28-04-2004, 15:29
|
#1
|
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.126
|
Mimarlıkta Demokratik Açılım Platform'undan gelen mesaj
Gelen metinde çok ilginç görüşler var, zaman buldukça bu konuya yazmaya çalışacağım. Şimdilik metni ekliyorum mesajıma.
Alıntı:
MİMARLAR ODASI GENEL KURULU ARDINDAN: KAN KAYBI SÜRÜYOR
Genel kurullar, seçimler… mimarlık ailesinin üyelerinin delege olma şansı yakalamış ‘bir bölümünün’ iki yılda bir araya gelmesi hoşluğunu bir kenara bırakırsak rutinin yerine getirilmesine dönüşmüş görünmektedir.
Ülkenin ve mimarların biriken sorunları karşısında ortaya çıkan tablo ne yazık ki güçlü bir programla sorunların üstesinden gelme anlayışının oluşturulması değil küçük iktidar yollarının arandığı ‘genel kurul heyecanına’ indirgenmiştir. Genel kurul salonunda kayıtlara geçecek şekilde yapılan konuşmalardan çok kulislerde, otel lobilerinde konuşulanların akılda kaldığı bir ortam herhalde mimarlık ailesinin bütününün beklentisi değildir. Hele burada yaşanan çekişmelerin fikir ayrılıklarından çok zamanla birbirinin içinden çıkmış grupların, birbirine “her konuda” destek vermiş kişilerin didişmesine dönüşmüş olması, muhtemelen önümüzdeki dönem çalışmalarında kendini gösterecektir.
DEMOKRASİ KANALLARI TIKANINCA…
Oda genel başkanlığını bırakıp iki yıl sonra devir almayı ‘doğal hakkı’ gibi gören refleks ile buna karşı koymayı düşünenler arasında geçmesi beklenen çekişme bu genel kurulda gündeme gelmiştir. Demokratik mekanizmayı kendini seçtirecek bir araç olarak kabul eden, genel kurul ve seçimleri mutabakat arayışına girmeden sadece ‘birlikte çalışabileceği kişilerin’ onaylanması zannedenlerin yine de verili ortamdaki ‘başarıları’ fark edilmek zorundadır. Buna karşı çıkanların ise, yeterli alternatif duruşları, planlı bir beraberliği olamamış; işi Ankara’ya ve oradaki ayaküstü oluşumlara bırakmışlardır.
Diğer taraftan bir zamanlar aynı grubun üyesi ve destekçisi oldukları halde bu kez salt kişisel nedenlerle ve genel başkanlık tasarımı yapan, emanetini almaya gelen eski genel başkanın “birlikte çalışacağı insanlar olarak” görmediği dar bir grubun üyelerinin de ‘karşı’ çıkanlar içinde olması dramatiktir. Duran bir saatin bile günde iki defa bir dakikalığına doğruyu gösterdiğini biliyoruz. Yanlış pozisyonda olanlar ve varlıklarını açık bir meşruiyete dayamayanlar tesadüfen “doğruyu” bulamazlar: İki yanlıştan bir doğru çıkmaz.
Demokrat olma niteliğini uzun süredir kaybetmiş olanlar, tepeden inme tavırlara karşı koyamazlar.
Aynı yöntemleri farklı zamanlarda uygulamada hiçbir sakınca görmeyen, odanın bürokratik yapısı içinde yer tutma savaşları verenlerin, genel kurul ve seçim ortamını demokratik gelenek diye hissettirmeye çalışmaları acınarak bakılması gereken bir durumdur. Mimarlar Odası örgütlenmelerinin şube seviyesindeki yapılanmalarıyla başlayan ve onun sonucu olarak yapılanan şube başkanları, ağırlıkla yönetimlerin yazdığı “delege atama” sisteminin yaratabileceği anaforun hacmi şu anda ancak bu türden ‘başarıları’ doğurabilecek zenginliktedir.
Ortamımızın oda örgütlenmesine yansıyan ve ülke perspektifinden daha aydınlık olmayan bu hazin durumu düşünmemiz gereken asıl tablo olarak karşımızdadır.
Kendisini iktidar ikilemine sıkıştırmayan, var olma biçimini odanın bürokratik yapısı içinde profesyonelleşmede görmeyen, farklı görüşlerle yan yana meslek politikalarını üreterek yaşanan darlığı aşmanın yolunu arayan, yeni görüşlere ifade hakkı tanıyan, farkını fikri üretkenliği ile tanımlayan, kendini tartıştırmayı göze alan ve bunu gelişmenin motoru olarak gören bir muhalefetin ise genel merkez düzeyinde yeterince oluşamadığını söylemeliyiz.
Dolayısıyla odanın temsil iddiasında olduğu meslek alanı ve meslektaşıyla kopuşu devam etmektedir.
MİMARLIK ALANININ BEKLENTİLERİ DUYULMUYOR
Mimarlar Odasının demokratik bir açılımla yeniden yapılanmadığı, bütün işleri ‘fedakar
kadroların’ çalışmalarına havale ettiği, temsiliyette doğal ve değişmez temsilcilerin yerlerini koruduğu düzenler, genel kurular ve seçimlerde de kendilerini kalıcılaştırmanın yollarını aramakta, sınırlı sayıda katılımda bulunan merkez delegelerinin oylarıyla amaçlarına ulaşmaktadırlar. Burada yeni açılım, program, mimarların yeni dönemi kucaklaması ve sorunlarını çözmesi gibi asıl meseleler arkalara itilmekte, ‘doğal temsilciler’ seçim kazanma yarışına girmektedirler.
Yaşanan kırıcılıklar, itişmeler tarafların bir dahaki zamanlarda görecekleri hesaba bırakılmış, bireysel hafızalarda küçük yerlerini tutmuştur. Bir bölüm odanın faaliyet alanından ayrılamayan ve küçük iktidar söylemleriyle kendisini var eden üye ise, fikri kökü olmayan ve kişisel davranışlarla belirlenen önemsiz ayrılıklar üzerindeki kritikleriyle zaman doldurmayı yeğleyecektir. Oda komisyon, komite çalışmalarında, danışma kurulları ve değişik toplantılarda bunlardan esinlenerek yapılan konuşmalarla “oda politikası” yapılacaktır. Kamu yararı mücadele veren odanın içi bu şekilde ‘doldurulacaktır’… Bu biçimdeki gelişmeler ve var olma biçimi, kıstasları ve içeriği itibariyle bizim değerlendirmemizin esas konusu olmayacaktır.
Kazananlara “hayırlı olsun” diyoruz. Kaybedenlere de. Nasıl olsa seçilenler kendi oluşturacakları “oda gündeminde” bir süreliğine belirleyici olacaktır. Ancak mimarlık ailesinin tümünde nasıl bir belirleyicilik ve etki taşıyabileceği ise müphem ve çok tartışmalıdır. Kendi içine
kapanan ve kendi kendinin iktidarı olmayı yeterli ve her şeyin üstünde gören anlayışların meslek ortamında bütün kesimlerle kucaklaşmaları bulunduğumuz yerden giderek daha uzaklara düşmektedir.
Yaşananlar, biriken sorunları aşmayı öngören anlayışların yükselmesine neden olacak bir sinerjinin habercisi değildir. Meslek odalarında ülke gündemin dışına düşme ve daralma devam etmektedir. Sorunlar üzerinde çalışma yapılsa da meslek odalarının muhataplarını bulamama, ağırlığına denk düşen bir etki yaratamama hali sürmektedir.
Biriken sorunlar ve ülke gündeminden mimarlığın elenmesine koşut olarak meslek odasında eksilme süreci devam etmektedir.
mimarlıkta
DEMOKRATİK
AÇILIM
PLATFORMU
|
|
|
|