![]() |
|
|||||||
| Mimarlar Türk ya da yabancı bütün mimarlar hakkındaki paylaşımlarınız, görüşleriniz... |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#1 |
|
yönetici
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 487
|
Haydar Karabey
Diyalog 2002'nin 2 Nisan'daki konuğu Haydar Karabey...
Diyalog'a katılmadan önce, Haydar Karabey ve çalışmaları hakkında kapsamlı bilgi edinmek isterseniz buraya tıklayın Soru sormak için Diyalog anını beklemenize gerek yok... Hemen soru sormak için bu linki ya da YANITLA butonunu kullanabilirsiniz Tarih: 2 Nisan 2002 Salı Saat: 17.00 - 19.00 |
|
|
|
|
|
#2 |
|
yönetici
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 487
|
Haydar Bey,
Reklamevi binası işi size bugün aynı program ve arsa ile gelseydi aynı bina çıkar mıydı? Neler değişirdi bugün aynı binayı tasarlasaydınız? Teşekkürler |
|
|
|
|
|
#3 |
|
yönetici
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 487
|
Sizin Türkiye'deki mimarlık ortamı ile ilgili yoğun bir düşünce üretiminiz var. Arkitera üyelerinin belirlediği adaylar arasından yapılan ankette de mimarlar en çok sizi Mimarlar Odası Başkanı olarak görmek istiyorlar.
Bu buluşma vesilesi ile bize hayalinizdeki Türkiye Mimarlar Odası'nın profilini çizebilir misiniz? Mimarlar Odası Başkanı olsaydınız ilk yapacağınız faaliyetler neler olurdu? |
|
|
|
|
|
#4 |
|
yönetici
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 487
|
Türkiye'de mimarların müşterilerini oluşturan orta ve üst sınıfın eğilimlerini sizce neler belirliyor? Mimarların bu kesime kendilerini kabul ettirerek eski saygınlıklarını kazanmaları, sözlerinin dinlenmesini sağlamaları sizce hangi yöntemlerle olabilir?
|
|
|
|
|
|
#5 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 11-03-2002
Mesaj: 1
|
KÜRESELLEŞME
SN.Haydar KARABEY,
Sizin çalışmalarınızı izleme fırsatı yaratamadığım için üzgünüm.Belki Anadolu da olmak ve yaşam mücadelesi bizi meslektaşlarımızın çalışmalarını dergilerden izleme fırsatı veriyor.İyi ki internet var diyoruz . Size birkaç sorum olacak: 1-mesleğe ilk başladığınız dönemlerde ki vizyonunuz ile şimdi ki vizyonunuz arasında bir fark var mı?2-Daha önceki çalışmalarınızı sanki başkası yapmış gibi eleştirip över misiniz?Keşke hiç yapmasaydım dediğiniz çalışmanız oluyor mu?3- Küreselleşmeye doğru giden dünyamızda Türkiye'de bulunan meslektaşlarınız (ESKİ-YENİ) için ne gibi yenilik ve önerilerde bulunurdunuz? Sorularıma içtenlikle vereceğiniz yanıtlar için simdiden teşekkürler ve çalışmalarınızda başarılar dileğiyle... Sevgi ve saygılarımla.. Mimar güzeyde kaçar Denizli |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 17-01-2002
Mesaj: 1
|
Merhaba Haydar Bey,
Modern mimarlığın aksayan yönleri nelerdir, tepkiler nereden kaynaklanır? Sorunlara nasıl bir mimari yaklaşımla çözüm geliştirilebilir? 2- Sizi mimarlığa bağlayan ve mimarlığın ardında yatan şey nedir;özgün bir mimarlık anlayışı, sektörde ne gibi çıkmazlarla karşı karşıyadır? Teşekkürederim. |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 26-04-2001
Mesaj: 35
|
...?
...sizce, bugün Türkiye mimarlığında yaşanan "Görüntü Avcılığı" basit anlamıyla, `taklit` midir?
Yoksa... “tutmuş şarkıların `cover`larını çalmak” biçiminde anlaşılabilecek bir..."aidiyet otlakçılığı" mıdır? |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 17-12-2001
Mesaj: 1
|
sevgili Haydar Karabey
Türkiye'de kurumsal kimlik çalışmalarını, kurallarıyla ve belli bir bilinçle ilk kez gerçekleştiren bir mimar olarak, disiplinler arası ilişkinin ( işbirliğinin ) tasarım sürecindeki rollerini açıklarmısınız. ***sanırım söyleyeceklerin bu konular ile ilgilenen genç arkadaşlara rehberlik edecektir. ikinci sorum ''Marmaris Kültür Merkezi '' mimari proje yarışması ile ilgili. Bu proje benim için çok değerli. Mimarca bir tavır, bir sanatçı duyarlılığı ve nedenlerle açıklanabilecek bir proje. '' Keşke gerçekleşmiş olsaydı '' Bu projenin hikayesini, arkasındaki fikri bizlerle paylaşırmısınız. sevgilerimle Arif Özden |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Kayıt Tarihi: 06-10-2001
Mesaj: 51
|
Haydar Bey,
1, Kurukahveci Mehmet Efendi Yönetim Yapısı Projesi diğer proje ve uygulamalarınıza baktığımda farklı bir kimlik taşıyor? Bu farklılığın (varsa) sebebinden bahsedebilir misiniz? 2, En beğendiğiniz projeniz hangisi? 3, Arkitera'da yapılan mimarlar odası başkanı anketinde, en çok oyu siz aldınız, size duyulan bu güvenin neye dayandığını düşünüyorsunuz? Başarılarınızın devamı dileklerimle.... |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 17-04-2001
Mesaj: 14
|
Haydar Bey,
yap malzemesi olarak betona bakışınız nedir? Sizce yeni beton teknolojileri, bir mamirın tüm tasarım ve uygulama kaygılarına yanıt verebilir mi? Son dönemde brüt beton kullanarak yaptığınız bir bina var mı? Teşekkürler.. Tümer Akakın.. |
|
|
|
|
|
#11 |
|
Diyalog Konugu
Kayıt Tarihi: 01-12-2001
Mesaj: 57
|
Rennie
Sıkça sorulan bu tür soruların arkasında şöyle bir düşünce olsa gerek:
Sen değişiyor musun? Soruyla kastedilen, önemli bir olguyu gözardı ediyor: Herşey değişiyor. Koşullar değişiyor. Dünya değişiyor. Talepler, zamanlar, toplum, bireyler, teknoloji, malzemeler… Ben de değişiyorum. Onun için bu çağda usluptan bahsetmek zorlaşıyor. Çağımızda ancak çağdaş olunabilir, veya çağdaş davranılabilir. Soruyu başka türlü soralım: Eleştiri? Olumlama, olumsuzlama değil, koşulları içinde değerlendirme. O yapı tasarlanırken burada, batıda, doğuda ne vardı? Neden sözediliyordu dünyada… Böyle bakınca, öncü ve erken bir tasarım. Diğer yandan bir “ilk bina”, “ilk filim” gibi fazla heyecanlı, fazla keyifli, geveze filan. İşte böyle, eleştiri, özeleştiri sarmalı ile de gelişebiliriz. |
|
|
|
|
|
#12 |
|
Diyalog Konugu
Kayıt Tarihi: 01-12-2001
Mesaj: 57
|
Rennie
Şu Mimarlar Odası (Başkanlığı) işini genişçe bir konuşalım:
Doğrusu, beni de şaşırtan bir gelişme oldu bu sizin anketinizin sonucu. Söze, bize sevgi ve güvenlerini belirtenlere teşekkür ederek başlayayım (politika böyle gerektirir ya!). Şaka bir yana; benim açımdan esas sevindirici olan şu: Yazdıklarım okunup konuşmalarım dinleniyor, sessiz de olsa olumlu tepki alıyor, çabalarım boşa gitmiyor demek ki. Böyle bir gelişme sonrasında, kısıtlı bir çevrenin (arkitera’nın katılımcı profilini az çok tahmin edebiliyorum) gözünde de olsa; neyi temsil edebildiğimi kendime sordum. Darmadağınık gelişen, oldukça umutsuz; ama durumu, olguları sürekli sorgulayan genç insanların karşısında yani. Açıklama şu olsa gerek: Etrafta bolca uçuşan pırıltılı “işler”, büyük işler, işbitiriciler, benim deyişimle “faili meçhuller”, büyük “söz”ler, sonradan doğrulamalar, eğretilemeler, büyük iddialardan çok; hala bir tür etik, bir tür konumunu koruma, toplumsal ve mesleki anlamda entellektüel bir sorumluluk alma ve buna göre davranma (hem iş hem söz düzleminde) demek ki hala geçerli olabiliyor. Yani, “gençler” sorguluyor, yutmuyor, bekliyor (zaten burada sorguya çektiğiniz herkese, “mimarlar odası başkanı olsan ne yapardın” diyerek belirli bir arayış içinde olunduğunu gösterdiniz) Bu sorgulma ve arayış beni sevindirdi. Şimdi, esas kritik konuya gelelim. Mimarlar Odası Yönetimi, beklentilerimiz vb. Bilebildiğimiz kadarıyla, bugün Türkiye’de, 35000 mimar var (artı, 9000 öğrenci). Bunların bir bölümü, mimarlık dünyasından kopmuş, mesleği dışındaki işlerde çalışıyor. Mimarlık yapmak isteyenlerin büyükçe bir bölümü ise işsiz. Bunları biliyoruz. Ama, bu arada, mimarlığın asal meseleleri üzerine kafa yoran kaç kişi var, bunu bilemiyoruz. Belki, bir dönemde, Türkiye’de yalnızca, 200-300 mimar varken mimarlığın politikası, reel alanı, iş sorunları, öğrenci sorunları, öğretim alanı birbirinden bu denli ayrışmamıştı. Bu çok önemli ve açıklayıcı: O dönemde, aynı (mutlu?) kişi hem yapı yapıyor, hem ders veriyor hem de mimarlar odasının yönetiminde yer alabiliyordu. Oda kurucularının da bu tipolojiye uyduklarını biliyoruz. Şimdi, son dönemde diyelim, mimarlığın faaliyet alanlarında, ciddi bir kopuş, hatta bir ayrışma, bir yabancılaşma var. Mimarlar Odası yöneticileri, günümüzde, kendilerinin de zaman zaman ifade etmekten kaçınmadıkları gibi, “sessiz çoğunluğun” temsilcisi olmayı tercih ediyor, politikalarını bunun üzerine kuruyor. Böylece iktidar, paradoksal olarak “iktidarsızlık” üzerine çeşitlemeler yapıyor. Bunun sıkıntısını çekenler, eleştirenler de olabilir. Kanımca, durumu eleştirenler, yıpratıcı olmak yerine daha katılımcı, çözüm üretici tavırlar almalı. İşin başka bir tarafı da şu: Zaten çok önemli gelişmelerin olduğu bir dönemdeyiz. Bu güne kadar uğraşmayı “zül” gördüğümüz konular başımıza büyük işler açabilir. Örneğin, Rekabet Kurulu, her an “mimarlıkta asgari ücret tarifesini” iptal edebilir, “emeğin serbest dolaşımı” uluslararası anlaşmaları veya yeni ihale yasası sonucunda dayanılmaz bir uluslararası rekabetle karşı karşıya kalabiliriz. Belki, Ulusal Mimarlar Odası’nın -meşruiyeti hiç ortadan kalkmaz ama- alışık olduğumuz hareket alanı çok daralabilir, başkalaşabilir. Mimarlar Odası, bu bağlamda, kendisini hızla yenilemek çağdaşlaşmak zorunda. Aslında, Oda’nın kendi politikaları doğrultusunda ne kadar çalışkan olduğunu görmek için Odanın faaliyet raporlarına bakmak yeterli (sanal değil de gerçek seçimler nedeniyle, faaliyet raporu, şu anda mimarist.org internet sitesinde yayında). Ama yapılanlar, hızla değişen koşullarımıza, ne denli uygun, veya yeterli mi bu tartışılabilir. Eğer Mimarlar Odası, kuruluşu, yapısı itibariyle bazı işlevleri yerine getiremez veya yeni gelişmelere ayak uyduramaz ise, ortaya çıkabilecek “boşluğu” başka örgütlenmeler kesinlikle dolduracaktır. Örneğin, TÜSİAD, TO gibi yapılanmalar oluşabilir. Mimarlar Odası bağlamında yapılabilecek en doğru şey ise, kavrayışlarımız, duruşlarımız yandaş da olsa, farklı da olsa, tüm bu sorunların gündeme taşınması ve tartışılması için çaba harcamak, zaman ayırmak, katılmaktır. Davet edilseniz de edilmeseniz de sorunlarınızı, beklentilerinizi o platforma taşımaktır. |
|
|
|
|
|
#13 |
|
Diyalog Konugu
Kayıt Tarihi: 01-12-2001
Mesaj: 57
|
Rennie
Müşteri denen kişi, eğer, kararlı biçimde bize geliyorsa, bizim sözümüzü dinler.
Dinlememeye kalkışırsa bazı yöntemlerimiz var: Beni dinlemeyeceksen, bunca parayı bana neden veriyorsun diyebileceğimiz bir bütçemiz olmalı. Veya ne bileyim, sen doktora gidince de böyle her işine karışıyor musun? diye sormak iyi bir yöntem olabilir … Projelerin başına gelen kötü şeyler, genellikle, kötü, eksik anlaşmalardan kaynaklanıyor. Bir de mimarın, eksik ödeme, işine küsme benzeri nedenler ile yapıyı sonuna dek takip etmemesinden, edememesinden. Önemli olan işveren ile doğrudan, açık, dürüst bir iletişim kurabilmek. Ev işlerinde işverene daha yakın durmak gerekiyor. Onun yaşama hakkına saygı duymak gibi. Daha çok kamuya ait mekan tasarımlarında direnmek doğru oluyor. Esas sorun şu: Bunlar, çok zahmetli işler. Kısa vadede havlu atıp, lanet okumamak için, Maddi ve manevi olarak tatmin olmak, direnmek yada işini çok sevmak gerekli. Kendi mesleki saygınlığımızı, kendi duruşumuz ile kazanırız diyelim. Bence beğenilerimiz değil, bilgimiz daha üstün olmalı. |
|
|
|
|
|
#14 |
|
Diyalog Konugu
Kayıt Tarihi: 01-12-2001
Mesaj: 57
|
Güzeyde Kaçar
Önce, on yıl akademisyenlik yaşamımda, sayın hocalar, doğru düzgün mimarlık yaşamımız olmasına izin vermedikleri (şimdi öyle değildir umarım!) için pek bir şey yapamadım. Dolayısıyla ilk işlerimde “vizyon”um epeyce gelişmişti diyebilirim. Ayırıcı özelliğim, epeyce emek yoğun çalışmam, yani bu bürodan çıkan her noktanın üzerinde parmağım var. vizyon değişimi değil de evrimi konusunda bakınız önceki yanıtlar. Özeleştiri konusunda da.
Sizce bir mimarın keşke hiç yapmasaydım diyebileceği kadar çok günahı olabiliyor mu? En günahkarlar bile kendilerini nasıl (post)rasyonalize ediyor görüyorsunuz. Küreselleşme karşısındaki konumumuz daha ciddi bir durum: Soyut tartışmaları başkalarına bırakıp, sizlere hiç iyi olmayan haberler vereyim: Türkiye’nin de 1995’de imzaladığı bir anlaşmaya göre (emeğin serbest dolaşımı) 2005’den itibaren, tüm Anlaşmalı ülkelerin mimar, mühendis, ve müteahhit ekipleri burada kendi kurallarıyla işyeri açıp çalışabilecekler. AB uyum süreci de bu durumu, AB ülkeleri ile de (2003’den itibaren) zorunlu kılıyor. Bunu da kabul etmişiz. Bizim bu anlaşmalara, bazı başka ülkelerin yaptığı gibi kısa, orta uzun vadeler için hiç bir çekince koymamış olduğumuzu biliyoruz. Ayrıca, bu tür anlaşmalarda olan karşılıklılık (mütekabiliyet) esasını da gözetmemiş, istememişiz. Sonuç mu? Ne bileyim? Derhal iki yabancı dil öğrenin, kendinize yabancı ortaklar bulun, büronuzda AB standartlarını uygulamaya koyun, uluslararası hukuk ve maliyeden anlayan danışmanlar tutun! |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Diyalog Konugu
Kayıt Tarihi: 01-12-2001
Mesaj: 57
|
Sefer Memişoğlu
Modern mimarlığın sorunları değil de, “modern zamanlarda mimarlığın sorunları” hakkında bir şeyler söyleyebilirim.
Hatta bu konuda bile çok şey anlatacak kadar yetkili saymam kendimi. Gene de bir yöntem önereyim: Öncelikle, modern zamanlarda neler olup bittiğine bakmak ve buna bağlı olarak mimari tavır alışları incelemek gerekir. Bu bağlamda; Kentleşme, sanayileşme, küresel dengesizlikler, sermaye ve insan hareketlerinde hızlanma, kırsallığın (ya da kırsallıktan yeni kopuşun) göçebe/geçici davranışları ile, metropolitenliğin hızla kazanmak için acımasızca tüketme davranışları, çevre sorunları, bilgi akışkanlığı, teknoloji ve malzeme çeşitliliği, bireyselleşme, uzmanlaşma… İlk aklıma gelenler. Ayrıca, kalabalıklaşma olgusu göz önüne alındığında; mimarlara ve mimarlığa “ulaşılabilirlik”in de önem kazandığını düşünüyorum. Yukarıdaki olgulardan her birinin karşısındaki mimari tavır alışlar irdelenmeli. Örneğin, son dönemlerde, ben, mekan savurganlığının önemli bir sorun olduğunu görüyorum. Daha önce de söylemiştim: Türkler, son yirmi yılda, Anadolu’da önceki beşbin yılda yapılmış olduğundan daha çok yapı yaptılar. Bakınız, Sultanbeyli! bakınız, Bodrum! Çevre bilinçli, işlevsel ve malzeme kullanışı açısından dönüştürebilir, sökülebilir, esnek ve kompakt yapılar yapmanın doğru olduğunu düşünürüm. Bir gün, bu ilkelere uygun bir “boşyapı” yapmak isterim. Sorunun diğer bölümü için kısa bir yanıt: Fazla özgün olmaya çalışmak, beraberinde ciddi bir “iktidar” sorunu ve dolayısıyla bunalımı da getiriyor. Ruh sağlığımızı koruyalım. Mimarlık da eninde sonunda, dünyanın en önemli işi değil! |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|