Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Mimarlık > Mimarlık

Mimarlık Mimarlar ve mimarlık dünyasına ilişkin genel konular bu başlık altında.

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 16-03-2007, 03:36   #16
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 03-02-2007
Mesaj: 16
estetik insan ruhunun özünde yatandır

eleştiri için ise belli bir eğitimden geçmeli insan yoksa boş konusur...
simurg55 offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 19-03-2007, 14:42   #17
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
"Çevre, Kent, Mimarlık"

KENT ESTETİĞİ

TÜRKİYE ESTETİK KONGRESİ’NDE
ÇEVRE, KENT VE MİMARLIK ÜZERİNE

* MİMARLIK dergisinin 334. (Mart-Nisan 2007) sayısında yayımlanmıştır.


SANART Estetik ve Görsel Kültür Derneği tarafından düzenlenen I. Türkiye Estetik Kongresi, 22-24 Kasım 2006 tarihleri arasında, ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde, “Estetik Pratikler ve Estetik Söylem” başlığı altında gerçekleştirildi. Kongrenin ana hedefi, 9-13 Temmuz 2007 tarihleri arasında Türkiye’de yapılacak XVII. Uluslararası Estetik Kongresi’ne hazırlık olarak, ülkemizdeki katkıları derlemekti. Jale Erzen, çevre, kent ve mimarlık bağlamında ‘estetik yaklaşım’ın “katiyen güzel bir biçim uygulaması olmayıp, konunun çok yönlü değerlerini gündeme getirerek onu yorumlamak” olduğunu söylüyor. Çevresel, kentsel ve mimari estetiği, Jale Erzen, Abdi Güzer ve Çağatay Keskinok değerlendiriyor. Mimarlar Odası, aynı zamanda, Uluslararası Estetik Kongresi’nin ana destekçilerinden biri olarak, bu alandaki çalışmaları yayın ortamına kazandırmaya devam edecek.




Çevre, Kent, Mimarlık

Jale Erzen
Prof.Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü
SANART Estetik ve Görsel Kültür Derneği Başkanı

SANART Turkey Congress for Aesthetics


“Estetik Pratikler ve Estetik Söylem” çerçevesinde, özellikle günlük yaşamı ve sosyal ilişkileri en fazla ilgilendiren konu, kuşkusuz, yaşam alanının estetik açıdan incelenmesi ve değerlendirilmesi idi. Bu perspektiften baktığımızda, ‘estetik’ sözcüğünü, popüler kullanımından çok farklı bir şekilde anlamamız gerekiyor; ve bu anlayışın yaygınlaşması da aslında kongrenin önemli amaçlarından biri idi.

Kongrenin ilk ve sonuncu günü yapılan iki panel, kültürümüzün en yoğun ilgi alanlarını irdeledi. “Türkiye’de Kültür, Sanat ve Bellek” başlıklı panelde Kıymet Giray, Erhan Karaesmen ve Sabri Büyükdüvenci tarafından sanatçı pratiklerinin ve sanat tarihi değerlerinin ne tür kalıtımlardan beslendiği ve yeni kalıtım ve değerlere dönüşüp dönüşmediği irdelenirken; Jale Erzen, Abdi Güzer ve Çağatay Keskinok’un katıldığı “Çevre, Kent ve Mimarlık” konulu panel, kültürün altyapısının bir irdelemesi oldu. Çevre estetiğinin anlamından ve bunun kent ve mimari ile nasıl bütünleştiğinden söz eden Erzen’den sonra, Keskinok, kent estetiğinin biçimin ötesinde bir değer olduğunu dile getirerek, bugün Ankara’daki uygulamalardan söz etti. Abdi Güzer’in yaklaşımı ise daha kuramsal olarak beğeni konusunun göreceliliğini ve bunun sosyal ilişkiler, uluslararası dinamikler ve ekonomi ile ilişkisini ele alıyordu.

Konuyu öncelikle kapsayıcılığından ötürü çevre açısından ele alırsak, çevreyi hem insanı çevreleyen hem de onun tarafından içselleştirilen bir şey olarak anlamalıyız. Bu durumda çevre sadece doğa değil, doğa, kent ve mimarlık olarak fiziksel alanın bütününü içermektedir. Çevre kavramında doğa, kent ve mimari birbirinden ayrılamaz ve sürekli olarak birbirini besleyen ve etkileyen unsurlar olarak anlaşılır.

Çevre, insanın bireysel ve sosyal olarak kurduğu fiziksel ilişkilerin tüm alanını kapsamaktadır. Çevre ile ilgili estetik ise, bu ilişkileri biçimlendiren duyumlar işleyişi ve bunların algıya dönüştüğü zaman ürettiği değerler sistemidir. Estetik, biçim ve anlam ilişkisinin ürettiği bir değerdir. Çevreyi yalnızca doğa olarak anlamak, onu dışlamak ve insan ile ilişkisini önemsememek olur. Zira doğa, insan tarafından algılandığı andan itibaren bir değerler sistemidir. İnsanı en yakın planda çevreleyen mimari, daha geniş olarak çevreleyen kent ve de bu ikisini etkileyen ve bunların hem içinde hem de dışında olan doğa olarak düşünmeliyiz. Bir mimari yapı hiçbir koşulda tek başına bir varlık değildir. Bu ilişkilerin anlamını kavramaya çalışmak ve tasarımları buna göre yönlendirmek de estetiği ilgilendiren birşeydir. En basit ve kaba bir örnek, İzmir’de mimari etkinliğin düşünülmeden ve hesaplanmadan artması nasıl ki kentin hemen yanıbaşındaki doğayı bir mıcır alanına dönüştürerek yoketmişse, bunun aynı zamanda ekolojik ve psikolojik etkileri de olduğunu anlamak bir değer sisteminin farkında olmak demektir.

Kent içinde yapılan tüm uygulamalar böylesine zincirleme etkilere yol açar; bunlar da yalnızca ekonomik ya da politik değil, insanın tarihi, mirası, ataları, çocukları, geleceği ile olan ilişkilerini anlamlandırır ya da anlamları erozyona uğratır. Bu bakımdan estetik, herhangi bir konuya yalnızca pratik açıdan yaklaşım değil, o konuyu çok yönlü olarak değerlendirerek yaklaşım demektir. Nasıl ki, Kant’ın 3. Kritiğinde ayrıntılı olarak anlattığı gibi, estetik algının temelinde düş gücünün sonsuz oyunu ve anlamların giderek çoğalması ve sonsuz değerler yaratması yatıyorsa, kent, çevre ya da mimarlık konusunda estetik yaklaşım katiyen güzel bir biçim uygulaması olmayıp, konunun çok yönlü değerlerini gündeme getirerek onu yorumlamak anlamına gelir.

Pratik algının sadece bir amaca ve anlık çıkara dönük yaklaşımına karşın, estetik algı geniş bir farkındalıkla, karşısındaki şeyin zaman ve mekân içinde çok dolaylı, karmaşık ilişki ve niteliklerine yöneliktir. Bu anlamda, estetik bir yaklaşımda, örneğin, kentin içinde yapılan bir yol sadece trafiği değil, insanın kentle, birbiri ve doğa ile ilişkilerini, yolun zaman içinde kullanımındaki değişmeleri, ekolojik dengeleri ve daha birçok değeri gündeme getirir. Bu bakımdan estetik farkındalıkla yaklaşım, sürdürülebilirlik değeri ile bağdaştığı ve çevre, kent ve mimaride birçok değeri koruduğu gibi, insan kullanımı açısından da en sağlıklı olan uygulamaya yön verecektir.

Dünyanın akıllı ve amaçlı yaratıkları olarak, biz insanların çevreyi oluşturan unsurlar ve değerler konusundaki farkındalığı, bizleri aynı zamanda dünyadaki yaşamdan ve güzellikten sorumlu kılar.
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 19-03-2007 15:02.
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 19-03-2007, 14:44   #18
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
"Mimarlıkta Estetiğin Sınırları"

(Yukarıdaki giriş yazısında sözü edilen ikinci yazı...)


Mimarlıkta Estetiğin Sınırları

C. Abdi Güzer
Doç.Dr., ODTÜ Mimarlık Bölümü

Sanat, mimarlık ve mühendislik bağımsız kültür alanları da olan disipliner etkinlik alanlarıdır. Ancak kaçınılmaz olarak bu kültür alanları birbirlerine geçirgendir, bir süreklilik oluştururlar. Benzer biçimde disipliner önceliklerinden kaynaklanan farklılık ve çatışmalar da içerirler. Kendi kültür alanlarının özerkliği bir yandan konumlarını meşrulaştırırken, öte yandan diğerine göre farklılıklarının da sınırlarını çizer. Mimarlık sanatla mühendisliğin arasında kalmış her ikisini de kapsayan ve dışlayan bir etkinlik alanıdır. Kendi dışında kalan her iki alanı kendi etkinlik alanını ve üretimini meşrulaştırmak için kullanır. Sanatın kültür alanından gelen eleştiriler karşısında mühendisliğe, mühendisliğin kültür alanından gelen eleştirilere karşı da sanata yaklaşarak kendini savunur, bir dokunmazlık zırhı kazanır. Mühendislik adına zorlanan sistem çözümleri sanat nedeni ile göze alınabilir bir zemin kazanırken, benzer biçimde sanat alanından gelen eleştiriler işlevsellik, yapım güçlükleri gibi nedenlerle mühendislik zemini üzerinde meşrulaşır.

Ancak üç alanın ortak kesişme noktası tasarımdır. Tasarım, birden fazla nesne, davranış ya da kavramın biraraya geliş biçiminin denetlenme sürecidir. Her tasarım bir ya da daha fazla ilişkiyi tanımlar. Tasarımın girdisi olan “şey”lerin kurduğu ilişki sonucunda ortaya çıkan yeni bir “şey”in de tanımıdır. “Şeylerin” ve ilişkilerin sayısının artması hem ilişkinin hem de ilişki sonrasında türetilen yeni “şey”in karmaşıklık düzeyinin artmasını getirir. Böylece tasarım çıktısı olan her ürün, birbirine bağlı olan ve alt ilişkiler barındıran bir “ilişkiler sistemini” ve “anlamlar kademelenmesini” temsil eder. Daha da önemlisi bu ilişkiler “denetlenmeyen” ve zorunlu olarak ortaya çıkan bazı yan ilişkileri ve yan anlamları da üretebilir / barındırabilir. Bu nedenle tasarım ürünü bir bütün ya da alt kümeler olarak farklı okumalara, anlamalara ve değerlendirmelere açıktır. Düşünce ile tasarım arasında birbirlerinin yerine geçebilen bir kaynak ve ürün ilişkisi vardır. Her tasarım, hem düşünceden beslenir, hem de düşüncenin kaynağı ve temsili biçimidir.

Tasarımın her üç alanda (sanat, mimarlık, mühendislik) biraraya getirdikleri şeylerin denetlenme sürecinde öne aldıkları beklentiler, öncelikler farklıdır. Sanat anlam boyutunun altını çizerken, mühendislik işlevsellik ve üretim sürecine, mimarlık ise her ikisine birden yoğunlaşır. Bir başka önemli fark da üretilen nesnenin bağlamsal niteliğine ilişkindir. Mimarlığın nesnesi olan yapı, bir bağlamla birlikte varolur, onu dönüştürür, onun dönüşümlerine açıktır. Yani ait olduğu bir yer vardır ve izleyici gurubunu seçemez, izleyici gurubu tarafından seçilemez. Sanatta bağlam zorunlu bir girdi değildir. Sanatçı kendi bağlamını yaratma ya da seçme ve onu diğer bağlamlardan izole etme özgürlüğüne sahiptir. Mühendislik ise bağlamsız varolamaz, bağlam tek ve temel belirleyicidir.

Bu çok girdili, karmaşık yapının sonucu olarak tasarım ürününe değer atfedilmesi de çok girdili ve karmaşık bir süreçtir. Bu nedenle tasarımda iyi ve kötü, sanatta güzel ve çirkin, mühendislikte işlevsel bulunanla bulunmayan, her zaman uzlaşılan tekil değer sıfatları olarak kullanılmaz ve/veya tasarımın bütününü, barındırdığı tüm alt anlam ve ilişkileri temsil etme gücüne sahip değildir. Bir başka deyişle, tasarım ürünü, birbirlerinden farklı değerler barındırabilen alt ilişkileri içerebilir. Kimi zaman bu değer farklılıkları uzlaşmayacak kadar zıt anlamlar barındırabilir. Bu nedenle, tasarım ürününe yönelik olarak atfedilmiş her değer, bir indirgemenin, atfedenin konumundan ya da ilişkiler sistemi içindeki tercihlerden kaynaklanan bir soyutlamanın sonucudur. Bu soyutlama, değerlendirme eyleminin içinde yer aldığı zemine göre biçimlenir. Bu zeminin temel belirleyicisi kültürel ortamdır. Sanatta bu indirgeme tamamen eserin müellifinin tercihleri doğrultusunda oluşur. Mimarlık ve mühendislik ise bu konuda özgür değildir. Hep ürünün sunduğu bir kesim vardır ve bu sanatta olduğu gibi tasarımcının tercihleri ile oluşan bir kesim değildir.

Bu nedenle tasarım ürününün değerlendirilmesi onun etki alanını oluşturan gurupların çeşitliliğine paralel olarak çeşitlilik kazanır. Herhangi bir değerlendirmede değer atfedilen kadar değer atfedenin konumu ve birlikte içinde yer aldıkları ortam da doğrudan belirleyicidir. Bir başka deyişle herhangi bir nesne ya da ilişkiler sisteminin değerlendirilme sürecinde ulaşılan yargı, salt nesnenin değerini değil, aynı zamanda o değeri atfedenin ve atfedilme eyleminin içinde olduğu durumun da değerlendirilmesini, yani bazı paralel değerleri temsil eder. Değerlendirme bilimsel olabileceği gibi sosyal ve kültürel bir olgudur, zamana ve ortama bağlı bir değişkenlik barındırır. Bu nedenle tarihsel birikim kötü ile iyinin yer değiştirme örneklerini sunar. Değerlendirmenin zemini “tasarım” olduğunda, iyi ile kötü arasındaki “sınırın belirsizliği” daha da belirgindir. Birçoğumuz için anlaşılmaz olan bazıları için avant-garde, başkaları için değersiz olabilir. Benzer biçimde birçoğumuz için iyi olan bazıları için kötü ya da bir zamanlar iyi olan bugün kötü kabul edilebilir.

Tasarımın algılanması ve değerlendirilmesi sözkonusu olduğunda, üç temel kültürel ortamdan bahsedebiliriz. Bunlar ‘akademik ya da eleştirel’ olarak niteleyebileceğimiz ortam, ‘profesyonel’ olarak niteleyebileceğimiz ortam ve son olarak ‘popüler’ değerlendirme ortamıdır. Akademik ve eleştirel olarak nitelediğimiz ortam, temel olarak tasarımın karmaşık yapısını ve doğasını bir bütün olarak algılamaya, süreci bütün iç ve dış dinamiklerinin etkileri altında değerlendirmeye çalışan eleştirel bir kültür ortamını temsil eder. Şüphesiz bu ortam içinde de değerlendirmeye yönelik indirgeme ve soyutlamalar yer alabilir; ancak burada önemli olan bu indirgemelerin bilinçli olarak yapılması ve değerlendirme sürecinde bu indirgemenin sınır ve gerekçelerinin sonuç yargı ile birlikte açıkça sunulmasıdır. Profesyonel değerlendirme ortamı, mimarlığın kendi ürettiği kültürün değer ve geleneklerini esas alır, bu anlamda kendi dışında kalan her iki ortama da geçirgendir. Daha çok gündelik yaşamın değerlendirme ortamı olarak niteleyeceğimiz popüler ortamın aktörleri, mimarlığın sistematik olarak oluşturduğu bilgi birikimi ile doğrudan ilişkili olmayan kişilerdir. Bu ortam, hem ortamın hem de aktörlerin öncelik ve yapılarına göre değişkenlik kazanan bir indirgemecilik barındırır.

Tasarım alanında birbirleri ile uzlaşmaz çelişkiler barındıracak kadar farklılaşan ve çatışmaya varan değer farklılıkları barındıran kültür alanları şüphesiz birarada ve içiçe varolmaktadır. Aralarındaki sınır bulanık ve geçirgendir. Daha da önemlisi, özellikle tasarım sözkonusu olduğunda iktidar alanı da benzer bir belirsizlik barındırmakta, akademinin bilgiye dayalı gücü karşısında gündelik üretim ve tüketim süreçleri pazarı doğrudan belirleyici olma gücüne sahiptir. Bu nedenle iyi ve kötü kavramlarının değişik kültür ortamları arasında yer değiştirmeye varan farklı algılamalarının varlığı kaçınılmaz. Bu kavramların birbirinden ayrılması ve daha belirgin sınırlarla tanımlanması ancak bu karmaşık yapının dışına çıkılarak bakıldığında, bir başka deyişle eleştirinin mesafe kazanması ile gerçekleşebilir. Bu mesafe bir yandan zaman aracılığı ile kazanılırken, öte yandan bakma noktasının değiştirilmesi yani disipliner sınırların esnetilmesi ile kazanılabilir. Tasarımın akademik alandaki değerlendirme geleneği de büyük ölçüde bu eleştirel mesafelerin kazanılması üzerine kuruludur.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 19-03-2007, 14:48   #19
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
"Kentsel Estetik Üzerine"

(Yukarıdaki giriş yazısında sözü edilen üçüncü yazı...)


Kentsel Estetik Üzerine

H.Çağatay Keskinok
Doç.Dr., ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü

Şöyle bir sav ileri sürebiliriz: Toplumlar, ileri atılım ve sıçrama dönemlerinde estetiği sadelik, yalınlık ve işlevsellik ilişkisinde arıyorlar. Buna karşın, çözülme dönemlerinde daha çok süslemecilik ve süslemenin estetiği öne çıkıyor. Basitlik ve sadeliğe karşı, gerçek gereksinmelerin ve işlevin önüne geçen bir gösterişlilik, süslemecilik ve abartı, tüketimcilik, birlikte oluşun güzellik koşullarının yaratılmasına karşı kentsel çevrenin tasarımında bağlamsızlık, ortak bağlam yoksunluğu ve eklektisizm. Mekânın üretimiyle ilgili bu tasarım ve planlama sorunları kentsel estetik sorunlarının da kapsamını oluşturuyor. Diğer yandan, günümüzün tüketimci estetiği ve tasarımı, yapılı çevre-doğa ilişkisini organik bir bütünlük, geçişlilik ilişkisi içinde değil de, bir karşıtlık ilişkisi içinde ele alıyor. Bu estetik anlayış, kamusallığı ve kamusal alan yaratma kaygılarını hedef alan, günümüzün bireyci ve özelleşmeci ideolojisi ile besleniyor.

Buradaki savımız, tasarım ve planlamamızda dile getirilen, estetiğin kural ve koşullarını oluşturamama sorununun toplumsal olarak beslendiğidir. Bağlam yaratamama, estetiğin alanı ile sınırlı bir sorun değil. Kurgu ya da bir yapı oluşturamama, düzen yaratamama, tasarımda, planlamada bilimde olduğu kadar tüm toplumsal yaşamla ilişkili genel bir sorun. Hemen belirtmek gerekir ki, kendi içine kapanan ve giderek daha fazla sınıfsal ayrımlara denk düşen kent parçaları, kentin bütününe ilişkin kamusallık ve yararlarla doğrudan ilişkili kentsel estetiğin oluşumuna izin vermiyor. Kuşkusuz karşıt proje, toplumsal sorunları temel hareket noktası alan, işlevi yitirmeksizin basitlik ve sadelik temelinde estetiğin oluşturulmasına, ortak dilin ve bağlamın yaratılmasına yönelmelidir. Eğer kentsel estetikten söz ediyor isek, kaygılarımızın kent denen şeyin dayandığı ortak yaşam kültürü ile kamusallık yaratma ile doğrudan ilişkili olması gerekir.

Estetiğe, özel olarak da kentsel estetiğe ilişkin yaklaşımımız şu temel düşünceyi içeriyor, her şeyden önce: Eğer kentsel estetikten söz ediyorsak bu öncelikle kamusal mekânların oluşumu ile ilişkilidir. Ve estetik üzerine tartışma içine girilemeyen, erişilemeyen bir aydın söyleminden öte bir şey olmalıdır. Temel işlevi ve kamusal yaşamı geri alana iten, estetiği toplumun ve halkın yaşamından koparan bir tasarımcı egosu yerine, estetiği kent yaşamının, kamusallığı yaratma sürecinin içine sokmak gerekir. Estetiğin erişilemeyen bir aydın söylemi olmasının yarattığı yabancılaşmanın yıkılması, estetiğin günlük yaşamımıza sokulması, genel toplumsal gelişmenin ve ilerlemenin zorunlu bir adımıdır. Bu sürecin kendisi estetikle bir mesleki etkinlik olarak ilgilenen tasarımcılarda ciddi bir bilinç sıçramasını da beraberinde getirecektir.

Mekâna, kente ve kentsel mekâna ilişkin beğeni düzeyinin yükseltilmesi, estetik eğitimin kendisi, yalnızca algı düzeyi ile sınırlanmış bir anlayışa indirgenemez. Estetik anlayışımız, estetiğin bir ‘algı’ ve bir ‘beğeni yargısı’ ya da ‘hazlar kuramı’ olarak gören Kantçı estetiğin ötesindedir. Önemli olan kentsel yaşamın güzelliğin alanına sokulması (kentsel estetik) ve dönüştürülmesidir. Yani estetiğin bizzat yaşamın, toplu yaşamın içine sokulmasıdır. Estetiğin alanı, yalnızca gerçeğin estetik yoldan kavranması ve güzelliğin bağlı olduğu yasaların bulunması ile sınırlı görülemez, esas olan gerçeğin biçimlendirilmesi ve dönüştürülmesidir. Yani kentsel estetiği alanı edilgen bir etkinlik değildir.
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 19-03-2007 15:02.
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 19-03-2007, 15:41   #20
Arkitera Üyesi
 
ogabson'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 05-11-2005
Mesaj: 40
Voltaj

Konu süper heyecanla takip ediyorum. Herkesin bişey yazması beklenemez voltaj çok yüksek. Devreler yanabilir. Sanat ve mimarlık tarihinde ihtisas yapmış kişilerin harcı. Metinler için de ayrıca teşekkür ederim.
__________________
yok yok olsa o vardır.
ogabson offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 20-04-2007, 16:19   #21
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
İşimiz neden zor?

İşimiz neden zor?

Zor, çünkü konu hem netameli hem de çetrefilli...

Merak ettim, "dünyada kaç çeşit peynir var" diye...

Arama motorunda bir gurme sayfası dedi ki:

Dünyada 2000 - 4000 arasında; ülkenizde ise 193 çeşit peynir var...

Herbir peynirseverin bir çeşidini beğendiğini varsayarsak; 4000 farklı kişinin farklı beğeni ölçüsü ile karşı karşıya kalırız...

Kimse de kimsenin sevdiği/beğendiği peyniri sevmek/beğenmek zorunda değil diyerek konuyu kapatabiliriz...

Ama iş "mimarlık" olunca "trak!" diye kestirip atamayız...

Çünkü her an peynirle yaşamak zorunda değiliz; ancak her an mutlaka bir mekan ile (içinde-yanında-dışında-uzağında) etkileşim halindeyizdir...

Mekanın kurgusu ve bütünü hayatımızı bu kadar etkiliyor ve dahası hayatımıza doğrudan karışıyorsa; bizim de hayatımıza bu kadar karışan etkiye karşı söz söylemek hatta etkilemek (mimar olmak şart değil) hakkına sahibizdir...

Bu nedenle "ortaya yapılan şey"in "ortaya yapılış kodları..."; sevdiğimiz peyniri seçme, sevmediğimiz peyniri seçmeme keyfiyetinde olduğu gibi keyfiyetlere dayanamaz...

Hani vardır ya; bir kalıp/kaypak söz: "Renkler ve zevkler tartışılmaz..." diye...

İşte bu söz "mimarlıkta estetik" konusunda geçerlilik taşıyamaz...

Bu nedenle burada bu başlıkta konuyu tartışmaya açtık ya...

Çünkü "Mimarlıkta Estetik Eleştirisi ve Eleştiri Estetiği" tartışması da "sadece mimarlara bırakılacak kadar değersiz bir konu değil," zaten...

...
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 20-04-2007 17:06. Nedeni: Eee, kem küm...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 20-04-2007, 17:41   #22
Arkitera Üyesi
 
cgdm'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 13-04-2006
Mesaj: 53
en basit tanımlamalarla ,estetik subjektif ve güzelliğe dayalı bir olguysa,
idealarda, objektif,kurallı ve kaçınılmaz son : başarılı ...
o zaman güzellik kavramı içinde ben öznesiyle estetik bulmadığımız bir olgu ,kendi içinde başarılı oluyorsa şayet, bu estetik söylemi içinde çirkin ama başarılı diye tanımlanabilir mi acaba,
yada kitsch den nefret eden bir adam kitschlik kavramının hakkını veren ve bu anlamda sıfatı güzel olan bir şey görünce 'güzel bir kitsch şey' tanımlamasıyla subjektifliğin dışına çıkmaz mı, yada ....
__________________
]...
cgdm offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 21-04-2007, 23:17   #23
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Sorunuzu analitik olarak

Sorunuzu analitik olarak yeniden düzenleyebilir misiniz?

Bir de yazım kurallarına uygun hale getirbilirseniz, üzerinde düşünmek isterim doğrusu.

Teşekkürler.
M.K.

////////////

Alıntı:
Orijinal metin cgdm tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
en basit tanımlamalarla ,estetik subjektif ve güzelliğe dayalı bir olguysa,
idealarda, objektif,kurallı ve kaçınılmaz son : başarılı ...
o zaman güzellik kavramı içinde ben öznesiyle estetik bulmadığımız bir olgu ,kendi içinde başarılı oluyorsa şayet, bu estetik söylemi içinde çirkin ama başarılı diye tanımlanabilir mi acaba,
yada kitsch den nefret eden bir adam kitschlik kavramının hakkını veren ve bu anlamda sıfatı güzel olan bir şey görünce 'güzel bir kitsch şey' tanımlamasıyla subjektifliğin dışına çıkmaz mı, yada ....
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 22-04-2007, 16:13   #24
Arkitera Üyesi
 
RedRapsody'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 577
Estetik eleştirisi

''Die Idee und Das Ideal'' Hegel...

Hegel'in estetik notlarından seçme kaynaklarda estetiği ;
' Güzelin ve somut olarak da sanatın felsefi kuramı olarak tanımlar. Ona göre estetik , sanata kurallar ve ilkeler koymak hevesinde değildir; ama bize sunulanlardan sanatın ve güzelin kurucu ögelerini ve anlarını kavramayı amaçlar.

Bu ürün , kendine özgü erekselliği, kendi içinde bulunan hoşlanma duygusu ve duygusal temaşanın işleyişiyle ortaya çıkar ve pratik amaçlardan bağımsızdır.


Benim buradan çıkarımım şu oldu. Öncelikle bir mimarlık kuramı mimarlığı izleyenlere eleştiri yapabilecekleri açıklığa kavuşturacak çözümlemeleri sunmalıdır. Bunun sonucunda eleştiriler daha objektif olmaya yaklaşabilir. Mimarlık eleştirisinde diğer sanat eleştirilerinden ayrılan daha güçlü bir nokta vardır. Bu nokta mimarlığın kendine ait kuramlarından geçer.İçinde izlenecek bir sanat yapıtından öte kullanılan bir nesne , işlevi olan mekanlar , strüktürler olduğu için kendine özgü güçlü kuramlara ihtiyacı daha fazladır. İşte mimari kuramlar bize mimari eleştiri yapabilecek çözümlemelerle altyapı oluşturur. Bu kuramların altyapılarını kullanarak mimari eleştirisi yapabilirsiniz ve bu eleştiriler elle tutulur nitelikte olur.


Falan filan... Bununla ilgili derin araştırma yapmak isteyenlere...
Hegel's Aestetics, lectures on fine arts

Diğer estetik üzerine okunması gereken( benimde okumayı umduğum!) filozoflar.

Kant, Wincklemann,Schilller , Schelling, Solger.

Mimari kuramları için:
Prof. Dr. Nigan Beyazıt Endüstri ürünlerinde ve mimarlıkta tasarlama metodlarına giriş.
Asimow , İntroduction To design
Archer , technological innovation- a methodology
Broadbennt, Design in Architecture

bir de Metin beyin yazdıkları affınıza sığınarak.
__________________
R&R

En son RedRapsody tarafından düzenlendi : 22-04-2007 16:51.
RedRapsody offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 22-04-2007, 22:00   #25
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Yapılan espri ESTETİK olsun ciğerimi yesin... :)))

Yapılan espri ESTETİK olsun ciğerimi yesin... ))

Teşekkürler Sayın Çağlar Demirdoğan...

...

Estetiğin günlük/sıradan yaşamımız içinde üretilen, algılanan; algılandığı için de paylaşılan bir değerler silsilesi haline gelmesini "beklemek hakkını" kullanmamız gerekiyor diye düşünüyorum...

Bu hayatı, ya da buradaki konu açısından bütünüyle bizleri sarıp sarmalayan mimariyi, hepbirlikte yaşıyorsak bu içli dışlı oluşun, alışverişin bir yerde, "okunur/paylaşılır" olması gerekiyor...

Bu okumayı, "ne okuduğumuzun" farkına varmış haline getirmek; farkındalık sorgulamasını yapmak, bizi ister istemez estetiğin DE önüne getirip bırakır...

Görmek zorundayız...

Gördüğümüzü farkettiğimiz anda DA sözkonusu okunurluk/paylaşım başlamıştır.

Konuları itip kakmadan, anlamlı olabilecek dizgiler(dil) halinde gözlemek, izlemek, ya da daha ileri gidip yeni konularla zenginleştirici biçimde üretmek kaygısını taşımak; aynı, benzer ya da farklı estetik kaygılar taşındığını düşünmek; estetiğin ortak bir dili olabileceğini ya da olduğunu düşünmek; estetiğin gözünde DE bir değer taşıdığını düşünüyorum...

Bu nedenle, estetik durup dinlenmeksizin bizi düşünürken; bizim onu düşünmememiz asla düşünülmemeli, hele ki hiç DE küçümsenmemelidir...

Estetiği küçümseyip görmezden geldiğimiz ve de üstelik hayata dair sandığımız günler; aslında tek kelimeyle gelecekten de yitirdiğimiz günler, belki DE yıllara bedel anlardır...

Pekiyi o zaman nasıl giriş/ler yapabiliriz Estetik Eleştirisi'nden Mimarlık alanına üstelik de Eleştiri Estetiği'nden taviz vermeden?...

Nasıl?...








Alıntı:
Orijinal metin RedRapsody tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
''Die Idee und Das Ideal'' Hegel...

Hegel'in estetik notlarından seçme kaynaklarda estetiği ;
' Güzelin ve somut olarak da sanatın felsefi kuramı olarak tanımlar. Ona göre estetik , sanata kurallar ve ilkeler koymak hevesinde değildir; ama bize sunulanlardan sanatın ve güzelin kurucu ögelerini ve anlarını kavramayı amaçlar.

Bu ürün , kendine özgü erekselliği, kendi içinde bulunan hoşlanma duygusu ve duygusal temaşanın işleyişiyle ortaya çıkar ve pratik amaçlardan bağımsızdır.


Benim buradan çıkarımım şu oldu. Öncelikle bir mimarlık kuramı mimarlığı izleyenlere eleştiri yapabilecekleri açıklığa kavuşturacak çözümlemeleri sunmalıdır. Bunun sonucunda eleştiriler daha objektif olmaya yaklaşabilir. Mimarlık eleştirisinde diğer sanat eleştirilerinden ayrılan daha güçlü bir nokta vardır. Bu nokta mimarlığın kendine ait kuramlarından geçer.İçinde izlenecek bir sanat yapıtından öte kullanılan bir nesne , işlevi olan mekanlar , strüktürler olduğu için kendine özgü güçlü kuramlara ihtiyacı daha fazladır. İşte mimari kuramlar bize mimari eleştiri yapabilecek çözümlemelerle altyapı oluşturur. Bu kuramların altyapılarını kullanarak mimari eleştirisi yapabilirsiniz ve bu eleştiriler elle tutulur nitelikte olur.


Falan filan... Bununla ilgili derin araştırma yapmak isteyenlere...
Hegel's Aestetics, lectures on fine arts

Diğer estetik üzerine okunması gereken( benimde okumayı umduğum!) filozoflar.

Kant, Wincklemann,Schilller , Schelling, Solger.

Mimari kuramları için:
Prof. Dr. Nigan Beyazıt Endüstri ürünlerinde ve mimarlıkta tasarlama metodlarına giriş.
Asimow , İntroduction To design
Archer , technological innovation- a methodology
Broadbennt, Design in Architecture

bir de Metin beyin yazdıkları affınıza sığınarak.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 24-04-2007, 10:37   #26
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 243
Wink Aklımı peynir ekmekle yemedim ben !

Alıntı:
Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
İşimiz neden zor?

Zor, çünkü konu hem netameli hem de çetrefilli...

Merak ettim, "dünyada kaç çeşit peynir var" diye...

Arama motorunda bir gurme sayfası dedi ki:

Dünyada 2000 - 4000 arasında; ülkenizde ise 193 çeşit peynir var...

Herbir peynirseverin bir çeşidini beğendiğini varsayarsak; 4000 farklı kişinin farklı beğeni ölçüsü ile karşı karşıya kalırız...

Kimse de kimsenin sevdiği/beğendiği peyniri sevmek/beğenmek zorunda değil diyerek konuyu kapatabiliriz...

Ama iş "mimarlık" olunca "trak!" diye kestirip atamayız...

Çünkü her an peynirle yaşamak zorunda değiliz; ancak her an mutlaka bir mekan ile (içinde-yanında-dışında-uzağında) etkileşim halindeyizdir...

Mekanın kurgusu ve bütünü hayatımızı bu kadar etkiliyor ve dahası hayatımıza doğrudan karışıyorsa; bizim de hayatımıza bu kadar karışan etkiye karşı söz söylemek hatta etkilemek (mimar olmak şart değil) hakkına sahibizdir...

Bu nedenle "ortaya yapılan şey"in "ortaya yapılış kodları..."; sevdiğimiz peyniri seçme, sevmediğimiz peyniri seçmeme keyfiyetinde olduğu gibi keyfiyetlere dayanamaz...

Hani vardır ya; bir kalıp/kaypak söz: "Renkler ve zevkler tartışılmaz..." diye...

İşte bu söz "mimarlıkta estetik" konusunda geçerlilik taşıyamaz...

Bu nedenle burada bu başlıkta konuyu tartışmaya açtık ya...

Çünkü "Mimarlıkta Estetik Eleştirisi ve Eleştiri Estetiği" tartışması da "sadece mimarlara bırakılacak kadar değersiz bir konu değil," zaten...

...

Niceliksiz ama nitelikli peynir yok gibi sanırım.Ah bir de Anadolu’da kaç çeşit ekmek çeşidi olduğunu hatırlayabilsek ki saymakla bitmez bu niceliğin ne gibi derin ve tarihsel bir niteliğin ürünü olduğunu görüp şaşar kalırdık.Eskilerin dediği gibi ekmeği yiyecek suyu içeceksin.Diğer taraftan ekmeği kaç çeşit peynirle yiyebileceğimizi bilmek güzel bir duygu.Tabi peynir ekmeği paylaşabileceğimiz birileri olsa daha da güzel olurdu.Ekmeğe güzelliğini veren niteliğin farklı boyutları var.Onaylayanlar gibi onaylamayanlarında niceliğine değil niteliğine bakmalı.

Kant eleştirel felsefenin babası olarak kabul edilir.Kant estetik yargıyı öznel yapının görünür imgesi sayarken biz bir adım öteye geçerek yanlız onun aracılığıyla değil onda görmenin yolunu bulmalıyız yani ekmek olmalıyız belkide.


Alıntı:
Orijinal metin RedRapsody tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle

.......Falan filan... Bununla ilgili derin araştırma yapmak isteyenlere...
Hegel's Aestetics, lectures on fine arts

Diğer estetik üzerine okunması gereken( benimde okumayı umduğum!) filozoflar.

Kant, Wincklemann,Schilller , Schelling, Solger........

...

Şimdi Estetik> sözcüğü Grekçe <aisthesis> ya da <aisthanesthai> sözünden gelir.<aisthesis> sözcüğü,duyum,duygu,algılamak,duyular anlamına gelir.



Alıntı:
Orijinal metin Kant tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle

Kant ne yapmıştır:
Kant, öncelikle saf ve empirik (deneysel) bilgi arasındaki ayrımı belirler. Tüm bilgiler tecrübe ile başlasa da, bu tüm bilgilerin tecrübeden kaynaklandığı anlamına gelmez. Kant, tecrübe ve algıdan bağımsız olarak edinilen bilgiye a priori adını verir. Saf bilgi ise içinde empirik öğeler bulundurmayan bilgidir. Matematik, a priori bilginin deneyden bağımsız olarak gelebileceği noktaya bir örnektir. Doğruluğu sadece tecrübeye dayalı olarak belirlenebilen önermeler için ise a posteriori terimini kullanır.

Bunun dışında Saf Aklın Eleştirisi'nde analitik ve sentetik yargılar olmak üzere iki ayrı kavram daha tanımlanır. Analitik bir önerme, B yükleminin A öznesinin zaten tanım olarak bir özelliği olduğu önermelerdir. "Hiçbir bekar evli değildir." önermesi gibi. Sentetik önermelerde ise A öznesi, içinde B yüklemini barındırmaz. "Tüm insanlar 5 metreden kısadır" önermesi her ne kadar doğru olsa da 'insan' tanım olarak böyle bir boy limitini içermediği için sentetik bir önermedir; bize kavramlar değil dünya hakkında bilgi verir.
Bu tanımlara göre tüm analitik önermeler a priori'dir. Kant'a göre çözülmesi gereken problem, sentetik bir önermenin nasıl a priori olabileceğidir. Sentetik yargıların çoğu a posteriori olsa da Geometri ile ilgili önermeleri ve "Her olayın bir nedeni vardır." gibi önermelerin bu kategoriye girdiğini söyler. Bunun nasıl mümkün olacağını açıklarken Kant algıyı/sezgileri devreye sokar. Gözlediğimiz şekliyle Dünya, nesnelerin bir toplamı değil; algılarımızdan bağımsız düşünemeyeceğiz bir temsildir. Uzay ve zaman da algılardan bağımsız düşünülemez. Nominal Dünya (bize gözüktüğü şekliyle değil kendi olduğu şekliyle Dünya) uzay ve zamandan bağımsızdır. Bu aslında hem emprisizm hem de rasyonalizm eleştirisi olarak görülebilir: Bilincin dünyayı pasif olarak algıladığına dair emprisist görüş yanlış olduğu gibi her bilgiye saf akılla ulaşılabilineceğine dair rasyonalist görüş de yanlıştır. Bunun nedeni bilginin hem algılar tarafından alınan ham verilere hem de kavramlara dayalı olmasıdır. Teorik bilgi sadece gözüktüğü şekliyle dünyaya dair olabilir.

Bu bağlamda Kant eleştirel felsefenin kapısını açmıştır diyebiliriz.



...
Bence konuya Kant'tan başlamak uygun olurdu.

İşimiz zor olabilir tabi. Ama zoru seven insanlar için değil. Bilgelik sevgisi gerek.
ArtificiaLIntelligence offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 24-04-2007, 12:26   #27
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
"Uygun olan" bir başlangıca geç mi kaldık?

"Uygun olan" bir başlangıca geç mi kaldık?

Yooo...

Bence bu konuda istense de geç kalınamaz.

Çünkü konu aylardır burada beklediğine göre hiç de geç kalınmış sayılmaz...

Buyurun geç kaldığımız başlangıcı yapalım ki yol alalım...

Immanuel Kant'ın düşüncelerini raftan indirip aramıza; içinde bulunduğumuz, yaşadığımız hayata; yani mimarlığa taşıyıp estetik açıdan ele almak tabii ki çok değerli bir iş ve emek gerektiriyor.

Evet, sizi izliyoruz...

Ahhh, şimdi lezzetli bir peynir ekmek olsa...

Çayla birlikte nasıl da iyi giderdi...)
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 26-04-2007, 18:04   #28
Arkitera Üyesi
 
cgdm'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 13-04-2006
Mesaj: 53
Alıntı:
Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Sorunuzu analitik olarak yeniden düzenleyebilir misiniz?

Bir de yazım kurallarına uygun hale getirbilirseniz, üzerinde düşünmek isterim doğrusu.

Teşekkürler.
M.K.

////////////
Öncelikle bir hayli ama bir hayli geç yanıtladığım için çok özür dilerim Metin Bey,
umulmadık bir ivmeyle sanki hareket kazandık gibi! Ve bakınız sanılanın aksine neredeyiz.
Estetik bir duruş mu, anti-estetik mi yorum sizlerin...
Bence çok şık neyse yinede çok fazla konuyu dağıtmadan, elim kelime buldukça kurallardan hoşlanmasam da kuralları uygun bir üslupla uygulamaya çalışayım müsaadenizle yazıma, kurallı hale getireyim sorudan ziyade paylaşımı mı haddim olmayarak nazarınızda.

Öncesinde,
‘…çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir. Tek doğruyu buldum değil, bir doğruyu buldum deyin. Ruha giden yolu buldum değil, kendi yolumda yürürken ruhu buldum deyin. Çünkü ruh, her yolda yürür. Ruh ne bir çizgi üzerinde yürür, ne de bir kamış gibi dümdüz büyür. Ruh, sayısız taç yaprakları olan bir lotus çiçeği gibi açılır...''
demiş sevgili ]Halil Cibran[ sevdiğim bir anekdot sizinle de paylaşmak istedim…

En yalın haliyle kelimelerin,
Estetik = Subjektif ve takibinde kişi öznesine bağlı, güzellik kavramına odaklı bir olguysa,
İdealarda = Objektif,[- yada subjektifliğin çok çok çok tekrarlarla objekleştirilmiş halimidir diye düşünürüm kendi kendime çokça -] olmazsa olmaz kuralları ve sonucunda hak edilmiş ‘başarılı’ sıfatı. Ama ‘güzel’ değil demek istediğim bakın şu anda...

O zaman, kişi öznesiyle, estetik bulmadığımız bir olgu - subjektiflikle-, idealar dünyasında tanımların karşılığını buluyorsa (- düzeltiyorum yanlış kelime kullanmışım öncesinde güzel değil başarılı olacaktı kelimem o satırda -)sonucunda da izleyiciden sıfat olarak -başarılı- kelimesini alıyorsa, güzel tanımlaması bu anlamda, başarılı kelimesi içinde kendine yer bulamaz mı!

Hımmm! güzel bir modern öncesi bu bina 29.yz da olsakta,helal olsun! dersek, alaycı bir üslup olmadan -teşvikten de uzak, yapılana da saygılı şimdi- dilimizde ama, yerini bulmuş tüm o eklektisist davranış şekliyle, bu’ başarılı modern öncesi bina’ ,’güzel bir modern öncesi’ tanımlamasıyla, subjektifliğin dışına çıkmaz mı,bilmem yanlış bir düşünüştemiyim o zamandan bu zamana hala...

Peki ya ben, başarılı bir yazı dili kullanabildim mi acaba, subjektiflikten uzak.

Eritme peyniri ile ince bir dilim kepekli kızarmış ekmek olsaydı eminim işin şu saatinde çay ile çok iyi giderdi…

...
Artık ayıp olan tokluğa
Çünkü açlık çoğunluktadır
...
Turgut Uyar
.
Teşekkürler.
__________________
]...
cgdm offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 26-04-2007, 23:19   #29
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Tekrar konuya dönsek, nasıl olur?

Tekrar konuya dönsek, nasıl olur?



.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 27-04-2007, 16:14   #30
Arkitera Üyesi
 
cgdm'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 13-04-2006
Mesaj: 53
konudan uzaklaştığımızı sanmıyorum açıkçası...
bilakis 'eleştiri estetiği' nin içine düştük bence...
neden uzaklaştığımızı düşündünüz ?
__________________
]...
cgdm offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. şu anda saat 10:40.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105