Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Mimarlık > Profesyonel Yaşam > Mimarlar Odası

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 07-02-2008, 20:36   #436
Arkitera Üyesi
 
Aydan Balamir'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 17-07-2001
Mesaj: 62
Sevgili Aykut,
Degerlendirmen için çok tesekkurler, göstermelik demokrasi törenlerimiz daha iyi anlatılamazdı. Yazdıkların, her seye ragmen bir "Ankara farkı" olduğunu da düşündürüyor gerçi... :-) Burada seçimler vakitlice duyurulup her gruba toplantı ve duyuru olanakları sağlandıği gibi, genel kurullar da oldukça geniş salonlarda yapılır. Yalnız o kadar imrenme, salonda oturup konuşmaları dinleyenler, fuayede kulis yapanlara oranla daima daha az sayıda olur. Konuşmaları az kişi izler, programlar enderen okunur, önemli olan şekil şartlarının yerine getirilmesidir.
Sevgilerimle, Aydan
Aydan Balamir offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-02-2008, 20:58   #437
Yönetici
 
Omer Yilmaz'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.146
Blog Mesajları: 53
20 gün geriye dönelim. Mimarlık İçin Mimarlar hareketi 22 Ocak 2008'de (evet sadece 20 gün önce başladı.) gazete ilanları ile varlığını hissettirmişti. Aynı günlerde ÇAĞDAŞ DEMOKRAT TOPLUMCU MİMARLAR Başbakan'ın yaptığı açıklamaları bile bizlere maletmişler, Başbakan'ın söylediklerinden dolayı bizi "AKP'li" ilan etmişlerdi bile.

Bugün akşam Arkitera Mimarlık Merkezi'nden çıkmadan DİMP hakkında kısa bir yazı yazmıştım. Eve gelip DİMP'e baktığımda hacklenmiş olduğunu gördüm.

Evet DİMP M3rhametsiz isimli (daha önce de kandil gecesi 70 küsür porno sitesini hacklemiş olduğunu gururla sunan) bir hacker tarafından hacklenmiş. Gözlerinizle görmek isterseniz tıklayın. Aşağıya ise ekran görüntüsünü ekliyorum.

Ne kadar trajikomik öyle değil mi?

Yarın bunu da MİM ya da Arkitera yaptırttı derlerse şaşıracak mıyız? Korkarım ki her türlü karalamanın edepsizce yapıldığı, akademisyenlerin bile aklı selim sahibi olmak yerine koşulsuz taraf olmayı tercih ettiği bu ortamda şaşırmayacağız.
Eklenmiş İmajlar
mimarliga-yol-acin-clip-jpg  
Omer Yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-02-2008, 22:18   #438
Yönetici
 
Kayıt Tarihi: 08-09-2001
Mesaj: 243
Uzun zamandır okumuyordum bu başlığı, seçimden sonra epey laf birikmiş. (Arkitera Forum'a da son bir senedir gerekmedikçe pek katkıda bulunmadığımı buranın müdavimleri bilirler, zamanı geçirmek için artık bana pek verimli bir ortam olarak görünmüyor forum ortamı). Ama bu kadar yazışmanın arasında bir iki noktayı vurgulamam gerekir diye düşünüyorum.

1- Hala bir yayının tarafsız olması gerektiğine inanan naif düşünceler olduğunu görünce şaşırdım. Dünyada hiç bir yayının tarafsız olduğuna inanmıyorum. Dolayısı ile Arkitera'da taraflı yayın yapar. Yapmalıdır. Lütfen "tarafsızdınız, şimdi taraf tutuyorsunuz" diye kendiniz kandırmayın. En başından beri taraf tutuyor Arkitera. Her yayın da taraf tutar. Radikal gazetesi de taraflı yayın yapar, Hürriyet de, BBC de, CNN de... Aksini iddia edemezsiniz. (kimi yayınlar daha tarafsız yayın yapıyor görünür, bu onların "zerafeti" bir üslup olarak nasıl kullanabildikleri ile doğru orantılıdır.) Seçilen haberler, haberlerin sıralanışı, yayınlanan projeler, söyleşi yapılan konuklar, konferanslara çağrılan mimarlar vs.vs.vs. bu seçimlerin hepsi bir tarafa meyillidir. Ama bu demek değildir ki, Arkitera farklı görüşlere kapalıdır. Tüm farklı görüşler için de yerimiz var, neyse ki bir gazete gibi sayfa sınırımız yok. Dileyen herkesin söz hakkı var bu ortamda. (Ama Bülent Batuman'ın güzelce yazdığı bazı görüşlerine de katıldığımı belirteyim, haklı olduğu taraflar ve çok doğru tespitler de var. Zaten sayın Batuman, Arkitera'nın bu seçim sürecinde taraf değil kamp olduğunu iddia ediyor ki tartışılabilir bir görüş bence)

2- Arkitera Forum bir yayın değildir! Bir tartışma ortamıdır. Sansür yoktur. Sadece argo, küfür ve kişisel haklara saldırıya kapalıdır. Herkese açıktır. Arkitera Mimarlık Merkezi'nin bir yayını değildir. Türkiye mimarlık ortamına sunduğu bir araçtır. İçini Arkitera Mimarlık Merkezi doldurmaz, Türkiye mimarlık ortamının bireyleri doldurur. Interaktif bir forum kültürünün oluşması Türkiye için çok yeni bir gelişme takdir edersiniz ki. Bu nedenle sıkıntılarını hep birlikte çekiyoruz. Örneğin, forum herkesin okuması için yazılan mesajlar bütünüdür; bir yazarla ilgili sıkıntınız, onunla birebir paylaşmanız gereken bir şey varsa ona özel mesaj atarsınız ki iki kişi arasındaki haberleşme ile binlerce kişinin vaktini almazsınız. Neyse, zamanla bu alışkanlıklar da gelişecektir herhalde.

3- En önemlisi bu Forum'daki tüm mesajlar yazarlarının görüşleridir. Benim yazdıklarım Arkitera Mimarlık Merkezi'nin görüşleri değildir. Aynı şekilde ortağım Ömer Yılmaz'ın görüşleri de Arkitera Mimarlık Merkezi'nin görüşleri değildir. Öyle ki ortağımın yazdıklarının pek çoğuna katılmam, üslubunu benimsemem. Ama bu onun burada yazmasına engel değildir ve hakkında oluşacak kanılar onu ilgilendirir, Arkitera'yı değil. Arkitera Mimarlık Merkezi bu Forum sistemini kurdu diye de Arkitera'da çalışanların burada görüşlerini yazması engellenmez. Bunu anlamak bazıları için biraz zor olabilir çünkü farklı görüşte olanlar nasıl bir arada birşeyler üretebilir, bir arada durabilir diyebilirler. Oluyor işte.

4- Arkitera Mimarlık Merkezi eşittir Mimarlık için Mimarlar grubu değildir. Evet Arkitera Mimarlık Merkezi'nin yayınları MİM grubunun kampanyasını duyurarak taraf tutmuştur. Tutmasının nedeni de 8 senedir benimsediği "daha kaliteli mimarlık ortamı"nın oluşmasını istediği içindir. Farklılığa prim verdiği içindir. Ama çalışanları, ortakları, üyeleri, kendini Arkitera'lı olarak görenlerin hepsi de MİM grubuna destek vermemiştir, oy atmamıştır, hatta karşı olanlar bile vardır. Şahsen MİM grubunun seçilmemiş olmasını da yeni açılımlar için bir şans olarak görüyorum. Artık izlemekten bıktığım bu tartışmaların sonunda seçimden önce beslediğim düşüncem daha da kuvvetlendi. Meslek Odası sisteminin baştan sıfırlanması, tam anlamı ile format atılması gerekli olduğuna kesinlikle eminim. Yönetimin değişmesi ile düzeltilebilecek bir hali kalmamış çünkü. Her neyse...

5- Arkitera Forum'a tekrar dönersek, belirttiğim gibi burası farklı görüşteki herkesin katılımına açık bir alan. MİM grubunun görüşlerine karşı olanların da görüşlerini paylaşabilecekleri bir ortamdı. Nedense onların görüşlerini de başka ortamlardan alıp buraya başkaları aktarmak zorunda kaldı. Kendileri yoktu burada.

Ama sayın Batuman'ın dediği gibi buradaki ortamın havasından, sürekli yazanların görüşlerinden tavrından memnun değilseniz, ona bir şey diyemem. Sonuçta her birey içinde bulunacağı ortamı, ne kadar süre için o ortamda duracağını, ne diyeceğini neyi kendine saklayacağını seçmekte veya kendilerini rahat hissedecek ortamları yaratmakta özgürdür.

Umarım yeterince net anlatabilmişimdir düşündüklerimi.
Ömer Kanıpak offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-02-2008, 00:05   #439
Yönetici
 
ayasofya'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 15-01-2002
Mesaj: 5.471
Blog Mesajları: 16
Soluklanıp düşündüm. Biraz da sıkıldım artık tüm bunlardan.

Neyi paylaşamıyoruz...

Mimarlar Odası'nın yönetimini mi, yoksa ülkemizde mimarlık bilgi görgü ve gücünün aslında yokluğunu mu?

Oda, "yönetim"i kaybetmeme kaygılarına bakıyorum ne kadar güçlüymüş ne kadar hırslılarmış.

Bu kadar ÖNEMLİ SAYILACAK bir kurum olmaktan çıkmış Oda.
Bütün bu yağmalara "dur" diyebiliyor mu tek başına.
Suçu kendisine rakip olana "yağmacı" demekle başkasına atmış oluyor.

Oda'nın aslında ne kadar güçsüz olduğunundan haberleri yok, gözleri görmüyor, basireti tıkanmış öyle güçsüz sadece en büyük derdi yönetimde kim olacak olan politik çekişme yeri;

Arkitera yanlı olsa ne olur, kurduğunuz mail grubuna istediğinizi almasanız ne olur, AKP'liler geliyor diye öcüden korksanız ne olur, ya da kendisi çok değerli felsefi düşünür büyük bir mimar size direkt "GANGASTERLER" dese ne olur.

Zaten acınacak vaziyette olan Oda daha da batar. İki yıl daha devam eder aynı uyuma. İki yıl daha kurtarılmış olur. İki yıl sonra iki kat daha güşsüzleşmiş bir Oda Yönetimi'ni iki kat daha büyük güçle kaybetmemeye çalışacaksınız. Daha da bir şey demiyorum yani.

Aynen devam.
__________________
Selamlar ve Sevgiler ....................................... AYASOFYA

Bu SMGM ne yapar. Eğitimlerde kimi denetler, SMGM'yi kim denetler?

Tasarlanmış-tasarlanmamış camiler


TÜRKÇE KARAKTER KULLANINIZ. "v" yerine "w" kullanmayınız. Kurallar için TIKLAYINIZ
ayasofya Şu anda online   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-02-2008, 01:21   #440
Yönetici
 
Omer Yilmaz'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.146
Blog Mesajları: 53
Bülent Batuman’ın DİMP web sayfasında yayınlanan uzun yazısı hem kurum olarak Arkitera Mimarlık Merkezi’ne hem de kişisel olarak bana değiniyor.

Bu yazıya bir cevap vermek amacıyla bilgisayar başına geçtiğimde Arkitera Mimarlık Merkezi’nin benimle birlikte diğer yöneticisi olan Ömer Kanıpak’ın cevabını okudum. Bu cevap ile metnin akışı biraz değişecek, belki “forum”a kendi bakışımı biraz daha açmaya çalışacağım.

Batuman’ın makalesinin başlığına da konu olan forum kelimesini anlatmak için Roma’ya gitmeye, tarihçeden başlamaya gerek yok. Türk Dil Kurumu’nun forum kelimesi için verdiği tanımlardan birisi herşeyi çok güzel anlatıyor: “toplu tartışma”.

Ömer Kanıpak’ın Arkitera Forum’a son zamanlarda gönderdiği mesajların neredeyse tümünde yer alan “burası verimli bir ortam değil” tarzı söylemler beni bir süredir tedirgin ediyordu. Şu ana kadar bir tekine bile yanıt vermedim. “Kol kırılır yen içinde kalır” atasözünün boşa söylenmemiş olduğunu bilirim çünkü.

Ama sanırım daha uzun süre yanıtsız bırakmak haklı olduğunun düşünülmesine neden olacak.

Herşeyden önce Ömer Kanıpak’ın Arkitera Forum ortamının bir yöneticisi olarak yazdığının farkında olması gerekli. Bir forum yöneticisi olarak da sorumluluklarından kaçamaz. Bu ortam Ömer Kanıpak’ı da temsil etmektedir. Eğer bu ortamdan tedirginliği o kadar fazla ise forum yöneticiliğini bırakması gerekir. Arkitera Mimarlık Merkezi’nin kurumsal olarak bu olgunluğu gösterebilecek yapıda olduğunu hem Arkitera çalışanları hem de Arkitera’yı iyi tanıyanlar bilirler.

Forum Arkitera Mimarlık Merkezi’nin önemli 2-3 projesinden bir tanesi. Arkitera Forum’un kişisel olarak benim çabalarımla ilerlediğini Ömer Kanıpak dahil olmak üzere tüm Arkitera Mimarlık Merkezi çalışanları, bağımsız Forum yöneticileri ve Forumu sıkça takip edenler bilirler. Sonunda söylenmesi gerekeni şimdiden söyleyeyim:

Arkitera Forum bir başarı öyküsüdür.

Bu sadece son seçimlerde ortaya çıkardığı enerji patlaması ile oluşmuş değil; 7 yıldır gösterdiği performans ve kendini durmaksızın sürekli yenilemesi tartışmasız bir şekilde Arkitera Forum’u biricik kılmıştır.

Biricik kelimesi burada son derece bilinçli olarak kullanılmıştır. Arkitera Forum sadece mimarlık alanı ya da yapı sektörü için değil tüm Türkiye çapında değerlendirildiğinde de özgün iki örnekten birisidir. Merak edenler için kişisel saptamama göre diğeri Türk Hukuk Sitesi’dir.

Bu biricikliği yaratan nedir peki? Kuşkusuz bunun cevabı popüler olmakla nitelikli olmak arasındaki doğru balans ayarıdır. Bu ayarın doğru yapılması Arkitera Mimarlık Merkezi’nde bugün ve geçmişte çalışmış olan mimarlar ve Forum’un bağımsız yöneticilerinin ortak aklı ile olmaktadır. Bu balans ayarının doğru yapılmasında hiç bir zaman görev almayan Ömer Kanıpak’ın görüşlerinin üzerinden bir kez daha geçmesi temennisi ile asıl konuya geçebilirim.


Bülent Batuman’ın mesajının incelikler içerdiği kuşkusuz. Hafızası hiç de güçlü olmayan bir mimar olarak Mersin Üniversitesi’ni Arkitera Kampüste projesi kapsamında ziyaret ettiğimizde tanışıp tanışmadığımızı hatırlamıyorum. Eğer tartışma yüzyüze yapılabilse konuşulabileceği açık. En azından Behiç Ak’la seçim günü ayaküstü yaptığımız bir saatlik tartışma gibi tümüyle boşa gitmeyeceğini hissedebiliyorum. Bir “forum” ortamında yazılanlardan hissetmekten başka çaremiz de yok sanırım.

Bülent Batuman adını daha önce duymamıştım. Hep yapılanı yapıp Google araması yaptığımda ise MİM grubuna muhalif duruşu olan ve daha önceden tanımadığım, istisnasız her isimde karşıma çıkan durum bir kere daha arama sonuçları ile önümdeydi: Sonuçların büyük çoğunluğu Mimarlar Odası ya da kaynaklı (Batuman için DİMP örneğin.) web sitelerindendi...

Yukarıdaki genel tabloya biraz daha ayrıntılarıyla bakıldığında Bülent Batuman’ın Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin bir numaralı yedek Yönetim Kurulu üyesi olduğu ve MİM hareketine karşı “TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi 39. Dönem Yönetim Kurulu” adına yayınlanan bildiriye imza koyanlardan birisi olduğu kolayca görülüyor. Batuman aynı zamanda Güven Arif Sargın’ın tez öğrencisi. (Bu bilgi konusunda hatalı olabilirim.)

Yukarıdaki satırları Batuman hakkında olumlu olumsuz bir şeyler söylemek için değil; okurların Batuman’ın yazdıklarını ve aşağıda yazacaklarımı değerlendirirken pozisyonu hakkında doğru bilgi sahibi olmalarını istediğim için ekledim.

DİMP’de ”İletişim Tekniği Olarak Forum ve Yükselen Anti-Entelektüalizm Üzerine” başlığıyla yayınlanan makale ve Ankara Şube’nin “Küresel Sermaye ve Neo - Liberal Sömürüye Karşı Mimarlar Odasının Tarihsel Yükümlülükleri Üzerine” başlıklı bildirisi dikkatlice incelenirse vahim benzerlik kendisini kolayca ortaya koyuyor:

İki metnin ortak özelliği bilgisizce yazılmış olmaları.

İletişim Tekniği Olarak Forum ve Yükselen Anti-Entelektüalizm Üzerine” başlığına sahip makalenin, bir akademisyen tarafından yazıldığını hatırda tutalım. Yazarın “iletişim” ve “forum” (internet forumları elbette) gibi tamamen uzmanlık gerektiren konulardaki bilgi birikimini ise içtenlikle merak etmekteyim.

Batuman Forum’da Ankara Şube tarafından kaleme alınan metne getirilen eleştirilere kendi yorumunu getirmiş. Buna göre metin “hakaretemiz”.

Forumu okuduktan sonra bu sonuca ulaşmış olması iki durumu gösterebilir. Birincisi hiç bir şey anlamamış olması ki bu mümkün değil. İkinci ve yukarıda kendisi ile ilgili bilgileri vermeme de neden olan ise koşulsuz olarak kendisini taraf kabul etmesi.

Burada uzun uzun Ankara Bildirisini tartışacak değilim. Bildirinin bilgisizce kaleme alındığını görmek için sonuç cümlesine bakmak bile yeterli:

Alıntı:
Mimarlar Odası Ankara Şubesi, “Mimarlık için Mimarlar” sloganıyla örgütlenen bu yeni muhafazakâr duruşun gerisinde yatan ve Türkiye’de yazılmaya çalışılan her iki alt-metni de özenle okuyarak, küresel sermaye ve neo-liberal sömürüye, mimarlık aracılığıyla meşru zeminler edindirme uğraşılarına karşı durmaktadır.
"Muhafazakarlık: var olan durumu koruma amacını güden düşünce tarzı."

“Yeni muhafazakar” teriminden başlayarak baştan aşağıya fiyasko bir cümle. Burada kim muhafazakar tartışmasına girmek bile abesle iştigal!

Kaldı ki ne Batuman ne de bildiriye imza atanlardan herhangi birisi MİM oluşumu hakkında bilgi sahibi bile değillerdi; bırakınız “yeni muhafazakar” safsatasını.

Ankara Şube tarafından yayınlanan bildiri Batuman’ın sandığı gibi “hakaretemiz” olarak algınlanmadı. Tümüyle militanca olarak algılandı. Bu militanca bildiri seçim sonuçlarını etkilediği için tepki gösterildi. Militinca davranamayacak olan bir kurum tarafından -Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından- kaleme alınmış olması eleştirildi.

Arkitera Mimarlık Merkezi seçimlerde iddia edildiği gibi militanca davranmamıştır. Ömer Yılmaz olarak ben belki militacan davranmış olabilirim. Arkitera Forum da militanca kullanılmıştır. Kaldı ki davranabilirdi de; Arkitera Mimarlık Merkezi'nin militanca davranmaması için bir gerekçesi yok. Ancak Arkitera Mimarlık Merkezi’nin yapısını, yapabileceklerini, personelini ve imkanlarını hiç tanımadan bu yargıya ulaşmak da bir başka bilgisizlik örneğidir.

MİM grubuna karşı eleştiriler gelmeye başladığında tahammülsüzlüğün kendisini gösterdiğini iddia eden Batuman burada yeniden militanca bir tutum içine giriyor. “Anti-Entelektüalizm” terimini son derece biliçli olarak kullanan bir yazarın öncelikli olarak seçim sürecinin adaletsizliklerini, kanunsuzluklarını, anti-demokratik uygulamalarını, son derece popülist karalama kampanyasını ayrıntılara girmeden de olsa hatırlatması gerekirdi. Bunları hatırlatmadan kaleme alınan metnin tarafsızlığını sorgulamak sanırım çok doğal.

Şube üye cep telefonu veritabanının ÇDTM tarafından adaletsiz ve ahlaksızca kullanılması, Temsilcilik bütçelerinden gazeteye seçim reklamı verilmesi, ÇDTM taraftarlarının medyada MİM grubuna karşı büyük bir karalama kampanyası yürütmesi Bülent Batuman’ın metninde hiç yer bulamamış karanlık konular.

Tüm bunlara rağmen Arkitera Forum ortamı demokratikliğini korumuş, militanca olduğunu anlamak için uzman olmayı gerektirmeyecek metinlerle birlikte MİM grubuna yönelik tarafsız kişilerden gelen eleştiriler de Forumdaki yerini almıştır.

Sonuç olarak son İstanbul seçimlerinde Mimarlar Odası Ankara Şubesi kuşkuya yer bırakmayacak şekilde militanca davranmıştır. Mimarlar Odası'nın İstanbul ve Ankara şubelerinin militanca tavrı mimarlık ortamına bugüne kadar verilen zararların en büyüğünü vermiştir.

"Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi" Bülent Batuman'ın cevabını merakla bekliyorum.

En son Omer Yilmaz tarafından düzenlendi : 08-02-2008 09:04.
Omer Yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-02-2008, 10:18   #441
Arkitera Üyesi
 
Murat Artu'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 66
Red face Entelektüel bulup ve AntiEntelektüelist olduklarımızdan !!!

B. Batuman'ın makalesinden;

" Mimarlar, kendi disiplinleri, kendi faaliyet alanları ve kendi örgütleri ile ilgili kaleme alınmış yazıları entelektüel safsata olarak değerlendirme(me)ye başlarlarsa “Mimarlar Odası kendi işine baksın, yolları düzenleme işini gününü yollarda geçiren şoförlere bıraksın” diye propaganda yapan zihniyete söz söylemeye hakları kalmayacaktır."

Kimdir bu şöförler ? -Mimarlık yapan mimarlar (Avam)......(Nuray'Bayraktar'a anlat. Bilmiyor.)

Kime bırakacak ? - Mevcut Mimarlar Odası yöneticilerine ( Entellektüellere )...............(gülme, gülme..)

Sanırım "entelektüel olmak" yukarıda kaleme aldığınız fikrinizi, tercümesini yaptığım şekilde değilde, yazdığınız şekilde kaleme almak. Anti-entelektüelist olmak ise sizi entelektüel kabul etmemek olmalı.

Bu yeni birşey değil; Odacı olmanın olmazsa-olmaz'larından yanlızca biri.
Karmakarışık, "Ben aslında şöyle demek istemiş..." lere çevirebilecek bildiri yada deklarasyonlar yazmak.
Ancak cahillerin entellektüel diye yorumlayabileceği karmaşık safsatalar üretmek.

Biliyorum. Biliyoruz ve........................ Doyduk yeter.

Sizde hiç fazla uğraşmayın 3-9 sene önce yazdığınızı tekrar koyun.
Tip-proje yaptığınızı (Sizlerin bir Prototip olduğunu) kimse anlamıyacaktır,
Zira cahil halkımız(!), yazılarınızdaki aynılığa rağmen sonuna kadar okumuyor, sıkılıyor.

Gelelim sadede ve şöför olduğumuzu kabul ederek yürüyelim,

Avam şöförler diyor ki;

- Arabayı biz kullanıyoruz. Bütün gün ve gece yollarda olan da biziz. Ayrıca bütçenin % 85'ini de biz
ödüyoruz. Burası Şöförler Odası değilmi ?.

Entel şöförler ;

-Kültürsüz adamlar, şöförlükle araba ve yolun ne alakası var ;

"Yukarıda savladığımız gizli yeni-muhafazakar siyasi duruşun, ulusal bağlama taşınmış durumuna denk düşmektedir: Türkiye’nin, günümüz moda muhafazakarlığına takılı sermaye birikimi ile, küresel sermayeye eklemlenmiş anakent kentsoylu öznenin bileşimini, pragmatik/faydacı gerekçelerle kotaran bir tür melez oluşum, yukarıda betimlediğimiz toplumsal nitelikleri, Türkiye özelinde de dikkatli bir biçimde dokumaktadır. Bu melez siyasi özne, küresel sermayenin kentsel paylaşım ve kapitalist mekân üretiminin kısa ömürlü artı-değerine, kendince müdahil olmayı arzulamakta, ancak gizli yeni-muhafazakâr duruşunu, yaratıcı bireysel özgürleşme söylemiyle dikkatli bir biçimde örtmeye çalışarak, olası ideolojik atıflardan da görece kurtulabilmeyi amaçlamaktadır. İşte tam da bu noktada, adaletsiz kentsel paylaşım ve kapitalist mekân üretimi süreç ve yöntemlerine direnen siyasi öznelerin, özellikle toplumsal bilinç ve kamu yararı gözeten örgütlerin, kamuoyu önünde bir “engel” oldukları gerekçesiyle lanetlenmesi taktiksel bir gerekliliktir."

Eh! biz avam şöförlere de artık susmak düşer.....

Böyle bir cevabı duyunca utanıp korkan bir avam sorar;

-Entel bey, yüksek müsadelerinizle benim kişisel bir sorum olacak ;

-Siz alicenapları bir entel olarak, biz avam şöförlerden utanarak yaşamaktansa,
siz kendi Enteller odasını kursanız, bizleri kurtarmaktan vazgeçseniz, hepimiz daha mutlu olmazmıyız ?

-
İşte biz tam bu noktadaki imaları örtmeye çalışarak, olası ideolojik atıflardan da görece kurtulabilmeyi amaçlamaktayız. Bu şartları gerçekleştirmeye kalktığımız durumda hiçbir maddi kaynağımızın bulunmayışı ve emperyalist güç odaklarının bilinçli yönlendirmeleri nedeni ile işşizlere ve bilhassa ve bilhassa entellere para ödenmemesi sağlanmış, paramızı sizleri sömürerek tahsil yolu engellenemez bir taktik gerekçe oluşturmuş ve bu nedenle konu kapanmıştır.

ÖSYM soru 81;

a) İfade etmekte sorunları olan ve kendine "ben entel'im" diyen herkez entel'dir.

b) Enteller odacılık dışında bir iş yapmadığı için her işi onu yapandan daha iyi bilir.

c) Eğer, kurtuluş savaşı yapılacaksa onu da askerler değil enteller yapar.

d) Bir adam ki birşey üretiyor O avamdır. Avam her görüldüğü yerde ezilmelidir.

e) Entellerin çalışması etik değildir. Onların parası avamlar tarafından ve avamlara rağmen ödenir.

f) Enteller odası kurulursa yanlış anlamalar olabilir...!!!



***Not : Bahsi geçen "Entel" in referansları alttaki makaleden alınmıştır.
İletişim Tekniği Olarak Forum ve Yükselen Anti-Entelektüalizm Üzerine
Bülent Batuman


Entelektüel: (entelektuel)

Entelektüel, ''anlaşılır'' olmaktan dehşete kapılır; onun için muhatabı ne zaman ''anlamadım'' manasına gelen jest ve mimikler yapsa veya gaflete düşüp alenen

-''Tabii canım bunda anlaşılmayacak ne var''? diye bir laf etse,

Derhal toparlanarak
-''Hayır, anlatamadım galiba'' ......diye hamle tazeler ve muhatabının kesinlikle birşey anlamadığından emin oluncaya kadar ''anlatmaya'' devam eder...

Alayı birden toplumcudur, lakin zihnindeki toplum hiçbir zaman toplumun tamamı ile örtüşmez; entelektüel, toplum derken kendi sosyetesini kasdederek konuşur.

Ayrıca entelektüel ''doğrudan'' lığı sevmez, dolaylılığa bayılır; hayat onun için dolaylılık ilişkilerinin çözülmesiyle anlamına vâsıl olunan ama her doğrudanlığın en kısa zamanda dolaylılık biçiminde ifade edilerek râyiç kazandığı bir `bilmece` oyunudur...
Hepatrol

__________________
Murat ARTU

En son Murat Artu tarafından düzenlendi : 08-02-2008 16:51. Nedeni: Aceleye Gelmek
Murat Artu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-02-2008, 11:42   #442
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 02-10-2003
Mesaj: 9
Sayın Batuman'ın değerlendirme yazısını okudum ve bir kaç noktaya değinme gereği duydum.

Sayın Batuman, MİM grubu programını açıkladığında iki mimarlık sitesi (arkitera ve mimdap) programı üstlendi diyor. Arkitera'dan arkadaşlarımız kendi yayınlarının özelliklerini ve forumlarını burada ifade ettiler. Biz mimdap olarak, MİM grubu programını açıkladığımız yazının altına, mevcut yönetimin programını da bekliyoruz, aynı yerden yayınlayacağız diye bildirdik ve odadan talep ettik. Ayrıca MİM grubu program açıkladığında mevcut yönetimin (en azından yayınlayacakları...) bir programı yoktu. Diğer taraftan bütün seçim süreci ve onun öncesi-sonrasında odanın hertürlü açıklaması, basın bildirisi, duyurusu bizde hep haber olarak yer almıştır. Saat 17 mesela odanın internete giren bir duyurusu bile bizde haber olarak yerini bulur. Bu konuda hiç kompleks taşımadık. Nitekim seçimden bir gün sonra İstanbul şubeden görüş istenmiş, sayın Karabey için yanıt hazırlayan sayın Muhçu'nun yazısı "yazı-yorum" bölümünden verilmiştir.

Diğer taraftan bu süreçte özellikle forumda sizin söylediğiniz gibi "karşı eleştiriler geldiğinde tedirginlik ve tahammülsüzlük başlamıştır" gibi bir ifadelenme yaşadığımız gerçeğe aykırıdır. Mimdap forum da nerdeyse küfüre varan bir karşı eleştiri hiç ama hiç kesilmemiştir. Hatta sayın Batuman, kimi zaman kod ismiyle girilen bu eleştirileri yapanların Nuray hanımın bahsettiği genel kurul ya da odanın herhangi bir platformunu bile kullanmayan, bu sözleri açık ve net olarak yüzyüze söylemeyenler tarafından bile bu dönemde yoğun olarak forum kullanılarak yapıldığına şahit olduk.

Size belirtmek isterim ki, "çağdaş-toplumcu" yönetimlerin hiç bir platformunda bu kadar konuşma, bu denli eleştiri onlar adına, onlar için belki de yapılmamıştır. Bir anlamda sizin uzun tahliller yaptığınız o forumlar aslında "çağdaş-toplumcu" düşüncede olanları da özgürleştirmiştir.

Bizim forumumuza bırakın mimarları, şehir plancıları ve aslında mimarlık yapmayan değişik kişiler bile girmiş, MİM grubuna eleştiriler, suçlamalar yöneltilmiştir. Hiç de tedirginlik duymadık ve hiç de bunları kesmedik. Forum da biraz böyle birşeydir ve yazanı bağlayan bir iletişim şekli olduğundan sonuçlarına herkesin katlanması gerekir.

Fakat sayın Batuman,forumlardaki dili, küçük görmeleri eleştirmenize rağmen meslek odası çıkışlı resmi ve gayrı resmi yayınlar (bunların neler olduğuna girelim isterseniz) konusuna hiç değinmiyorsunuz. Odanın "mimarlara mektup" denilen yayınında ima dolu ifadelere, suçlamalara, yine bir sayfalık "karanlığa karşı dayanışma" gazete ilanına, burada herkesi ötekileştiren kaba kavramcılığa hiç değinmemişsiniz. Daha seçim atmosferine girmeden yapıldı bu yayınlar.

Yine bir gazete çizerinin çarpıtma karikatürünün elden ele dolaştırılması,oda tarafından sivil toplum internet ağlarına servis edilmesi, bilinen gazetenin sürekli yazarının haftalarca bu konuyu kendi köşesinden ya da habermiş gibi çeşitli başlıklılarla gazetenin içinden sürekli karalamalarına, internet ağlarına bazı büyük mimarlarımızdan alınan aslında içinde MİM grubuna eleştiri bile bulunmayan yazılı ifadeleri maksatlı ve karşı beyanlarmış gibi yorumlanarak yollanmasına, suni bir karşıtlık yaratılmasına hiç takılmamışsınız.

Mesela son gece İngiltere'den yollanan ve bütün mimarların telefonuna gönderilen mesaj sizce nasıl bir yayındır? AKP nin MİM grubunu desteklediğinin herhangi bir yayını, haberi, kanıtı hiç var mıdır sanıyorsunuz? Forumdaki sözlerin neredeyse psikolojik tahliline giriyorsunuz fakat onurlu insanlar açısından bir travma sayılacak bu iftira haberin oda olanaklarıyla yapılmasına ne gibi bir açıklamanız olabiliyor, merak ediyorum. Yine "çağdaş-toplumcuların" kendi propagandalarının oda server i üzerinden yapıldığı ispatlandı mesela, bu konuda da bir yorumunuz olabilir mi?

Ortalama bir vicdan; ezeni, baskı altına alanı değil haksızlığa uğrayanı farkeder ve onun yanında durur. Bırakın yanında durmayı birazcık o taraftan bakabilmeyi ahlaki sayar.

Karalamaların seçimle de bitmediğini yaşayanlardanım. Doldurma bilgileri mimarlık ortamı ağlarına, sivil topluma, partilere sirküle edenlerin hangi imkanları kullandıklarını düşünüyorsunuz? Bunlardan birine, "Sen beni şahıs olarak tanır mısın kardeşim, beni kimle kolkola gördün, hangi AKP li ile onlara seçim kazandırmak için omuz omuza çalıştım...." cevap hayır veya cevap yok. Bu ne biçim bir ahlaksızlıktır, ne biçim toplumculuk, çağdaşlıktır, bu şahısla bizzat yaptığım telefon konuşmasıyla tespit ettim.(kayıt da aldım) Ama gözlemlerini anlatır gibi başlayan, kalıplanmış bilgileri (öğretilmiş de diyebilirsiniz...) ismi üzerinden sirküle edenlere, sizlere bizlere herkese ulaşan bu yayılmaya niye bir cümleyle bile değinmiyorsunuz?

Bu seçim süreci birçok şeyi daha bilgi hazinemize kattı şüphesiz. Toplumsal zeminlerde çoğu zaman muhalefet kalan, haksız duruma düşürülen meslek insanlarımız konu oda olunca bu kadar "iktidarcılaşmaları", bu kadar hakim siyasetin ötekileştirme aracına sarılmaları, bu kadar "kendilerini" yönetime taşımak için başkalarını kırıp dökmeleri, hakaretlere varan iftiralar üretmeleri şahsen en görmek istemediğim manzaralardı.

Hayatımın hiç bir döneminde birşeyi kazanmak için başkalarını küçültücü birşey söylemeden yürüyen, kendi mütavazi yapabildiklerini kendi referansı sayan biriyim. Bu ortamda görüşleri eleştirme hakkım olduğunu ama kişileri yargılama hakkım olmadığını hep bildim ve böyle davrandım. Ben kişi olarak forum ortamını sık kullanan biri de değilim. Diyalogların gerçekten seviyeli ve medeni ölçülerde olması gerektiğine inanıyorum. Bu konudaki genel bazı uyarılarınıza da tabiki katılıyorum.

Ama burada birşey yaşandı, görmediğiniz, farketmediğiniz yahut sizin ifade etmediğiniz olumsuzluklar yaşandı.

En azından yazınızdaki konuya bir başka açıdan pencere açmak için size yanıt verdim.

Saygılarımla.

Hasan Kıvırcık

En son Hasan KIVIRCIK tarafından düzenlendi : 08-02-2008 15:20.
Hasan KIVIRCIK offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-02-2008, 13:57   #443
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 27-02-2005
Mesaj: 7
Foucault adına ben yazıyorum, ama sozler onundur: Fearless Speech 'den geliyor... Metinde geçen Parrhesia: dogruyu söyleme eylemi, parrhesiastes ise dogruyu söyleyen demektir. Doğruyu hepimizin kendi hakikati olarak algılamayı tercih ediyorum. Amacım kiminkinin doğru olduğu tartışmasını açmak değildir.
Ve hatta MIM gurubuna soru sorarak zihinlerini aydınlatmaya çalışan arkadaşlara da, zahmete girerek bu gurup içindeki birçok kişinin seçim öncesi ve sonrasi yazdıklarını okumalarını tavsiye ederim.
Dillerde dolaşan hikayeler umuyorum ki bizi uzaklaştırmayı başaramayarak, birgün sığlıkları nedeniyle uçuşup gidecek... Hislerimizi, duygularımızı bu bitmek bilmeyen kısırdöngünün içinden çıkarmayı bilmeli ve işimizi yapmaya devam etmeliyiz.
Daha yapılacak çok şey var...

Sevgiler, ve söz Foucault'da
-----------------------------
... parrhesiastes,
çoğunluğu tehdit eden bir gerçeği ortaya çıkardığı zaman,
özgürce konuşma ayrıcalığını riske atmış olur.

Zira Atinalı liderlerin,
sırf çoğunluğun karşı koyduğu bir şey önerdikleri için,
hatta güçlü etkileri nedeniyle meclisin özgürlüğünü sınırlandırdıkları düşünüldüğü için

sürgüne gönderildikleri oldukça iyi bilinen bir hukuki durumdur.

Bu şekilde meclis hakikate karşı 'korunmuş' olurdu...
---------------
Unutmayalım ki, o talihsiz genel kuruldaki çoğunluk 15.000 kişiden sadece 250 kişiydi...
Zühre Sözeri offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-02-2008, 16:28   #444
Yönetici
 
Omer Yilmaz'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.146
Blog Mesajları: 53
Az önce Mimarlar Odası İstanbul Şubesi'nden ulaşan basın bülteni aşağıda.

İçinde bulundukları tuhaf ruh hali sanırım benim anlama sınırlarımın dışında kalıyor. Gönderilen bülten Şube'nin resmi bülteni olarak dağıtılıyor. Aman dikkat. Yani bu bülteni ÇDTM dağıtmıyor; Şube'nin imzası ve Şube emaili ile dağıtılıyor. 100'e yakın sektörel basın emailine dağıtılan bir bülten bu.

Çözemeyenler için bir de şöyle anlatalım: Son genel seçimler yapılıyor. Seçimi AKP kazanıyor. Bunun üzerine Başbakanlık Basın Danışmanlığı aşağıdaki başlıkla bir basın duyurusu yapıyor:

"Genel Seçimler Sonunda, AKP Açık Farkla Seçimi Kazanarak Güven Tazeledi
Başbakanlık"

Ben böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştım bugüne kadar.

Alıntı:
Mimarlar Odası Genel Kurulu ve Seçimleri Sonunda, Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar Açık Farkla Seçimi Kazanarak Güven Tazeledi

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi seçimleri, üyelerimizin yoğun olarak katıldığı, yazılı ve görsel basının ve kamuoyunun olağanüstü ilgi gösterdiği bir ortamda gerçekleşti. Odadaki “kamu ve toplum yararı” doğrultusunda geleneksel çalışmalarını sürdüren “Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar” ile “Mimarlık için Mimarlar” grubunun yarıştığı seçimlerde; “Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar” seçimi açık farkla kazanarak güven tazeledi.
  • Mesleğimizin evrensel kurallarının ve etiğinin yaşama geçirilmesinin örgütsel güvencesi olmak,
    İstanbul’un kentsel dönüşüm sürecinde, son dönemde giderek yoğunlaşan hukuk dışı uygulamalarla mücadele etmek,
  • Özelleştirmeler ve ayrıcalıklı imar uygulamaları yoluyla kentsel mekânın kamu yararı önceliğini yitirmesine “dur” demek,
  • Toplum yararını tartışmasız olarak kişisel çıkarların üzerinde tutmak,
  • Toplumsal sorumluluk duygusunu meslek alanında yaygınlaştırmak,
  • Serbest dolaşım ile ilgili dayatılan yasal düzenlemeler sürecinde, ülkemiz mimarlarının haklarını korumak ve mesleğimizin niteliklerini geliştirmek,
  • Savaşlar, kültürel tahribat, iklim değişikliği gibi artan küresel sorunları mimarlık gündemine taşımak ve bu konularda ulusal ve uluslararası dayanışmayı güçlendirmek,
  • Adaleti, hukuku ve kurumsallığı mesleğimizde her türlü sürecin temel ilkesi kılabilmek,
  • Mimarlık kültürünü kentlilerin gündemine taşımak, kentsel sorunlara karşı mimarlık ve kent dayanışma platformlarını yaygınlaştırmak,
  • Uluslararası gayrimenkul piyasasının rant projelerine, bu projeleri organize edenlere ve çıkar birlikteliklerine geçit vermemek,
  • Demokratik, katılımcı ve şeffaf bir yönetim anlayışını Mimarlar Odası’nda devam ettirmek,
  • Mimarlığın toplumcu, ilerici, aydınlık, yaratıcı yüzünü hayata taşıyabilmek,
amacıyla 40. dönemde Mimarlar Odası’nın birikimini yeni ve güncel sorunlar çerçevesinde daha da zenginleştirmek için Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kuruluna seçilen “Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar”ın adayları 5 Şubat 2008 tarihinde gerçekleştirdiği 1 numaralı toplantısında görev dağılımını aşağıdaki gibi gerçekleştirmiştir.

Yönetim Kurulu Asıl Üyeleri
1. Eyüp Muhcu (Başkan)
2. H. H. Günhan Danışman (II. Başkan)
3. Cemal Sami Yılmaztürk (Sekreter Üye)
4. Ömer Mutlu (Sayman Üye)
5. Deniz İncedayı (Üye)
6. Tores Dinçöz (Üye)
7. A. Tuncay Gürpınarlı (Üye)
8. Mustafa Fazlıoğlu (Üye)
9. Bahattin Alpaslan (Üye)
10. Gazanfer Karlıca (Üye)
11. Ahmet Tercan (Üye)

Yönetim Kurulu Yedek Üyeleri
1. Elif Özdemir
2. Sultan Pınar
3. Özden Kaya
4. Yalçın Dede
5. Tayyibe Gül Köksal
6. Ayşen Ciravoğlu
7. Mahmut Durmuş
8. Serpil Özuğurlu
9. İlker Ertuğrul
10. Taner Orhon
11. Günay Özışık

Şube Denetleme Kurulu Asıl Üyeleri
1. Yılmaz Yıldırım
2. Nermin Doğan
3. Taner Kara
4. Güner Gürlü
5. Tahir Gürbüz

Şube Denetleme Kurulu Yedek Üyeleri
1. Süreyya Temircan
2. Coşar Demir
3. Doğan Sancak
4. Tuğrul Eker
5. Ahmet Yılmaz

Soruşturma Uzlaştırma Kurulu Asıl Üyeleri
1. Bülend Ceylan
2. Mualla Türdü
3. Demet Uzunkaya
4. Sema Kocabaş
5. Gülay Uyan Melen

Soruşturma Uzlaştırma Kurulu Yedek Üyeleri
1. Belgin Sarıyer Diril
2. Şirin Bayram
3. Nurhan Kazancı
4. Bahri Güntürkün
5. Behçet Üner

Şube Teknik Kongresi, Genel Kurulu ve Seçimlerine katılarak katkı sunan tüm meslektaşlarımıza teşekkür ediyoruz.

Sonuçta; demokrasi, mesleğimiz, mimarlık ve İstanbul kazanmıştır. Bu bilinçle, çalışma programımızı siz değerli meslektaşlarımızın fikirleriyle daha da zenginleştirerek birlikte yaşama geçirmek istiyoruz.

TMMOB Mimarlar Odası
İstanbul Büyükkent Şubesi
Omer Yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-02-2008, 18:36   #445
Arkitera Üyesi
 
Murat Artu'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 66
Benimle alay etme

"İkinci tutum ise, memleket çapında fikirler ile kurduğumuz toplumsal ilişkinin içler acısı halde olduğunu gösterir biçimde, alay etme şeklinde gelişti. Yanlış anlaşılmasın, alay etme, zekice bir yergi biçimi olarak çok saygıdeğer olabilir, ancak bir metni içeriğiyle tartışmaya cesaret ve tenezzül göstermeyip aşağılamaya çalışmak, üstelik bunu yaparken de entelektüel düzeyinin yüksekliğine saldırmak siyaset kültürümüz açısından ümit kırıcı."
Bülent Batuman

Bülent Bey açıkça söylenmiyor ama, burada bahsedilen korkakça ve ümit kırıcı işleri yapan şahıs benim.

-Evet, yaptım......Dalga geçtim, yanıtlamaya tenezzül etmedim, ciddiye almadım.

Bu tutumum yüzünden herkezden özür dilemeye de razıyım.
Bu şöyle olacak;

Altında imzaları olan Ankara Şube yöneticileri sırayla ve tek tek odaya girip imzaladıkları
ve aşağıda yer alan metinden ne anladıklarını söyleyecekler. ........
Açıklamaları birbirleri ile tutarlı ise ben haksızlığımı kabul edip özür dileyeceğim.


Çok basit değilmi ?

Şimdi bir deneme yapalım;

Alttaki Ankara Şb. bildirisini okuyun ve 2-3 cümle ile özetlemeye çalışın.
Nasıl ???.............. Hala iyiyseniz, bir arkadaşınz veya eşinizden aynı işlemi yapmasını rica edin.
Kavga etmiyorsanız bir kişiden daha yardım alın....

Gülüyorsanız ben ne yapayım ?

Bülent Bey bana;
"Entelektüel düzeyinin yüksekliğine saldırdı" demiş, Bülent Bey haklıdır.
"Tenezzül göstermeyip aşağılamaya çalıştı" demiş, Bülent bey dürüsttür.

Bülent Bey,

Ben buraya kimseyi övmeye değil, gülmeye geldim
Sizler böyle yaptıkça da kendimi tutamıyorum.
Tecrübeli Marduk'u dinleyin, kendinizi belli etmeyin.



Küresel Sermaye ve Neo - Liberal Sömürüye Karşı
Mimarlar Odasının Tarihsel Yükümlülükleri Üzerine

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, 53 yıllık TMMOB Mimarlar Odası geçmişini değerlendirdiğinde, bugüne kadar mimarlık ortamına ve mimarlık örgütüne dair bir fikir beyan etmeyen, ancak aniden ortaya çıkan yakın dönem gelişmeleri kaygıyla, ancak bir o kadar da dikkatle izlemektedir. Bu noktada, “Mimarlık için Mimarlar” söylemi altında örgütlenerek, Mimarlar Odasının gelenekselleşerek süregelen devrimci siyasetini, küresel sermaye ve neo-liberal siyasetin popüler diliyle yargılayan oluşumun yanılsamalı tavrı, özellikle dikkat çekicidir.
Sermaye birikimi ve dolaşımını meşru kılmaya çalışan ve neo-liberal siyasetin araçlarıyla sermaye-tabanlı sömürünün pratiklerini küresel bir oyuna dönüştüren gelişmelere, özellikle bugünlerde kayıtsız kalınmaması gerekirken, bu tür yıkıcı oluşumlara direnç gösteren örgütlülüklerin, çağdaş mimarlık ve mimarların önünü kesen, tarihsel yükümlülüklerini tamamlamış köhne yapılanmalara benzetilmesi, bir aymazlık olarak değerlendirilmektedir.
Bu tür bir oluşumun temelde iki önemli alt-metni içerdiği savlanabilir: Birincisi, Mimarlar Odası, toplumsal bilinç ve kamu yararı benzeri tarihsel yükümlülüklerini, günümüz uluslararası bağlamın denetimi altında yeniden gözden geçirmeli ve “toplum için mimarlık” diye özetlenebilecek siyasi yapılanmasına son vermelidir.
“Mimarlık için Mimarlar” söylemi altında yapılan tartışmalar ve altında imzası bulunanların duruşları dikkate alındığında, söylemlerinin merkezinde bulunan ''toplumsal bilinç'' yerine, ''yaratıcı bireysel özgürleşme'' ve ''kamu yararı'' yerine de, ''tekil varsıllaşma'' konulmalıdır. Hâlbuki bu iki birbiriyle çelişir gibi gözüken ancak, birlikte ve doğru ele alındığında mimarlığın, toplumsal, siyasi, ideolojik yönünün ve aynı zamanda da yaratıcı bireysel özgürleşmenin kişinin toplumsal olanla beslenerek yeniden üretmesi sürecine yol açacağı açıktır. Bu ikililerden birinin azaltılıp/göz ardı edilmesini benimseyen, mimarlığı bir meslek olarak gerçek anlamda savunduğunu varsayan her görüş kendi kökenlerine yabancılaşarak mimarlık platformuna en büyük zararı verecektir. Öte yandan, yaratıcı bireysel özgürleşme ve tekil varsıllaşmanın, neo-liberal siyasetin dile pelesenk olmuş genel geçer malzemesi olduğunun bu noktada bilinmesi gerekir. Toplum yerine tekil öznenin, kamu yararı yerine ise, bireysel hakların ön plana taşınması, bir diğer deyişle, neo-liberal siyasi tavrın olmazsa olmazıdır ve daha da önemlisi, “tarihin sonu/ideolojinin sonu” benzeri söylemler aracılığıyla kendisine meşru bir zemin arayışındaki modern sonrası yeni muhafazakâr oluşumun da, öncelikli tercihleri arasındadır.
Bu noktada, mimarlığı tüm toplumsal yükümlülüklerinden kopararak, salt “mimarlık için mimarlar” sloganıyla örgütlenen oluşumda, Mimarlar Odasının geleneksel direnç kapasitesine, gizli yeni-muhafazakâr bir kafa tutuşun bilinçaltı tavrını yakalayabilmek olasıdır.
İkinci alt-metin, yukarıda savladığımız gizli yeni-muhafazakar siyasi duruşun, ulusal bağlama taşınmış durumuna denk düşmektedir: Türkiye’nin, günümüz moda muhafazakarlığına takılı sermaye birikimi ile, küresel sermayeye eklemlenmiş anakent kentsoylu öznenin bileşimini, pragmatik/faydacı gerekçelerle kotaran bir tür melez oluşum, yukarıda betimlediğimiz toplumsal nitelikleri, Türkiye özelinde de dikkatli bir biçimde dokumaktadır. Bu melez siyasi özne, küresel sermayenin kentsel paylaşım ve kapitalist mekân üretiminin kısa ömürlü artı-değerine, kendince müdahil olmayı arzulamakta, ancak gizli yeni-muhafazakâr duruşunu, yaratıcı bireysel özgürleşme söylemiyle dikkatli bir biçimde örtmeye çalışarak, olası ideolojik atıflardan da görece kurtulabilmeyi amaçlamaktadır. İşte tam da bu noktada, adaletsiz kentsel paylaşım ve kapitalist mekân üretimi süreç ve yöntemlerine direnen siyasi öznelerin, özellikle toplumsal bilinç ve kamu yararı gözeten örgütlerin, kamuoyu önünde bir “engel” oldukları gerekçesiyle lanetlenmesi taktiksel bir gerekliliktir.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi, “Mimarlık için Mimarlar” sloganıyla örgütlenen bu yeni muhafazakâr duruşun gerisinde yatan ve Türkiye’de yazılmaya çalışılan her iki alt-metni de özenle okuyarak, küresel sermaye ve neo-liberal sömürüye, mimarlık aracılığıyla meşru zeminler edindirme uğraşılarına karşı durmaktadır.
Bu bağlamda, Mimarlar Odasının toplumsal ve siyasi yükümlülüklerini bir kez daha anımsatmayı, tarihsel bir görev kabul ediyoruz.

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi 39. Dönem Yönetim Kurulu
Nimet Özgönül, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı / Güven Arif Sargın, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube 2. Başkan / Y. Yeşim Uysal, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Sekreter Üye / Tezcan Karakuş Candan, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Sayman Üye / Nuri Arıkoğlu, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi / Ali Hakkan, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi / Fatma Cebeci, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi / Haluk Kara, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Yedek Yönetim Kurulu Üyesi / Tonguç Akış, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Yedek Yönetim Kurulu Üyesi / Selma Sökmen, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Yedek Yönetim Kurulu Üyesi / Özdal Kutlu, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Yedek Yönetim Kurulu Üyesi / Bülent Batuman, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Yedek Yönetim Kurulu Üyesi / Songül Üzgün, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Yedek Yönetim Kurulu Üyesi / Ayşen Bayazıt, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Yedek Yönetim Kurulu Üyesi
__________________
Murat ARTU

En son Murat Artu tarafından düzenlendi : 08-02-2008 18:47.
Murat Artu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-02-2008, 19:46   #446
Diyalog Konugu
 
Fatih Söyler'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 27-10-2003
Mesaj: 3
marduk?

marduk nedir? bu metaforu "umut kırıcı durum" olarak belirtmiştim. herşeyin sona erebileceği ihtimalinin yanısıra, içi boş bir duruma bel bağlama olarak da algılanabilir. sevgili murat beni yanlış anlamış. marduk gelecek, dertler bitecek deyimi, bir süre önce gençler arasında "herşey boş, gereksiz tartışıyoruz, nasıl olsa dünya batıyor!" anlamında yaygınlaşmıştı.

MARDUK: 2012 yılında dünyaya çok yakın geçeceği bilinen (bazılarına göre çarpma ihtimali yüksek) GAZ GEZEGEN.

vikipedia:

Marduk, 36 milyar km. uzaklıkta olup, 3661 yılda bir dönerek dünyaya yakın geçiş yaptığı varsayılan gaz gezegen. İsmini Babil tanrılarının kralı Marduk'tan alır.

Sümer yazıtlarında bu gezegene Geçiş Gezegeni anlamına gelen Nibiru denir. Babil astronomları ise ona, güçlü tanrıları Marduk'un adını verdi. Mısır belgelerinde Milyonlarca Yılın Gezegeni diye geçiyor. Gezegenin neden olduğu en büyük felaketin 13.000 yıl önceki Nuh Tufanı olduğu söylenmektedir. Son yörünge geçişini, MÖ 1649'da yapan gök cismi, Thera yanardağının patlamasını da içeren bir dizi doğal âfete neden olmuş, Mısır’dan Çıkış mitlerine esin kaynağı oluşturmuş, yakındoğu başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde siyasi ve sosyal dengeleri altüst etmiştir.

Maya kozmolojisine göre içinde bulunduğumuz çağın, yani Beşinci Güneş'in bitiş tarihi olan 2012 yılının baş kahramanı yine bu gizemli gök cismidir. Mayaların takvimine göre Marduk'un dünyaya yaklaşma tarihi kesin. Binlerce yıl önce Meksika'da Mısır piramitlerine benzeyen dev anıtlar inşa edebilen Maya kavminin bu takvimi nasıl bir bilgiyle hazırladığı tam olarak bilinmiyor. Aynı tarihlerdeki Sümer, Akat ve Babil belgelerinde de aynı dev gezegenden ya da gök cisminden sembolik olarak söz ediliyor. Hititler ve Asurlar Marduk'u kil tabletlere resmetmişlerdir. Bu tabletler şu anda İstanbul'daki müzelerdedir.

Bilim çevreleri tarafından son yıllarda Güneş Sistemindeki 10. gezegen olduğu belirlenmiş ve belirli aralıklarla Dünya'ya çok yaklaştığı tespit edilmiştir.[kaynak belirtilmeli] Sümerler tarafından Nibiru olarak adlandırılan gezegenin, bugüne kadar sadece 1983 yılında IRAS kızılötesi teleskopu sayesinde görülebildiği iddia edilmektedir.
Fatih Söyler offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-02-2008, 20:42   #447
Arkitera Üyesi
 
Murat Artu'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 66
Sevgili Fatih,
Aydınlattığın için teşekkür ederim.
Ben senin insanlara konuşma yasağı koyduğun metinde Marduk'la tanıştım.

Önceleri
-Allahallah !, Fatih niye böyle diyor,
derken ve şaşırırken sonra görünenin ardındaki mantığı kavradım sanıyorum.

Ucunu bırakırsan hemen entelektüel oluyorlar, konuşuyorlar,
tutmasan SMGM puanı bile verecekler ve mazallah bizi mimar falan yapacaklar.

Bu nedenle, ve bigeliğin için olsa gerek sana Marduk demeye başladım.
Ama seni dinlemiyorlar bilgin olsun.

Sen bir daha uyar;
Kendileri için hiçbirşey söylemiyecekler, mimarlık yapanları öcü yapacaklar.
Strateji budur. Öyle ikidebir konuşup edip, ne olduklarını belli edip açık vermesinler.
__________________
Murat ARTU
Murat Artu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 09-02-2008, 00:52   #448
Yönetici
 
Pınar Seyrek'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 18-09-2007
Mesaj: 177
“Yol açmak”la ilgili kısma dikkat! Artık, anlamazdan geldiklerine inanmamaya başladım.

Gazete Kadıköy, 8-14 Subat 2008
Söyleşi: Gül Sökmen


Alıntı:
‘Mimarlar kentimize sahip çıkacak’

Geçtiğimiz ay Mimarlar Odası’nda seçimler vardı. Muhalefetin yoğun çabasına rağmen eski başkan Eyüp Muhcu yeniden seçildi. Bu Muhcu’nun, dördüncü dönem başkanlığı oluyor.
İstanbul Büyükşehir Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu ile Kadıköy Şubesi’nde seçimleri, düşüncelerini, yaptıklarını ve yapacaklarını konuştuk..

-İstanbul Mimarlar Odası, oda olalı bizce böyle bir seçim yaşamadı. Oda seçimleri çoğunlukla birkaç satırlık haber olurken, sizin seçimleriniz genel seçimler gibi naklen verildi. Gazeteler seçim öncesi büyük yer ayırdı bu seçime. Neden bu yıl bu kadar önemliydi bu seçimler? Bir de garip bir rekabet vardı...
Önce şunu söyleyeyim rekabet değil muhalefetti bu. Eskiden de birkaç liste çıkar rekabet ederdik, ama bu kez karşımızda resmen bir muhalefet vardı, muhalefet de etmediler, resmen müdahale ettiler. Önceki seçimlerde, üç- dört liste girer, kazanan liste kendi önceliklerini belirler çalışma raporu sunardı. Bu kez böyle olmadı, bu kez olayın çoklu bileşkenleri vardı. Mimarlar Odası’nın ortak çalışma etkinlikler düzeninden çıkan bir hareket değil, bunun dışında bir müdahale şeklinde bir süreç yaşandı. Şunu söylemek istiyorum, oda seçimleri bir rekabet, yarıştan ziyade dışardan bir müdahale şeklindeydi. Yağma politikasının önünde bizi engel gördüler.

-Nasıl bir müdahaleydi bu?
Bunun belgeleri çok açık. Bir süredir İstanbul’da yürüttüğümüz, kente, çevreye, toplumsal değerlere, İstanbul’a, mimarlığa sahip çıkma mücadelemizde zaman zaman kimi kurumlarla, siyasetçilerle karşı karşıya geldik. Bu tartışmalar zaman zaman da çok gerilimli oldu. Seçim öncesi AKP’li mimarlar grubunun Milliyet Gazetesi’ne yaptığı bir açıklamada , “İTO ve Türk-İş seçimlerini aldık, sıra TMMOB’ne bağlı odalarda. Bu dönemde bazı odaları alacağız; mutlaka alacağız. Bazı odaları da alamazsak, onları da bir sonraki dönemde alacağız” dediler. 1.5 yıldır yoğun bir şekilde çalıştıklarını, bu seçimlere satranç oynar gibi hazırlandıklarını da söylediler.

-Sultanahmet’te tarihi Bizans kalıntıları üzerine yapılmak istenen Four Seasons oteline tepkiler de bu seçimlerde rol oynadı mı?
Sayın Başbakanın Antalya’da Otelciler Federasyonu toplantısında yaptığı talihsiz bir konuşma oldu. Bu konuşmada, “Harabelerin üzerine yedi yıldızlı oteller yapmak istiyoruz, kimi kuruluş ve çevreler (burada düzeyi tartışmalı bir ifade kullanıyor Sayın Başbakan) bunu engelliyor” dedi. Adımızı vermeden bizim engellediğimizi söylüyor. Ardından, seçimlere iki hafta kala Sayın Başbakan’ın bu açıklaması, Radikal Gazetesi’nde manşetten yayınlanıyor. Bu yazının devamında “Popüler mimarlar Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent şubesine aday oldular” diye yazdı. Şimdi bunları alt alta koyduğumuz zaman görüyoruz ki, Oda seçimlerine dışardan müdahale var.

-Neden böyle bir müdahale gereği duydular, rant mı?
Evet, kimi rant projelerini, yağmasını gerçekleştirmek isteyen siyasi ve özel çevrelerin Mimarlar Odası’nı önlerinde engel olarak görmesi söz konusu. Bu engellerin kaldırılması için yönetimlerin alınması anlayışı doğrultusunda bir girişimleri var. Bu girişimlere denk düşen Mimarlık İçin Mimarlar grubu, tıpkı Başbakanın ‘Harabelerin üzerinde otel yapmamızı engellemeyin’ dediği gibi, benzer anlama gelen bir sözle “Mimarlığın yolunu açın” sözüyle yola çıktılar.
-Mimarlar Odası, mimarların nasıl yolunu kapıyordu ki?
Öncelikle şunu söyleyeyim, meslektaşlarımızın bu yaklaşım içine girmesi bizi üzdü. Çünkü bu grubun içinde çok saygın akademisyenlerimiz, Oda çalışmalarına zaman zaman katılmış değer verdiğimiz meslektaşlarımız vardı. Şimdi asıl sorunun şu olması gerekir, mimarların önünü Oda olarak biz mi engelliyoruz, yoksa siyasiler mi engelliyor? Bu ülkenin eşsiz mimarlık değerlerinin tahrip edilmesi için çok yoğun ve ciddi çalışmalar yapılmakta. Four Seasons gibi rant projeler Bizansın, başka yerde Osmanlı’nın, başka yerde Cumhuriyet’in mirasının üzerine oturtulmak isteniyor. Bunlar mimarların önünde ciddi engeller. ‘Mimarların yolunu açın’ söylemi çok yanlış. Mimar Odaları zaten mimarlığın önünü açmak için var, biz mimarlığın önünü nasıl tıkarız ki?.. Saygın bir mimarlığın gerçekleştirilmesi için çaba gösteriyoruz, çalışmalarımız temelden bu doğrultudadır.

Davamızı Desteklediler
Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi iki yıl daha bildiği yolda, İstanbul’un kültürünü, tarihini mimarisini gerektiği gibi kollama, koruma yolunda inandığı yolda bildiği gibi yürüyecek. Eyüp Muhçu “popüler mimarlar” diye ortaya çıkan, yağma politikasını savunan grubun bu girişimin boşa çıktığını belirterek, “Birçok meslektaşımız, akademisyenlerimiz, yağma ve rant projeleri karşısında yer alan İstanbul Mimarlar Odasının davası desteklenmiştir, onaylamıştır ve İstanbul Mimarlar Odası da yeniden güven tazeledi” diye konuşuyor.
__________________
Pınar Seyrek offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 09-02-2008, 12:49   #449
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 26-09-2001
Mesaj: 42
Bayraktar ve Batuman'ın hatırlattıkları

“Dil / biçim” kuşkusuz çok önemli. Ankara Şube yöneticilerinin ÇDTM’ye destek ilanında yaptığı gibi, entellektüalizm gösterisi uğruna (sözde) bir üst-dil kullanmaya kalkar, ama kaş yapayım derken göz çıkarabilirsiniz: Evrenden gelerek Türkiye’yi, oradan da mimarlığı ve odayı çözümlemeye uğraşırken, burnunuzun ucunda olan biteni demokratça değerlendirmekten bile aciz kalırsınız. Odayı, mimarlığı, mimarları etkin kılmak konusundaki başarısızlıkları saymakla bitmez bir yönetim dilini savunmak uğruna, buna karşı çıkanları ve değişim isteyenleri küstahça ve adaletsizce yargılayabilir; sonra da entellektüalizminizin ardına sığınarak sergilediğiniz bu tutumun değerlendirilmemesini, kendinize değil de ortamın avamlığına bağlamaya kalkışırsınız. Kullandığınız dil öylesine dolambaçlı ve karmaşıktır ki, biricik iddianız ve önceliğiniz olan toplumsal iletişimde neden bu kadar etkisiz ve başarısız olduğunuzun kanıtı olarak sizi afişe eder.

Dil kadar – hatta daha önemli bir diğer konu ise “samimiyet”: Nuray Bayraktar gibi bir yandan kırılgan bir eda ile uslup dersi vermeye kalkışır, daha 3-4 gün önce Behiç Ak’ın ünlü yargısız infaz deklarasyonunu coşkuyla desteklediğinizin yarattığı yaman tutarsızlığı göremezsiniz. MİM ekibini demokratik ortamları görmezden gelmekle suçlarken, Aykut Köksal’ın çok yerinde saptamalarını açıklamak sorumluluğunu üstleniverirsiniz.

Ankara Şube’yi yönetmekte olan DİMP (Demokrasi İçin Mimarlar Platformu) ekibinin etkin üyeleri olan bu hanımlar ve beyler, demokrasi, şeffaflık, katılımcılık, entellektüellik... konusundaki bayraktarlıklarını kimselere kaptırmazlar. İstanbul’daki duruma benziyor değil mi? Ama Ankara’da yakın geçmişte çok daha ilginç deneyimler yaşandı. İstanbullu meslekdaşlarımızın, oda süreçlerinde başlarına neler gelebileceği konusunda bu deneyimden öğrenecekleri olabilir.

Bugün MİM ekibini katılımcı ve demokrat olmamakla suçlayan bu grup, Ankara’da ibretlik bir sürece imza atanlardır: 2002-2005 döneminde büyük emek ve deneyim sonucu oluşabilmiş, üstelik demokrat ve katılımcı olabilmiş değerli bir oluşumu darmadağın etmişlerdir. Hem de öylesine gözü kara sinsi bir yöntem uygulamışlardır ki (bir gece ansızın yönetim kurulunun asıl-yedek 8 kişisi birden istifa ederek yönetimi düşürürler...) Ankara Şube ansızın tarihinin ilk olağanüstü genel kurulunu yapmak zorunda bırakılmıştır.

Neden mi? Nisan 2005’deki olağanüstü genel kurulda bu soruya kürsüden cevap verecek cesareti bulabileni olmadı. Satır aralarında dile getirdikleri temel şikayet “doku uyumsuzluğu” idi. Ama daha sonra internet ortamındaki yazışmalar durumu açıklığa kavuşturdu: DİMP içindeki bazı mimarların doku uyumsuzluğu çektiği bu heterojen PLATFORM’da hijyen ihtiyacı vardı. (bkz. Nuran Demirtaş, 7 Nisan 2005 tarihli yazı, www.yahoogroups.dimp) Grup disiplinine özen gösterilmemiş, ortam hastalanmıştı. Teşhisi ve tedaviyi yapan ekip, 2005’den buyana, nicel ve nitel olarak eksilmiş haliyle Ankara’da odayı yönetiyor.

Bugün bu ekibi temsilen, demokrasiden, şeffaflıktan, katılımcılıktan bahseden forum yazarları samimi değiller ve sicilleri bozuk. Bu nedenle inandırıcılıkları da yok!
Aslı Özbay offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 09-02-2008, 20:57   #450
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 19-07-2002
Mesaj: 53