Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Mimarlık > Profesyonel Yaşam > Mimarlar Odası

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 24-02-2005, 12:23   #1
Yönetici
 
Kayıt Tarihi: 23-07-2002
Mesaj: 966
Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nden Mimarlar Odası'na Eleştirel Yaklaşım

Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nden Mimarlar Odası'nın üst yapısına ve maddi örgütlenmesine eleştirel bir bakış açısı: "Ankara Şube Manisfestosu"

Alıntı:
“1. Mimarlar Odası hemen hemen 30 yıl süren gerilimli bir sürecin sonunda ve zaman zaman uç noktalarda cereyan eden toplumsal hayatımızın çalkantısı içinde mimarlığın bir özgürleşme kültürü olduğunun bilinci ve sezgisiyle kurulmuştur.

2. M.O. ‘kapitalizm kentinin’ yokluğunda doğmak zorunda kalmıştır. Bu durumun varlık koşullarını zayıflatmasına rağmen M.O., henüz söylenmemiş olanın ülkenin toplumsal hayatının gelişimi sürecinde ortaya çıkacağı inancıyla kurulmuştur. Mimarlık kültürünün meşruiyet sorunlarının, öncelikle kurumsal bir formun içine girmekle kavranabileceğini öngören açık uçlu bir örgütlenme anlayışını M.O. bir kuruluş ilkesi olarak kabul etmiştir.

(Meslekçi ideolojk kesimler son 15 yıldır etkin oldukları yönetimlerde mimarlık kültürünün meşruiyet sorunlarını tepkisel önlemlerle ve mahkeme koridorlarında ‘koruma’ refleksleriyle çözümlemeye çalışmışlardır.)
Devamı...
__________________
Emine Merdim offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 24-02-2005, 12:59   #2
Forum Üyesi
 
kramer'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 16-11-2002
Mesaj: 183
ankara şube'nin bu manifestosu oda örgütlenmesinin içinden çıktığı için daha da büyük bir önem taşıyor. yine bu bağlamda aydan balamir'in yeni mimar'ın son sayısında yayımlanan, UIA'daki görevinden uzaklaştırılması dolayısıyla kaleme aldığı metin de önemli. mümkünse o metnin de arkitera sayfalarında yer alması çok yararlı olacaktır. gerek ankara şube'nin çıkışı gerekse de balamir'in metni mimarlar odasının kendi kurumsal işlevini gözden geçirmesi için büyük bir fırsat sunuyor. ne var ki bunun gerçekleşebilmesi için her iki çıkışın da yalnız bırakılmaması, özellikle öteki şubelerin ve mimarlık ortamının aktörleri arasında yer alan smd...vb öteki örgütlenmelerin kendi duruşlarını ortaya koyması gerekir.
kramer offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 24-02-2005, 21:55   #3
Arkitera Üyesi
 
Murat Artu'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 66
Gönderenin Adı : HANİFİ
Gönderenin Soyadı : KARA
Gönderenin Email'i : hani_fi@mynet.com
Gönderenin Mesleği : ÖĞRENCİ
Gönderenin Mesajı : sayın hocam şu an türkiyede görünen mimarların mimarlık meslegini tam anlamıylaicra edemediğidir.buna sistemmi engel oluyor yoksa insanların para kazanma hırsı mı sebeb oluyor onu tam anlamıylaanlayamıyorum piyasada bazı mimarlarla görüşüyorum kendilerine para kazandıracak mimarların gerek oldugu söylüyorlar.ben bir mimaradayı olarak insanlara kaliteli bir hizmet sunmak istiyorum ama piyasadabunu nasıl gerçekleştirecegimi bilemiyorum. bizlerde sistemin kurbanı olackmıyız diye düşünüyorum. sayın hocam biz gelecegin mimarlarına ne gibi önerileriniz var. teşekkürler.


Sn. Hanifi Kara,

Bildiğiniz gibi Mimarlık, diğer sanat dallarından farklı olarak, sipariş üzerine üretim yapan bir meslek dalıdır.
Bu nedenle mimarlık yapmak adına, mimari bir faaliyette bulunabilmeniz için önce bir iş almanız gereklidir.
Türkiye'de iş verme yöntemi sadece tek bir parametreyi; "Fiyat"ı esas almaktadır. Bir başka deyişle;
En ucuzu en doğru kabul eden bir eleme rejimi vardır. En ucuzları yaşatan ve ayakta bırakan bir model.

Batı ülkelerinin hiçbirinde görülmeyen bu model, ülkemizdeki mimarlık rejimini, gündelik, güçsüz ve kurumsallaşamaz
bir yapıya taşımıştır. En ucuz olan doktorlar,avukatlar, vs yaşatıldığı bir rejimde dünya ile nasıl rekabet edebileceğinizi
düşünün. Kalite arka planda kaldıkça hizmet sektörünün yaşaması imkansızlaşır ve hizmet sektörü ticarileşir.

Bir mimarın kalite adına en verimli olduğu yaşlar 60'lı yıllarıdır, Çünkü mesleğimiz, deneyim, görgü, emek üzerine birikim
oluşturmakta olan, uygulamalı bir disiplindir. Batı'daki ofisler bunun tipik bir kanıtıdır. Oysa, ülkemizde 60'lı yaşların
üzerinde ofisini sürdüren mimar nerede ise kalmamakta ve ülkemizin mimari birikimi yokolmaktadır.

Gelelim, sorunuzun cevabına;

60 yaşına gelmiş, 40 sene mesleğini uygulamış, ofisi, düzeni, parası, referansları olan ismi duyulmuş mimarlar bu işi bırakıyorlarsa,
Yeni başlayan meslekdaşlarımız ne yapsınlar? Bırakacağınız bir işe başlarken ne yapılır,
yada bırakacağınız bir işe başlarmısınız bilmiyorum.

Size tavsiyem bu sorunuzu Mimar değil, Gazeteci olan Mim. Odası Başkanı Sn. Oktay Ekinci'ye sormanızdır.
O biliyordur.

Saygılarımla
Murat Artu
Murat Artu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 25-02-2005, 00:27   #4
Arkitera Üyesi
 
Murat Artu'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 66
İnsanları mimarlardan korumak

Ankara Mimarlar Odası Şube'sinin manifestosunu okudum.
Bir gazeteci olan oda başkanımıza karşı olan bu haklı başkaldırıyı
tebessüm ve takdirle karşılarken, bir noktaya dikkatini çekmek isterim.
Manifestoda mimarlığa dair tek bir önerme ve amaç yokken mimarlığı nitelikli
bir modelde üretmenin aracı olan oda'nın adeta bir amaç olarak ortaya
konulduğu gözleniyor. Bu çerçevede ODA'nın varlığı ve toplumsal yaklaşımı
mimarlık mesleğinden bağımsızlaşıyor ve topluma eğitim veren bir başöğretmene
dönüşüyor.

Doğrudur, ve böyledir. Mimarlar odası yıllardır bu misyonu üstlenmiş, hayatını
böyle kazanan ve kendileri ile gurur duyan odacılarla doludur. Geçici olması gereken
özveriye dayalı bu görev ülkemizde profesyonel bir mesleğe dönüşmüştür.
Bu meslegin kreşendosu, bir İmparator edası ile Rusya'ya yürüyüşe geçince,
onu durdurmaya çalışmak, Hitler ve Napolyonun generalleri tarafından da
yapılmıştır.

On Maddelik bir manifestonun karmaşık yapısını bir yana koyarak, bir mimarlık
örgütünün birinci amacının ne olması gerektiğini açıklıyayım;

İnsanları mimarlardan korumak,
Yani, Mimarlık yapma yetkisini almış olan insanların bu yetkiyi ticari ve ahlaksızca
(Unethical) kullanmasına engel olmak.( Doktorlar gözönüne getirilebilinir.)
Zira bunun aksi halinde ticariler, meslek adamları ile birlikte mesleğimizi yoketmeye
götürecek ve kötü iyiyi yenecektir. ( Akdeniz'deki uçak, gemi, tema otelleri gözönüne
getirilebilinir.)

İçinde bulunduğumuz durum şu an tam olarak budur. Meslek adamları yok olmaktadır ama,
manifestoda da görüldüğü gibi konumuz meslek değil meslek odasıdır.

Mesleğinizde başarılar dileği ile.............

Sevgiler,
Murat ARTU
Murat Artu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 01-03-2005, 10:52   #5
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 195
Aydan Balamir'in Yeni Mimar'da çıkan yazısı

Aydan Balamir'in Yeni Mimar'da çıkan yazısı

Alıntı:
Mimarlar Odası MYK Başkanlığı’na

İlgi: 01-09/2332 sayılı ‘görevden alma’ yazınız

UIA-2005 Kongresi Bilim Komitesi sekreterliği ile Komite üyeliği görevlerimden alındığımı bildiren MYK kararı, 21 Aralık tarihinde iletildi. Kongre Başkanı Suha Özkan’ın 3 Ocak 2005 tarihli istifa mektubu nedeniyle, ilgili belgeleri derlemeyi beklemeden, notlarımı toparlamanın doğru olacağını düşündüm. Oda resmi dökümanlarının doğru üretilmesi gereğiyle, karar metninin yanlış bulduğum yönlerini dikkatinize sunuyorum:

1. Görevden alma yazısı, öncelikle biçim olarak yanlıştır. Karar, Mimarlar Odası’nın yerleşik usullerine uymayan bir şekilde, tek yanlı bilgiler dikkate alınarak verilmiştir. Kimlerin şikayet sahibi olduğu ve sorunun MYK’ya ne şekilde aktarıldığını bilmediğim gibi, iddialar hakkında görüşümün alınmasına da gerek duyulmamıştır. Konuya yabancı olan MYK üyelerine yeterli bilgi/belge sunulmadan, “kanaat oluştuğu” söylenmektedir. MYK’nın UIA 2005 organizasyonunda da görevli iki üyesinin (Necip Mutlu ve Fatih Söyler) anlatıları üzerine karar verilmiş olduğunu varsayıyorum. Bu durumda Mutlu ve Söyler’in, deyim yerindeyse ‘hem savcı hem yargıç’ konumunda oluşları, ve 50 yıllık çalışma geleneği olan bir kurumda kişilik haklarını ilgilendiren kararların “kanaat” yoluyla alınabiliyor oluşu, şaşırtıcı ve üzücüdür.

2. Tarihi belirtilmemiş bir MYK toplantısında alınmış kararın asgari nezaket ölçüleri dışında bir tarzda iletilme biçimi ve zamanlaması, konunun bir diğer yönüdür. Komite sekreterliğinden uzun zamandır ayrılma isteğim herkesçe bilinmekte idi; yeni isim arayışımız yaz aylarında başlamış, ve İTÜ Mimarlık Bölümü’nden değerli meslektaşım Belkıs Uluoğlu ile Ekim başından bu yana işleri paylaşmamla, yeni bir aşamaya girmişti. Haziran’dan Kasım sonuna kadar fasılalarla devam eden, özet sahipleriyle defalarca mektuplaşmalar sonucunda biriken binlerce yazışma, görevden ayrılmaya olanak tanımadı. Fakültelerde oluşturulan hakem listeleri konulara göre düzenlenip, bildiri özetleri Aralık başında hakemlere dağıtılmak üzere hazır edildiği sırada, UIA 2005 ofisinde bir ‘operasyon’ düzenlenerek, kongre dökümanları usulsüz olarak yüklenici firmaya aktarılmış bulunuyor. (Bkz. 3. b ve d maddeleri.) Bu sırada bir haftalığına yurt dışında idim, ve Suha Özkan’dan telefonla edindiğim özet bilgi üzerine, görevi Uluoğlu’na devretme umudumu dile getirdim. Dönüşümde, 18 Aralık’taki Bilim Komitesi toplantısı için İstanbul’a gittim. Belkıs Uluoğlu devam etmeye istekli değildi. Elimizdeki son yazışmaları 19 ve 20 Aralık tarihlerinde yardımcımız Barış Onay’a aktarıp, görevi bırakışımız konusunda Bilim Komitesi Başkanı Doğan Kuban’ı aradık. MYK’nın Deniz İncedayı’yı görevlendirmiş olduğunu böylece öğrenebildik. Ertesi gün Bilim Komitesi üyelerine, sekreterya görevini İncedayı’nın sürdüreceğini bildiren notumu yazdım; aynı gün MYK’dan gelen yazı ise, aslında İncedayı’nın komite üyeliğine, Onay’ınsa sekreteryaya atandığını bildiriyordu. Bir aya varan bir süre zarfında sessiz kalınarak elimizdeki işleri bitirmemizin beklenmesi, şikayet sahiplerinin içtenliksiz davranışına olduğu kadar, meslektaşları hakkında isabetsiz endişelerine de işaret etmektedir.

3. Görevden alma yazısı, içerik olarak muğlak, eksik ve yanlış saptamalara dayalı olup, şahsıma yönelik iddiaların ayrı ayrı düzeltilmeye ihtiyacı vardır:

a. “Kongrenin sağlıklı ve başarılı şekilde sonuçlanmasını olumsuz yönde etkileyecek önem ve büyüklükte iş ortamı uyumsuzluklarının yaşanmasına neden olan” ifadesindeki “uyumsuzluklar” ile kastedilen, UIA-2005 hazırlıklarına yönelik açık eleştirilerimin yarattığı rahatsızlık olsa gerektir. Eleştirilerim büyük ölçüde yüklenici firmanın icraatına, kısmen de Organizasyon Komitesindeki profesyonel kadronun performansı, iletişim kurma ve karar verme biçimlerine yöneliktir. Söz konusu eleştirilerin Oda çıkarlarını ve kongrenin başarısını gözetir mahiyette olup olmadığı, kongre hazırlıkları süresince biriken yazışma külliyatına bakılarak anlaşılabilir. Bakılmasını kolaylaştırmak için, arşivimdeki UIA yazışmalarını baştan aşağıya tarayarak, düzenli bir seçki oluşturmaktayım.

b. “Çalışmalarda kişisel tercihlerini kurumsal tercihlerin üzerinde tutarak ürün alınmasında aksaklıklara ve gecikmelere neden olan” şeklindeki iddiayı kabullenmem söz konusu değildir.
(i) Görev sürem içinde Oda’yı temsil edecek kalibrede iş yapılması için hangi konularda ısrarlı ‘nitelik tercihlerim’ olduğunu, gecikmelere ve kaynak israfına yol açan isabetsiz kararlara ve firma çıkarlarına uygun kimi tercihlere direnişlerimi, ilgili yazışmalardan izlemek olasıdır.
(ii) ‘Kişisel tercihler’ konusunun açık şekilde ifadesine yardımcı olmak üzere, bilgilerinize sunayım: Bildiri değerlendirilme sürecinin, ‘online işletim programı’ kullanılarak yüklenici firmanın yan kuruluşu tarafından yürütülmesi için bana yoğun baskı yapılmıştır. Önerilen program, Kongre’nin tematik yapısına ve belirlenmiş hakemler grubunun özelliklerine uygun değildi; sürecin yarı manuel bir sistemle ve mesleğin içinden, güvendiğim bir ekiple birlikte yönetimi için, bu hizmetin Kongre web sayfasını ve özetlerin toplanmasını zaten yürütmekte olan ARKİTERA’dan alınmasını istedim. Bu isteğe karşı çıkılmayıp, kaçamak yanıtlarla konu aylarca sürüncemede bırakıldı –usulsüz bir ‘operasyon’ ile iş firmaya aktarılana kadar.
(iii) Aralık 2003-Mayıs 2004 tarihleri arasında Arkitera’yla birlikte, Web üzerinden uluslararası bir logo yarışmasının yönetimini gönüllü olarak üstlenmiştim. UIA 2005 için yapılmış bu en kapsamlı kampanya, yüklenici firmanın en ufak bir katkısı olmadan, kendi kaynağını yaratarak başarıyla tamamlandı. Dolayısıyla, Arkitera ile çalışma isteğim keyfi bir ‘kişisel tercih’ olmayıp, disiplinli, uyumlu ve kavrayışı geniş bir ekibe duyduğum güvene karşılık, yüklenici firma kadrosunda gözleyebildiğim sistematik yetersizlik ve presizyon eksikliği nedeniyledir.
(iv) MYK’nın beni şu konularda aydınlatmasını beklerim: Sorumluluğu bana verilmiş bir işte kiminle çalışmanın daha verimli ve işin doğasına uygun olacağını ifade etmemden daha normal ne olabilir? Firma yöneticileri ile Oda profesyonellerine tanınan tercih hakkının Kongre için gönüllü hizmet verenlere tanınmayacağı yönünde bir içtihat mı vardır? Firmanın, birlikte çalışmam için bana baskı yapılan yan kuruluşu, ne bakımdan “kurumsal tercih” sayılmaktadır? Hiçbir organik bağım bulunmayan Arkitera’yı liyakat temelinde destekleyişim nedeniyle, beni töhmet altında bırakmaya kimin hakkı vardır?
(v) Yazıda geçen “ürün alınmasında aksaklık ve gecikmeler” teşhisi de tamamen isabetsizdir. Hakemlik sürecinde bir gecikme varsa, nedenleri Bilim Komitesi’nin bilgisi dışında iş kotarılmasında aranmalıdır. Yaşanan diğer kronik aksaklık ve gecikmeleri kavramak içinse, Suha Özkan’ın 28 Nisan’daki ilk istifasının gerekçeleri başta olmak üzere, çeşitli yazışmalara bakılabilir. Sorumluluk sınırlarım içinde bir konu aranır ise, yalnızca 2. Bülten’in hazırlığı sırasında yaşananların dökümü, güvenilir bir belgedir. (Eleştirilerim karşısındaki rahatsızlığın, bu dökümden sonra kesifleşmiş olması tesadüf değildir.)

c. “Kongre çalışmalarına ilişkin kişisel yorum ve düşüncelerini Kongre ve Oda kurullarının onayı olmaksızın doğrudan UIA Genel Merkezi'ne iletip UIA yönetiminde Kongre çalışmalarının gidişatı hakkında endişe yaratmaya yönelik girişimde bulunan” iddiasıyla ilgili olarak:
(i) Burda kastedilen, 2. Bülten’in editoryal işlerini paylaştığım UIA görevlisi Patricia Menuer ile 29 Kasım tarihli yazışmamız olsa gerektir.
(ii) Söz konusu yazışmada “kişisel yorum ve düşüncelerim” yer almamıştır. Matbaaya verilmek üzere bülteni son kontrolümden (7 Eylül) tam 79 gün sonra, Paris’teki UIA ofisine Rusca bülten teslimatı üzerine gelen (bana cc’li) hayret mektubuna verdiğim yanıt, konunun editoryal takvimine ilişkin kısa bir bilgi notudur.
(iii) “UIA yönetiminde endişe yaratmaya yönelik girişim” şeklinde, espiyonaj ihbarı gibi konu edilen yazışma gizli-kapaklı olmayıp, Fatih Söyler ve Sena Altundağ’a cc yapılmış, ve son Bilim Komitesi raporuna da eklenmiştir.
(iv) Aksaklık ve gecikmeler, özet teslim tarihinden 13 gün sonra Rusca gelebilen bültenlere bakılarak, UIA-Paris ofisinden yeterince algılanıyor olmalıdır; bunun için benim tefsirime ihtiyaç yoktur.
(v) İş gereği sürekli yazıştığım birinden gelen, ve hazırlanmasından sorumlu olduğum ürünün, firma tarafından gecikmeli ve yanlış dağıtımı ile ilgili bir mektubu yanıtlamak için “Kongre ve Oda Kurullarının onayını” almam gerektiğini bilemedim. Bunlar hangi kurullardır hala bilmiyor, ve Oda’da hüküm süren rejimi adlandırmakta zorlanıyorum.
(vi) Firmanın ihmalleri ve isabetsiz personel seçiminden kaynaklanan aksaklık ve gecikmelerin ‘devlet sırrı’ anlayışıyla saklanması; ve ihmali bulunanların korunup görevini yapanların cezalandırılması, Mimarlar Odası’nın tarzı olamaz.
(vii) “Kongre çalışmalarının gidişatı hakkında endişe” duyulması, söz konusu yazışmadan tamamen bağımsızdır. Geçtiğimiz haftalarda bizzat Mimarlar Odası Başkanı Oktay Ekinci, endişelerini meslek topluluğuna yazılı olarak duyurdu. UIA kanadındaki endişeler ise Konsey toplantılarında ve Oda’ya fax’lanan mesajlarda epeydir dile gelmektedir. Bütün bu endişelerin kaynağı, Patricia’ya 29 Kasım’da yazdığım “tercümeler geç geldi, tasarımcı da çok yoğun” mesajı olabilir mi? Neden-sonuç ilişkisi geriye dönük olarak ve “kelebek kanadı etkisi” ile mi açıklanmaktadır?

d. “... ve bu girişimi ile çalışma arkadaşları üzerinde güven sorunu yaşanmasına neden olan” iddiasında “çalışma arkadaşları” olarak tanımlananlar, duydukları güvensizliği önce benimle tartışmak yerine, konuyu doğrudan MYK’ya mı şikayet etmişlerdir? Bana yöneltilmiş tek bir soru olmaksızın, bulunmadığım bir ortamda suni bir güven buhranı yaratılmış olduğunu gayet iyi anlıyorum. UIA ile yazışmanın bütünü değil parçaları üzerinden spekülasyon yapılmış olduğunu da sonradan, yazışmanın tümünü Suha Özkan’a yollamam sonucunda anlayabildim. Yazışmanın bölümleri üzerinden, muazzam bir ‘güven sorunu’ doğmuş olabileceğini bir an için varsayalım. Böyle bir durumda MYK’nın görevi, bizzat “Oda yetkili kurulları” tarafından bana teslim edilmiş bir işe usulsüz bir şekilde el konulmasına destek vermek mi olmalıdır? Ciddi bir güvensizlik ortamı oluşturan esas konu, özetle şudur:
(i) Bilim Komitesi’nin sorumluluğundaki bildiri değerlendirme (hakemlik) süreci, bulunmadığım bir toplantıda, telefonla haber verme gereği dahi duyulmadan, Organizasyon Komitesi tarafından durdurularak firma isteğine uygun biçimde değiştirilmiştir.
(ii) Belkıs Uluoğlu ile birlikte titizlikle yürütmekte olduğumuz hakemlik sürecinin tüm verileri, bize yardımcı olmak üzere işe alınmış Barış Onay’dan usulsüz bir şekilde teslim alınarak, haberimiz olmadan, ve son teslimler işlenip kontrolleri yapılamadan, yüklenici firmanın yan kuruluşuna aktarılmıştır.
(iii) Böylece, çok sıkışık bir takvime göre planlanıp uygulamaya konmuş bir sürecin yöntem bütünlüğü ve ince ayarları yokedilmiş, takvimde gecikmelere ve değerlendirmede sağlıksız verilere yol açacak bir sisteme geçilmiştir.
(iv) Burada söz konusu olan, yüzlerce bildiri sahibinin Türkiye Mimarlar Odası’na ve ismi açıklanmış Bilim Komitesi ve sekreteryasına güvenerek yolladığı kişisel dökümanlarıdır.
Arkitera Editor offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 01-03-2005, 11:11   #6
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 195
Yazının devamı...

Yazının devamı...

Alıntı:
Sayın MYK üyeleri;

Kongre dökümanlarına bu şekilde el konulması, nasıl bir güven anlayışıyla gerçekleşmiştir? Bu operasyonu –ya da yetki ve sorumluluğun bu ölçekte aşıldığı herhangi bir korsan davranışı– uygun bulmakta mısınız? Operasyon sırasında yurt dışında idim; Belkıs Uluoğlu ise Taşkışla’da, UIA ofisinin bir üst katında idi. Uluoğlu’nun konuyu farkedip etik açıdan uyarısı üzerine, kendisine “bu konuyu sizinle tartışmıyorum” şeklinde hitap ederek, süreç içindeki varlığını ve emeğini yok saymış bulunan idari-mali yöneticiniz Şefik Onat’a, bu cüreti nereden aldığını sormanız gerekir. “Kanaat” oluşturmak yerine konuyu araştırınız.

Kongre’nin idari-mali yönetimi ile yüklenici firması hakkında uğramış olduğum güven erozyonu, tanık olduğum yanıltıcı bilgi ve belge verme eğilimleri nedeniyledir. Organizasyon Komitesi üyelerinin de bildikleri yalnızca birkaç örneği, güven ihlalleri hakkında fikir oluşturması için yazıyorum:
(i) 2003 sonunda birlikte çalışılan grafik tasarımcının işi bırakma nedenine ilişkin mafsallı bir ‘hikaye’ üretildiği sırada, tasarımcı henüz işi bırakmış olduğunu dahi bilmiyordu.
(ii) Tasarımcının konuyu yalanlamasından aylar sonra, yeni bir tasarımcı başkasına ait bir portfolyo ile lanse edildi. Tasarımcının Komite’ye sunulan portfolyonun sahibi olmadığı farkedilene kadar aylar boşa geçmiş, sonunda Kongre’nin grafik işleri, işi zaten başından aşkın olan, Oda’nın kadrolu grafikerine yıkılmıştır. (Çünkü bir mimarlık kongresinin bütçesinde, çiçek giderleri için 55,000 dolar tahsis edilmişken, tasarım hizmetleri için yalnızca 5,000 dolar ayrılmıştı!)
(iii) Tanık olduğum ve tepki gösterdiğim son yanıltıcı belge, 5 dilde binlerce adet basılmış olan 2. Bülten’in dağıtım listesidir. Bülten dağıtımının reel sayısı ve gerçek gönderim belgeleri güvenilir olmayıp, bu konuda kuşkuları bulunan başkaları da vardır. Ancak, “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışıyla, kuşkular dile getirilmemektedir. Sorunları açıkça dile getiren birinin MYK’ya sevkedilerek cezalandırılışı, bir nevi ‘susturma’ girişimi olmanın yanısıra, bundan sonrası için gözdağı mesajı da taşımaktadır.

Sayın MYK üyeleri;

Kararınız, “özverili çalışmalarıyla UIA 2005 Kongresi hazırlıklarında bugüne kadar son derece değerli katkıları olduğu halde” şeklinde başlayıp, yukarda sayılan nedenlerle Komite sekreterliği yanısıra üyeliğinden de azledilmemle son buluyor. UIA tarafından bugüne kadar endişe ve eleştiri konusu edilmemiş belki de tek iş kalemi olan, ve her fırsatta övgüyle anılmış Bilim Komitesi çalışmalarını yürütüşümde bir eksiklik mi gözlediniz? Böyle bir karar Bilim Komitesi’nin eski ve yeni başkanlarına, yerli ve yabancı üyelerine danışmaksızın, Organizasyon Komitesi’nden gelen gizli bir şikayet üzerine alınabilir mi? Karar, MYK’nın yetkisi sınırlarında, yani ‘yasal’ olabilir. ‘Meşru’ olup olmadığı ise ayrı bir konudur; buna siz karar verin, ve beni ikna edin! Gücünü meslek etiğinden ve liyakat temelindeki ilişkilerden alması beklenen bir meslek kuruluşunun ‘seçilmiş temsilcileri’ olarak, hakkımda soruşturma açabilir, beni Onur Kurulu’na verebilirsiniz. Ama görevimi ihmal etmiş olduğum izlenimini yaratmaya hiçbir şekilde hakkınız yoktur!

Karar, bir zamanlar Koruma Kurulları’nda sıkça rastlanan görevden almaları akla getiriyor. Bu kararlara Mimarlar Odası sert tepki gösterir, ‘kınama’ metinleri birbirini izler idi. Şimdilerde ise Oda, eleştirdiği makamlar gibi “herşeye muktedir” olduğunu keşfedip, muhalif kimliğinden olduğu kadar, ‘demokratik kitle örgütü’ ya da ‘sivil toplum kuruluşu’ tanımlarının gereklerinden de uzaklaşabiliyor. UIA-2005 çalışmalarında sıkça gözlediğim Kafkaesk bürokrasi, koşullara teslimiyet, ve hiçbir şekilde saydam olamama halini “devlet-şirket karması yapı” olarak niteleyişim, tekrar kayıtlara geçsin. Günümüzde özlemler, böylesi otoriter ve manipülatif yönetim biçimlerine değildir.

Son olarak, MYK karar metninde yer alan yeni atamalar, konuyu meslektaş hukukuna olduğu kadar, akademik etik alanına da taşımaktadır. Kongre akademik içeriğine ilişkin resmi dökümanlar (raporlar, duyurular, yazışmalar) ile tema metinlerinin üretilmesinde, ve kongreye katılım biçimleri ile değerlendirme sisteminin kurulmasında (Kongre Başkanı ile birlikte) belirleyici konumda olmak, kongreye ‘emek’ sarfetmiş olmaktan farklı bir roldür. Bu konumda olan birinin tasfiye edilmesi, ortaya konan ürünün ister istemez, süreçte hiç yer almamış kişilere de ‘maledilmesine’ yol açar. Bu durum, ne mesleki ne akademik ölçülerle yasal ve etik bulunamaz. Bu kararla birdenbire, kongrenin akademik içeriğinde hiçbir payım yokmuş konumuna indirgenişimin mesleki ortamdaki karşılığını kavramak için, müelliflik hakları ile analoji kurunuz: Projeyi tamamlayıp ortaya koyuyorsunuz; ilgili bir müdürlük, işveren, ya da yönetim kurulu, tam uygulama öncesinde size “katkılarınız için teşekkür” edip projeden adınızı siliyor! Mesleki ve akademik ortamlarda bu, zihinsel mülkiyetin gaspı anlamına gelir, ve türleri hakkında hala yeterince bilincin gelişmemiş olduğu ‘intihal’ sınırlarına dayanır. Burada söz konusu olan, eldeki kongre dökümanlarını bundan sonra kullanmama yoluna giderek telafi edilebilecek, noktasal bir mesele değildir. Kongre temasıyla sıkı bağıntılı, hatta kimisi doğrudan tema metinlerine referansla üretilmiş olduğunu sevinerek gözlediğim bildirilere kadar sinmiş bir tematik içerikten söz ediyorum. Bu durumda, kongre üretiminde yaygın izleri bulunan katkımın ne şekilde korunacağını bilmek istiyorum. Ayrıca, bildiri değerlendirme sürecinde doğabilecek aksaklıkların görevden uzaklaştırılmış kişilere kolayca yüklenebilme olasılığı karşısında, kurumsal desteğe de ihtiyacım var.

UIA 2005 çalışmalarının “karşılıklı saygı, sevgi ve tam bir ekip ruhu ile sürdürülmesi kararlılığı içinde” verildiği belirtilen karar, bu önerme ile tamamen çelişmektedir. Karar metninin, iddia edildiği gibi “saygı temelinde” tashihi amacıyla, benim de bulunduğum bir MYK toplantısında, yeniden müzakere edilmesi talebimi arzediyorum.

Saygılarımla,

Aydan Balamir
4 Ocak 2005
(Web için kısaltma ve redaksiyon 25 Şubat 2005)
Arkitera Editor offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 05-03-2005, 19:43   #7
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 02-10-2003
Mesaj: 9
Kurucu İrade Ortaya Çikmalidir

Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından yayınlanan manifesto tarihsel bakımdan bir durum tespitini yaparken yöneliş açısından da genel bir çıkış yolunun aranmasını mimarlık ortamına çağrı olarak gerçekleştirmek istemektedir.

Manifestoda ele alınan konu başlıkları özellikle son dönem yaşananlardan ve asıl olarak MYK çalışma anlayışından duyulan sıkıntıları ifade etmektedir.

Kendi tarihi içinde kökleşmiş, bu yüzden kurum haline gelmiş sosyal-siyasal yapıların günümüzde (ya da değişen dünya düzeni ile birlikte son on yıldır...) çok ciddi temsiliyet krizleri yaşadığını kabul etmemiz gerekir. Bütün yapılar değişen yeni dünyada kendilerini var eden koşulların dışına doğru düşmekte, daha önce kurdukları ve hayat içinde sahici karşılıkları olan ilişkilerden başka bir yere doğru sürüklenmekte, kendilerini bugün için etkili bir şekilde ifade edbilecekleri mesleki-politik araçları geliştirememektedirler.
Tablo olumsuzlandıkça kurumsallık kazanmış yapının kendi içinde örgütsel bir "muhafazakarlık" ortaya çıkmakta, geleneklere dayalı bir yönetme biçimi, özgürlükçü görünen ve her sözünün başına demokrasi istemi yerleştirenler tarafından bile uygulanmaktadır.

Kanımca Mimarlar Odası'da kendini değişen koşullarda politika yapabilecek, meslek insanlarının sorunlarını dile getirebilecek, onların ve ülkenin bu günkü koşullarında krizlerine çare bulabilecek, en azından bunun için etkili bir mücadele verbilecek yapının epeyce uzağındadır. Üstelik bu noktada; ortak aklın oluşturabileceği koşulları kavrayan bir "yeni durum" yaratma becerisi gösterilemezse dönüşsüz kopuşlar devam edecektir.

Fakat bugünden yapabileceğimiz şeyler yine de olmalıdır: Öncelikle Mimarlar Odası genel başkanların arkasındaki fon olmaktan, örgütsel yapısı da 'güçlü başkanların' ülkenin her tarafınında rahatça bulunabilmelerinin vesilesi olmaktan çıkarılmalıdır.

Ankara Şube'nin itiraz ettiği noktaları biraz daha anlamaya çalışırsak, demokratik yapıyı "etkin görüşler" çerçevesinde yönetmek olarak alan ve diğerlerini mümkün olduğunca tanımayan tasfiyeci çizginin asıl olarak bugünkü sorunların kaynağına oturduğunu görebiliriz.

Birlikte çalışma kültürü, "benim yanımda, bana göre, gösterdiğim biçimde, izin verdiğim kadar,..." değildir. Zaman zaman karmaşık konularda çoğunlukla kaçınılmaz olarak akademik ya da pratik hayattaki meslektaşların görüşüne başvurmak değildir. Ve örneğin alacağını aldıktan sonra "huzursuzluk yaratıyor..." diye görevine son vermek değildir.

Sadece kendi yaratıcılığına, kendi söylemine hayran olan ve başka görüşlerin dile getirilmesine katlanamayan iflah olmaz amatörlerin bütün örgütü taşıyabilmesi esasen mümkün değildir. Son dönem bu bakımdan olumlu sayamayacağımız deneyleri malesef biriktirmektedir.

Mimarlar Odası bu foruma katılan bir meslektaşımızın söylediği gibi artık üstte bir yerde toplumu "mimarların yapacağı fenalıklardan korumak için" var gibi görünmektedir. Yıllardır sadece korumacılıkla öne çıkarılan ve mimarlığın aynı zamanda tasarım kültürü olduğunu (sözde kabul etmek dışında...) önemsemeyen yaklaşım meyvelerini vermektedir. Meslektaşından, üyesinden kopma hali artık onun vereceği zararları sahip olduğu hukukla cezalandırma güdüsüne dönüşmektedir. Alttan alta gelişen bu tavır "meslekçiliği reddettiğini" söyleyen görüşün mesleğin pratik olarak varlığına karşı duran bir çizgiye oturmaktadır. Üstelik bu fiil "kamu yararına" yapılmaktadır.

Kavramların yerinden yurdundan edildiği bir dönemde çalışmalarıyla tarihsel süreci içselleştirmemiş sosyal-siyasal grupların kendi kavramlarını üretenmemesi sıkıntısını bir çok kesim gibi Mimarlar Odası da yaşamaktadır. 'Fedakar' ve durmadan kendilerini bir yolla kalıcılaştıran kadrolar, sabitleştirdikleri kabullerini inatla sürdürmekte, herkesi ve her kesimi rahatça eleştirirlerken günün birinde (örneğin UIA Vadi Tasarım Yarışması Projesinin uygulatılmaması girişimi sırasında yaşananlar gibi...) es kaza kendileri, kişisel mimari anlayışları ile eleştirilince fena halde bozulmakta, konuyu aşırı bir alınganlık sınırında neredeyse kendilerine bazı kişilerin ihanet ettiği piskozuna kadar getirmektedirler.

Bu kadar da olmaz ! (Mimarlar Odası'nda bu kadarı da olmamalıydı)

Şimdi Ankara Şubesi manifestosu ile bir çok konuyu yeniden değerlendirmek için bir perde daha önümüze açılmış gibi görünüyor.

Dar kadro hareketine karşı çıkmak elbette başka dar koalisyonlara yönelmek anlamı da taşımamalıdır. Bir çalışma biçimini kutsama girişiminden başka bir kutsamaya geçilmemelidir. Ortamın demokratik bir açılım yaşaması ve farklılıkların bütün farklarıyla var kabul edildiği, herkesin kendini bulunduğu ortamda bilgi ve becerisiyle eşlediği, kimsenin +1 den başlamadığı bir düzen mutlaka kurulmalıdır. Üstelik bu meseleler üzerine yorum ve düşünce aşlışverilerinin meslektaşlar tarafından yoğun bir şekilde yapılması, yeni aklın-düşüncenin kendi yaratıcılığı ve alternatiflerini sunmasıyla ancak sorunlara çözüm eşiği bulunabilir. Burada açık söyleyelim ki haklı olmak kadar çok olunması gerekir. Çok haklı olmak sanırım yetmez...

Mimarlık ve ülkemiz mimarları yaşamsal krizlerini aşabilmiş değiller. Bunca sorunun içinde değer verdiğimiz (değer vermek ve kazandırmak için çabaladığımız) mesleki yapılarımız hayattan kopamaz, etkili sunucuların eline terk edilemez. Mimarlık kültürü ve onun taşıyıcıları, tasarımcılar, uygulamacılar, eğiticiler, yapıcılar, ... kendi ontolojik durumlarını sahiden gözden geçirmek, kendileri ve meslekleri için KURUCU irade haline gelmek zorundadırlar.

Çok geç olmadan. Uzak olmayan bir gelecekte.

Sevgilerimle

Hasan Kıvırcık

En son Hasan KIVIRCIK tarafından düzenlendi : 06-03-2005 01:11.
Hasan KIVIRCIK offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 13-03-2005, 19:53   #8
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 18-02-2003
Mesaj: 5
korumacilik üzerine bir 'ince ayar'

Izninizle bir noktaya dikkat çekmek isterim:

Bütün bu kavgalara, tartışmalara korumacılık kavramını alet etmemek gerektiğini hatırlamalıyız.

Kesinlikle şu anki yönetimi ve başkanı savunmak için yazmıyorum bunu. Hatta tam tersine, karşı görüşlere saygı göstererek birlikte çalışabilme kültürü adına bu yönetimin doğru olmayan uygulamalarının eleştirilerinin sağlıklı yapılabilmesi, hedefini şaşırıp özde ‘masum’ kavramlara karşı bir saldırıya dönüşmemesi için; ayrıca koruma misyonunun, sanki içine düşüyormuş gibi yansıdığı bir ‘tekel’ altına girmemesi için yazıyorum.

(Mesela açık mektubu yazan Aydan Balamir’in de bir koruma kurulu üyesi olduğunu, bu sıfatıyla da sağduyulu kararlar verdiğine kendi tanıklığıma dayanarak söyleyebilirim.)

Türkiye gibi kültür mirası dünyanın en, ama en zengin ve önemli birikimlerinden birine sahip bir ülkede, korumacılığı kucaklamamak tam bir basiretsizlik olur. Bunu, geleceği yaratıcı bir biçimde tasarlamaya engel olmadan yapmak da mümkündür. Hatta mevcut mimari miras stoğu içerisinde yaratıcı tasarım yapmak gibi daha ilginç bir ‘challenge’ da bulunmaktadır; gizli nimeti görmek lazım belki. Italya’ya, Ispanya’ya bakıp bunun harika örneklerini görmek mümkün. Ayrıca ülkemizde herhalde mevcut mimari miras alanları dışında da yeni tasarımlar yapacak alanlar olsa gerek…

Anladığım kadarıyla, korumacılık meselesinin demokratik yönetim tartışmalarının arasına girmesinin nedeni, başkanlığın itiraz ettiği kongre vadisi yarışma birincisi tasarımın, vadiye konan vinçler içermesi. Korumacılık alanında çalışan biri olarak şahsi izlenimim, bunun ‘tamamlanmamış inşa süreci’ ve ‘sürekli değişim içinde olan şehir’ gibi ilginç çağrışımlar yapan, karakter sahibi bir tasarım olduğudur. Ayrıca, konuyu açtığım bir hocamın dediği gibi, bu tartışmaları, vinçler eskiyi yıkıp üstüne yenisini yapmayı mı temsil eder, yoksa etmez mi, sorularını insanların gündemine getririği için baştan puan almış sayılır…

Bu konuyu daha fazla uzatmadan ve hakikaten de ‘hedefi şaşırtıp sulandırmadan’ sonlandırayım. Sadece gerekli gördüğüm ‘ince ayar’ yapma görevini yerine getireyim dedim. Teşekkürler.
__________________
egemege
egemege offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. şu anda saat 16:23.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177