|
|
#31 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 21-01-2008
Mesaj: 1
|
Bugün mimarların özgün üretiminin karşısında en büyük engellerin biri İmar yönetmelikleridir. İmar yönetmelikleri tektip bir mimarlık yapılmasını dikte eden bir yapıya sahiptir. Belediyeler elde edecekleri rant oy ilişkisi içinde çatıların eğimlerini arttırabiliyor, saçak tipolojileri belirleyebiliyorlar. Yapının formunu zaten belirliyor, nereden ne kadar saçak ve konsol yapacağımızı söylüyorlar. Binanın gabarileri, çatı formu belli. Bunun kısıtlayıcılığı bir yana,önümüze konan bu menu o kadar biçimsiz olabiliyor ki mimarlık size sunulan bu biçim rezaletini toparlama işine dönüşüyor. Binanız 100 m2 tabana ya da 8000 m2 tabana da otursa konsol hep 1.5 metre , saçak hep 1.5 metre. Bunun gibi binlerce saçmalık.
Odamız meslekle uğraşmadığı için bu saçma sapanlıkları değiştirmek için uğraşacağı yerde herhangi bir sivil toplum örgütünün yaptığı işerle uğraşıyor. Enerjisini mesleki önceliklere yönlendirmiyor. Yayınlanan Türkiye Mimarlık politikaları yuvarlak dileklerden ibaret. Somut adım, strateji hiç bir konuda yok. Her şeye karşı olan ve bu tutumun sonunda ciddiye alınırlığını kaybeden bir hale geldi.Köklü bir yapısal değişiklik bu gidişatı değiştirebilir umarız. |
|
|
|
|
|
#32 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 02-10-2003
Mesaj: 9
|
Meslek ortamına getirilen bu tartışmalar ile belki de bir kabuk çatlatılmış oldu. Bence "Mimarlık için Mimarlar" grubunun programı sade, net ve amacını açıklamaya yetecek büyüklükteki bu metin bence kamusal, toplumsal kaygıları da gidercek özellikte.
Kimse bu program ve isimlerle kent korunmaz, sermayenin dediği olur, kentsel değişim-dönüşüm önünde mevzi kaybedilir türünden düşünmeye haklı değil bence. Hangi uygulamayı, hangi hassasiyetsizliği görerek "sivil toplumcular" bu kaygıyı taşıyabilir, bu da ayrı bir tartışma konusu. Daha baştan böylesi yorumlar en azından eksik olur. Burada ortaya konulan program esastır ve bu programda kamu yararı ihmal edilmiş değildir. Ancak her zaman kamu kurum ve kuruluşları ile girilecek ilişkiler mimarlık ortamı açısından değerlendirmesi yapılacak, mimarlığın toplum yararına kullanılmasına hizmet etmesi gözetilecek konulardır elbette. Bu genl doğru bir grubun tekelinde olan bir yetenek değildir. Sınayıcı olan hayattır. Kapsayıcı, mesleği ve mimarları gözeten, onları dışlamayan bu program arkasında durulmaya değer. Seçimler hiç bir şeyin sonu değil, belki başlangıcı sayılmalıdır. Eleştiriler yapmaya ve katkıya yönelik olduğu sürece nundan mimarlık da İstanbul'da kazanır. Demokrasi, mimarlar ve ülke kazansın. Saygılarımla |
|
|
|
|
|
#33 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 26-04-2001
Mesaj: 35
|
HlC ET NUNC !
Lafebesi & Partners V.02 / HlC ET NUNC ! ( Burada ve Şimdi )
|
|
|
|
|
|
#34 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 16-12-2007
Mesaj: 17
|
MİMARLIK İÇİN MİMARLAR ,Sadece Mimarlar Odası İstanbul BK Şube seçimleri ile sınırlanmamalı, ulusal ve uluslararası kapsamda ele alınmalı.Bugün İstanbul için başlayan bu girişimin, Mimarlar Odasının tüm şubelerinde,Mimarlar Odası merkez yönetiminde ve TMMOB içinde karşılığını bulması gerekiyor.
Oda yönetimleri ile ilgili sorunlar yanlız İstanbul ile sınırlı değildir. Sayın Murat ARTU Oda konusunu eksiksiz tanımlamış zaten. Ancak rahatsızlığı duyulan ve çözüm üretmeyen ''odacı'' anlayış ,genel anlamda yine ve yeniden işbaşına gelebilmektedir.Üstelik seçildiklerinde pek uygulamadıkları demokratik(!) bir yöntemle. Genel kurula 40-50 kişi gelir,divan oluşur(bunu hep mevcut yönetimler belirler,çünkü orada yeterli sayıda üyeyi bulundururlar),konuşmaları yine mevcut yönetim belirler.., pazar günü oy vermeye de 500-600 kişi gelir. Nedense 1370 üyesi olan bir şubenin(Antalya) en az 900 üyenin genel kurula gelmesini sağlaması gerekirken ,100 kişiyi bile zor alan salonda 30-50 kişi ile yapılır. Not:Taşkışla 109 nolu salonun kapasitesi ile İstanbul BK Şube üye sayısı düşünülünce durumun daha da vahim olduğu ortaya çıkar.) Seçime katılanları tanımlarsanız sonucu garantilersiniz.Yeterli sayıda oy almak için oy vermeye gelecekler ve gelme olasılığı olanlar -derin-lenmesine aranır, bilgilendirilir!.(Zaten genç - yeni üyelere yeterli otorite gösterisi yapılmıştır, onlardan Odadan ,seçimden uzak durmaları beklenir.Oda her türlü gücü elinde bulunduran mevcut ve değişmez kişiler tarafından yönetilecektir!.) Seçim öncesi ,yönetime kendileri dışında aday olanlarla ilgili, telefonlarla -derin-bilgilendirmeler(öteki adaylar için dinci,tarikatçı,şu yada bu partili!) yada 'odamızı ele geçirmek isteyen güç çevreleri''gibi beyanlarla -derin-lemesine çalışmalar yapmak olmazsa olmaz rutinlerdendir......... Ömer Bey, Bu şeçimin hangi şubede yapıldığının yada yapılıyor olduğunun da bir önemi yok! Oda ile ilgili çalışmalarda ilk kez bulunan biri olarak ,alttaki alıntıda yer alan görüşünüze kısa süreli pratik yararlar açısından katılabilirim,ancak Mimarlık için Mimarlar sadece İstanbul Şube üyesi Mimarların değil tüm şube ve Mimarların gündeminde olmalı. Alıntı:
Sevgi ve Saygılarımla. En son ilart tarafından düzenlendi : 21-01-2008 14:09. |
|
|
|
|
|
|
#35 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 05-02-2003
Mesaj: 82
|
Türkiye'deki çoğu meslek odası örneğinde olduğu gibi Mimarlar Odası hatta daha genel anlamda TMMOB, kurulduğu dönemlerdeki "örgütçülük" yöntemlerini kullanmaya çalışıyorlar. Ama bu alanda dünya çok değişti, çok yol alındı. Bir dönemler ve muhtemelen hala da kendilerini "demokratik kitle örgütü" olarak nitelendiren meslek odamızın demokratikliği ve kitleselliği zaten hep tartışılıyor.
Artık dünyada "düşünce kuruluşu" diye bir kavram gelişti. Bu kuruluşların temel işlevi Türkçe'de "savunuculuk", "sivil diplomasi" gibi kavramlarla karşılığını bulan "advocacy"dir. Adından anlaşılacağı gibi bu kuruluşlar düşünce üretir, bu düşünceleri yayar ve savunur. Birçok platforma da "çağdaşlaşmayı" diline pelesenk etmiş olan Mimarlar Odası'nın, çağdaş dünyanın çağdaş örgütlenme biçimlerini anlamaya ve uygulamaya çalışması, varoluş amaçlarına ulaşabilmeleri açısından çok daha kolay ve etkili olacaktır. |
|
|
|
|
|
#36 |
|
Yönetici
|
Bu haber çok önemli, mutlaka okuyun: Mimar(lar) Kazandı, Oda Kaybetti
__________________
Foruma gönderdiğiniz mesajları daha iyi formatlamak ister misiniz? Tıklayın... Üyelik ile ilgili sorunlarınız için lütfen Güncelleme ve Duyurular başlığına bakınız. Bu konudaki özel mesajlara cevap yetiştirmem mümkün olamıyor. |
|
|
|
|
|
#37 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 64
|
Şu gerçeğin altını çizmekte yarar var,şube yönetimleri Mimarlar Odası'nın Ülke Ölçeğindeki alt birimleridir,ayrı tüzel kişilikleri yoktur.
Sn. İlart'ın yazdıklarının hepsine aynen katılıyorum.
__________________
Murat ARTU |
|
|
|
|
|
#38 | |
|
Yönetici
|
Facebook'a gir(e)meyenler için an itibariyle oradaki tartışmaları aşağıya ekliyorum:
Alıntı:
__________________
Foruma gönderdiğiniz mesajları daha iyi formatlamak ister misiniz? Tıklayın... Üyelik ile ilgili sorunlarınız için lütfen Güncelleme ve Duyurular başlığına bakınız. Bu konudaki özel mesajlara cevap yetiştirmem mümkün olamıyor. |
|
|
|
|
|
|
#39 |
|
Diyalog Konugu
Kayıt Tarihi: 01-12-2001
Mesaj: 14
|
“Mimarlik Icin Mimarlar”i desteklemek icin, sadece bu kongre icin, mutlak taraf olabilecegim bir secim buldugum icin, kendi sectigimi kazanmis gorebilmek icin, yapabileceklerini gormek istedigim bir yonetim icin MIMAR OLMAK ISTIYORUM!
Bulent Erkmen |
|
|
|
|
|
#40 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 06-07-2007
Mesaj: 26
|
Mimar(liğ)in Toplumsal Rolü
24 - 25 Kasım 2007 tarihleri arasında İstanbul Mimarlar Odası'nın Muğla'da düzenlediği "Toplum, Mimarlık ve İstihdam Politikalarına Bakış" isimli buluşmada Muğla Üniversitesi'nden Hatice Kurtuluş bir sunum yapmıştı. Öncelikle bu sunumu notlararıma bakarak özetlemeye çalışacağım (Umarım doğru aktarabilirim. Eğer bir yanlış anlam oluşursa sorumluluk tümden bana aittir):
"Mimarlık mesleği neoliberal politikalar ile önemli bir değişim geçirmiştir. Daha önce kamusal faydayı gözeten, kenti düşünen ve üretim sürecine dahil olan bir etkinlik alanı iken yeni küresel sermaye evreninde sadece bir tasarım eylemine ve mesleğe indirgenmiştir. 19. yüzyıla baktığımızda mimarlığın daha çok devletin yanında olduğu görülür. Büyük kentsel dönüşüm projelerinde bir aktör olarak ön plana çıkar (Hausmann'ın Paris planı bizde ise gecikme ile Menderes zamanında olduğu gibi). 20. yüzyılın ilk yarısında Keynesgen politikaların etkisi ile sınıf temelli ve özellikle orta sınıf banliyölerinin üretiminde öncü bir aktör rolünü üstlenir. Bugüne gelindiğinde ise mimar(lığ)ın sermaye eliti ile beraber olduğu, bu elite ait kapalı topluluklar (gated communities), büyük iş ve alışveriş merkezlerinin ve sermaye akışını kolaylaştırmayı amaçlayan ve kentsel dönüşüm projesi olarak sunulan üretimlerin içinde yer almaktadır. Ancak tüm bu üretimin daha öncekilerden farkı, her zaman kamusal faydayı gözeten ve bu konuda düşünen, kavramsal çerçeveler üreten mimarlığın artık kendisini yeniden üretemediği bir noktaya gelinmiştir. Bu şekli ile, her zaman belirli bir metafiziği, felsefesi olan mimarlık sadece bir mesleğe ve tasarım eylemine indirgenmiştir. Mimarlığın acilen yeni bir ütopyaya ihtiyacı vardır!" Bugün burada olana baktığımda, bir yanda biraz demode, değişime ayak uydurmakta zorlanan bir oda örgütlenmesi, diğer yanda da artık kendisine dar gelen bir giysi içinde sıkışmış bir meslek grubunun talepleri var. Ancak hiç birşey siyah ve beyaz değildir. Hayat grinin tonlarından oluşur. Bana şu an olan şey "küvetteki su ile beraber içindeki bebeğin de dökülmesi" (Habermas bu cümleyi bir yerde çok daha iyi kullanmıştı ama tam şeklini bulamadım) gibi geliyor. Evet mevcut bir oda örgütlenmesi vardır ve bu giysi dar gelmektedir ama odanın şimdiye kadar yarattığı değerin tümden yok sayılması da bana oldukça tehlikeli geliyor. Sakin bir kafa ile düşünmek yerine şu an ortalıkta sloganlar uçuşuyor. Eğer değişim kaçınılmaz ve oda bugün işlevsizleşmişse değişim olmalıdır. Ama bu ani bir heyecanla değil, programlı, hedefleri belirli, nerede durduğunu ve ne yapmak istediğini bilen bir tavır içinde olmalı. Açıkcası "mimarlığa yol açın" oluşumu fazla heyecanlı, programını daha çok mevcut odanın yapmadıkları üstüne kuran ve biraz karalama kokan (facebook'a konan karikatürlerin çok çirkin) bir tavır içerisinde. Acaba manifestovari metnin altına isimlerini koyanlar bu tavrı gerçekten onaylıyorlar mı yoksa her şey biraz kontrolden mi çıktı? Ortada yeni yönetime aday olanların isimleri, yeni ve özgün bir politikanın belgeleri olsa çok daha tatmin edici ve kuşkuları ortadan kaldırıcı olacaktır. Sonuç olarak hepimiz 27 ocakda oy kullanalım ama neye, ne amaçla oy verdiğimiz konusu keşke daha net olabilseydi. Seçim sonucunu bilemem ama mevcut yönetim kalırsa tüm bu güçlü talepleri dikkate almak ve acilen kendisini yeniden ve tüm üyelerini kapsayacak şekilde kurgulaması gerekecek. Eğer "mimarlığa yol açın" oluşumunun desteklediği bir yönetim gelirse de sadece reaksiyonel olmamalı, özgün programını gerçekleştirmesi, mimarlığın toplumsal rolünü ve saygınlığını gözeten bir politika üreterek arkasına almayı umduğu destek grubunu hayal kırıklığına uğratmaması gerekecek. Her iki halde de mimarlık adına olumlu şeyler olacağını umuyorum. Herkese başarılar... |
|
|
|
|
|
#41 | |
|
Yönetici
|
Sevgili Hakkı,
Metne imza atanların, odanın yarattığı değerleri ya da mimarlığın toplumsal boyutunu kaçırıyor olması bana pek mümkün gelmiyor. Her nedense rekabet alanına girmek yerine asıl burada hemen kalıplaşmış bir reaksiyonla karşımıza bu çıkıyor. Değişimin kaçınılmaz olduğunu görecek kadar kıvrak düşünebildiğini biliyoruz. Hatta bu değişimin heyecanla yapılması gerektiğini düşünebileceğini de. Peki öyleyse nedir seni bunları yazmaya iten? Elbette yazdıklarım benim kişisel görüşlerim ve dilediğin gibi düzeltme yapabilirsin. Hatırlarsan Arkitera.com'da "Borcunu Ödemeyen Mimarlar" başlıklı bir yazın yayınlandı. Bu yazının ardından Arkitera Forum'da konu aktif bir şekilde tartışıldı. Ancak bu konu hakkında bir senedir herhangi bir ses çıkmıyordu. Ses çıkmıyordu da bir şey mi değişti? Elbette hayır. Sanırım inandırıcı olmak adına buraya belgesini eklemem gerekmiyor. Yazından bahsettiğin sorunlar aynen devam ediyor. Bu tartışmadan hemen bir iki ay sonra İstanbul Büyükkent Şubesi seni Ücretli Çalışanlar Komisyonu'na dahil etti. Mimarlara Mektup'un Aralık 2005 sayısında "AÇIK DAVET: Ücretli Çalışan Mimarlar Komisyonu: Amaç, Hedef, Neden" başlıklı yazının altında seninle birlikte şu imzalar yer alıyor: Alıntı:
Zaten işin gerçek yüzünü görmeye çalışacak olursak bu komisyona senin dahil olman tamamen Arkitera.com'a yazdığın yazının arkasından oldu. Ve sonrasında o konuya tek bir mesaj bile göndermedin. Arkadaşlığımızı bozmayacağını umarak yazıyorum odanın daracık çıkar grubunun içine girdin. Yukarıdaki metinde İstanbul Şubesi'nin Muğla'da düzenlediği bir etkinlikten bahsediyorsun. İki sorum olacak. Birincisi bu etkinlikte ücretli çalışanlar için ne yapıldı? İkincisi Arkitera.com'daki yazından önce böyle bir İstanbul dışı etkinlikte bulunmuş muydun? Umarım küçük grupların çıkarları yerine 13.000 hatta Türkiye çapındaki 35-40.000 mimarın ve toplumun çıkarını gözetecek bu gruba sen de destek olursun. Hep söylediğimi bir kez de senin için yinelemek istiyorum: Mevcut yönetim mimarları odadan tamamen uzaklaştırdı, üyesinin odası ile iletişimi kalmadı. Daha da önemlisi mezun olan mimarların büyük bir bölümü odaya üye olmuyor. Odanın yeniden kazanması, hakettiği itibarının yerine oturtulması için acilen bir taze kana ihtiyaç var. Aynı kişilerin dönüp dolaşıp yönetimin çeşitli pozisyonlarında görev almaları sana garip gelmiyor mu? Eğer böyle bir amaç var ise bu dar grup bir dernek kurar ve ihtiyaçlarını o dernekte giderir. Tüm mimarlara ait olan bir kurumun böyle garip bir şeye alet olması senin de bu olanlara alet olman bana çok çok çok garip geliyor.
__________________
Foruma gönderdiğiniz mesajları daha iyi formatlamak ister misiniz? Tıklayın... Üyelik ile ilgili sorunlarınız için lütfen Güncelleme ve Duyurular başlığına bakınız. Bu konudaki özel mesajlara cevap yetiştirmem mümkün olamıyor. |
|
|
|
|
|
|
#42 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 16-12-2007
Mesaj: 17
|
Mimarlık İmkansız Değil ,Üstelik Gerekli-Korhan Gümüş
demokrasi için mimarlar platformu - Anasayfa sitesinde Mimarlar Odası İstanbul BK Şube seçimlerini de ilgilendiren iki makale var.İlki Sn.Korhan Gümüş , diğeri Sn.Behiç Ak tarafından yazılmış..
Seçimlerle gündeme gelen ''Mimarlık İçin Mimarlar'' ve benzeri oluşumların nasıl değerlendirilmesi,yorumlanması gerektiğini çok yönlü irdelemekte yarar var.Oda yönetimlerinde kimlerin olduğu yada olması gerektiği değil ,Odanın kurumsal olarak ne olması gerektiği değil mi asıl sorunumuz? ''Mimarlık İmkansız Değil ,Üstelik Gerekli-Korhan Gümüş Meslek kuruluşları içe kapandı. Himayeci, tekelci, piyasacı ilişkilere karşı çokluğu, çoğulculuğu, farklılığı değil, yalnızca kendisini temsil eder hale geldi ve marjinalleşti. (Ne zaman? Bugün sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Daha kuruldukları aşamada. Çünkü daha ilk aşamada bir seçkinci hareket olarak bir elit meslek alanını sınırlandırıp bunu bir yerel av sahasına dönüştürdü.)Bugünlerde yaygınlaşan kentsel dönüşüm, özelleştirme projelerinde yer alan bazı mimarlar da, üstelik hepimizle alay eder gibi kamusal gücü ve imtiyazlı sermaye gruplarını arkalarına alarak tekelci bir zihniyeti bize dayatıyorlar. Buna karşılık neredeyse bütün meslek kuruluşlarının bu kapalı alanı, statükoyu temsil eder hale gelmesi de bugün yaşanmakta olan bu önemli sorunu, kamu fikrinin kapatılması sorununu gizliyor. Kamusallığın kaybından doğan boşluğu doldurmak için kamu fikirini çoklulaştırmak, çoğulculaştırmak yerine kapatıyor ve hatta bir bakıma bu gelişmeyi destekliyor. (Hatta karşı görüşü neredeyse meşrulaştırıyor!) Bu nedenle piyasacı modelin gerçekte himayeci bir modele dönüşmesine yardımcı oluyor. Demek ki bu kapanmanın, işlevsizleşmenin ardında yalnızca meslek kuruluşlarında yer alan sorumlular yok. Mimarlığı özel alana izole eden, mimarlığın kamusal boyutunu ihmal eden, çoğulculuğu talep etmeyen, kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutan "mimarlık eliti"nin de bu kapanmada önemli bir payı var. Diyebilirim ki bu iki yaklaşım, pazar ilişkilerinden kaçamayan ve kolayca tekelciliğe teslim olan iki uç, aynı sorunu temsil ediyorlar. Odanın bu değişim dalgasının etkisiyle artık mimarlıkla alakası kalmamış, sermayeyi arkalarına alarak yaptıkları konut siteleri, iş merkezleri ile egoları iyice şişen kişilerin etkisine girmesinden ciddi bir şekilde korkuyorum. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Aslı Odman Birgün'deki söyleşisinde bugünkü konjonktürde kentsel dönüşümün yeni bir keşif olmadığını, 19. yüzyıl ütopyalarının bir kalıntısı olan “çarpık yapılaşma” söyleminin alınıp içinin doldurmaya çalışıldığını, bir bakıma da onun devamı, mirasçısı olduğunu söylüyordu. Ben de aynı fikirdeyim. Bu nedenle bu kamusal boyutu özellikle ihmal eden mimarların odada geçmişten bugüne hakim olan zihniyetten fazla bir farklılıkları yok. (Odman'ın sözlerinde ikinci olarak büyük sermayenin “cirit attığı” bir dönemde yerel aktörlerin katılımının giderek imkansızlaştığı yer alıyordu.) Çünkü sorunun bir ucu şikayet ettiğimiz kapalılık ise, öbür ucu da her türlü iktidara, piyasa ilişkilerine bağımlılık. Bu nedenle mimarların yalnızca seçimlerde değil, sürekli bir biçimde Mimarlar Odası'nın tarafsız bir rol oynamasının ve dar bakışlara karşı çoğulluğu talep etmesinin ve profesyonellik alanını savunmasının çok daha etkili olacağına inanıyorum. Bugün özellikle sorunlardan ders çıkarması gereken insanlar olarak bugün daha hassas olmamızın gerekli olduğunu düşünüyorum. Tarafsızlık, ilkesizlik olmamalı. Piyasa ilişkilerini bağımsızlıkla karıştıran, kamu ile ilişkilerinde kendi çıkarlarını temsil etmeyi sorgulamayan, mimari profesyonelliğin kamusal boyutu sorgulamadan gerçekleşemeyeceğini fark etmeyen kişiler bugünkü yönetim biçimini yenileyemezler. Belediyelerin kentsel dönüşüm projelerinini sorunsallaştırmak ve etkilemek yerine sorgusuz sualsiz içinde yer alanlar, rekabetçi bir ortam oluşturmak yerine kendi konumlarını tartışmasız kılanlar mimarlığa katkı sağlayamazlar. Bir uçtan başka bir uca gitmemek lazim. Zaten odanın bugüne kadar işlevini yerine getirmemesinin bir bakıma sorumlusu piyasa ilişkilerine teslim olan, mimarlığın kamusal boyutunu sorgulamayan bu zihniyet. Mimarlığa esnaf saflığı ve masumiyeti yetmez, fazlası gerekir. Tepeden inmeci, tekelci kamu fikrinin karşısında ne yapılmalı? Özelleştirme, kentsel dönüşüm projelerine teslim olmak yerine profesyonelliğin kamusallığın oluşumundaki rolü nasıl sorgulanmalı? Kentin çeperlerinde sermaye gücünü arkalarına alarak gerçekleştirilen ideallerin kent merkezlerine sorgusuz sualsiz taşınmasına ve egoların şişirilmesine karşı nasıl bir farkındalık sahibi olunmalı? Mimarlığın ve diğer uzmanlıkların en önemli sorunu sermayeye ve iktidara bağımlı olmak... Yalnızca seçime hazırlanarak bir şey değişmez, çabalar süreklilik göstermeli. Meslek kuruluşu çoğulculuğa imkan tanımalı, ilkeler düzeyinde daha tutarlı olmalı.Korhan Gümüş |
|
|
|
|
|
#43 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 16-12-2007
Mesaj: 17
|
Bencilliğe Değil Topluma Yol açın-Behiç AK
Bu da Sn. Behiç Ak yazısı....
Ne dersiniz??? Kaynak: demokrasi için mimarlar platformu Makaleler Bencilliğe Değil Topluma Yol açın-Behiç AK Sevgili katilimcilar, "Vapurlar kampanyasi" na basladigimizda bu kampanyanin en buyuk destekcilerinden biri de kuskusuz İstanbul Mimarlar odasiydi. Salonlarini katilimcilara acti.Toplantilar duzenlememize olanaklar tanidi. Kadikoyde vapurlar toplantisi yapmamiza on ayak oldu. Brosurbastirmamiza yardimci oldu. Ben de yillar once benim de yoneticiligini yaptigim, Mimarlar odasiyla buvesileyle tekrar aktif bir iliski kurmanin keyfiniyasadim ve Mimarlar odasında etik olarak kendinikorumayı başarmış toplumcu yeni kusakla, hala etik degerlerini koruyan ve hayati boyunca para, basarigibi seylerin esiri olmadan yasamayi basarmis,toplumun cikarlarini kendi cikarlarindan ustun tutaneski kusaktan dostlarla karsilastim. Son derece durust, mimarligi bir cep doldurma meselesi degil bir kamusal sorun olarak ele alan, hic tavizvermeyen insanlar orada calismalarini surduruyorlardı. (Bir cok seyden umudumu kesmisken bu dostlarla karsilasmak kaybolmuş umutlariminyeniden yesermesine neden oldu) O insanlar, sadece "vapurlarimizi vermiyoruz!"kampanyasiyle degil, istanbulun her kosesinin yagmalandigi bu gunlerde, hic odun vermeden, her soruna sonuna kadar sahip ciktilar. Haydarpasanin talan edilmesine karsi ciktilar, dava uzerine dava actilar. Haydarpasa da eylemler duzenlediler, sergiler actilar. (bu eylemlerin bircoguna ben de katildim)Vapur ve trenin bulusmasinin onemini yilmadan halka anlattilar. Ulasim konusunda toplanti uzerine toplanti duzenlediler. Ulasimda kullanilan araclarin %95 inin lastik tekerlekli araclar olmasina karsi cikip, odun vermeden kitle ulasimini savundular.Bikmadan yilmadan...Sultanahmetin talan edilmesine karsi ciktilar.Milliyet gazetesinde yayinlanmadan cok once For seasons insaatina karsi cikip, mahkemeler actilar. Tarlabasinda insanlarin evlerinden atilip, tarihin "kenti donusturuyoruz" yalanlariyla yok edilmesine, Sulukule sakinlerinin evlerinden atilmasina karsi ciktilar. Her gun yirmibin kisinin girip cikacagi ve trafigi felc edecegi dusunulen, Dubai kulelerinin mantiksizligini sergilediler. Suleymaniye camisinin altina alti seritli otoyol yapilmasina karsi ciktilar. Galata da uzerinden kopru gececek diye son kalan Ceneviz kapisinin yikilmasini engellediler. Rant ugruna bir sehirde yasayan butun insanlarin hayatini zehredecek projeleri bir bir topluma anlattilar. Yoksul kesimlerin evlerine el koyup, ucuza zenginlere verme yasasi olarak ozetleyebilecegimiz 5366 sayili yasayla mucadele ettiler.Bu yasa nedeniyle madur olmus insanlarin sorunlarina ortak oldular. Bu insanlarin hakli taleplerini mahkemelere tasidilar istanbulun tam gobegine, uc tane kruvazier liman yapilmasi gibi mantiksiz bir fikre karsi ciktilar. 2010 yasasi bahane edilerek AKM nin yikilmaya calisilmasina karsi durdular. 1/100 000 planda olmayan su havzalarini talan eden ucuncu kopru projesine durdurmaya calistilar. bir milyar dolara mal olacak tunel projelerinin icinden oto degil, onlarca kat fazla yolcu tasima kapasitesine sahip tren gecirilmesi gerektigini topluma anlatmaya calistilar. Bogazin altindan oto tup gecisi gibi cok pahalli projenin kamu yararina olmadigini halka anlatmaya calistilar kanunsuz yapilara, yesil alan talanina(goztepe parkini, moda otoyolunu hatirlayiniz) dava uzerine dava acarak karsi ciktilar. Hic taviz vermeden...Geceli gunduzlu calisarak... Actiklari davalarin da bir cogunda basarili oldular. Bazan oyle bir hale geldi ki her sey kotuye giderken,toplumun elinden neyi var neyi yok alinirken, tek umut onlar oldular... Tabii ki bu tavirlariyla mevcut iktidarin da en cok tepkisini onlar cekti...Onlari satin alamayanlar simdi baska bir taktikle odayi etkisizlestirmeye calisiyor. Bu hafta sonu İstanbul Mimarlar odasinda genel kurul var ve AKP den is alan cevreler "Mimarliga yol acin!" adli bir bildiri yayinlayarak, sanki Mimarlar odasi Mimarliga karsi cikiyormus gibi bir hava yaratmak istiyorlar.(Yukarida odanin karsi ciktigi felaketlerden ornekler verdim eger bunlar mimarliksa vay halimize!) "Mimarliga yol acin!" diyerek,Kruvazye limanlarin, Dubai kulelerinin, Haydarpasanin talan edilmesinin, yoksul insanlari kulaklarindan tutup sokaga atan Tarlabasi, Sulukule projelerinin, su havzalarindan gececek olan ucuncu koprunun,Radyoevinin yok edilmesinin, AKM nin ve Harbiye sehir tiyatrosunun yikilip yerine is merkezi yapilmasinin, Bizans kalintilarinin uzerine oteller yapilmasinin, yesil alanlara imar izni verilmesinin, Sehir hayatini kitleyecek olan mantıksiz kat sayisindaki kulelerin, Ormanlik alanlarin 2b yasasiyla imara acilmasinin, vapurlarin kaldirilip yerine deniz otobusu alinmasinin onundeki son engeli kaldirmaya calisiyorlar.Ustelik toplum yararina Mimarlik icin yillardir her turlu tehlikeyi goze alarak, bir kurus karsilik beklemeden geceli gunduzlu mucadele eden insanlari karalayarak ! Bencillige degil! Topluma yol acin! Sevgiler Behic Ak |
|
|
|
|
|
#44 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 06-07-2007
Mesaj: 26
|
Selam Ömer,
Öncelikle tümüyle yanlış anladığını düşünüyorum. Her iki tarafada eşit mesafeden bakmaya çalışan, eleştirel bir metin yazmayı amaçlamıştım. Ama sen beni hemen etiketleyip bir yere koyuyor, kendi kafanda bir yerlere dahil ediyorsun. Evet odanın 22950 numaralı üyesi olarak çok doğal bir şekilde oda ile çalışmalarım oldu, etkinliklerine katıldım. Bu beni bir anda senin sözlerinle "çıkar gruplarının aleti" yapmaz. Tam tersi orada da düşüncelerimi savundum, gereken eleştirilerimi yaptım. Aynı şekilde Arkitera'nın da etkinliklerine de bir mimar olarak katıldım (ilk aklıma gelen 1. Mimarlık Festivaline konuşmacı olarak davet edilmem ve yazdığım sanırım 3 köşe yazısı -birisini doğrudan Arkitera talep etmişti-). Senin düz mantığın ile ben şimdi Arkitera grubunun da mı içinde oluyorum ya da gerçekten beni nerede görüyorsun? Farkında mısın sentetik olarak iki kutup yaratmış durumdasın ve bir 3. görüşün ya da her iki tarafa da eleştirel bir yaklaşım olabileceğinin farkında değilsin, ki ben de senin aslında bunu anlayabilecek kıvrak bir düşünce yapısına sahip olduğun biliyorum. Odanın zaafiyetleri ortada, bunu yazılı olarak da dile getirmişimdir, sözlü olarak etrafımda ve hatta doğrudan odanın kendisine de defalarca söylemişimdir -ki bu forumdaki yazımda da odayı demode olmakla, mimarlığın taleplerini karşılayamamakla eleştiriyorum-. Düşündüğünüzün aksine oda içinde de kendi durumunun farkında ve daha katılımcı, açık, yeni birşeyler yapmak isteyen insanlar var. Aynı şekilde "mimarlığa yol açın" oluşumunun da daha net olmasını talep ediyor, sitedeki niyet mektubu keşke daha açık olsa ve sadece neyi değil nasıl gerçekleştireceğini tarif etse diyorum. Ve eleştirimi tekrarlıyorum, yapmak istediklerinizi ve nasıl yapacağınızı sloganların gürültüsü ile bastırmayın. Forumda bu anlama gelen bir iki yazı daha dikkatimi çekti. Lütfen bunu yapıcı bir eleştiri olarak kabul et. Borcunu Ödemeyen mimarlar yazım ve sonrasındaki gelişmelerle ilgili de bir şeyler söylemek istiyorum. Yazım ilk yayınlandığında sizin deyişinizle "çok ses getirmişti". Sonra foruma taşındı ve tartışıldı. Ardından odadan doğrudan bana "gelin beraber çalışalım, konuştuğunuz konu ile ilgili çözüm üretelim" diye bir davet geldi. Tam da sadece konuşan biri olmamak ve birşeyler yapmak ve bir oda üyesi olarak sadece dışardan değil içerden de olaya bakmalı diye düşünerek önyargısız bir şekilde bu samimi davete evet dedim. Bu arada sanırım "mimarist" ya da "mimarlara mektup" da daha sonra hepimize gönderilen icra memuru tehdidi ile ilgili, "anlamını aşan bir mektup olmuştur, üyelerimizden özür dileriz" diye bir açıklama yapıldı. Bu açıklama da dolaylı olarak katkım olduğunu ve en azından odanın bu hatasını itiraf ettirebildiğimi düşünüyorum. İnandığım ve düşündüğüm şeyleri ifade edebileceğim her platformda (bu oda, arkitera ya da başka bir mecra) bulunmak ve üretmek benim en doğal hakkım ve bu beni kimsenin çıkar gruplarına dahil etmez. Aksinin çok sığ bir görüş olduğu kanısındayım. Eğer bir arkadaşlığımız olduğu düşüncesinde samimi isen lütfen insanları bu kadar kolay harcama... |
|
|
|
|
|
#45 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 09-10-2006
Mesaj: 140
|
"Mimarlığa Yol Açın" hareketini destekliyorum. Şimdi oy zamanı. Ancak bugünkü teknolojik imkanlarla, bedenen gidip oy verme zorunluluğunu garipsiyorum. Bu nedenle katılım oranı konusunda endişelerim var. Oda'nın da bu kurulu yeterince önceden ve etkin duyurmadığı aşikar. 26 Ocak 5 Şubat arası yurt dışında olduğum için oylamaya katılamayacak olmak beni üzüyor.
Ancak telefonun başında, kabloların içinden "yolları" açmaya çalışıyorum. Bir umut yeşerdi kalbimde. Dilerim yakında ellerime yürüyecek. |
|
|
|