 1
tecrite karşı çıkmak insanın kendi özgür iradesini savunmak ise tasarladığımız veya yaşadığımız mekanlarda, çevrelerde biz mimarlar nerelerdeyiz; ve ne kadar VARIZ...
saklayicinihal offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 09-04-2007, 10:31   #20
Forum Üyesi
 
magenta'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 10-03-2004
Mesaj: 148
F tipi cezaevleri hakkında konuşabilmek için diğerleri hakkında da biraz konuşmak gerekli diye düşünüyorum. Fakat çok ayrıntılı bir bilgiye ulaşamadım cezaevi mimari standartları hakkında.

"Hürriyeti bağlayıcı cezalar cezaevlerinde infaz edilir. Ayrıca, tutuklular da cezaevlerinde tutulmaktadır. Cezaevi, hükümlüde kanunu ihlâl etmeden yaşama arzusu doğurmak ve onun normal hayata dönüşünde ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilecek duruma gelmesini sağlamak için bazı rejim, tedbir ve teknik usûllerin kullanıldığı yerlerdir. Cezaevlerinin amacı hükümlüde ailesine, diğer fertlere ve cemiyete karşı sorumluluk hissinin doğmasını sağlamaktadır (Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkif Evlerinin Yönetimine Dair Tüzük md. 110)

Cezaevleri, birbirinden oldukça farklı mekânlara ve standartlara sahip olabilir. Gerçekten, çocuk ceza ve ıslahevleri, açık, yarı açık ve kapalı olmak üzere dört farklı cezaevli çeşidi mevcuttur (İnfaz K.md.11, Tüzük md.19).

Çocuk cezaevi suçu işlediği zaman onbeş yaşını bitiren ancak onsekiz yaşını tamamlamayan ve cezasının çektirilmesine başlandığında onsekiz yaşını doldurmayan çocuk hükümlüler için kurulan cezaevidir (Tüzük md.8).

Suçun işlendiği zaman onbir yaşını bitirmiş ancak onbeş yaşını bitirmeyen ve cezanın çektirilmesine başlandığında onsekiz yaşını doldurmayan küçüklerin cezaları ise ıslahevlerinde çektirilir. (Tüzük md.9). Çocuk ceza ıslahevlerinde hükümlülerin terbiye ve öğrenimi, iş ve sanat sahibi olmaları, manevî gelişimlerini sağlamaları ön plandadır.

Açık cezaevi, dıştan koruma ile görevli personeli bulunmayan ve firar karşı herhangi bir koruma tedbiri alınmamış olan cezaevleridir. (Tüzük md.3). İyi halli, çalışma gücüne sahip ve firar etmeyeceklerine kanaat getirilen hükümlüler bu cezaevlerine gönderilir. Gardiyan nezaretinde dışarı çıkmak, ziyaretçilerle serbestçe görüşmek mümkündür. Açık cezaevindeki hükümlülerin bir işte çalışmaları zorunludur. Emekleri karşılığı olarak gündelik ve prim alırlar. İaşe bedelleri kendilerinin kazançlarından tahsil olunduktan sonra geriye kalan tasarrufları tahliyelerinde kendilerine, vefatlarında mirasçılarına ödenir.

Yarıaçık cezaevi, dıştan koruma ile görevli personeli bulunmayan, ancak firara karşı engelleri olan cezaevleridir. (Tüzük md.4). Bu cezaevinde hükümlülerin açık cezaevinde olduğu gibi serbestçe dışarı çıkabilmeleri mümkün değildir. Hükümlüler bir iş veya sanat kolunda çalışmak zorundadırlar.

Kapalı cezaevi, içten ve dıştan koruma ile görevli personeli bulunan ve dışarıya temasa imkan vermeyen cezaevleridir. (Tüzük md.5).

Türkiye’de müstakil tutukevi bulunmadığından kapalı cezaevleri aynı zamanda tutukevi olarak da kullanılmaktadır. Ancak, tutukluların hükümlülerden ayrı mekanlarda barındırılmaları gerekmektedir. Kadın tutuklu ve hükümlülerin de ayrı bölümlerde tutulmaları gerekir. Aynı şekilde, çocuk cezaevi ıslahevi bulunmayan yerlerde çocuk tutuklular ayrı kesimlerde tutulurlar (Tüzük md.107).

Kapalı cezaevleri, kapasitelerine, tesislerine ve mimari yapılarına göre A tipi, B tipi, C tipi ve E tipi olarak sınıflandırılmaktadır. " -O dönemde F tipi gündemde yoktu sanırım.-

12 Liberal Düşünce Dergisi 1998, s. 47-53 .Yrd. Doç. Dr. Vahit Bıçak
magenta offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 09-04-2007, 10:37   #21
Yönetici
 
Omer Yilmaz'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.231
Blog Mesajları: 55
Şu link önemli. (Daha önce görmemişim.)

Ankara 2 Nolu F Tipi Kapalı Ceza infaz Kurumu Müdürlüğü - ANKARA NO 2 F-TYPE HIGH SECURITY CLOSED CORRECTIONAL INSTITUTION
__________________
Eğer Arkitera Forum üyeliği ile ilgili sorunuz varsa lütfen ilk olarak bu linkteki açıklamaları okuyun. Sorununuz çözülmediyse iletişim formunu kullanabilirsiniz. Şifrenizi unuttuysanız lütfen "şifremi unuttum" linki yardımıyla şifrenizi yeniden oluşturunuz.

Özel Mesaj ile yukarıdaki konularda sorular göndermemenizi rica eder, gönderilecek soruları cevapsız bırakmak zorunda kalacağımı peşinen bildiririm.
Omer Yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 09-04-2007, 13:34   #22
Yönetici
 
Kayıt Tarihi: 23-07-2002
Mesaj: 966
Alsop'tan Hapishane Tasarımına Farklı Yaklaşım

İngiltere’den hapishane tasarımı konusunda farklı bir yaklaşım.

2006 yılında İngiltere’de radikal sanat organizasyonu Rideout (Creative Arts for Rehabilitation) tarafından -hapishanelerde sanat ile ilgili programlar düzenleyen bir organizasyon- bir etkinlik organize edilmiş. Rideout öncülüğünde gerçekleşen bu etkinlikte, William Alsop, Shona Illingworth ve Jon Ford isimli sanatçıların katkılarıyla The Creative Prison adında bir konsept proje ortaya çıkmış.

Projenin imajları şu şekilde:





Proje konut sitesi izlenimi verse de aslında bir hapishane. Bir blokta 12 adet daire/hücre bulunuyor. Her bir bloğun ortak mutfağı, ortak paylaşım odası ve çevresi kapalı bahçesi var.
__________________
Emine Merdim offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 09-04-2007, 15:48   #23
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Suçun toplumsallığı...

Suçun toplumsallığı konusuna değinmeden önce suçlunun toplum yaşamından, dünyadan vb. özgürlüğünden yalıtılmasının; toplumun korunmasının yanısıra cezanın infazı (toplum adına verilen cezanın korunması bir yerde) ile ilgili bir konu olduğu ortada...

Ancak hukuk felsefesinde yer ettiği haliyle hiçbir suç; sadece suçlu ile başlayıp orada biten bir şey değil...

Suçlunun suça yönelmesinde içinde bulunulan toplumun payı hiçbir zaman gözardı edilmeyen birşeydir...

Bu nedenle şahitlerin gözü önünde kayıtlı belgeli bir suç işlenmişse bile bunun görünen dışında başka gerekçe ve nedenleri sorgulanır...

Çünkü umulmadık biçimde masum olduğu anlaşılır, yüzde yüz suçlu olduğu sanılan insan...

Neden lafı uzatıp buralara getirdim...

Mimar suça ve cezaya göre değil; insanın cezasını çektikten sonra tekrar topluma sağlıklı bir birey olarak geri dönebileceği duruma göre düşünmek ve gereği gibi davranmak durumundadır...

Çünkü çok kolay bir şekilde işkence makinesi haline gelebilecek bir yapı; sürekli intikam alan ve linç eden vahşi bir duruma yol açacaktır.

Oysaki bireylerini eğitmek işini toplum sadece hapishanelere bırakmışsa orada bir yanlış var demektir...

Buradaki yazışmalara dikkat ediyorum da, iç burkucu ne çok hazin ipuçları var satır aralarında...






...
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-04-2007, 01:04   #24
gln
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 22-09-2006
Mesaj: 32
Genel olarak politik dünya görüşünü çok nadir tasvip ettiğim bir ülke olan ABD'de bu iş gerçekten iyi çözümlenmiş.Bizim ülkemizde gayet az sınıflandırılmış olan hapishaneler orada daha fazla genişletilmiş ve foksiyonel olarak sadece bir suç sınıfının(mesela sadece 1.sınıf gasp için)bulunduğu koğuşlar var.Ve her koğuş kendi içinde farklı alternatiflere sahip.Bence hapishanelerin en ağır koşullu olanından(Bu gerekirse F tipinden daha ağır şartlada olan bir tip) en hafif koşullusuna(Buna da örnek günün belli saatlerinde kamu hizmeti yararına toplum içinde ve gözetim altında çalışma koşulu olabilir)sahip olanına geçişin hiyerarşik olması en mantıklı olanı.Bölylece yaşın yanında kuru da yanmamış olur.Herkes hak ettiğini yaşar...
gln offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-04-2007, 09:08   #25
Forum Üyesi
 
gün'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
Alıntı:
Orijinal metin gln tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Genel olarak politik dünya görüşünü çok nadir tasvip ettiğim bir ülke olan ABD'de bu iş gerçekten iyi çözümlenmiş.Bizim ülkemizde gayet az sınıflandırılmış olan hapishaneler orada daha fazla genişletilmiş ve foksiyonel olarak sadece bir suç sınıfının(mesela sadece 1.sınıf gasp için)bulunduğu koğuşlar var.Ve her koğuş kendi içinde farklı alternatiflere sahip.Bence hapishanelerin en ağır koşullu olanından(Bu gerekirse F tipinden daha ağır şartlada olan bir tip) en hafif koşullusuna(Buna da örnek günün belli saatlerinde kamu hizmeti yararına toplum içinde ve gözetim altında çalışma koşulu olabilir)sahip olanına geçişin hiyerarşik olması en mantıklı olanı.Bölylece yaşın yanında kuru da yanmamış olur.Herkes hak ettiğini yaşar...
Merhabalar;

ABD'deki bir hapishanede yaşananlar hakkında bir belgesel vardı. Onu izledikten sonra suçlu girenin ıslah olmuş olarak çıkmasının pek mümkün olmadığını anladım...
gün offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-04-2007, 09:37   #26
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 243
Biraz daha iyimser olalım.

'' Bugünün hapishaneleri geleceğin müzeleridir.''
ArtificiaLIntelligence offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-04-2007, 09:55   #27
gln
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 22-09-2006
Mesaj: 32
Alıntı:
Orijinal metin gün tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Merhabalar;

ABD'deki bir hapishanede yaşananlar hakkında bir belgesel vardı. Onu izledikten sonra suçlu girenin ıslah olmuş olarak çıkmasının pek mümkün olmadığını anladım...
Haklı olabilirsiniz.Zaten denetim konusunu asla tartışmam.En kötü denetimin olduğu ülkelerden biri.Fakat ben hapishane hiyerarşisinin doğruya en yakın olmasından bahsediyorum.Tabi ki üzerinde çalışılmalı.Ama çıkış mantığı açısından değerlendirmek lazım diye düşünüyorum.
gln offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-04-2007, 09:58   #28
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 09-10-2006
Mesaj: 154
Duvar

Alıntı:
Orijinal metin magenta tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Simla Hanım,
Bu ülkede sadece sizin tabir ettiğiniz türden meslek ve insanlık etiğini kaybetmiş kimlikte insanlar yaşamıyor. Bilin ki dürüst ve onurlu insanlar da var dini imanı para ve kişisel menfaatleri herşeyin önüne geçmeyen. Hiç mi duymadınız kendine teklif edilen rüşveti geri çevirip olmayacak projeye onay vermeyen mimar kişi. Hiç mi duymadınız dergiyi koltuğunun altına sıkıştırıp gelen seçtiği evi "işte ben bundan istiyorum bana bu evi yapın" diye gösteren müşteriye kapıyı gösteren bir mimar? Örnekler inanın hiç de az değil.
Nasıl ki feminist haraket, amacının aksine kadına yapılan ayrımcılığın altını çizdi yıllardır, sanırım benim mimar portrem de bu anlamda "iyi mimar nasıl olur"u çizecek bu gidişle. Bunun için seviniyor ve magenta'ya teşekkür ediyorum. Kötüyü belirlemeden iyiye ulaşmayı yeğlerdim tabii.

Sevgili Magenta, sizde gördüğüm katı bakış açısı ve bir gün suç işlemeyeceğinize olan kesin inancınız beni tedirgin ediyor. Dünyadaki her insana, suçluya da, etrafında 360 derece dönerek bakmamız gerekir. Siz tam karşıdan, devletin, yönetimin baktığı yerden bakıyorsunuz ki yaygın olan budur, bunu yadsımıyorum. Burada suçu övmüyuruz aslında Cezaevlerine genel bir bakış atmak da değildi amacım. F-Tipi'nden mimara bakmaya çalışıyorum ki bu tek bir yazıyla olmayacağı için 1 sayısıyla imlendi. Konuya olan ilgi gösterdi ki bir dosya açmak ve çoklu katılımla bunu, internetin sonsuz raflarında tutmak gerekiyor.

Nazım da 15 yıl hapis yattı. Çıktığında tek değildi. Bir yazar ve bir ressam yaratmıştı. Biri Orhan Kemal diğeri İ. Balaban oldu. Bu bardağın dolu yüzü.

Bir nefsi müdafa çıktığında hırsız ya da mafya tetikçisi de olabilir. Bu da bardağın boş yüzü.

Suçlu islahının ancak sanat ve zanaat ile olacağına inanıyorum. Mimari buna elverişli olmalı ve Cengiz Bektaş'ın daha önce bir konuşmasında söylediği gibi en az 3 kişilik koğuşlarda bunu gerçekleştirmek gerek.*

Vicdanın enerjiye dönüştüğü mekanlar olmalı cezaevi mekanları. Burada, avukat ve doktorun ortasında devreye giren mimar, hayatın ta kendisini filozofların aksine, gizlice belirleyen, toplumları etkileyen, yönlendiren bir meslek insanı olarak, ekonomik ve estetik değerlerinin dışındaki değerlerini de keşfetmeli ve yüceltmelidir.

Bir duvar çok şeyi değiştirebilir. Olması ya da olmaması...

* Veri: Gülsüm Cengiz(şair, çocuk yazarı)
Simla Sunay Ozdemir offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-04-2007, 11:04   #29
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 243
Alıntı:
Orijinal metin Emine Merdim tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
İngiltere’den hapishane tasarımı konusunda farklı bir yaklaşım.

2006 yılında İngiltere’de radikal sanat organizasyonu Rideout (Creative Arts for Rehabilitation) tarafından -hapishanelerde sanat ile ilgili programlar düzenleyen bir organizasyon- bir etkinlik organize edilmiş. Rideout öncülüğünde gerçekleşen bu etkinlikte, William Alsop, Shona Illingworth ve Jon Ford isimli sanatçıların katkılarıyla The Creative Prison adında bir konsept proje ortaya çıkmış.

Projenin imajları şu şekilde:



Proje konut sitesi izlenimi verse de aslında bir hapishane. Bir blokta 12 adet daire/hücre bulunuyor. Her bir bloğun ortak mutfağı, ortak paylaşım odası ve çevresi kapalı bahçesi var.


Bence bu projeyi İstanbul'da güzel bir arsaya yapıp zenginlere lüks konut olarak da satabiliriz çok rahat.Kesinlikle taşrada oturan bir kısım insan daha iyi bir yaşam için evlerini terkedip bu hapishanelerde yaşamayı tercih edeceklerdir.

Bu örnek uç bir örnek olması açısından belirleyici olabilir.

Tabi ki hapishanede yaşayan insanlara daha insancıl koşulları sağlamalıyız.Ama evsiz barksız birsürü insanı da hapishanelerin koşullarına özendirmemeliyiz.

Bence bir sınır çizebilmeliyiz.(Eğer çözüm bu olmak durumundaysa.)

En son ArtificiaLIntelligence tarafından düzenlendi : 11-04-2007 09:21. Nedeni: Konunun akışı...
ArtificiaLIntelligence offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 03-05-2007, 16:54   #30
Arkitera Üyesi
 
THELION'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2007
Mesaj: 302
Alıntı:
Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Mimar suça ve cezaya göre değil; insanın cezasını çektikten sonra tekrar topluma sağlıklı bir birey olarak geri dönebileceği duruma göre düşünmek ve gereği gibi davranmak durumundadır...

Çünkü çok kolay bir şekilde işkence makinesi haline gelebilecek bir yapı; sürekli intikam alan ve linç eden vahşi bir duruma yol açacaktır.

Oysaki bireylerini eğitmek işini toplum sadece hapishanelere bırakmışsa orada bir yanlış var demektir...

Buradaki yazışmalara dikkat ediyorum da, iç burkucu ne çok hazin ipuçları var satır aralarında...

...
Alıntı:
Orijinal metin Simla Sunay Ozdemir tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Suçlu islahının ancak sanat ve zanaat ile olacağına inanıyorum. Mimari buna elverişli olmalı ve Cengiz Bektaş'ın daha önce bir konuşmasında söylediği gibi en az 3 kişilik koğuşlarda bunu gerçekleştirmek gerek.*

Vicdanın enerjiye dönüştüğü mekanlar olmalı cezaevi mekanları. Burada, avukat ve doktorun ortasında devreye giren mimar, hayatın ta kendisini filozofların aksine, gizlice belirleyen, toplumları etkileyen, yönlendiren bir meslek insanı olarak, ekonomik ve estetik değerlerinin dışındaki değerlerini de keşfetmeli ve yüceltmelidir.

Bir duvar çok şeyi değiştirebilir. Olması ya da olmaması...
...
YORUMSUZ.


CEZAEVLERİNİ ÖZELLEŞTİRMEK : F tipinden sonra işveren tipi

ARMAĞAN GEZİCİ NİN BİRGÜNDE ÇIKAN YAZISIDIR.

16 Nisan'da yaptığı açıklamada, Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kiki 2007 yılının ardından kamu hizmetlerinde özelleştirmelere başlayacaklarını söylerken cezaevlerini de özelleştirme kapsamındaki hizmetler arasında sayıyordu. Sık sık F tipi ya da tecrit uygulamalarıyla gündeme gelen cezaevlerinin sorunları insan hakları ihlalleriyle sınırlı değil. Zaman zaman seçim rüşveti olarak çıkarılan af kanunlarının azalttığı varsayılsa da hızla artan bir cezaevi nüfusumuz var.

Son 10 yılda cezaevine giren suçlu sayısı üçe katlanmış durumda. Son dönemde meclis gündeminde olan bir soru önergesine göre, geçen şubat ayında her saat başı 4.5 kişi cezaevine girdi. Hızla artan ihtiyaca karşılık cezaevlerine yeterli bütçenin ay-rılmayıp kapasitenin sağlıklı koşullarda yaratılmaması da diğer özelleştirme girişimlerinde olduğu üzre "madem devlet beceremiyor bırakalım girişimci ruh halletsin" söylemine çanak tutuyor. Artışın sebeplerini irdelemeyi başka bir yazıya bırakıp, bu yazıda olası özelleştirmenin yürümeyen cezaevi sistemini nasıl yürüteceğine değinelim istedik.

Özel cezaevi fikri yeni değil. 19 yüzyıl sonlarında ABD'de yaygınlaşıp, 20. yüzyıl başlarında insani olmayan sömürgen koşullara yol açmış olması, özel şirketlere aşırı rant sağlaması gibi sebeplerle uygulmaya son verilmiş. Sonra 1980'lerde yükselen yeni liberal dalgayla cezaevi özelleştirmeleri yeniden gündeme oturmuş Anglosakson ülkelerde. Cezaevi özelleştirmelerinin ABD'de yaygınlaşmış modelinde, mülkiyeti halen devlete ait olan kurumların işletmesi tamamen bu iş için kurulmuş özel şirketlerce yürütülüyor. Federal ya da eyalet hükümetleriyle imzaladıkları anlaşmalarla mahkum başına ödeme yapılan bu şirketler aynı hizmeti daha ucuza sağladıklarını, işletmede daha etkin olduklarını iddia ediyorlar.

Ceza sisteminin kime nasıl kamu hizmeti sunduğu, bir işletme olarak girdi ve çıktılarının ne olduğu meselelerinin muğlaklığı göz önüne alınırsa etkinlik argümanının pek de sağlam olmadığı fark edilir. Zaten özel cezaevlerinin daha iyi İslah ettiğine dair bir bulgu da yok ortada. Kâr amaçlı bu şirketlerin devletin yükünü mali açıdan hafiflettikleri de pek tartışmalı. Ancak kesin olan cezaevi işletmeciliğinin oldukça kârlı bir iş alanı olduğu. Örneğin ABD'nin halka açık en büyük cezaevi şirketi olan CCA'nın ülke çapındaki 70 işletmesinden kazandığı kâr geçen yıl 1.33 milyar doları bulurken şirketin hisse fiyatları aynı yılda yüzde 85 değer kazanmış. Öte yandan hem Uluslararası Af Örgütü hem de İnsan Hakları İzleme Örgütü özel cezaevlerinde mahkûmlara fiziksel eziyet uygulandığını belgeliyorlar. Kâr marjlarını genişletme hedefindeki bu şirketlerin personel sayısını ve harcamalarını kısıp, mesleki eğitimi boşlamasından, sağlık, rehabilitasyon programları ve hatta yiyecek ile ilgili harcamaları azaltmaya çalışmasından başka ne beklenebilir?

Belki bu sorunlardan da önemli başka bir unsur, özelleştirmenin farklı türden bir cezaevi emeğini meşrulaştırıp, sadece işletici şirketin değil farklı sektörlerin de cezaevi emeği üzerinden kâr sağlamasının yolunu açıyor oluşu. Cezaevlerinde üretim yapılıyor olması da yeni değil elbet. Şu anda Türkiye'de Adalet Bakanlığı'na bağlı İşyurtları Kurumu'nca düzenlenen kurslarla çıraklık, kalfalık ve ustalık belgeleri alabilen mahkûmlar mobilyadan, fırıncılığa 40'a yakın alanda mal ve hizmet üretimi yapıyor. Ancak bu faaliyetler mahkûmların rehabilitasyonuna katkıda bulunup meslek edindirme amacına hizmet ediyor.

Oysa cezaevi özelleştirmesine model olmuş ABD'de özel sektör de hapishane yönetimleri ile yaptığı sözleşmelerle hükümlü emeğini kullanabiliyor. Bugün ABD'nin birçok ünlü markasına taşeronluk yapan daha küçük şirketler fabrikalarını özel cezaevlerinin yanıbaşına kurmuş durumda. Bu şirketlerin arasında, Microsoft, IBM, Honda, Boeing, Motorola , Nike, Lee Jeans gibi dünya çapında tanınmış markalarla çalışanlar da var. Servis sektöründe de çalışıyor mahkûmlar: TWA havayolu firması için telefonda rezervasyon alıyor, AT&T teknoloji firmasının satış hizmetlerini yapıyorlar. Şirketlerin neden cezaevi emeğini tercih ettiğine gelince: Hem korumasız hem ucuz!

Sigortası, sendikası, grevi, tatili, mesaisi olmayan, sağlıklı iş ortamı talep edemeyen bir işgücünü burunlarının ucunda bulan bu şirketler Çin'e Meksika'ya terhane (sweatshop) kurmaya gitmek yerine cezaevleriyle sözleşme yapabilmenin yolunu arıyorlar. Mahkûmların bu koşullarda çalışmayı reddetmesi ise mümkün değil. Ceza indiriminin cezaevi yönetimin iki dudağının arasında olmasının yanı sıra, karşı çıkmaları halinde tecrit edilmeleri, açıkhava, televizyon, gazete gibi haklarının ellerinden alınması sıkça rastlanan olaylar. Kimi eyaletlerde şirketler asgari ücret ödemek durumunda kalsalar da, özel cezaevleri yönetimleri çalışan mahkûmların gelirinden yemek, yatak ve yasal işlem masraflarını düştükleri için mahkûmun eline ortalamada ücretin yüzde 20'si geçiyor. Velhasıl cezaevi-endüstri kompleksi, özelleşen cezaevlerinin de yardımıyla köle emeğine dönüştürdüğü mahkûmlar sayesinde gelişip palazlanırken, cezaevi yönetimi de maliyeti sıfırlamanın imkânını bulmuş oluyor.

Cezaevlerinin özelleştirilmesinin Türkiye'de sermaye-emek ilişkileri açısından sonuçları olabileceğini görmek, özelleştirme tartışmasını etkinlik ekseninin dışında yeniden düşünmeye zorluyor bizi.
THELION offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. şu anda saat 02:32.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177