![]() |
|
|||||||
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#1 | |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 23-07-2002
Mesaj: 966
|
Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nden Mimarlar Odası'na Eleştirel Yaklaşım
Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nden Mimarlar Odası'nın üst yapısına ve maddi örgütlenmesine eleştirel bir bakış açısı: "Ankara Şube Manisfestosu"
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 16-11-2002
Mesaj: 183
|
ankara şube'nin bu manifestosu oda örgütlenmesinin içinden çıktığı için daha da büyük bir önem taşıyor. yine bu bağlamda aydan balamir'in yeni mimar'ın son sayısında yayımlanan, UIA'daki görevinden uzaklaştırılması dolayısıyla kaleme aldığı metin de önemli. mümkünse o metnin de arkitera sayfalarında yer alması çok yararlı olacaktır. gerek ankara şube'nin çıkışı gerekse de balamir'in metni mimarlar odasının kendi kurumsal işlevini gözden geçirmesi için büyük bir fırsat sunuyor. ne var ki bunun gerçekleşebilmesi için her iki çıkışın da yalnız bırakılmaması, özellikle öteki şubelerin ve mimarlık ortamının aktörleri arasında yer alan smd...vb öteki örgütlenmelerin kendi duruşlarını ortaya koyması gerekir.
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 66
|
Gönderenin Adı : HANİFİ
Gönderenin Soyadı : KARA Gönderenin Email'i : hani_fi@mynet.com Gönderenin Mesleği : ÖĞRENCİ Gönderenin Mesajı : sayın hocam şu an türkiyede görünen mimarların mimarlık meslegini tam anlamıylaicra edemediğidir.buna sistemmi engel oluyor yoksa insanların para kazanma hırsı mı sebeb oluyor onu tam anlamıylaanlayamıyorum piyasada bazı mimarlarla görüşüyorum kendilerine para kazandıracak mimarların gerek oldugu söylüyorlar.ben bir mimaradayı olarak insanlara kaliteli bir hizmet sunmak istiyorum ama piyasadabunu nasıl gerçekleştirecegimi bilemiyorum. bizlerde sistemin kurbanı olackmıyız diye düşünüyorum. sayın hocam biz gelecegin mimarlarına ne gibi önerileriniz var. teşekkürler. Sn. Hanifi Kara, Bildiğiniz gibi Mimarlık, diğer sanat dallarından farklı olarak, sipariş üzerine üretim yapan bir meslek dalıdır. Bu nedenle mimarlık yapmak adına, mimari bir faaliyette bulunabilmeniz için önce bir iş almanız gereklidir. Türkiye'de iş verme yöntemi sadece tek bir parametreyi; "Fiyat"ı esas almaktadır. Bir başka deyişle; En ucuzu en doğru kabul eden bir eleme rejimi vardır. En ucuzları yaşatan ve ayakta bırakan bir model. Batı ülkelerinin hiçbirinde görülmeyen bu model, ülkemizdeki mimarlık rejimini, gündelik, güçsüz ve kurumsallaşamaz bir yapıya taşımıştır. En ucuz olan doktorlar,avukatlar, vs yaşatıldığı bir rejimde dünya ile nasıl rekabet edebileceğinizi düşünün. Kalite arka planda kaldıkça hizmet sektörünün yaşaması imkansızlaşır ve hizmet sektörü ticarileşir. Bir mimarın kalite adına en verimli olduğu yaşlar 60'lı yıllarıdır, Çünkü mesleğimiz, deneyim, görgü, emek üzerine birikim oluşturmakta olan, uygulamalı bir disiplindir. Batı'daki ofisler bunun tipik bir kanıtıdır. Oysa, ülkemizde 60'lı yaşların üzerinde ofisini sürdüren mimar nerede ise kalmamakta ve ülkemizin mimari birikimi yokolmaktadır. Gelelim, sorunuzun cevabına; 60 yaşına gelmiş, 40 sene mesleğini uygulamış, ofisi, düzeni, parası, referansları olan ismi duyulmuş mimarlar bu işi bırakıyorlarsa, Yeni başlayan meslekdaşlarımız ne yapsınlar? Bırakacağınız bir işe başlarken ne yapılır, yada bırakacağınız bir işe başlarmısınız bilmiyorum. Size tavsiyem bu sorunuzu Mimar değil, Gazeteci olan Mim. Odası Başkanı Sn. Oktay Ekinci'ye sormanızdır. O biliyordur. Saygılarımla Murat Artu |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 66
|
İnsanları mimarlardan korumak
Ankara Mimarlar Odası Şube'sinin manifestosunu okudum.
Bir gazeteci olan oda başkanımıza karşı olan bu haklı başkaldırıyı tebessüm ve takdirle karşılarken, bir noktaya dikkatini çekmek isterim. Manifestoda mimarlığa dair tek bir önerme ve amaç yokken mimarlığı nitelikli bir modelde üretmenin aracı olan oda'nın adeta bir amaç olarak ortaya konulduğu gözleniyor. Bu çerçevede ODA'nın varlığı ve toplumsal yaklaşımı mimarlık mesleğinden bağımsızlaşıyor ve topluma eğitim veren bir başöğretmene dönüşüyor. Doğrudur, ve böyledir. Mimarlar odası yıllardır bu misyonu üstlenmiş, hayatını böyle kazanan ve kendileri ile gurur duyan odacılarla doludur. Geçici olması gereken özveriye dayalı bu görev ülkemizde profesyonel bir mesleğe dönüşmüştür. Bu meslegin kreşendosu, bir İmparator edası ile Rusya'ya yürüyüşe geçince, onu durdurmaya çalışmak, Hitler ve Napolyonun generalleri tarafından da yapılmıştır. On Maddelik bir manifestonun karmaşık yapısını bir yana koyarak, bir mimarlık örgütünün birinci amacının ne olması gerektiğini açıklıyayım; İnsanları mimarlardan korumak, Yani, Mimarlık yapma yetkisini almış olan insanların bu yetkiyi ticari ve ahlaksızca (Unethical) kullanmasına engel olmak.( Doktorlar gözönüne getirilebilinir.) Zira bunun aksi halinde ticariler, meslek adamları ile birlikte mesleğimizi yoketmeye götürecek ve kötü iyiyi yenecektir. ( Akdeniz'deki uçak, gemi, tema otelleri gözönüne getirilebilinir.) İçinde bulunduğumuz durum şu an tam olarak budur. Meslek adamları yok olmaktadır ama, manifestoda da görüldüğü gibi konumuz meslek değil meslek odasıdır. Mesleğinizde başarılar dileği ile............. Sevgiler, Murat ARTU |
|
|
|
|
|
#5 | |
|
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 195
|
Aydan Balamir'in Yeni Mimar'da çıkan yazısı
Aydan Balamir'in Yeni Mimar'da çıkan yazısı
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#6 | |
|
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 195
|
Yazının devamı...
Yazının devamı...
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#7 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 02-10-2003
Mesaj: 9
|
Kurucu İrade Ortaya Çikmalidir
Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından yayınlanan manifesto tarihsel bakımdan bir durum tespitini yaparken yöneliş açısından da genel bir çıkış yolunun aranmasını mimarlık ortamına çağrı olarak gerçekleştirmek istemektedir.
Manifestoda ele alınan konu başlıkları özellikle son dönem yaşananlardan ve asıl olarak MYK çalışma anlayışından duyulan sıkıntıları ifade etmektedir. Kendi tarihi içinde kökleşmiş, bu yüzden kurum haline gelmiş sosyal-siyasal yapıların günümüzde (ya da değişen dünya düzeni ile birlikte son on yıldır...) çok ciddi temsiliyet krizleri yaşadığını kabul etmemiz gerekir. Bütün yapılar değişen yeni dünyada kendilerini var eden koşulların dışına doğru düşmekte, daha önce kurdukları ve hayat içinde sahici karşılıkları olan ilişkilerden başka bir yere doğru sürüklenmekte, kendilerini bugün için etkili bir şekilde ifade edbilecekleri mesleki-politik araçları geliştirememektedirler. Tablo olumsuzlandıkça kurumsallık kazanmış yapının kendi içinde örgütsel bir "muhafazakarlık" ortaya çıkmakta, geleneklere dayalı bir yönetme biçimi, özgürlükçü görünen ve her sözünün başına demokrasi istemi yerleştirenler tarafından bile uygulanmaktadır. Kanımca Mimarlar Odası'da kendini değişen koşullarda politika yapabilecek, meslek insanlarının sorunlarını dile getirebilecek, onların ve ülkenin bu günkü koşullarında krizlerine çare bulabilecek, en azından bunun için etkili bir mücadele verbilecek yapının epeyce uzağındadır. Üstelik bu noktada; ortak aklın oluşturabileceği koşulları kavrayan bir "yeni durum" yaratma becerisi gösterilemezse dönüşsüz kopuşlar devam edecektir. Fakat bugünden yapabileceğimiz şeyler yine de olmalıdır: Öncelikle Mimarlar Odası genel başkanların arkasındaki fon olmaktan, örgütsel yapısı da 'güçlü başkanların' ülkenin her tarafınında rahatça bulunabilmelerinin vesilesi olmaktan çıkarılmalıdır. Ankara Şube'nin itiraz ettiği noktaları biraz daha anlamaya çalışırsak, demokratik yapıyı "etkin görüşler" çerçevesinde yönetmek olarak alan ve diğerlerini mümkün olduğunca tanımayan tasfiyeci çizginin asıl olarak bugünkü sorunların kaynağına oturduğunu görebiliriz. Birlikte çalışma kültürü, "benim yanımda, bana göre, gösterdiğim biçimde, izin verdiğim kadar,..." değildir. Zaman zaman karmaşık konularda çoğunlukla kaçınılmaz olarak akademik ya da pratik hayattaki meslektaşların görüşüne başvurmak değildir. Ve örneğin alacağını aldıktan sonra "huzursuzluk yaratıyor..." diye görevine son vermek değildir. Sadece kendi yaratıcılığına, kendi söylemine hayran olan ve başka görüşlerin dile getirilmesine katlanamayan iflah olmaz amatörlerin bütün örgütü taşıyabilmesi esasen mümkün değildir. Son dönem bu bakımdan olumlu sayamayacağımız deneyleri malesef biriktirmektedir. Mimarlar Odası bu foruma katılan bir meslektaşımızın söylediği gibi artık üstte bir yerde toplumu "mimarların yapacağı fenalıklardan korumak için" var gibi görünmektedir. Yıllardır sadece korumacılıkla öne çıkarılan ve mimarlığın aynı zamanda tasarım kültürü olduğunu (sözde kabul etmek dışında...) önemsemeyen yaklaşım meyvelerini vermektedir. Meslektaşından, üyesinden kopma hali artık onun vereceği zararları sahip olduğu hukukla cezalandırma güdüsüne dönüşmektedir. Alttan alta gelişen bu tavır "meslekçiliği reddettiğini" söyleyen görüşün mesleğin pratik olarak varlığına karşı duran bir çizgiye oturmaktadır. Üstelik bu fiil "kamu yararına" yapılmaktadır. Kavramların yerinden yurdundan edildiği bir dönemde çalışmalarıyla tarihsel süreci içselleştirmemiş sosyal-siyasal grupların kendi kavramlarını üretenmemesi sıkıntısını bir çok kesim gibi Mimarlar Odası da yaşamaktadır. 'Fedakar' ve durmadan kendilerini bir yolla kalıcılaştıran kadrolar, sabitleştirdikleri kabullerini inatla sürdürmekte, herkesi ve her kesimi rahatça eleştirirlerken günün birinde (örneğin UIA Vadi Tasarım Yarışması Projesinin uygulatılmaması girişimi sırasında yaşananlar gibi...) es kaza kendileri, kişisel mimari anlayışları ile eleştirilince fena halde bozulmakta, konuyu aşırı bir alınganlık sınırında neredeyse kendilerine bazı kişilerin ihanet ettiği piskozuna kadar getirmektedirler. Bu kadar da olmaz ! (Mimarlar Odası'nda bu kadarı da olmamalıydı) Şimdi Ankara Şubesi manifestosu ile bir çok konuyu yeniden değerlendirmek için bir perde daha önümüze açılmış gibi görünüyor. Dar kadro hareketine karşı çıkmak elbette başka dar koalisyonlara yönelmek anlamı da taşımamalıdır. Bir çalışma biçimini kutsama girişiminden başka bir kutsamaya geçilmemelidir. Ortamın demokratik bir açılım yaşaması ve farklılıkların bütün farklarıyla var kabul edildiği, herkesin kendini bulunduğu ortamda bilgi ve becerisiyle eşlediği, kimsenin +1 den başlamadığı bir düzen mutlaka kurulmalıdır. Üstelik bu meseleler üzerine yorum ve düşünce aşlışverilerinin meslektaşlar tarafından yoğun bir şekilde yapılması, yeni aklın-düşüncenin kendi yaratıcılığı ve alternatiflerini sunmasıyla ancak sorunlara çözüm eşiği bulunabilir. Burada açık söyleyelim ki haklı olmak kadar çok olunması gerekir. Çok haklı olmak sanırım yetmez... Mimarlık ve ülkemiz mimarları yaşamsal krizlerini aşabilmiş değiller. Bunca sorunun içinde değer verdiğimiz (değer vermek ve kazandırmak için çabaladığımız) mesleki yapılarımız hayattan kopamaz, etkili sunucuların eline terk edilemez. Mimarlık kültürü ve onun taşıyıcıları, tasarımcılar, uygulamacılar, eğiticiler, yapıcılar, ... kendi ontolojik durumlarını sahiden gözden geçirmek, kendileri ve meslekleri için KURUCU irade haline gelmek zorundadırlar. Çok geç olmadan. Uzak olmayan bir gelecekte. Sevgilerimle Hasan Kıvırcık En son Hasan KIVIRCIK tarafından düzenlendi : 06-03-2005 01:11. |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 18-02-2003
Mesaj: 5
|
korumacilik üzerine bir 'ince ayar'
Izninizle bir noktaya dikkat çekmek isterim:
Bütün bu kavgalara, tartışmalara korumacılık kavramını alet etmemek gerektiğini hatırlamalıyız. Kesinlikle şu anki yönetimi ve başkanı savunmak için yazmıyorum bunu. Hatta tam tersine, karşı görüşlere saygı göstererek birlikte çalışabilme kültürü adına bu yönetimin doğru olmayan uygulamalarının eleştirilerinin sağlıklı yapılabilmesi, hedefini şaşırıp özde ‘masum’ kavramlara karşı bir saldırıya dönüşmemesi için; ayrıca koruma misyonunun, sanki içine düşüyormuş gibi yansıdığı bir ‘tekel’ altına girmemesi için yazıyorum. (Mesela açık mektubu yazan Aydan Balamir’in de bir koruma kurulu üyesi olduğunu, bu sıfatıyla da sağduyulu kararlar verdiğine kendi tanıklığıma dayanarak söyleyebilirim.) Türkiye gibi kültür mirası dünyanın en, ama en zengin ve önemli birikimlerinden birine sahip bir ülkede, korumacılığı kucaklamamak tam bir basiretsizlik olur. Bunu, geleceği yaratıcı bir biçimde tasarlamaya engel olmadan yapmak da mümkündür. Hatta mevcut mimari miras stoğu içerisinde yaratıcı tasarım yapmak gibi daha ilginç bir ‘challenge’ da bulunmaktadır; gizli nimeti görmek lazım belki. Italya’ya, Ispanya’ya bakıp bunun harika örneklerini görmek mümkün. Ayrıca ülkemizde herhalde mevcut mimari miras alanları dışında da yeni tasarımlar yapacak alanlar olsa gerek… Anladığım kadarıyla, korumacılık meselesinin demokratik yönetim tartışmalarının arasına girmesinin nedeni, başkanlığın itiraz ettiği kongre vadisi yarışma birincisi tasarımın, vadiye konan vinçler içermesi. Korumacılık alanında çalışan biri olarak şahsi izlenimim, bunun ‘tamamlanmamış inşa süreci’ ve ‘sürekli değişim içinde olan şehir’ gibi ilginç çağrışımlar yapan, karakter sahibi bir tasarım olduğudur. Ayrıca, konuyu açtığım bir hocamın dediği gibi, bu tartışmaları, vinçler eskiyi yıkıp üstüne yenisini yapmayı mı temsil eder, yoksa etmez mi, sorularını insanların gündemine getririği için baştan puan almış sayılır… Bu konuyu daha fazla uzatmadan ve hakikaten de ‘hedefi şaşırtıp sulandırmadan’ sonlandırayım. Sadece gerekli gördüğüm ‘ince ayar’ yapma görevini yerine getireyim dedim. Teşekkürler.
__________________
egemege |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|