Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Mimarlık > Mimarlık

Mimarlık Mimarlar ve mimarlık dünyasına ilişkin genel konular bu başlık altında.

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 30-04-2007, 11:25   #31
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 243
Nitelik ve nicelik

''Uygun bir başlangıca geçmi kaldık?'' ....Sayın Metin Karadağ tarafından sorulmuş.

Bu konunun birden fazla başlangıcı olduğuna göre uygun bir başlangıca geç kalmadık sanırım. Bununla birlikte Nietche'nin de söylediği gibi tüm başlangıç ve son problemleri kaçınılmaz olarak metafiziktir. ..tabi Orson Welles'in Citizien Cane için söylediği gibi de 'birden fazla mesaj alacaksınız bu filmde,bana tek mesaj yetmez'.

Kant'a geri dönersek,

Düsüncesinde rasyonalist felsefeyle empirist felsefenin bir sentezini yapan Immanuel Kant, bilgide hem deneyimin ve hem de aklin katkisinin kaçinilmaz oldugunu öne sürmüstür.

Deneyimde söz konusu olan çokluk, Kant'a göre, bizim tarafimizdan nicelik, nitelik, baginti, töz gibi belirli degismez formlar ya da kavramlar araciligiyla degerlendirilir ya da yargilanir. Örnegin, nicelikle ilgili bir yargi söz konusu oldugunda, zihnimizde bir ya da çok olan vardir. Nitelikle ilgili bir yargi öne sürdügümüz zaman, ya olumlu ya da olumsuz bir önerme ortaya koyariz. Bagintiyla ilgili bir yargida bulundugumuz zaman ise, ya neden ile sonucu ya da özne ile yüklem bagintisini düsünürüz. Bütün bu düsünme tarzlari, Kant'a göre, zihnin duyu-deneyinden gelen malzemeyi birlestirme, bu malzemeyi sentezden geçirme ya da söz konusu malzemeye bir birlik kazandirma faaliyetinin temel bilesenleridir. Ve biz bu sentez faaliyetiyle de duyu izlenimlerinin çoklugundan, yani sonsuz sayidaki darmadaginik izlenimden, tek bir tutarli dünya resmi elde ederiz.

İnsanin biri duyusal, digeri akilla anlasilabilir olan iki farkli boyutu vardir. Duyusal yönüyle ele alindiginda, insan dogadaki mekanizmanin bir parçasidir. Baska bir deyisle, insan fiziki egilimleriyle, içgüdüleriyle fenomenler dünyasinin bir ögesidir. Buna karsin, insan kendisini hayvandan ayiran akliyla, fenomenler dünyasinin üstüne yükselir, akli sayesinde, nedenselligin, dogal zorunlulugun hüküm sürdügü dünyanin ötesine geçip özgür olur.

Aslında mimarlıkta deneyimden gelen malzemeyi yani çokluğu nitelik nicelik gibi kavramları sentezden geçirerek tutarlı bir dünya yaratma çabasının ürününe dönüştüren ve onu akıl ile bambaşka boyutlara taşıyarak özgür kılma çabasında olan eylemsel bir çaba değilmidir?Mimar doğal malzemeyi sentezden geçirerek onu aklı ile özgürleştirir ve bir düşünce olarak ortaya koyar.Somut bir yapı vardır artık karşımızda.Buğdayı deneyimleri sonucunda edindiği bilgiyi aklıyla yorumlayarak ekmeğe çevirmiştir insan. (..aklını kulanabildiği ölçüde aç kalmayacaktır,yeterki bilgiye aç olsun...Sayın cgdm )

En son ArtificiaLIntelligence tarafından düzenlendi : 30-04-2007 11:42.
ArtificiaLIntelligence offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 02-05-2007, 00:54   #32
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Güzel...

Güzel...

Şimdi, aşkınlaşma yolculuğunda çok uzaklara gidebilmek olanaklı ancak "çevremizi saran mevcut gerçekliği ("Mimarlığı" bir başka deyişle)" de götürmemiz gerekir o uzaklara...

Yoksa her geri dönüşümüz/uyanışımızda "çevremizi saran mevcut gerçekliği" yine karşımızda gördüğümüzde boşluk hissine kapılabilirz...

Aşkınlaşarak yeteri kadar uzağa gittiğimizde söküp yanımızda götürdüğümüz "çevremizi saran mevcut gerçekliği" yeterince derine gömüp geri döndüğümüzde bir tür tam arınma yaşayabiliriz...

Ama, böylesi yolculuklarda gidip gelmelerden ve hep yerinde saymalardansa; her yanından yoksulluk akan bir yerde ya da süper lüküs steril varoşlarda (Hani paçasından milyın dollars akan "new trend residances") yer alsa da mimari açıdan mihenk taşlarının, estetik oranların olabileceğini düşünüyorum...

Çünkü mimariyi öncelikle yaşamla kurduğu öncelikli özdeşlikler üzerinden okumak gerektiğini düşünüyorum...

İnceltilmiş, neredeyse görünmez hale gelmiş; zamanın acımasız imbiklerinden oluşan bir katman var okunmayı bekleyen...

"...

İnsanin biri duyusal, digeri akilla anlasilabilir olan iki farkli boyutu vardir. Duyusal yönüyle ele alindiginda, insan dogadaki mekanizmanin bir parçasidir. Baska bir deyisle, insan fiziki egilimleriyle, içgüdüleriyle fenomenler dünyasinin bir ögesidir. Buna karsin, insan kendisini hayvandan ayiran akliyla, fenomenler dünyasinin üstüne yükselir, akli sayesinde, nedenselligin, dogal zorunlulugun hüküm sürdügü dünyanin ötesine geçip özgür olur.
..."


Açıkçası bu paragrafta "bu durum" kastedilmese de; mistik kaçışların özgürlük değil bir tür kölelik olduğunu düşünüyorum...

Tünel'den aşağıya Şişhane yokuşundan yürüyerek inerken algıladıklarımız.
Haliçin karşı yakasına uzaktan alıcı uzun bir bakış.
Adım adım yürüyerek o karşıyakaya yaklaşıp sokak içlerinde kaybolurken...
Az önce yokuştan inerken gördüklerimizi gözümüzün önüne getirerek hamur gibi yoğurmak...

Bunu her yerde iken yapmak, ve yoğurmak...

Bir kıvam bulacağız sonunda; aradığımız...


...






Alıntı:
Orijinal metin ArtificiaLIntelligence tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
''Uygun bir başlangıca geçmi kaldık?'' ....Sayın Metin Karadağ tarafından sorulmuş.

Bu konunun birden fazla başlangıcı olduğuna göre uygun bir başlangıca geç kalmadık sanırım. Bununla birlikte Nietche'nin de söylediği gibi tüm başlangıç ve son problemleri kaçınılmaz olarak metafiziktir. ..tabi Orson Welles'in Citizien Cane için söylediği gibi de 'birden fazla mesaj alacaksınız bu filmde,bana tek mesaj yetmez'.

Kant'a geri dönersek,

Düsüncesinde rasyonalist felsefeyle empirist felsefenin bir sentezini yapan Immanuel Kant, bilgide hem deneyimin ve hem de aklin katkisinin kaçinilmaz oldugunu öne sürmüstür.

Deneyimde söz konusu olan çokluk, Kant'a göre, bizim tarafimizdan nicelik, nitelik, baginti, töz gibi belirli degismez formlar ya da kavramlar araciligiyla degerlendirilir ya da yargilanir. Örnegin, nicelikle ilgili bir yargi söz konusu oldugunda, zihnimizde bir ya da çok olan vardir. Nitelikle ilgili bir yargi öne sürdügümüz zaman, ya olumlu ya da olumsuz bir önerme ortaya koyariz. Bagintiyla ilgili bir yargida bulundugumuz zaman ise, ya neden ile sonucu ya da özne ile yüklem bagintisini düsünürüz. Bütün bu düsünme tarzlari, Kant'a göre, zihnin duyu-deneyinden gelen malzemeyi birlestirme, bu malzemeyi sentezden geçirme ya da söz konusu malzemeye bir birlik kazandirma faaliyetinin temel bilesenleridir. Ve biz bu sentez faaliyetiyle de duyu izlenimlerinin çoklugundan, yani sonsuz sayidaki darmadaginik izlenimden, tek bir tutarli dünya resmi elde ederiz.

İnsanin biri duyusal, digeri akilla anlasilabilir olan iki farkli boyutu vardir. Duyusal yönüyle ele alindiginda, insan dogadaki mekanizmanin bir parçasidir. Baska bir deyisle, insan fiziki egilimleriyle, içgüdüleriyle fenomenler dünyasinin bir ögesidir. Buna karsin, insan kendisini hayvandan ayiran akliyla, fenomenler dünyasinin üstüne yükselir, akli sayesinde, nedenselligin, dogal zorunlulugun hüküm sürdügü dünyanin ötesine geçip özgür olur.

Aslında mimarlıkta deneyimden gelen malzemeyi yani çokluğu nitelik nicelik gibi kavramları sentezden geçirerek tutarlı bir dünya yaratma çabasının ürününe dönüştüren ve onu akıl ile bambaşka boyutlara taşıyarak özgür kılma çabasında olan eylemsel bir çaba değilmidir?Mimar doğal malzemeyi sentezden geçirerek onu aklı ile özgürleştirir ve bir düşünce olarak ortaya koyar.Somut bir yapı vardır artık karşımızda.Buğdayı deneyimleri sonucunda edindiği bilgiyi aklıyla yorumlayarak ekmeğe çevirmiştir insan. (..aklını kulanabildiği ölçüde aç kalmayacaktır,yeterki bilgiye aç olsun...Sayın cgdm )
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 02-05-2007, 10:39   #33
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 243
Mistik olanın dayanılmaz hafifliği.

Alıntı:
Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Güzel...


Çünkü mimariyi öncelikle yaşamla kurduğu öncelikli özdeşlikler üzerinden okumak gerektiğini düşünüyorum...

İnceltilmiş, neredeyse görünmez hale gelmiş; zamanın acımasız imbiklerinden oluşan bir katman var okunmayı bekleyen...

"...

İnsanin biri duyusal, digeri akilla anlasilabilir olan iki farkli boyutu vardir. Duyusal yönüyle ele alindiginda, insan dogadaki mekanizmanin bir parçasidir. Baska bir deyisle, insan fiziki egilimleriyle, içgüdüleriyle fenomenler dünyasinin bir ögesidir. Buna karsin, insan kendisini hayvandan ayiran akliyla, fenomenler dünyasinin üstüne yükselir, akli sayesinde, nedenselligin, dogal zorunlulugun hüküm sürdügü dünyanin ötesine geçip özgür olur.
..."


Açıkçası bu paragrafta "bu durum" kastedilmese de; mistik kaçışların özgürlük değil bir tür kölelik olduğunu düşünüyorum...

Tünel'den aşağıya Şişhane yokuşundan yürüyerek inerken algıladıklarımız.
Haliçin karşı yakasına uzaktan alıcı uzun bir bakış.
Adım adım yürüyerek o karşıyakaya yaklaşıp sokak içlerinde kaybolurken...
Az önce yokuştan inerken gördüklerimizi gözümüzün önüne getirerek hamur gibi yoğurmak...

Bunu her yerde iken yapmak, ve yoğurmak...

Bir kıvam bulacağız sonunda; aradığımız...


...


Mistik olanın dayanılmaz hafifliği.Kant'ı konuşurken estetiğin toplumsal geçişsizliğine vurgu yaparak Adorno'ya değinmek belkide biraz daha nesne yanında konumlanmak.Daha henüz Kant'a başlamışken ve o kadar romantik olamıyorken bırakalımda şimdilik ' Umut ' Pandora'nın kutusunda saklı kalmaya devam etsin.Kant'ı yaşadığı dönemin koşulları içerisinde de değerlendirmek gerekir belkide.''Bir sanat eseri kendi türünü, özgül olduğu ölçüde sadık bir biçimde gerçekleştirir: tikelin tümel olduğu yönündeki diyalektik buyruğun modelini sanatta bulmak mümkündür. Bunu ilk fark eden Kant olmuş, ama sonra birden geri dönmüştür. Kant'ın teleolojisinin konumlandığı yerden bakacak olursak, estetikte aklın bütünlük ve özdeşlik varsaymak gibi bir görevi vardır.''(Tom Huhn'un yazısından bir alıntı.)

Tom Huhn'un estetiğin toplumsal geçişsizliği ile ilgili yazdığı bir yazısına giriş olarak kulandığı dizeleri buraya eklemek isterim bu durumda.Haliç'in karşı yakasından Karşıyaka'ya inip sokakların içerisinde kaybolalım.

Güvercin kanat çırpmadan, havayı yaran ağırlığını hissederek gökyüzünde süzülürken, boş uzamda böyle uçmanın daha kolay olacağını hayal ediyor olmalı.
Immanuel Kant

Beş duyundan böylesine uzaktayken, nasıl oluyor da biliyorsun, havada süzülen her kuşun, uçsuz bucaksız bir haz dünyasında olduğunu?
William Blake


Ben Kant'ı şu sözleriyle hatırlamak isterim.

Kant'ın Aydınlanma Nedir? sorusuna verdiği, "insanın kendi aklını kullanmasıdır" şeklindeki cevabı, akıl'ın aydınlanmacılıkta felsefi bir ilke olduğunu gösterir.Buna göre evrensel bir dayanak noktası olan akıl, toplumsal yaşamın herkes icin geçerli olabilecek akılcı bir düzenlemesini mümkün kılabilecektir.


...
ArtificiaLIntelligence offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 02-05-2007, 21:47   #34
Arkitera Üyesi
 
RedRapsody'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 579
Harika...

Alıntı:
Orijinal metin ArtificiaLIntelligence tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle

Aslında mimarlıkta deneyimden gelen malzemeyi yani çokluğu nitelik nicelik gibi kavramları sentezden geçirerek tutarlı bir dünya yaratma çabasının ürününe dönüştüren ve onu akıl ile bambaşka boyutlara taşıyarak özgür kılma çabasında olan eylemsel bir çaba değilmidir?Mimar doğal malzemeyi sentezden geçirerek onu aklı ile özgürleştirir ve bir düşünce olarak ortaya koyar.Somut bir yapı vardır artık karşımızda.Buğdayı deneyimleri sonucunda edindiği bilgiyi aklıyla yorumlayarak ekmeğe çevirmiştir insan. (..aklını kulanabildiği ölçüde aç kalmayacaktır,yeterki bilgiye aç olsun...Sayın cgdm )
İşin özüne ulaşan bu yazıyı çok sevdim. Yazın bir atölye çalışmasında , İhsan Bilgin hocamız bizden maurice merleau ponty nin Algılanan Dünya isimli küçük ama derin kitabını okumamızı istemişti. Tekrar tekrar okuyorum bu kitabı, her okuyuşumda da biraz daha fazla anlıyorum. Ponty tam bu bahsettiğiniz konuya değinmiş... Yani tüm fiziksel çevremizi oluşturan dünyanın maddenin algılanması , deneyimlenmesi , bilgi ve tin in süzgecinden geçerek ortaya konması... Salt bilgiye güvenmek yerine , içimizden gelen , algıladığımız ama tam olarak kağıda dökemediklerimizi de bilgiyle harmanlayarak ortaya koymak, bir yapıyı oluşturan her bir malzemeyi tüm duyularımızla deneyimleyerek tasarlamak... İnsanı yücelten , mimarlığı yücelten en önemli farkındalık sanırım.
__________________
R&R
RedRapsody offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 04-05-2007, 10:12   #35
Arkitera Üyesi
 
cgdm'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 13-04-2006
Mesaj: 53
E.O.Moss’un düşündürdükleriyle; Güzel ve Yüce

Dün akşamki konuşmasına ilk olarak Eric Owen Moss, Ayasofya’ya olan hayranlığını kelimelerle ifadelendirerek başladı, ki Ayasofya’nın insanı alıp başka diyarlara sürüklediğini, tarifi imkansız duygularla buluşturduğundan bahsederken -aklımda hemen sınırsızlık belirdi ,bizi aşan büyüklükler ve akabinde gelen kavramda diğer bir estetik değer olan ‘yücelik yada yüce’ olgusu –
Estetik değer çözümlemesinde güzel’in yanında yer alan aynı eşdeğerde ikinci bir olgu,yüce yada yücelik. Kavram olarak duyusal -bireysel- bir betimleme olmasına karşın korkudan hoşlanmaya kadar giden yollar bulur kendine.
Kant’da güzel ve yüce arasındaki en belirgin ayrımı yaparken sınırsızlık olgusundan bahseder. Güzel, belli bir sınırlamadan ibaret obje biçimiyle ilgiliyken, Yüce ise bu sınırsızlığın objede tasavvur edilmesi bakımından biçimden yoksun bir obje ile ilgilidir der.Bilgimiz, güzel bir obje karşısında uyumlu bir oyuna giderken bizimle –kim bilir belki de aklın zafer duygusu! - Yüce’de ise bu duruma karşıt sınırlanmışlığımızla buluşuruz .

E.O.Moss konuşmasında ,fotoğrafını çekemezsiniz - bu anlamda olgu olarak yüce’ye bilerek yada bilmeden atıfta bulunurken - dediği Ayasofya’ya ilişkin olarak ,hayranlık duygularımızın çoğunluk nazarında tartışma götürmeyeceği bu esere karşı,
]ortak estetik duygu’nun[ varlığından mı bahsetmiş oluyor acaba...
__________________
]...
cgdm offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-05-2007, 18:43   #36
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 243
Dünyayı kendi gözleriyle gören bir varlık

Alıntı:
Orijinal metin RedRapsody tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
İşin özüne ulaşan bu yazıyı çok sevdim. Yazın bir atölye çalışmasında , İhsan Bilgin hocamız bizden maurice merleau ponty nin Algılanan Dünya isimli küçük ama derin kitabını okumamızı istemişti. Tekrar tekrar okuyorum bu kitabı, her okuyuşumda da biraz daha fazla anlıyorum. Ponty tam bu bahsettiğiniz konuya değinmiş... Yani tüm fiziksel çevremizi oluşturan dünyanın maddenin algılanması , deneyimlenmesi , bilgi ve tin in süzgecinden geçerek ortaya konması... Salt bilgiye güvenmek yerine , içimizden gelen , algıladığımız ama tam olarak kağıda dökemediklerimizi de bilgiyle harmanlayarak ortaya koymak, bir yapıyı oluşturan her bir malzemeyi tüm duyularımızla deneyimleyerek tasarlamak... İnsanı yücelten , mimarlığı yücelten en önemli farkındalık sanırım.

Öncellikle Maurice Merleau Ponty'den bahsederek burada yeni bir kapı daha açmış olmanızdan dolayı size teşekkür borçluyuz sanırım Sayın RedRapsody..Ayrıca yazıma olan ilginizden dolayı da teşekkür ederim.

Merleau Ponty algılanan dünyası derken benimde aklıma nedenini pek de kavrayamadığım bir biçimde Derrida’nın düşüncenin tek başına anlamı olmadığını yönündeki yaklaşımı geldi.Peki arada geçen sürede neler oldu..bu noktaya nasıl geldik...Dekonstruktivizm’de aslında akılcı olmayanı akılcı olanın içine dahil ederek bastırılmış olanı ortaya çıkartarak ve metafiziğin ikili karşıtlıklar üzerine kurulu olduğuna değinerek batı metafiziğinin rasyonel usculuğuna sorgulamıştır.(Derrida’ya düşünce olarak en yakın mimar daha sonra Peter Eisenman olacaktır...)....Bugün Frank Gehry ,Zaha Hadid, Eric Owen Moss gibi ünlü mimarların isimlerini dekonstruktivizm başlığı altında sıkça karşılaşıyoruz.(Kendileri zaman zaman buna karşı çıksada)Oldukça kendine has bu tasarımcılardan Eric Owen Moss'u derinlemesine analiz ettiğimi söyleyemem ancak Eric Owen Moss’un Ayasofya ile ilgili düşüncelerinin bahsettiğiniz biçimde şekillendirmesinin özünde Sayın cgdm‘’saltık bilginin anlık sezgilerle kavranabileceği inancı’’ olması olasıdır ve daha kendine has bir konuma gelmiş olabilir. Derrida ile birlikte bu konu da daha detaylı bir biçimde incelenebilir sanırım.Konunun tartıştığımız kısmı bağlamında oldukça ileri atlamış olduk . ..(Ya da geri ama farklı bir noktadayız şu an)

Mademki bu atlamayı yaptık Kant ile Yeni Kant’çılık arasında geçen süreyi de şimdilik yok sayalım ve Yeni Kantçılık ile konuya devam edelim ve felsefe tarihinden bazı alıntılar yaparak Ponty'i de hakettiği yerine koyalım.

Yeni-Kantcılık 19. yüzyılın ortalarında başlayıp günümüze kadar devam etmiş olan bir felsefe akımıdır. Doğa bilimlerinin idealleştirilmesi, Sosyal Darvinizm'in yaygınlaşması ve pozitivist bilimin giderek güçlenmesine karşı, felsefe içinde gelişen tepki kendisini Yeni-Kantcılık olarak ortaya koyar. Yeni-Kantcılar ayrıca Hegelci idealizme olduğu gibi Marksist materyalizme de tepkilidirler. (Bu aşamada nereyi atladığımız da ortaya çıktı sanırım – Bu arada mistik Kant konusunuda ileride yeniden mi açmalı acaba Sayın Karadağ.Belki bu konudaki görüşlerinizi de daha açarsınız ) Kantçı düalizm yeni-kantcılık eğiliminin temel ilkesidir.Bu düalizm fenomen-numen ayrımı üzerine kuruludur ve yeni-kantcı okulların hepsi bu ayrımı sürdürürler. Fenomen Felsefede somut, algılanabilir ve denenebilir olay ve nesne demektir. Bir nesne, olay ya da sürecin nesnel gerçekliğini vurgulayan bir ifadedir.Edmund Husserl fenomen kavramını tam tersi olarak tanımlar. Husserl'e göre fenomenolojinin ele aldığı konu, algısal ve deneysel nesneler dünyası değil, tersine nesnelerin özüdür. (Sayın RedRapsody)Yeni Kant’çı felsefe akademik felsefe olarak adlandırılır.Bunun sebebi genellikle üniversite profesörü filozoflar tarafından geliştirilmiş olmasıdır.Felsefe tarihinin en uzun süreli eğilimlerinden biridir ve günümüze kadar devam eden felsefi bir tutumu ifade eder.

Merleau Ponty’ yi en çok etkileyen filozof fenomenoloji'nin kurucusu Husserl'dir ve Heidegger , Sartre gibi varoluşçu felsefecileri derinden etkilemiş olmanın yanı sıra, daha sonradan Foucault ve Jacques Derrida gibi postmodern felsefecilerde de önemli bir rol oynayacaktır Husserly. (Fenomenolojinin yolaçtığı kavramsal alan olmaksızın postmodern felsefe'ye ulaşmak olanaklı olmazdı.)

Husserl'de her zaman felsefeye yeni bir yön çizme eğilimi olduğu belirtilebilir, çünkü onun düşüncesine göre felsefe her tür bağıntıdan ayrı olarak kendini temellendirmelidir. Hegelcilik'in etkisini yitirdiği ve Yeni-Kantçılık'ın etkili olduğu dönemlerde felsefeye yeni bir yön verme çabasında oldu. Kendi felsefe sistemini geliştirmeye yöneldi ve fenomenoloji olarak bilinen felsefe disiplinini kurdu. Husserlci fenomenoloji, Metafiziği sona erdirerek somut yaşantıya dönmek ve böylece tıkanmış olan felsefeye yeni bir başlangıç yapmak iddiasıyla ortaya çıkmıştır.

20.yüzyıl felsefesinde ve kuramsal tartışmalarında etkili ve belirleyici bir yere sahiptir Fenomenoloji. Heidegger'den Sartre'a olduğu gibi, Frankfurt Okulu'ndan Foucault'a ve Postmodern düşünürlere kadar pek çok düşünür ve felsefe eğiliminde etkisi görülür.

Merleau-Ponty dönemine aksi bir yönde deneyim ve duyum kavramlarını yeniden itibarlandırır. Bu nedenle Merleau-Ponty, Husserl'in varlıklara yönelmişlikten sözetmesi gibi bir yönelimden sözeder. Merleau-Pont için insan demek, "dünyayı kendi gözleriyle gören bir varlık" demektir. Yaşayan, kendi gözleriyle gören ve anlayan bir varlık. Her birimiz bedenlere sahip olarak bir anlam dünyasında yaşamaktayız. Bununla birlikte her birimizin deneyimi tikel ve ayrıcalıklıdır. Merleau-Ponty, buna ve algiya verilen önceliğe bağlı olarak bir yanda "Algının Fenomenoljisi"ni çıkarmaya çalışır; öte yandan aynı yaklaşımın bir sonucu olarak "Göz ve Tin" ile, bedenin dünya ile ilişkilerini resmetmeye yönelir.


...............

En son ArtificiaLIntelligence tarafından düzenlendi : 09-05-2007 14:48.
ArtificiaLIntelligence offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 11-05-2007, 12:53   #37
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
"Estetik Yaşamın Evreleri"

"Estetik Yaşamın Evreleri"

Ahmet İnam'ın "Gönülden Bilime" köşesinde bugün çıkan yazısının başlığı...

11 Mayıs 2007, Cuma, Cumhuriyet Gazetesi, Bilim Teknik Dergisi eki, Sayı: 1051
..

Ayrıca bir de haber:

"Prof. Ahmet İnam'la Muhabbete Yolculuk"
12 Mayıs 2007, Cumartesi, Saat: 11.00, İstanbul Kültür Üniversitesi - Ataköy Kampüsü, Fen Edebiyat Fakültesi Seminer Salonu
Bilgi için: 0212 - 498 43 74
Dr. Hacer Gülşen
h.gulsen@iku.edu.tr



..
Deep Not:
Buradaki yazışmalarınızı her ne edip ilgi ve dikkatle okuyorum.
İlk fırsatta tekrar konuya dönmek üzere... MK
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 04-06-2007, 18:58   #38
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 243
Kant ve Hegel

Mademki buraya kadar olan kısım üzerine fazla bir yorum yok konunun merkezini değiştirelim biraz.

" Her şey ,değişim halindedir ,Fakat
değişim,değişmeyen bir yasaya göre gerçekleşir ve
Bu yasa ,zıtların arasında bir etkileşimi gerektiri,
Fakat zıtlar arasındaki bu etkileşim öyle bir gerçekleşirki ,bir bütün olarak bakıldığında ortaya uyum çıkar "


Herakleitos M.Ö.535

Hegel şöyle der: ‘Herakleitos’un lojiğime almadığım tek sözü yoktur.’ ‘Bütün şeyler’den bir şey, bir şey’den bütün şeyler’, der.

Hegel tıpkı diğer Alman idealistleri gibi tek başına Kantçı ilkelerle kendi içinde bütünlüklü bir "gerçeklik kuramı" oluşturmanın olanaksız olduğu düşüncesiyle Kant'ın eleştirel felsefesinin felsefe sorularına son noktayı koyamadığı inancındadır. Kendinden önceki iki idealist öncelinde olduğu gibi Hegel için de kendi içinde bütünlüklü bir gerçeklik kuramı, tek bir ilkeden ya da tek bir konudan başlayarak bütün gerçeklik biçimlerini dizgeli bir biçimde açıklayabilen kuramdır.. Hegel'in akıl denilenden en genel anlamda anladığı, belli bir insan tekine ya da tek bir özneye yüklenebilecek belli türden bir nitelik ya da yeti değildir. Tam tersine bütün gerçekliğin toplamıdır akıl.

Yeniden ortak estetik yargıların olup olamayacağı konusuna dönersek eğer :

Kant'a göre "Çiçek güzeldir" yargısı herkes için ortak bir yaklaşımı belirtir. Çünkü, bu yargıya herkeste bulunan ortak duygudan hareket edilerek ulaşılmıştır.
Plotinos (205-270) estetik yargıların varlığını, "Tanrısal aklın evrende güzellik biçiminde yansıması" olarak kabul etmiştir. Hegel estetik yargılar için "Mutlak ruhun nesnelere güzellik görünüşünde ulaşmasıdır." ifadesini kullanmıştır.

Ne dersiniz ortak estetik yargılar olabilir mi sizce?Ya da bu ortak estetik yargılar bu filozoflardan daha farklı bakış açılarıyla ortaya konulabilir mi?

En son ArtificiaLIntelligence tarafından düzenlendi : 05-06-2007 14:22.
ArtificiaLIntelligence offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 05-06-2007, 14:13   #39
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Mimarlık ve ölçü-ölçek-ölçülebilirlik-ölçme bilgisi...

Mimarlık ve "ölçü"-"ölçek"-"ölçülebilirlik"-"ölçme bilgisi"-"..."-"oran"

Mimarlık alanında yer alan değerlendirmeye konu mekan/lar her ne bileşenden oluşuyorsa; onları bu ardışık kavramlar aracılığı okuyabilir ve algılayabiliriz...

Karşılaştırılabilir ve orantıları bir şekliyle kurulabilir olmaları karşımızda bir somutluk dünyası olduğunu gösterir...

Örneğin mimari mekanlar içinde bir mekan olarak merdiven, ne kadar da zengin çeşitte yeniden kurulabileceğine dair bir çok örneği içinde barındırabilir...

Ya da sözkonusu değerlendirmeyi daha bütün mekanlar üzerinden yapmak da olanaklı...

Mevcut olanın daha iyi - daha kötü; çok daha iyi - çok daha kötü gibi nedenlere bağlanmış olarak yeniden ölçeklendirilmesi ve karşılığı olan "estetik orantılarla" sıralanması olanaklıdır...

Estetiğin ölçülebilir kodlarının "öncelikler sıralaması" sezgisel beğenileri de etkileyerek sıralanmasına olanak verebilir...

Eleştiri zaten ölçek ve ölçme bilgisi ile ilgilidir de...

Geriye bu anlamda ölçülebilir olanların sunuluşundaki ölçeğe kalmaktadır...

Hiç de öyle somut değerlendirmelerin olanaksız olduğu, mistik çaresizlikler içinde bulunduğumuzu düşünmüyorum...

Mimarlık ve "ölçü"-"ölçek"-"ölçülebilirlik"-"ölçme bilgisi"-"..."-"oran"

Önemli olan ölçüyü tutturmak...

Ölçünün ortak dilini kurmak...

Kötümser değilim...


...
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 05-06-2007 14:28. Nedeni: Ek
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 05-06-2007, 14:49   #40
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 243
Harika!. Nicelikle niteliğin birleşimi.

Bir felsefe sözlüğüne bakalım o halde.Ölçü ile ilgili ne demiş.

Ölçü: (Os. Mikyâs, Mesaha, Miktar, Derece, Tedbir, Had, Müsaade, Vezin, Nisbet; Fr. Mésure, Al. Mass, İng. Measure) Herhangi bir değerlendirmede kullanılan birim... Ölçme birimi’ni dilegetirir. Ölçme işi, ölçme sonunda saptanan sayılar, uygun nicelik anlamında ve tartı deyimiyle anlamdaş olarak da kullanılır. Ölçü’nün nicelikle niteliğin birleşimi olduğunu meydana çıkaran Alman düşünürü Hegel’dir. Gerçekten de ölçme işi temelde sayılara, eşdeyişle niceliğe dayanır. Ne var ki her ölçme, us düzeninde, bir nitelikle birleşir. Çünkü nitelik belirtilmedikçe hiç bir niceliksel belirleme anlam taşımaz... Hegel’in çok doğru olarak saptadığı gibi ölçü, oluş sürecinde varlığın özüdür. Varlık, nicelikle niteliğin belli bir ölçüde birleşmesiyle varolur. Ölçü değişince öz, eşdeyişle varlık da değişir. Örneğin iki hidrojen atomuyla bir oksijen atomunun birleşmesi su niteliğini meydanan getirir, bu birleşimde oksijen niceliğine iki atom nicelik daha eklenmekle su niteliği ozon niteliğine dönüşür. Bir varlığın ölçülülüğü sürekli olarak değişir; niceliksel sınırın aşılması yeni bir niteliği meydana getirdiği gibi bu niteliksel değişme de niceliksel ölçüyü değiştirir. Bundan ötürüdür ki herhangi bir şeyin niteliğini, onun nasıl varolduğunu ve nasıl değiştirilebileceğini anlamak için o niteliğin nasıl bir nicelik ölçüsünde bulunduğunu bilmek gerekir. ( Orhan Hançerlioğlu. Felsefe Ansiklopedisi )
ArtificiaLIntelligence offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-06-2007, 15:15   #41
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Nicelikler dünyası...

Nicelikler dünyasına adım atınca Mimarlık ve "ölçü"-"ölçek"-"ölçülebilirlik"-"ölçme bilgisi"-"..."-"oran" yani "hafıza-i kıyas;" eleştiriyi ortaya koyar...

Türkiye'de Mimarlık Eleştirisi örnekleri...

"Estetik" başlı başına bir gösterge/alanı sayılabileceği için karşılaştırması da aynı eleştiri kodlarını kullanacaktır ister istemez...

Konuyu nicelik alan göstergeleri üzerinden konuşmak yani düşünmek göreceliğin kaygan ve keyfi tutumundan uzak durabilme "hafız-i kıyas"ı;...

"hafız-i kıyas;" ise hukuku...

Hukuk da bildiğiniz gibi adaleti çagıracaktır...

Yapılacak herhangibir değerlendirme bu eşikler üzerinden süzülerek geçeceği için kaygan/kaypak ve keyfi durumlar ayıklanmış olacaktır.

Bu nedenle netleşmek için ölçekli, ölçülü,... olmaya çalışmakta yarar var...

Yola devam ederken dikkat çekmek istedim...






Alıntı:
Orijinal metin ArtificiaLIntelligence tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Bir felsefe sözlüğüne bakalım o halde.Ölçü ile ilgili ne demiş.

Ölçü: (Os. Mikyâs, Mesaha, Miktar, Derece, Tedbir, Had, Müsaade, Vezin, Nisbet; Fr. Mésure, Al. Mass, İng. Measure) Herhangi bir değerlendirmede kullanılan birim... Ölçme birimi’ni dilegetirir. Ölçme işi, ölçme sonunda saptanan sayılar, uygun nicelik anlamında ve tartı deyimiyle anlamdaş olarak da kullanılır. Ölçü’nün nicelikle niteliğin birleşimi olduğunu meydana çıkaran Alman düşünürü Hegel’dir. Gerçekten de ölçme işi temelde sayılara, eşdeyişle niceliğe dayanır. Ne var ki her ölçme, us düzeninde, bir nitelikle birleşir. Çünkü nitelik belirtilmedikçe hiç bir niceliksel belirleme anlam taşımaz... Hegel’in çok doğru olarak saptadığı gibi ölçü, oluş sürecinde varlığın özüdür. Varlık, nicelikle niteliğin belli bir ölçüde birleşmesiyle varolur. Ölçü değişince öz, eşdeyişle varlık da değişir. Örneğin iki hidrojen atomuyla bir oksijen atomunun birleşmesi su niteliğini meydanan getirir, bu birleşimde oksijen niceliğine iki atom nicelik daha eklenmekle su niteliği ozon niteliğine dönüşür. Bir varlığın ölçülülüğü sürekli olarak değişir; niceliksel sınırın aşılması yeni bir niteliği meydana getirdiği gibi bu niteliksel değişme de niceliksel ölçüyü değiştirir. Bundan ötürüdür ki herhangi bir şeyin niteliğini, onun nasıl varolduğunu ve nasıl değiştirilebileceğini anlamak için o niteliğin nasıl bir nicelik ölçüsünde bulunduğunu bilmek gerekir. ( Orhan Hançerlioğlu. Felsefe Ansiklopedisi )
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 16-06-2007, 22:49   #42
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Bir adet güzellik: "XVII. Dünya Estetik Kongresi..."

Bir adet güzellik:...

XVII. Dünya Estetik Kongresi
Etkinlik Başlangıç - Bitiş Tarihi: 09 - 13 Temmuz 2007
Yer: ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi, Ankara


Düzenleyen Kurum: Sanart
İletişim
E-posta: erzen@arch.metu.edu.tr
Web Sitesi: sanart

1992 Yılından bu yana sanat ve felsefeyi bir araya getiren uluslararası sempozyumlar ve sanat etkinlikleri düzenleyen Sanart Estetik ve Görsel Kültür Derneği 2007 yılında, Uluslararası Estetik Kurumunun ulusal üyelerinden biri olarak Dünya Estetik Kongresini 09 - 13 Temmuz 2007 tarihleri arasında ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirecek.

Türkiyenin kültürel, tarihi ve coğrafi konumundan esinlenerek ve dünya kültürlerinin arasında daha yakın ve açık ilişkilerin elzem olduğu inancına dayanarak 17. Dünya Estetik Kongresinin konusu ‘Estetik: Kültürler Köprüsü" olarak belirlenmiş. Bu kapsamda çeşitli oturumlarda şimdiye kadar ikilem olarak görülen karşıtlıklar arasında ilişkiler kurmaya çalışılacak. Bu Kongrenin diğer Dünya Kongrelerinden bir farkı da Batı dışı felsefelere ve yaklaşımlara söz imkanı vermesi olacak. Bu Kongre, sanat felsefesi, kuram ve tarih alanlarında kültürlerin ne tür farklı söylemler üretmiş olduklarını, ve de neticede farklılıkların zenginliği kadar dünya kültürlerinin birbirlerini anlayabilecek ortaklıkları ve becerileri olduğunu gösterebilmesi hedefleniyor.

Dünya Estetik Kongresinin oturum başlıkları bildiri önerileri ile kesinleşecektir. Ancak, aşağıdaki başlıklar tematik ve kavramsal yaklaşımlar için bir rehber oluşturabilir: İdealizm/Pragmatizm; Yerel/Küresel; Oryantalizm/Batıcılık; Çoğulculuk/Eşitçilik; Kutsal/Güncel; Tarihsellik; Yeni Sanat Sıfılandırmaları; Kültür Endüstrisi; Teknolojilerin Estetiği; Estetik ve Güncel; Yüksek/Alçak; Gerçek/Sanal; Felsefi Yaklaşımlar; Kültürlerarasılık ve Sanatlar; Alan mülkiyeti ve Kültür; Tarih Ötesi Açıdan Sanat; Saldırganlık ve Sanat. XVII. Dünya Estetik Kongresi kültüre tarihsel ve mekansal kopukluklar, süreklilikler, gerilimler ve melezlikler açısından bakacaktır. Bütün dünyadan beklenen disiplinlerarası katılımın sanat, mimari, şehircilik, peyzaj, müzik, edebiyat ve film konularında alternatif yaklaşımlar geliştirmesi bekleniyor.

Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezinde yaklaşık 10 paralel oturumu kapsıyacak şekilde yer alacak olan Dünya Estetik Kongresine, sanat felsefesi (estetik),eleştiri, sanat tarihi ve çeşitli kültür alanlarından uluslararası uzmanların ve düşünürlerin katılması bekleniyor. Katılım ücretleri 2005 Mayıs ve 15 Mart 2006 tarihleri arasında 200 US Doları, 2006 Mart ve 2007 Mart 250 US Doları, 2007 Mart ve 2007 Temmuz arasında 300 US Doları olarak saptanmıştır. Öğrencilere 50 US Doları olarak uygulanacaktır.Geç öğrenci katılımı ise 75 USD olacak. Bu ücretin 20 US doları IAA (International Association of Aesthetics) 3 yıllık üyelik ücreti olarak alınıyor.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 27-06-2007, 10:26   #43
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 243
Konuyu netleştirelim o halde.

Alıntı:
Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Nicelikler dünyasına adım atınca Mimarlık ve "ölçü"-"ölçek"-"ölçülebilirlik"-"ölçme bilgisi"-"..."-"oran" yani "hafıza-i kıyas;" eleştiriyi ortaya koyar...

Türkiye'de Mimarlık Eleştirisi örnekleri...

"Estetik" başlı başına bir gösterge/alanı sayılabileceği için karşılaştırması da aynı eleştiri kodlarını kullanacaktır ister istemez...

Konuyu nicelik alan göstergeleri üzerinden konuşmak yani düşünmek göreceliğin kaygan ve keyfi tutumundan uzak durabilme "hafız-i kıyas"ı;...

"hafız-i kıyas;" ise hukuku...

Hukuk da bildiğiniz gibi adaleti çagıracaktır...

Yapılacak herhangibir değerlendirme bu eşikler üzerinden süzülerek geçeceği için kaygan/kaypak ve keyfi durumlar ayıklanmış olacaktır.

Bu nedenle netleşmek için ölçekli, ölçülü,... olmaya çalışmakta yarar var...

Yola devam ederken dikkat çekmek istedim...

Kesinlikle size katılıyorum Sayın Karadağ.

Bir niceliği o nicelik türünden başka bir niceliğe oranla değerlendirme... Ölçme, bir karşılaştırmadır. Ne varki bu karşılaştırmanın anlamlı olması için kendi türünden bir birimle yapılması gerekir... Ölçülebilen sadece zaman ve uzay’dır. Bunlardan başka hiç bir şey ölçülemez, çünkü aynı türden nesnelere bölünebilen sadece zaman ve uzaydır... ölçen, daima ve sadece insandır. Öyleyse ölçme için saptanacak bir birim, nesnel (bu anlamda, bütün insanlar için geçerli) olmak zorundadır.(Orhan Hançerlioğlu)

Ölçülü olanın niteliği... Diyalektik felsefede ölçülülük, Hegel mantığında ileri sürülmüştür, belli bir nesneyi neyse o yapan niceliksel yanıyla niteliksel yanı arasındaki ölçü’yü dilegetirir. Bu ölçü ya da oran bozulunca nesne, o nesne olmaktan çıkar.

Kant’a göre us hakikatın ölçütüdür...

Eytişimsel özdekçiliğe göre ise hakikatın ölçütü pratik’tir, kuram pratikte gerçekleşmekle doğrulanır.

Aklıma Bauhouse geldi birden nedense.


........................
ArtificiaLIntelligence offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-07-2007, 16:55   #44
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Başladı, izliyor musunuz?

Kongre başladı, izliyor musunuz?

Güzelliğin mantığını anlamak gibi anlatmak da estetik gerektirir...

Bilgi verebilirseniz; nezaketinizin estetiğinden de yararlanabiliriz...

Teşekkür ederim...

M.K.

********


Alıntı:
Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Bir adet güzellik:...

XVII. Dünya Estetik Kongresi
Etkinlik Başlangıç - Bitiş Tarihi: 09 - 13 Temmuz 2007
Yer: ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi, Ankara


Düzenleyen Kurum: Sanart
İletişim
E-posta: erzen@arch.metu.edu.tr
Web Sitesi: sanart

1992 Yılından bu yana sanat ve felsefeyi bir araya getiren uluslararası sempozyumlar ve sanat etkinlikleri düzenleyen Sanart Estetik ve Görsel Kültür Derneği 2007 yılında, Uluslararası Estetik Kurumunun ulusal üyelerinden biri olarak Dünya Estetik Kongresini 09 - 13 Temmuz 2007 tarihleri arasında ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi'nde gerçekleştirecek.

Türkiyenin kültürel, tarihi ve coğrafi konumundan esinlenerek ve dünya kültürlerinin arasında daha yakın ve açık ilişkilerin elzem olduğu inancına dayanarak 17. Dünya Estetik Kongresinin konusu ‘Estetik: Kültürler Köprüsü" olarak belirlenmiş. Bu kapsamda çeşitli oturumlarda şimdiye kadar ikilem olarak görülen karşıtlıklar arasında ilişkiler kurmaya çalışılacak. Bu Kongrenin diğer Dünya Kongrelerinden bir farkı da Batı dışı felsefelere ve yaklaşımlara söz imkanı vermesi olacak. Bu Kongre, sanat felsefesi, kuram ve tarih alanlarında kültürlerin ne tür farklı söylemler üretmiş olduklarını, ve de neticede farklılıkların zenginliği kadar dünya kültürlerinin birbirlerini anlayabilecek ortaklıkları ve becerileri olduğunu gösterebilmesi hedefleniyor.

Dünya Estetik Kongresinin oturum başlıkları bildiri önerileri ile kesinleşecektir. Ancak, aşağıdaki başlıklar tematik ve kavramsal yaklaşımlar için bir rehber oluşturabilir: İdealizm/Pragmatizm; Yerel/Küresel; Oryantalizm/Batıcılık; Çoğulculuk/Eşitçilik; Kutsal/Güncel; Tarihsellik; Yeni Sanat Sıfılandırmaları; Kültür Endüstrisi; Teknolojilerin Estetiği; Estetik ve Güncel; Yüksek/Alçak; Gerçek/Sanal; Felsefi Yaklaşımlar; Kültürlerarasılık ve Sanatlar; Alan mülkiyeti ve Kültür; Tarih Ötesi Açıdan Sanat; Saldırganlık ve Sanat. XVII. Dünya Estetik Kongresi kültüre tarihsel ve mekansal kopukluklar, süreklilikler, gerilimler ve melezlikler açısından bakacaktır. Bütün dünyadan beklenen disiplinlerarası katılımın sanat, mimari, şehircilik, peyzaj, müzik, edebiyat ve film konularında alternatif yaklaşımlar geliştirmesi bekleniyor.

Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezinde yaklaşık 10 paralel oturumu kapsıyacak şekilde yer alacak olan Dünya Estetik Kongresine, sanat felsefesi (estetik),eleştiri, sanat tarihi ve çeşitli kültür alanlarından uluslararası uzmanların ve düşünürlerin katılması bekleniyor. Katılım ücretleri 2005 Mayıs ve 15 Mart 2006 tarihleri arasında 200 US Doları, 2006 Mart ve 2007 Mart 250 US Doları, 2007 Mart ve 2007 Temmuz arasında 300 US Doları olarak saptanmıştır. Öğrencilere 50 US Doları olarak uygulanacaktır.Geç öğrenci katılımı ise 75 USD olacak. Bu ücretin 20 US doları IAA (International Association of Aesthetics) 3 yıllık üyelik ücreti olarak alınıyor.
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 10-07-2007 17:20. Nedeni: Vurguyu beğenmedim...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. şu anda saat 04:49.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125