|
|
#466 | |
|
Yönetici
|
nobon
Cenk Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#467 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2002
Mesaj: 53
|
Akıl tutulmasından sonra bilgi kirlenmesi:
Şube yönetimi ve yakınındakilerin iddiaları gerçeklere dayanmamaktadır. Hayali bir ortam oluşturulmuş, rakibin tek taraflı ve tamamen gerçek dışı tanımlaması yapılmış, programı ve söyledikleri karartılmış ve tümüyle gerçek dışı bir "onlar şudur" çığlıklarıyla üzerine saldırılmış aynı şekilde "hayali bir tehlikeye karşı" insanlar tam bir panik havasına sokulmuş ve oyları alınmıştır. Tum bunlar demokrasi ile ilgisi olmayan bir ortamda gerçekleşmiştir. .Genel kuruldan bir gün önce "teknik genel kurul" adı altında düzmece bir toplantı organize edilmiş. Tüm konuşmacıların organize edildiği bir ortamda rakip taraf topa tutulmuştur. Dolaysıyla etik açıdan "genel kurul meşruiyetine" gölge düşürülmüş, karşı grubun bu kurgulanmış, hazırlanmış ortamda provokasyonlara gelmemesi bile eleştirilebilmiş. Hatta "seçimlerden bile önemlidir" saptamasına altlık oluşturulmuştur. .Daha önceki İstanbul şube seçimlerinde de buna benzer bir durum yaşanmıştı. Yeni olan geçmişe oranla çok daha kalabalık bir mimar kesiminin "artık yeter" demesiydi. Bu seçimlerde de geçen seçimlerdeki gibi iki grup vardı. Ve bunlar son anda çıkmış filan da değillerdi. En azından geçen seçimlere, ondan önceki ve hatta ondan daha önceki seçimlere de katılan bir grup vardı. Bu grubun oda yönetimin politik hesaplarla görmezden geldiği internet sitesi ise iki yıldan bu yana kesintisiz yayın yapmaktadır. İstanbul şube yönetiminin iddia ettiği gibi bir örgütlü bir komplo kesinlikle söz konusu değildir. Şube yönetimi (tanımlamak için başka bir isim bulamıyorum) bunu bir panik ortamı yaratmak ve "aman odayı kaptırmayalım" düşüncesi ile kime karşı oy verdiklerine dikkat etmeyen bir kesimi etkilemek için yaratmıştır. Bu tamamiyle siyasi konjonktürle ilgili bir durumdur. Medyanın bu seçimlere ilgisi büyük ölçüde toplumu mimarlık konusunda hassaslaştıran çalışmaların doğal uzantısıdır. Kesinlikle bir rant hesabı ile ilgili değildir. Kaldıki medyanın büyük bir bölümü mevcut yönetimi desteklemiştir. Hatta panik havasının yaratılmasında bile (NTV'deki terli oturumlar, birbirinin sözünü kesen konuşmalar...) etkili olmuştur. Bugünkü şube yönetiminin mimarlıkla ilgili çalışmalara (yarışmalar, kentsel dönüşüm projeleri, mimarlık sitelerinin çalışmaları...) tümüyle yabancı olması bu durumu farklı yorumlama kolaylığına sapmasına neden oldu. Ayrıca medya özellikle panik havası estirilmesinde şube yönetimi tarafından büyük ölçüde kullanıldı. Televizyon kanalının seçim ortamından naklen yayın yapması da medyanın bir gruba desteği olarak kesinlikle algılanmadı. Ancak burada önemli olan mevcut yönetimin ve yandaşlarının medyanın ilgisinden rahatsız olmalarıdır. (Bu durum "küçük olsun benim olsun" anlayışının bir göstergesi olarak açıklanabilir) MİM listesi ve görüşleri mevcut oda yönetimininkine göre daha sağda değildi. Kaldı ki mevcut oda yönetimi bilindik sloganları tekrarlamaktan başka bir görüş de bildirmedi. Karşı grubun programını, görüşlerini hiç ağzına bile almadı. Yani inisiyatifin tamamen profesyonellerin elinde olduğu, gündemi kendilerinin diledikleri gibi belirledikleri bir ortam sözkonusuydu. Bu da tamamiyle tarafların demokrasi anlayışlarındaki farklılıktan geliyordu. Mimarlığa yol açın sloganının, ayrıcalıklı imar durumlarını kastettiği iddiası ise tam bir aldatmacadır. Ve mevcut oda yönetiminin yaptığı karartmayı belgelemektedir. Ayrıca, İstanbul'un büyük projeleri konusunda oda yönetimi her kesim tarafından ve her zaman taraf olarak kabul edilmiş ve davet edilmiştir. Hiçbirisine katılmamayı ve herşey bittikten sonra eleştiri yapmayı bu günkü yönetim politik açıdan daha uygun bulmuştur. Bu politika açık şekilde hem mimarlığa, hemde kamu yararına aykırıdır. Bu gün odanın mevcut yönetiminin ve bürokratik yapısının boş bıraktığı koskoca bir alan bulunmaktadır. İstanbul'da bürokratlardan ve çeşitli sivil toplum örgütlerinden duyduğum en yoğun eleştiri "keşke daha aktif ve konuya hakim, görüşülebilir bir oda olsaydı" yakınmasıdır. Bu boşluğun doldurulmasının ülkemizdeki mimarlık açısından önemi ise ortadadır. Bu boşluğun doldurulması ayrıca herhangibir şekilde "sermayenin taleplerini karşılamak" olarak sunulamaz. Kaldıki deprem gerçeği, çöküntü alanları gerçeği mimarların diğerleri gibi mutlaka çözüm üretmek zorunda oldukları konulardır. Ve durum batı ülkelerinde uzun zamandır gündemdedir. Neler olup bittiğine dair İstanbul'da birebir yaşadığım ve taraflarını da uzun süredir tanıdığım bir ortamdaki gözlemlerimi aktarmaya çalıştım. Bu özet saptamaları dilenirse belgeleriyle daha da açabiliriz.
__________________
galatalıyım En son yilmaz tarafından düzenlendi : 18-02-2008 22:50. |
|
|
|
|
|
#468 | ||||
|
Yönetici
|
Bu hafta sonu Ankara Şube seçimi var.
DİMP web sitesinde Bülent Batuman imzası ile yayınlanan “Akıl Tutulmasını Aşmak için Akılcılık ve Eleştiri” başlıklı yazı Ankara Şubesi’nde de durumun İstanbul’dan farklı olmadığını bir kere daha gösterdi. Seçimin demokratik kurallar çerçevesinde gerçekleşmesi talebini ve durumun öyle olmadığını belirtirken “Ankara Şube YK bildirisi bu sürecin ve bu çerçevedeki eleştirilerin dışındadır” hangi ruh hali ile söylenebilir acaba? Ankara Şube YK’nun bildirisi tam da demokrat olmamanın iyi bir göstergesidir sadece. Neresinden tutulsa elde kalan bu bildiriyi hala savunmak olsa olsa bu hafta sonu yapılacak seçimlerde pozisyon korumak için yapılabilir. Alıntı:
Alıntı:
Ankara Şube YK’na, DİMP yönetimine ve Bülent Batuman’a açık olarak soruyorum: Yukarıdaki satırlardan anladığınızı cümle cümle açar mısınız.
Aynı paragraf içinde iki tane de parantez var. Bunlara da değinmeden edemeyeceğim. Alıntı:
Alıntı:
Genel Kurul’a “şeriatçı” damgası yemek için mi gidecektik? Hadi yaşlıdır söyledi. O çirkin metni deşifre edip şube web sitesinde yayınlamak, e-gruplara dağıtmak. Siz bizim adımıza utanmadınız mı bunlardan? Ankara Şube YK, DİMP üyeleri ve Bülent Batuman! Gerçekten merak ediyorum. Bir mimar olarak bana bu cevabı vermeniz gerektiğini düşünüyorum. Batuman’ın metninde ilerledikçe Ankara Şube’nin açıklamasının neden rahatsız edici olduğunu bizim açımızdan bakarak değerlendirmemekte ısrarcı olduğu bir kez daha görünüyor. Yinelemekten zarar gelmez: Ankara Şube bir tüzel kişilik olarak İstanbul’daki seçimlerle ilgili görüş bildiremez. Bunu anlamak bu kadar zor olmamalı. Eğer bir açıklama yapılacaksa bunu şube yönetimini de elinde bulunduran DİMP kendi imkanları ile yapabilir ancak. Bu basit seviyede anlaşamadıktan sonra işimiz gerçekten zor. Herhangi bir kişiyi hedef aldığı ya da almadığı için değil yukarıdaki sebepten dolayı rahatsız edici. Ahlak dışı, demokratik değil. .. Yukarıdakilerden daha önemlisi “bilgi” sorunudur. Metni kaleme alanlar MİM hakkında bir şeyler bildiklerini sanarak –ama bilmeyerek- yazmışlardır. Metni imzalayanların içinde akademisyenlerin de olduğunu biliyor olmamız sorunu katmerli hale getirmektedir. Batuman’ın metninde adı geçen Suha Özkan MİM deklarasyonunu imzalayan 80 kişiden birisidir. Açıklanan İstanbul Şube kurullarının hiç birisinde yoktur. Kaldı ki zaten Ankara Şube’ye kayıtlı bir mimardır. Unutmadan ekleyelim İstanbul Şube Sekreteri Sami Yılmaztürk NTV’deki konuşmasında Suha Özkan’ın yurtdışına kayıtlı olduğunu söylemiştir. Bu da başka bir bilgisizlik örneğidir. Kaldı ki Suha Özkan’ın MİM grubunda bulunmasından doğal bir şey olamaz. İstanbul mimarlık ortamının neredeyse tümünü kapsayan MİM’in içinde Özkan’ın da olması gayet de yerinde bir durumdur. Kartal projesini burada tartışacak değilim; Batuman’ın da bir konferans dinleyerek nasıl tartışabildiğini okurların takdirine bırakıyorum. “Neoliberal” durum açıklamak adına Suha Özkan’ın, sonra Kartal Projesi’nin seçilmesi tümüyle komik görünüyor bana. O zaman grup içinden başka birisine bakın ondan da bir çıkarım yapın. Tam da hiç bir şey yapmayan adam en iyi adamdır mantığına çok iyi uyuyor. Gelelim en önemli meseleye: Medya. Şunu ilk söylemekte fayda var: MİM hareketi bu seçimi medya sayesinde kaybetti: MİM medyayı kötü kullandığı için falan değil; karşı taraf medyayı ahlaksızca kullandığı için. İlk olarak Radikal Gazetesi’nde Erkan Aktuğ söyleşisi yayınlandı. Erkan Aktuğ bana göre Türkiye’deki iyi editörlerden. Kendisine durumu anlatıp söyleşi rica eden ve ayarlayan benim. Bu durumda “neoliberal” de ben oluyorum sanırım. Hemen ekleyelim: Aklı başında her gazeteci böyle bir söyleşiye atlardı zaten. Bilen bilir; bilmeyenler için ben söyleyeyim: Radikal Gazetesi’nde yer alan bir haber medyanın başka kanallarına çabuk sıçrar. Kaldı ki Radikal, Hürriyet ve Milliyet’e son derece titizce hazırlanmış, iyi bir grafik tasarımcının elinden çıkmış reklamlar da verildi. İlanın dili çok doğruydu. Netti. Bundan sonra medya ilgisinin oluşmasından doğal ne olabilir. Hoş bunu herkes biliyor zaten. Kime anlatıyorum ki; inanmak istenene inanılıyor nasılsa... Radikal gazetesinde hemen iki gün sonra karalama kampanyası başladı. Ardından NTV. NTV’de ÇDTM’nin görüşleri çok daha uzun süreyle yayınlandı, Atilla Yücel canlı yayına bile alınmadı vesaire... Cumhuriyet Gazetesi’ni ise burada ayrıca anmak lazım. MİM grubunun hiç bir basın bültenini yayınlamadığı gibi reklam için Radikal’in verdiği fiyatın üç katından da fazlasını vermiştir. Gerekirse aldığımız fiyatları buradan yazabilirim. Canlı yayın meselesini anlamakta da güçlük çekildiği ortada. Anlatalım: İstanbul Şube’nin yönetici ve destekçileri (Ekinci, Batur, Bektaş vesaire) AKP’lilik çığırtkanlığı yaptıkları için doğal olarak medya konuya odaklandı. Bunları anlamadan, üzerinde düşünmeden ve bilmeden MİM grubunun gördüğü medya ilgisini Ankara Şube bildirisini desteklemeye bağlamak ne derece doğru sayın Batuman? Son metne konu olanların yanı sıra Batuman'a daha önce sorduğum soru da cevapsız bırakılmıştır: "Yeni muhafazakar" ne demek? Varsın cevapsız kalsın. Bir önceki mesajımda kişisel blog'undan alıntı yaparak metnini buraya aktardığım Cenk'in yazısının özellikle devrimcilikle ilgili kısımları çarpıcı. "Yeni muhafazakar" ne demek bize neden bu terimi uygun gördüler onu bilemem. Ama bildiğim bir şey var ki şu anki durumu olduğu gibi korumak isteyen, yenilik istemeyen bir grup insan var. DİMP, Ankara Şube ve Batuman'da bu grubun açık destekçisi olarak görünüyor. Karşı tarafta da herşeyi ile yeniliği, değişimi savunan, delege yaş ortalaması 35'in altında olan bir grup var. Kim muhafazakar kim devrimci acaba? |
||||
|
|
|
|
|
#469 | ||
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 26-09-2001
Mesaj: 42
|
"entellektüel sol" gruplara...
Baskın Oran, pazar günü radikal 2'de "neoliberal" isimli bir yazı yayımladı.Radikal-çevrimiçi / Radikal2 / ''Neoliberal''
forumu izleyenler biliyorlar, MİM ekibine yöneltilen en temel eleştirilerden biri idi neoliberallik. MO ankara şubesinin yönetim kurulu olan DİMP ekibi de, istanbul seçimleri için gönderdiği bildiride, karşı tarafa adeta hakaret etmek üzere kullandığı bu tanıma, AKP'li olmakla eşdeğer bir anlam yükleyerek "solcu" (!) DTÇM ekibine destek verenlerdendi. metin üzerine yapılan tartışma/eleştirilerde, ortama sundukları bu entellektüel kavrayışlarını yeterince ciddiye almayan forum katılımcılarına dimp adına sitemlerini sunma görevini bülent batuman üstleniyordu. solculuk, örgütcülük, bireysellik, aydın olma sorumluluğu... haftalardır klavyelerimize pelesenk olan bu kavramları değerlendiren baskın oran'ın bu yazısı, bence bizlerin de oda ortamında yaşadığımız durumu çok sağlam bir içerik ve uslupla ele alıyor: Alıntı:
Alıntı:
ciddiye alınmak isteyen örgütümüz entellektüellerine saygılarımla... |
||
|
|
|
|
|
#470 | |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 03-07-2006
Mesaj: 278
|
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#471 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-01-2008
Mesaj: 13
|
Sayın Batuman "Öncelikle şunu belirtmek gerekli; Ankara Şube YK bildirisi, sosyo-politik bir analiz aracılığı ile yapılan politik bir müdahaledir." diye yazmış.
Oysa ben Ankara Şube Yönetim Kurulu sekreter üyesi Yeşim hanıma gidip konuyu konuştuğumda o da "Siz niye üstünüze alınıyorsunuz, bizim o bildirimizin seçime müdahale amacı yok, seçime katılan gruplar arasında da bir tercih amacı yok." açıklamasını yapmıştı. Ben de bu görüşü bir saptama olarak alıp cevap ve eleştirme hakkımı uygun bir ortama saklayıp yanından ayrılmıştım. Benim cevap ve eleştirme ortamım (şube genel kurulu) henüz oluşmadan bu mesajı görüyorum. Şimdi Yeşim hanım ile Bülent bey oturup hangi tezin doğru olduğunu birlikte kararlaştırmalılar. Politik bir müdahale mi, değil mi? Yönetim kurulu yetkilerini aşarak ve şube olanaklarını kullanarak İstanbul Şubesi seçimlerinde müdahil oldu mu olmadı mı? Önlerinde yeterli zaman var, cumartesi günü ben sorduğumda yanıtlayıp aralarındaki çelişkiyi giderebilirler. Hangisinin söylediği geçerli, hangisi hangisini yalanlayacak göreceğiz. Tabii eğer -yönetim kurulu olarak- Bülent beyin söylediğini sahiplenirlerse o zaman ben de şube olanaklarını kullanarak yetki aşımına neden başvurduklarını soracağım. Mithat Akman |
|
|
|
|
|
#472 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 01-02-2002
Mesaj: 28
|
MİMARLAR ODASI'NDAKİ STATÜKO VE SEÇİMLER ÜZERİNE Mimarlar Odası’nda statüko ve iktidar kim? Mimarlar Odası’nı yaşamsal bir amaç haline getiren, tüm mesaisini, yeteneğini ve beyinsel enerjisini buraya harcayabilme lüksüne sahip bir kitle yıllardır iktidarı elinde tutmaktadır. Bu yoğunlaşma odada örgütçülük, seçim kazanma ve değişik propaganda taktiklerinde büyük bir zenginlik sağlamasına rağmen bizim varlığımızın dayanaklarından biri olan mesleğimizin, fakirleşmesine ve sığlaşmasına sebep olmaktadır. İktidar yozlaştırır. İktidar sahiplerinin(oda yöneticileri) sorunlarının ve kaygılarının, temsil ettiği kitlenin, yani sade vatandaşın sorunlarından ve gerçek gündeminden zamanla kopması doğal bir süreçtir. Gerçek demokrasiler işte bu aşamada devreye girer ve kansız, kavgasız ama ilerleme ve gelişme için hayati olan değişimi sağlar. Mimarlar odasındaki mevcut yönetim uzun süredir iktidarda olduğundan geniş kitlenin sorunlarından ve gündeminden uzaklaşmıştır. Statüko kendini savunacaktır Statüko kendi konumunu koruyabilmek ve devamını sağlamak için bir ‘’öcü’’ göstermeye ihtiyaç duyar. Konular(komünizm, faşizm, irtica, neo-liberalizm vb.) farklı olmakla birlikte yöntem aynıdır. Bu korku ve kutuplaşma ortamında, yapılan hataların, beceriksizliklerin ve kaçırılan fırsatların tartışılması da ikinci plana atılır. Dinsel ve politik köktenciler nasıl ki dünyayı iyi ve kötü diye bölerek karşılıklı varlıklarını teminat altına alırlar, Mimarlar Odası’nda da aynı ötekileştirme çabaları ve hatta çamur atmalar her seçim öncesi yaşanabilmektedir. Değişimin gerekliliği Marjinal ve militan gurupların hümanist ve daha uzlaşmacı guruplara göre daha örgütçü ve tasfiyeci olduğu tarihsel bir gerçektir. Ancak her türlü gerici ve dar kadrocu yapılanmanın zamanın ve hayatın gerçeklerine karşı sonsuza dek direnemeyeceği de bir gerçektir. Uzun süredir aynı grubun iktidarda olmasının getirdiği yozlaşmayı ortadan kaldırmak, hem odamıza hem de mevcut yönetimine yeni bir soluğun gerekliliğinden hareketle: Bu mesleğin gerçek emekçilerinin ötekileştirilmediği, onların sorunları için de çaba harcandığı bir yönetim için… |
|
|
|
|
|
#473 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2002
Mesaj: 53
|
Bir not:
Park Otelin durdurulması ve yıkılması, Ayaspaşa Derneğinin çabalarıyla ve dönemin İstanbul Belediye Başkanı Sayın Nurettin Sözen'in hassasiyeti sayesinde gerçekleşmiştir. Mimarlar Odası bu süreçte oldukça farklı bir tutum izlemiştir. Zaman zaman karşı çıkarken diğer taraftan da Park Otelin projesine bedeli mukabilinde "mesleki denetim mühürünü" basmıştır (yani bir tür onay vermiştir), ÇED raporu yazılması sanıyorum bu tarihten sonra ve bu tür anormal durumları bir nebze olsun düzeltmek amacıyla başlatılmıştır. Bu mühür yanlış hatırlamıyorsam 10/14 cm ebatlarında "pabuç gibi" bir mühürdü. İlk gördüğüm zaman bende tuhaf bir etki yapmıştı. Yani gerçekler görmek istediklerimizden aslında çok farklılar. Önemli olan gerçeklerin mi yoksa "görmek istediklerimizin mi" tarafında olmayı seçmek...
__________________
galatalıyım En son yilmaz tarafından düzenlendi : 19-02-2008 16:37. |
|
|
|
|
|
#474 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2002
Mesaj: 53
|
Hazır anılardan söz açılmışken İstanbul için önemli olduğunu düşündüğüm bir başka anımı daha anlatayım. 1995 yılında oda yönetimindeydim. O tarihte yapılan İstanbul planlarını "rant, yağma, talan planları olarak" tanımladık ve dava açtık. Bizim dışımızda başka kuruluşlar da davalar açtı. Ve plan sonuç olarak prosedür açısından hatalı bulundu ve mahkeme tarafından iptal edildi.
1995 planında maksimum KAKS 3'dü. Biz zafer kazandık diye sevinirken aslında zafer kazananlar başkalarıydı. Bizim iyiniyetli hukuk mücadelemizin fiziksel sonucunu bugün Büyükdere Caddesinde görebilirsiniz. En küçük emsal kullanımı bu bölgede 10 (yazı ile on) dur. Yapılması gereken sadece planı daha iyi inceleyip, olumsuz noktalarına karşı çıkmak kadar İstanbul için olumlu olan maddelerini görüp desteklemek ve kamuoyu yaratmak için harekete geçmekti. Yani tribünlere oynamamak gerekiyordu. (Her ne kadar tribünler hayran hayran seyretse de-oylarıyla desteklese de). Ancak bunun için hem daha geniş bir uzman desteği, hemde daha demokratik ortamlar gerekiyordu. Bu sağlanamadı. Bu gün buradan geçerek Üniversiteme gidiş gelişim tam bir kabus. Zaman zaman bu trafiğe girmemek için 5 ile 25 kilometre arası fazla yol yapmayı bile göze alıyorum. Artık ders saatlerini bile trafiğe göre ayarlamak zorunda kalıyoruz. Sonuç: İstanbul gibi bir kentte etkin ve doğru mücadele verebilmek için mutlaka çok farklı görüşlerden çok geniş bir katılımın ve uzman desteğinin sağlanması, tribünlere oynanmaması ideolojiler yerine bilimselliğin ön plana çıkartilmasının (bedeli ne olursa olsun) göze alınması, ve özellikle de dar çevrelerle sınırlı kalınmaması gerekiyor. Seçimler sırasında da Mimarlar Odası tarafından İMP planına karşı açılan yürütmeyi durdurma davasının reddedildiğini öğrendik.
__________________
galatalıyım |
|
|
|
|
|
#475 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 66
|
Yüzleri Kızarırmı ?
"- Siz kardeşsiniz evlenemezsiniz ! - Skandal..." Artık kısa konuşmanıza gerek yok demeyin. Var!. MO. Genel kurullarında çok var. Sabah On, Mimarlar Odası Ankara Şubesi Genel Kurulu için ilan edilen açılış saatinde DSİ konferans salonunda yerimi aldığımda Sahnede bir orkestra prova yapıyor. Yarım saat süren provayı izledikten sonra konser başlıyor Kırk dakika kadar müzik dinletilen mimarların kulağının pası alınıyor. Müzikten sonra film gösterisi başlıyor, konu; 39. Dönem yönetim kurulunun icraatları. Anladığım kadarıyla, esas olarak iki önemli icraat var çünkü Filmin %95'i bu iki konuya ayrılmış. Birincisi Ulucanlar cezaevi. Ankara şube bu konu ile ilgili bir yarışma düzenlemiş ve sonuçlandırmış. İnanamayacaksınız hepsi proje olarak duruyor. Sanıyorum burada yatanların hepsi kader kurbanıymış. Sempatik cocuklar olmalılar çünkü iki senelik icraatın esas kaynağında bir ideoloji olmalı. İkincisi "Çocuk ve Mimarlık". Nasıl hoş, düşüp bayılmamak elde değil. Bununla ilgili birde logo yarışması da yapmışlar, megaronun içinden bakan bir çocuk suratı birinci olmuş. Nasıl sevimli anlatamam. Logo filan yaptıklarına göre antetli, zarf... iş uzun ve sürekli anlaşılan. Vakitsizlikten soramadım önümüzdeki iki senede hangi yaş gurubunu hedef alacaklar ?. Olur süt falan lazım olur bizlerde bir ucundan tutalım, katkımız olsun diye... Efendim sonra Küba Mimarlar ve Mühendisler Odası ile bir birliktelik protokolü yapmışlar. Küba artık Ankara'lı mimarları bekliyor yani.... Hepimiz çok sevindik. Küba gibi sosyalist ülkelerde mimarlar ve mühendislerin aynı odada kavga etmeden oturmaları ise bize ayrıca ders oldu. Konuyu daha da açmak için Küba sefaretinden davet edilen bir memur kürsüye davet edildi. O da ne? neyse tercüme edecek biri bulundu. Küba'lı özetle; - Gerçi ben mimar değilim ama mimarlar odası camiası içinde kendimi hiç yanlız hissetmiyorum. Ben de sizlerden biri gibiyim, mimar gibiyim. Dedi ve bu özet yaklaşık 20 dakika sürdü. Herkez mimar gibi olmuş olduğu için Küba'lı ya çok acıdı ve üzülmesin diye bol bol alkışladı. Sonra CHP' den Ankara milletvekili Sn. Ateş davetli olarak kürsüde yerini aldı. Gerçi o da mimar değildi ama aması vardı. Sn Ateş bizlere Türk İş başkanının hem Tayyip hemde Deniz beyefendilere aynı gün plaket verdiğini, kendisinin buna karşı olduğunu, netekim bir hafta sonra Türk İş başkanı ile konuştuğunda ona neler söylediğini uzun uzun anlattı. Çok mütehassıs oldum. Neler neler öğrendik nasıl aydınlandık anlatamam... Böylece bir gün sürecek genel kurulun ortasına gelmiş olduk. Yoğunluktan öyle doldumki baktım artık kafam hiçbirşey alamayacak çıktım. Sonra öğrendik, 39 Dönem Yön. Kurulu 40. Döneme de aynen adaymış. Eh şimdi gelde takdir etme; -Bedava gezi desen var. -Konser desen var. -Gn. Kurul Lap top çanta hediyeli, içinde rozet defter falan da var. Hedef kitle göbeğinden. Gecekondulara erzak ve kömür dağıt Anti-Neoliberallim de. Boşver sen de ! -Gn. Kurul da zaman bırakma, sonra mimarlık gibi banal meseleleri filan konuşurlar. Hep sen aday ol, hep sen al, Hepsini al.... Senin olsun
__________________
Murat ARTU En son Murat Artu tarafından düzenlendi : 24-02-2008 09:20. |
|
|
|
|
|
#476 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 66
|
Aydan Balamir'den haklı sitem
Kisa kesmişsin Murat !
Ateş'ten sonra Tabipler Odası, Çevre Müh. Odası, Elk. Müh odası, Halk Eğitim Merkezleri ve İnsan Hakları Derneği'nden konusmacılar oldu. Ben bir teneffüs verip döndüğümde Dikmen Vadisi gecekonducuları adina birisi konuşuyordu. Sonra 5 dakika ara verip aşağıdakileri çağıralım dediler. Bu ara da 40 dk. sürdü. Biz Mithat'la ibraya kadar kaldık; Yönetimin cevap hakları daha ziyade Sualp ile Aslı üzerinde kullanıldı. Neler dediklerini anlatmam, bana ne orda olaydiniz... :-D Aydan Balamir Sevgili Aydan, Haklısın Sinirim bozuldu ve gittikce bozuluyordu, Doktorun tavsiyesine uydum. Yazik ki, Birşey değişmiyor, sinirinden baska...
__________________
Murat ARTU |
|
|
|
|
|
#477 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2002
Mesaj: 53
|
Mimdap'ta Mustafa Mutlu tarafından bir kısa yazı yayınlandı. Bu yazı bence son derece önemli sadece mimarlar odası ile sınırlı değil çok daha geniş bir alanı kapsıyor ve bu gün yaşadığımız sağ reaksiyonun da nasıl desteklendiğini anlatıyor. Onun yazısını gözden kaçmaması için buraya aktarmak istiyorum. Ayrıca eklemek istediğim bir onbirinci madde daha var:
Alıntı:
11.Yeni çözümler üretmeden, hatta üretmekten kaçınarak getirilen her öneriye kısmen değil tamamen karşı çıkmalarını sağlamak. Böylelikle felaket geldiğinde sadece binaları değil STK'ları da yıkar. Örneğin, "depremini bekleyen kentlerde" "kentsel dönüşüm" kavramına alternatif üretmeden karşı çıkmak gibi... Bu arada bilen varmı? Mimarlar Odasının demirbaş yönetimleri hala kendilerini STK sayıyor mu? Yoksa yarı resmi devlet kuruluşu olmak daha mı devrimci geliyor?
__________________
galatalıyım |
|
|
|
|
|
|
#478 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-01-2008
Mesaj: 13
|
Murat Artu sabredememiş. Eh, yönetimin ilan ettiği gündemi aralıksız izlemeye kalkarsa olacağı bu, neyse gene de bu işten pek zararlı çıkmamış. Genel Kurul'a gidiyorum diye gelip güzel bir konser izlemiş. Arkasından da belgesel film. Sanatla dolu bir gün geçirmiş. Bir de milletvekilinden başlayıp Kübalı'ya varan seminerler... Zaten genel kurul yapıp da ne olacak, bu mimarlar öyle demokrasiden memokrasiden anlamazlar canım.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi Genel Kurulu'nda ben ince bir taktik uyguladım. Gündeme baktım, eleyip kendi gündemimi yazdım, değişiklik önergesini kendime verip tek başıma oyladım. Açılış ve divan oluşumundan sonra gittim, saat ikiyi geçerek geri döndüm. Erken bile gelmişim, iki yıllık yönetimden sonra biz mimarların söz hakkı üçe gelirken başladı, belki de "Demokrasi" İçin Mimarlar Platformu bu kadarının bize çok bile geleceğini düşünmüştü. Sonrasında bize layık görülen süre içinde arkamızdan atlı kovalar gibi hızla konuşmaya gayret ettik. Biraz uzatanlar utanarak özür diledi. Bu genel kurul da böylece demokrat demokrat bitirilmiş oldu. Mithat Akman |
|
|
|
|
|
#479 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-01-2008
Mesaj: 13
|
Alıntı:
Daha sonra eleştirilerin YK tarafından yanıtlanması aşamasında Yeşim Uysal da konuya değinip bana cevap verdi. Bildiri, YK üyelerinin kendi fikirlerini açıklamaları imiş ve aslında Ankara'ya değil, İstanbul Şubesi Genel Kurulu'na gönderilmiş. Ankara Şubesi web sayfasında yayınlanması ise haber amaçlıymış. Böyle böyle bir bildiri var diye haber veriyormuş. Tabii o anda bizim üyeler olarak eleştiri gündemimiz bitmiş olduğundan söylenen şeyin çocukların bile inanmayacağı bir kandırmaca olduğunu dillendiremedim. İstanbul Genel Kurul'u yapılıyor, Ankara'dan YK üyeleri bir bildiri yazıyor, 80 üye ise MİM'e bir destek mesajı imzalıyorlar. Ankara Şubesi'nin yayın organında YK üyelerinin yazdığı haber oluyor, 80 imza ise haber olma niteliğine sahip değil. "Demokrasi için" var olmayı ilke edinmiş YK, bütün Ankara Şubesi'ni her olanağı ile kendi malı görüyor, şubenin sahibi olan Ankara'lı mimarları ise ikinci sınıf insanlar. İşte Dimp'in demokrasi anlayışı bundan ibaret. Demokrat olmadığını söyleyenlerden fazla korkmamak gerektiğini savunurum, çünkü onlarla mücadele etmek daha kolaydır. Kavram kargaşası yaşamadan onları ve kendinizi anlatabilirsiniz. Ancak, eğer karşınızda kendisini "demokrat" ilan edenler varsa, demokrat gösterip otokrat vuranlar varsa işiniz epeyce zorlaşır. Onlar da demokrasiden bahseder, siz de. Kimin demokrat olduğu da ancak somut örneklerle ve yapılanlarla ortaya konulur. Bu örnekte de Dimp, kendisinin "nereye kadar" demokrat olduğunu kendi icraatıyla gösterdi. Benim yaptığım sadece onların yaptığına işaret edip içlerindeki özü açık etmek oluyor. Mithat Akman |
|
|
|
|
|
|
#480 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 08-04-2001
Mesaj: 2.530
|
Anlaşılıyor ki mesele demokrasi, demokrat olmak değil; söz konusu kelimeleri cümle içinde kimin (tabi ki kendine göre) en güzel kullanıp kullanmadığı...Kale burcu gibi mutlaklıklara Ulubatlı Hasan misali kim bayrağını dikecek dikmeyecek yarışı.
|
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Etiketler |
| ali rüzgar, eyüp muhçu, mimarlar odası, mimarlar odası seçimleri, sami yılmaztürk |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|