Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Mimarlık > Profesyonel Yaşam > Mimarlar Odası

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 05-02-2008, 22:10   #421
Yönetici
 
Omer Yilmaz'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.231
Blog Mesajları: 55
Facebook'ta aşağıdaki gibi bir soru gelmiş.

Sanırım bu soruya yanıt vermek bana düşmez. Bana "para veren" "AKP'li"ler, "neo liberaller", "gangsterler", "yalakalar" bu soruyu yanıtlamak sizlere düşer
Eklenmiş İmajlar
mimarliga-yol-acin-clip_2-jpg  
__________________
Eğer Arkitera Forum üyeliği ile ilgili sorunuz varsa lütfen ilk olarak bu linkteki açıklamaları okuyun. Sorununuz çözülmediyse iletişim formunu kullanabilirsiniz. Şifrenizi unuttuysanız lütfen "şifremi unuttum" linki yardımıyla şifrenizi yeniden oluşturunuz.

Özel Mesaj ile yukarıdaki konularda sorular göndermemenizi rica eder, gönderilecek soruları cevapsız bırakmak zorunda kalacağımı peşinen bildiririm.

En son Omer Yilmaz tarafından düzenlendi : 06-02-2008 10:54.
Omer Yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 06-02-2008, 10:07   #422
Yönetici
 
Omer Yilmaz'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.231
Blog Mesajları: 55
Ankara seçimleri yaklaşıyor.

Ankara ve İstanbul şubeleri birbirlerinden uzak iki grup iken "Mimarlığa Yol Açın!" sloganı ile sarmaş dolaş oldular.

Ankara Şube, İstanbul'un karalama kampanyasının adeta maşalarından birisi oldu bilindiği gibi.

Ne garip bir ülkede yaşıyoruz dedirten günler geçirdik. Cengiz Bektaş'ın deyimi ile "İlginç günler"...

Suha Özkan Mimarlık İçin Mimarlar hareketi içinde en eleştirilen isimlerdendi bilindiği gibi. Kartal ve Küçükçekmece yarışmaları, Zorlu yarışması ve belki benim bilmediğim bazı gelişmeler hakkında kamuoyunun konuştukları Suha Bey'i haketmediği zor durumda bıraktı. Öte taraftan unutulmamalı ki Suha Özkan Mimarlık İçin Mimarlar hareketi içinde yer alan yüz kişiden birisiydi sadece. Mimarlık İçin Mimarlar'ı sadece bu sebeple karalamaya çalışmak neresinden bakılırsa mantıksızdı.

Ama bu yapıldı ve buna Mimarlar Odası Ankara Şubesi de bal gibi destek oldu.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi'nin etkin isimlerinden çeşitli zamanlarda gerek Ankara Şube'de gerekse Mimarlar Odası Genel Merkezi'nde yönetim kurulu üyeliği ve başkanlıkları yapmış olan Fatih Söyler'i tanımayanımız yoktur.

26 Ocak 2008'de Ankara'da "anbadialog 1" isimli bir toplantı yapıldı. Bu toplantıyı düzenleyen kurum etkin bir ihale haber ajansı işi de yürütüyor. Bilmeyenler için yeni projeler hakkında iş yapanları bilgilendirme görevi üstleniyor. Aman yanlış anlaşılmasın bence bugünün dünyası için son derece akıllıca bir iş modeli yaptıkları. Bu konuda mevcut yönetimin ve Ankara Şube'nin fikrini sormak lazım...

Anbadialog 1 toplantısının tanıtımı için ise Haber Türk'teki emlak programı Emlakta Bugün'e Suha Özkan ve Fatih Söyler birarada çıktılar. Hatta bunun da ötesinde Suha Özkan'ın bu konferansı vermesini sağlayanın Fatih Söyler olduğunu söylemek olanaklı.


Ankara Şube'nin duruşuna karar vermesi gerekiyor. Ciddi bir tutarlılık sorunları var.


Bilmeyenler için Anbadialog 1 toplantısının başlığı "İstanbul için yeni ufuklar yeni projeler" idi.
Ayrıntılı bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz.
__________________
Eğer Arkitera Forum üyeliği ile ilgili sorunuz varsa lütfen ilk olarak bu linkteki açıklamaları okuyun. Sorununuz çözülmediyse iletişim formunu kullanabilirsiniz. Şifrenizi unuttuysanız lütfen "şifremi unuttum" linki yardımıyla şifrenizi yeniden oluşturunuz.

Özel Mesaj ile yukarıdaki konularda sorular göndermemenizi rica eder, gönderilecek soruları cevapsız bırakmak zorunda kalacağımı peşinen bildiririm.
Omer Yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 06-02-2008, 13:20   #423
Diyalog Konugu
 
Fatih Söyler'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 27-10-2003
Mesaj: 3
lütfen dialog... anlayış...

Sevgili Ömer,

Anba-haber, dediğin gibi, 23 yildir yapı sektörü içinde etkinlik gosteren bir haber ajansı. Anbahaber ve inşaat-yatırım adlı dergileri, abonelere hizmet veren bir siteleri var. bu gurup, benden sektorel bir etkinlik orgutlenmesi talebinde bulundu. Naçizane önerim, sektörün aktörlerini biraraya getiren, sektörün sorunlarının tartışılacağı ve çözüm yollarının aranacağı bir "dialog" programı oldu. "anbadialog" fikri böyle gelişti.

anbadialog toplantılarından ilkini geçen eylül ayından beri "suha ozkan" ile yapmayı programlamıştık. cunku, birincisi, sektör son yıllarda kentsel dönüşüm üzerine yoğunlaştı ve bu konuda ciddi tartışmalar var. ikincisi, bu tartışmaları "yabancı mimar" konusu ile birlikte en yoğun yaşayan mimarlar ve "mimarlar/mimarlık" bu sektörün dinamizmini elinde tutan/turması gereken kesim.

Suha Ozkan ile programı Ekim 2007'de kesinleştirdik. Amacımız, Suha Ozkan'ı profesyonel hayatında yaptığı işlerden aklamak değildi. Amacımız Suha Özkan gibi mimarlık camiasında yabancı mimar, kentsel dönüşüm vb. konularda neden, niçin, nerede, ne zaman, nasıl sorularının yöneltilebileceği bir isim ile herkesin eteğindeki taşları dökebileceği bir ortam yaratmaktı. Suha Ozkan'in olumlu yaklaşımı ile MO İstanbul BK Şubesi Genel Kurulu aynı güne denk gelmesine karşın (biz tarihi daha önce belirlemiştik) bu toplantıyı gerçekleştirdik ve "dialog" amacına büyük ölçüde yaklaştık. Buradaki tartışmalar bir kitap olarak yayınlanacaktır.

Şimdi, bu girişimin, Oda ile, Oda seçimleri ile, Ankara Şubesi seçimleri ile ya da Oda içinde yer alan gruplarla vs... hiç bir ilgisi yoktur. Ankara Şubesi bu toplantının duyurusunu mimarlıkla ilgili her toplantıyı nasıl duyuruyorsa o şekilde duyurmuştur. Bazı meslektaşların talebi üzerine Oda Genel Merkezi de toplantıyı SMGM kapsamına almıştır. Teşekkür ediyorum.

Murat Artu'nun alıntı yapıp ilettiği mesajıma gelince: Ben özgür düşünceden ve düşüncenin özgürce dillendirilebileceği özgür bir dünyadan yanayım. Son zamanlarda benim ve benim gibi çok sayıda meslektaşın üzerinde bir nevi "baskı" oluştuğunu, haksız suçlamalara maruz kaldıklarını, hatta "düşkün" ilan edilebildiklerini üzüntü ile izliyorum. Bu duruma bir tepki olarak, kimseyi suçlamadan, hedef göstermeden, niyet belirtmeden, hele "ardniyet" hiç olmadan söz konusu mesajı dostlara, meslek ortamımıza gönderdim. Herkes algıladığını kendine göre yorumlayabilir elbette. İsterim ki bu mesajdan alınacak ders "kimsenin kimseyi düşüncelerini söylediği için, eleştiri yönelttiği için, doğru bildiğini söylediği için dışlamadığı bir dünya yaratılmalı" olmalı... İsterim ki, meslek ortamımız, düzeyli, herkesin herkese saygıda kusur etmediği tartışma ortamlarını yaratsın. Bizim mesleğimiz ve meslek odası pratiğimiz, bunun gerçekleşmesi için en verimli toprakları sunuyor. Meslek ortamımızın kapısına "Bu kapıdan içeri kuşku giremez" yazılı bir plaketin asılacağı günü özlemle bekliyorum.

Tüm meslektaşlara sevgiyle,

Fatih Söyler
Fatih Söyler offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 06-02-2008, 13:56   #424
Yönetici
 
Omer Yilmaz'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.231
Blog Mesajları: 55
Alıntı:
Orijinal metin Fatih Söyler tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Şimdi, bu girişimin, Oda ile, Oda seçimleri ile, Ankara Şubesi seçimleri ile ya da Oda içinde yer alan gruplarla vs... hiç bir ilgisi yoktur. Ankara Şubesi bu toplantının duyurusunu mimarlıkla ilgili her toplantıyı nasıl duyuruyorsa o şekilde duyurmuştur. Bazı meslektaşların talebi üzerine Oda Genel Merkezi de toplantıyı SMGM kapsamına almıştır. Teşekkür ediyorum.
Fatih Bey,
Arkitera Eğitim Merkezi'nin Mimarlar Odası İstanbul Şubesi'nden herhangi bir konuda (mekan, eğitmen, eğitim programı, yazılım, donanım vesaire) herhangi bir eksiği olmayan ama kesinlikle olumlu yanları olan eğitim programları SMGM tarafından kredilendirilmemektedir. Bu bilgi bize Necip Mutlu imzalı bir metin ile yazılı olarak da bildirilmiştir. Arkitera - Oda meselesi zaten başka bir konuda tartışılıyor. Ayrıca bu konuda son aşamaya kadar hukuki yoldan takibimizi yapacak ve Rekabet Kurumu'na Oda'yı şikayet edeceğiz. Ama bunlar bu tartışmanın konusu değil.

Bu tartışmanın konusu olan yukarıdaki durum üzerinden, yarı kamu kurumu olduğunu dillerine pelesenk edenlerin nasıl informel bir takım pozisyonlar alabildiğini okurlara aktarmak.

Benzer şekilde bence bahsi geçen toplantıda (Organizasyonu yapan kurumun konularla hiç ilgisi yok.) sizin duruşunuz, Suha Özkan'ın duruşu ve Ankara Şube'nin Mimarlık İçin Mimarlar oluşumuna yönelik hiç de hoş olmayan açıklamaları (yalan yanlış karalamalar) son derece informel bir şekilde bazı şeyleri ortaya çıkartıyor.

Evet bunlar konuşulmayan, kimsenin dillendirmediği konular ama yapılan haksızlığı da dillendiren yok unutmamak lazım bunu.
__________________
Eğer Arkitera Forum üyeliği ile ilgili sorunuz varsa lütfen ilk olarak bu linkteki açıklamaları okuyun. Sorununuz çözülmediyse iletişim formunu kullanabilirsiniz. Şifrenizi unuttuysanız lütfen "şifremi unuttum" linki yardımıyla şifrenizi yeniden oluşturunuz.

Özel Mesaj ile yukarıdaki konularda sorular göndermemenizi rica eder, gönderilecek soruları cevapsız bırakmak zorunda kalacağımı peşinen bildiririm.

En son Omer Yilmaz tarafından düzenlendi : 06-02-2008 15:40.
Omer Yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 06-02-2008, 22:34   #425
Yönetici
 
Omer Yilmaz'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.231
Blog Mesajları: 55
Oldukça iyi bir yazı. Bu yazı üzerinden zihnimizi kurcalayan pek çok soruyu yeniden düşünebiliriz belki...


Radikal, 4 Ağustos 2005
Tarhan Erdem
Alıntı:
Bugünkü odalar demokrasi engelidir

Hürriyet gazetesinin dünkü sayısını okumayanlar için, birinci sayfa manşetten verilen haberi özetleyerek 'Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları' konusuna değinmek istiyorum.

'Sakarya Zaferi' başlıklı haberde, bir kanun hükmünün yok sayılması girişimi anlatılıyordu: İki ay önce kabul edilip, 21 Haziran'da yürürlüğe girmiş olan 'Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu' ile 'Bu kuruluşlarda iki dönem başkanlık yapanların bir dönem geçmedikçe tekrar başkan seçilemezler' hükmü getirilmişti.

38, 27, 21 yıldan beri koltuklarını 'koruyan' başkanların adlarını ve görevlerini sıralayan Hürriyet gazetesindeki habere göre, Adapazarı'nda bir meslek odası genel kurulunda üç dönem oda başkanlığı yapmış olan bir kişi yeniden seçilmiş; ilçe seçim kurulu da, "Kanun geriye doğru işlemez, seçilememe süreleriyle ilgili takvim kanunun yürürlük tarihi olan 21 Haziran'da başlar" gerekçesiyle(!) yapılan itirazı reddetmiş. Herhalde başkanlığını sürdürmek isteyenler karar metnini, 81 ilin odalarına göndermişler! Olayın ilginç yanı, üye kayıtlarının güncelleştirilmesi ve sicil gibi konularla ilgili geçici maddeler uygulanmadan, kanunun önünün kesilmek istenmesidir.

Son yıllarda arttığı görülen, yargı kararıyla kanunsuzlukları yasallaştırma girişimlerinden biri olan ve hukuka, kanunun metnine ve ruhuna tam anlamıyla aykırı gördüğüm bu kararın tek yararı, uygulamadan sorumlu bakan Ali Coşkun'un ve genel olarak hükümetin iktidar gücünü ölçmemize yardımcı olmasıdır.

Ben konuma geçeyim: Esnaf kuruluşları; son ve önceki kanunun birinci maddelerinde tanımlanmıştır. Bu maddelerde yazılan amaç ve hedefler, Anayasa'nın 'Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları' başlıklı 135'inci maddesinde yazılanların tekrarıdır.

Anayasa'nın 3'üncü kısmında, 'Yasama', 'Yürütme' ve 'Yargı' başlıklı bölümler bulunmaktadır. 'Yürütme' bölümünde Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu ve idare düzenlenmektedir. YÖK ve RTÜK gibi kurumların bulunduğu 'İdare' başlığı altındaki 9 maddeden biri meslek kuruluşlarına ayrılmıştır. Meslek odaları, bu maddeye dayanarak kurulmakta, kanunla kendilerine imtiyazlar verilmekte ve kamu kurumu yetkilerini kullanmaktadırlar.

Ülkemizde esnaflık, mühendislik ve doktorluk yapmanın yolu bir biçimde kanunla kurulmuş bu odalardan geçer; diğer kamu kurumları çalışmalarında bu odalara başvurur; bazı kamu görevleri bu odalara verilmiştir. Yani, kişiler odalara gidip ben kaydolmak istiyorum demezler; meslek icra etmek için bu odalara kaydolmak zorunludur!

Kanunla kurulan odalar çalışma alanlarında tekeldir. Türkiye'deki şoförlerin de, mimarların da, eczacıların da; 'mesleki ihtiyaçlarını karşılamak, faaliyetlerini kolaylaştırmak, gelişmelerini ve eğitimlerini sağlamak, birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde güveni hâkim kılmak, meslek ahlakını korumak' amacıyla dernek kurma özgürlükleri yoktur. Tırnak içinde yazdığım hedef ve amaçlar, söz konusu kanunun birinci maddesiyle tekel olan odalara bırakılmıştır.

Bence bu odaların mevcudiyeti ülkemizde, sivil toplum anlayışının gelişmesinin ve örgütlenmesinin önündeki engellerden biridir.

Meslek kuruluşları, Dernekler Kanunu'na göre kurulup, serbest olarak üye kaydeden; üyelerle, halkla ve kamu kurumlarıyla ilişkilerini kanundan güç almadan düzenleyen, çalışmalarını kendi organlarının kararlarıyla programlayan, bütçelendiren ve tanıtan kurumlar olmalıdır.
__________________
Eğer Arkitera Forum üyeliği ile ilgili sorunuz varsa lütfen ilk olarak bu linkteki açıklamaları okuyun. Sorununuz çözülmediyse iletişim formunu kullanabilirsiniz. Şifrenizi unuttuysanız lütfen "şifremi unuttum" linki yardımıyla şifrenizi yeniden oluşturunuz.

Özel Mesaj ile yukarıdaki konularda sorular göndermemenizi rica eder, gönderilecek soruları cevapsız bırakmak zorunda kalacağımı peşinen bildiririm.
Omer Yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 06-02-2008, 22:39   #426
Arkitera Üyesi
 
Murat Artu'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 66
Afiyetle

Sevgili Fatih Söyler,

"Marduk gelecek dertler bitecek " isimli yazınızı tamamen yanlış anladığımı ifade etmem gerek.

"31 aralik 2007 tarihinden itibaren gunu gelince ilan edilecek sureye kadar ikiden fazla kisinin bir araya gelmesi, kim olursa olsun konusmasi, aciklama yapmasi, gorus ve dusunce beyan etmesi, elestirmesi, elestirenleri ovucu sozler soylemesi, yapilmis elestirileri dillendirmesi, dillendirenlere yataklik yapmasi yasaklanmistir. Yasaklara uymayanlar hakkinda en agir cezalar uygulanacaktir. Bu konuda hukukun yaptirimlar geriye dogru islemez ilkesi ve diger insan haklari ve uluslararasi hukuktan dogan haklar askiya alinmistir."

Oysa siz;

"
Düşüncenin özgürce dillendirilebileceği özgür bir dünyadan yana" bir düzeni anlatmaya çalışıyormuşsunuz.

Bu durumu, sizin sanatçı kişiliğiniz, benimse cahilliğime ve yorumlama zaafiyetime vermenizi rica ediyorum.
Ben yedim. Sizden tekrar özür dilerim.
Bana afiyet olsun....


__________________
Murat ARTU

En son Murat Artu tarafından düzenlendi : 06-02-2008 23:11.
Murat Artu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 06-02-2008, 23:08   #427
Forum Üyesi
 
kramer'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 16-11-2002
Mesaj: 183
Alıntı:
Orijinal metin Omer Yilmaz tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Oldukça iyi bir yazı. Bu yazı üzerinden zihnimizi kurcalayan pek çok soruyu yeniden düşünebiliriz belki...
Sevgili Ömer Yılmaz,

Gerçekten ufuk açıcı bir yazı, arşivciliğinizi kutlarım... Bir de, Batı ülkelerindeki odaların (Mimar Odalarının) nasıl örgütlendiği, hangi yetki ve sorumluluklara sahip olduğu konusunda bilgilerimizi geliştirirsek ilginç sonuçlara varacağımızı sanıyorum. Bu başlık altında tartışmak doğru olur mu bilmiyorum ama Forum'da bilgileri paylaşmak yararlı olacaktır.
kramer offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-02-2008, 14:00   #428
Yönetici
 
Kayıt Tarihi: 03-07-2006
Mesaj: 283
Odalarda seçim heyecanı

Alıntı:
Odalarda seçim heyecanı

Meslek odalarını kamuoyunda takdir eden kadar eleştiren de var. Kimine göre odalar iktidarları bazı konularda frenleyerek, büyük yanlışlardan dönülmesinde etkili olabiliyor. Kimine göre de Odalar "istemezükçü" ve yapılmak istenen hizmetleri engelliyor.

Nasıl görüldüğü bir yana, odalarda bu günlerde heyecanlı seçimler yaşanıyor. Mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları, önlerine konulan sandıklarda tercih yaparak, nasıl bir meslek odası istediğini ortaya koyuyor. Odaların 50 yıldan fazla tarihi var ülkemizde. 1970'li yılların siyasi ortamında ön plana çıktılar. Bazılarının "ona da karşı çıkmışlardı" dedikleri birinci Boğaz Köprüsü'ne eleştirileriyle hatırlanıyorlar.

Toplu taşım sistemlerini çözüm olarak öneriyorlar ama kendilerini yeterince anlatamadıkları ortada.

Bugün de aynı anlaşılamama sorunu devam ediyor. Bu bakımdan, iki hafta önce Mimarlar Odası'nda yaşanan seçimle bu hafta sonu Şehir Plancıları Odası'nda yaşanacak seçimler ön plana çıkıyor. Çünkü, İstanbul'da olan bitenler hakkında mesleki olarak en donanımlı odalar bunlar. Mimarlar ve şehir plancılarının etkin, üretken meslek odası arayışları çeşitli meslek dışı çevrelerde farklı değerlendiriliyor ne yazık ki. Siyasi kadrolar meslek camialarındaki bu arayışları kendi hanelerine yazmaya çalışıyorlar.

Şunu unutmamak gerekir ki, mimarlar ve şehir plancılarının meslek odaları bağımsız ve yetkin olduğu sürece, bilimsel ve teknik doğruları temsil ettiği sürece İstanbul ve Türkiye bundan kazançlı çıkacak.

Ne zaman odalar belirli bir siyasi görüşün yörüngesine girerse bilimsel ve teknik doğruları da bir kenara itecek. Bunun nasıl bir ahlaki bozulmayı hızlandıracağı ortada. Odaların özerkliği, şu sıralar çokça tartışılan Anayasa'nın güvencesinde. Bir kere mesleğin gelişmesi, meslektaşların toplumla ilişkisinin kurulması, meslek ahlakı ve disiplininin sağlanması gibi yasal yetkileri var.

Bunu da kendi içinde seçtiği organlar eliyle gerçekleştiriyor. Dolayısıyla odaların özerkliğiyle mesleklerin bağımsızlığı birbirine sıkıca bağlı. Odalar bağımsız ama tarafsız değil. Odaların taraf olduğu şey "kamu yararı". Bazen belki soyut ve yararsız bulunan bir kavram bu.

Çünkü kamu yararından yana taraf olmak toplumun büyük bir kesimi tarafından anlaşılmaz bulunabiliyor. Alanın ve satanın memnun olduğu bir sırada "itirazım var" demek gibi oluyor biraz da. O sırada gerçekten de mesleki ve bilimsel bir sorumlulukla, kentin ve ülkenin uzun vadeli çıkarlarını savunmak odalara kalabiliyor. "Beni halk seçti, istediğimi yaparım" demek yeterli olmayabiliyor yani.

Odaların bağımsız teknik denetimleri, seçilenlerin bazen keyfini kaçırsa da, uygulamaların sağlıklı olması bakımından vazgeçilmez bir hal alıyor. Şehir Plancıları Odası'nı bu anlamda her zaman farklı bir yere koyuyorum.

40 yıllık tarihinde hiçbir siyasi etkiye maruz kalmadan, bilimsel ve mesleki kriterlere göre doğru bildiği yolda gidiyor. Önüne bir plan, proje, yasa ya da yönetmelik geldiğinde, siyasi önyargılarla değil, bağımsız meslek odası yaklaşımıyla görüş oluşturuyor. Bazen bunları eleştirip dava açıyor, bazen de ilgili kurumun çalışmasına katkı sağlıyor. Bu yüzden de kimse Şehir Plancıları Odası'na, "bunlar istemezükçü" diyemiyor.

Toplumda bağımsızlığıyla birlikte saygınlığı giderek artan bir odanın bu konumunu koruma ve yeni çalışmalarla zenginleştirme görevi Oda'nın üyelerine düşüyor. Başka hiçbir kurum ya da çevrenin tahrikine ihtiyaçları yok. Bu hafta sonu genel kurullarına gidip, kendi mesleki tercihlerini Oda'ya yansıtacaklarına inanıyorum.

Erhan Demirdizen - Sabah
__________________
Zeynep Güney offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-02-2008, 14:58   #429
Arkitera Üyesi
 
Aydan Balamir'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 17-07-2001
Mesaj: 62
Ankara Sube'nin iletisim ortamı olan Dimp'teki bir yazışmamızı, Nuray Bayraktar'in isteği doğrultusunda Forum'a ekliyorum. MİM grubunun genel kurula katılım şekli ve seçim stratejisi hakkında etraflıca bilgilenebilmek umuduyla, sevgiler. AB


On Feb 7, 2008, at 1:19 PM, <anuray@gazi.edu.tr> <anuray@gazi.edu.tr> wrote:

Sn. Aydan Balamir, Kabul etmeliyim ki benimkisi çok gecikmiş bir bilgilenme isteği. Bu güne dek bu konuda hassasiyetini çok iyi bildiğim Sn.Ayhan Çelik’ten bir değerlendirme yazısı beklediğimi itiraf etmeliyim.Sorumu gruba iletmenizde hiçbir sakınca yok . Hatta altta yer alan sorularımı da iletmenizi özellikle rica ediyorum sizden. Öncelikle belirtmeliyim ki oda ortamına ve hatta seçilen yeni yönetime dair benim de pek çok eleştirim var, aşağıda yer alan saptamaları bundan bağımsız tuttuğumu bilmenizi istiyorum.

Açıklamanızı dikkatle okudum, Sn. Asuman Yeşilırmak’ın içten açıklamasını da,ama asla ikna olmadığımı belirtmek zorundayım. MIM grubunun, yönetimine aday oldukları Mimarlar Odası genel kuruluna katılmamalarının , ya da Sn. Yeşilırmak’ın yazısından anladığım üzere konuşma yapmaktan vazgeçmelerinin gerekçesi sizin açıklamanızda yer alan “kampanya” ise, diyorum ki tam da bunun için katılmak gerekirdi genel kurula ve konuşmaktan da vazgeçmemek. Bu durumda, en azından ben böyle bir soru sormak yerine, içerisinde çok saygı duyduğum pek çok ismi barındıran bu grubu anlamaya daha çok çaba gösterirdim. Oysa şimdi ben bu durumu,başkaları nasıl okur bilemem ama -ne yazık ki-o ortamı yok sayma, o en demokratik tartışma ortamını benimsememe, o ortamda yer alan mimarları dikkate almama ve hatta talip olunan yönetim erkini çok da önemsememe olarak okuyorum

Ben MIM grubuna AKP desteği olduğuna inanıyorum.Sizce seçimlere katılan AKP’liler kime oy vermişlerdir ki? MIM grubu adına bu desteğe içten bir kabullenme olmadığı kesin kuşkusuz, böyle bir talep olduğuna da asla inanmıyorum. Ancak AKP yanlılarının kendilerini MIM grubunun yanında konumlandırmaları ve bu grubu desteklemeleri bu grubun söylemleri adına yeterince kötü ve anlaşılmaz değil mi? ( Bu duruma dair bir hatırlatma yapmama izin verin. Bir şube seçiminde seçimlere o güne dek hiç katılmayan “meslekte birlik” grubu gelip, bir gruba oy vermiş ve açıktan o grubu desteklemişti)
Benim sürece dair daha olumsuz bir değerlendirmem var ne yazık ki. Yazılı ve görsel basının seçimlere olan ilgisi, ve en uç noktada seçim günü bir köşe yazısının seçimlere ayrılması,aday olan MIM grubunun –ne yazık ki bugün de- kendilerine ifade aracı olarak sadece medyayı seçmiş olmaları, daha da önemlisi bu ortamda kendilerine yer bulabiliyor olmaları bana daha karmaşık geliyor. Kuşkusuz ben de “Mimarlık toplumun gündemine girdi” değerlendirmesine inansaydım çok rahatlardım. Ancak, bu güne dek bu yayın organlarında mimarlık üzerine yoğun bir değerlendirme ( hatırladıklarım çok sınırlı) yapıldığını hatırlamamam bir yana, MIM grubu mimarlarını ve ürünlerini bu tartışma ortamı nedeni ile değil de, daha önceden, aynı yayın organları aracılığı ile tanımış olmamam, buna inanmamı olanaksız kılıyor. Ne yazık ki, MIM grubunun “mimarlık sevgisinin” ve “iyi mimarlık” örneklerinin hak ettiklerine çok inandığım halde ( buna yürekten inanıyorum ve gerçekten mimarlığın ve mimarlık ürünlerinin toplumun gündemine girmesinden çok mutlu olacağımı bilesiniz istiyorum) bu güne dek ,seçimlere bunca duyarlı yayın organlarında herhangi bir habere konu olduklarını (oldular ise de çok sınırlı olduklarından dikkatimden kaçmış olmalı) hiç mi hiç hatırlamıyorum. (Belki de mimarlık sevgisinin en iyi ifadesi bu olmalı, tüm olanakları mimarların ve ürünlerinin toplumun gündemine girmesi için seferber etmek ve bunun için çaba göstermek.)

Sizden iletmenizi istediğim bir başka soru, mimarlık ortamına dair. Ben bir grup mimarın kendilerini “iyi” olarak tanımlamalarını- hayatta ve eğitimde bunca adaletsizliğin, eşitsizliğin olduğu bir ülkede, insanlara eşit ve adil olanakların sağlanamadığı bir ülkede yaşıyor olmam nedeniyle- anlayamıyorum bir türlü. Bu ülkede, -yetenekli olma hali ve kişisel başarı öyküleri bir yana - ancak, kendilerine sunulan olanakları ( dil, iyi eğitim, yurt dışı deneyimi , aile ortamı v.b.) “iyi” değerlendiren mimarlardan söz edilebilir diyorum. Bu söylemi bu anlamda genişletmek , bu kapsamda tartışmak ve mimarların içinde bulundukları olumsuz koşulları ifşa edip bunun için öneriler geliştirmek için çaba göstermek daha doğru değil midir?

Bir diğer sorum daraltıldığı ifade edilen oda ortamına dair. Özellikle ıstanbul üzerine kurgulanan olumsuzlukların yaşanma sürecinde olması gereken her yerde olduğuna inanıyorum ben odanın, ve bu anlamda tarihinde hiç olmadığı kadar da toplumsal anlamda genişlediğini. Ben keşke diyorum MIM grubu mimarları bu süreçte oda ortamında yer almak konusunda daha zorlayıcı olsalardı ve bu yolla odayı güçlendirselerdi. Ve keşke diyorum seçim sürecinde medyada oluşturdukları gücü MIM grubu mimarları ıstanbul’da yaşanan olumsuzluklara dikkat çekmek için de kullansalardı. Sorum da buna dair, bu gücün bu güne dek bu anlamda kullanıldığını gösteren örnekler var mıdır?

Son sorum bizzat grubun söylemine dair “Mimarlık için Mimarlar”. Bu ne demek ? Gerçekten bu açılımı öğrenmek , anlamak istiyorum. Hangi ülkede , hangi koşullarda , kim için mimarlık ? Mimarlık ortamını besleyen nedir ? Mimarlık doğru kanallardan beslenemez ise doğru ürünler çıkar mı ortaya ? ıyi mimarlık ürünleri için mimarlığı besleyen olumsuz koşullar için mücadele edilmesi gerekmez mi? Bu mücadele odaya karşı mı olmalıdır, yoksa oda ile birlikte mi? Bu koşulları iyileştirmek adına toplumsal bir duyarlılık geliştirilmesi sonuçta iyi mimarlık ürünlerinin çoğalmasını sağlayacak bir çaba değil midir ? sorularının cevaplarını merak ediyorum. Bu arada kendi adıma tüm bu sorulardan ve cevaplardan bağımsız olarak - sınırlı da olsa- yaşama ve kente doğru anlamlar katan, yaşamı ve kenti güzelleştiren mimarlık ürünlerinin olduğunu biliyorum ve bu anlamda ki her mimarlık ürününün beni çok ama çok mutlu ettiğini de belirtmek istiyorum. Sn Balamir, son değerlendirmem doğrudan Arkitera Forum’a yönelik. Bu konuyu da eğer iletme olanağınız varsa doğrudan Forum ortamına iletmenizi rica ediyorum sizden. Forum’da yer alan yazıları gecikmeli de olsa okudum. ıki farklı duruşun ifadesi olan pek çok yazı var Forum’da, dolayısı ile de iki farklı “dil”. ılki ne denli kendini anlatma çabası içinde ve anlamaya yakın ise, diğeri o denli uzak. Biri kapsayıcı, içten ve nazik, diğeri o denli sert , kırıcı ve incitici. ( Benzer bir dili 2002

Berlin UIA Kongresi kapanış gecesinde sizin de bana karşı kullandığınızı ve beni çok incittiğinizi hatırlıyorum. Yine Aslı Özbay’ın birlikte çalıştığımız bir ortama dair Ankin’de yazdığı bir değerlendirme yazısında benimle ilgili olarak aynı dili kullandığını biliyorum. Hatta Güngör Kaftancı’nın Bursa Yapı yaşam Kongresi’nde bana karşı kullandığı dilin de benzer bir dil olduğunu belirtmek zorundayım. Son örneğini Sn. Behiç Ak ve Sn.Mehmet Saner yazışmasında izlediğim bu ikinci dili hiç sevmiyorum ben.) Bu, cevabını bildiği soruları ısrarla soran, anlamaya çalışmayan, hatta zaman zaman kışkırtıcı olan dili, giderek hayatı terörize ettiği ve insanlar üzerinde baskı oluşturduğu için sevmiyorum. Sevmediğim bu dil dediğini ve eylediğini “en doğru” kabul edenlerin dili. Bu anlamda da kendilerini “ayrı” görenlerin.

Yazınızın son bölümünde sözünü ettiğiniz , içerisinde benim de çok sevdiğim, saydığım ve inandığım bir çok ismi barındıran MIM grubuna ilişkin güvensizliğin ortadan kalkması için, sizce de öncelikle bu dilin değişmesi gerekmiyor mu?
Nuray Bayraktar

_____________

On Feb 5, 2008, at 5:34 PM, Aydan Balamir wrote:

Sevgili Nuray,

Bu kanuda bir aciklamalari varsa ben bilmiyorum; dilersen bu soruyu gruba yoneltelim, hatta iznin olursa kendi sorumu da katarak ileteyim.

Net olarak bilmesem de bu konudaki izlenimim, genel kurul oncesindeki kampanyadan son derece rencide olmus bir grubun anlasilabilir tepkisi oldugu yonundedir. Bu izlenimim ozellikle, genel kurulun ardindan Atilla Yucel'le yaptigimiz dostane sohpetten kaynaklaniyor. Atilla Yucel'in genel kurulda yapmis oldugu konusmanin bant cozumune erismek de iyi olur sanirim. Etkileyici bir konusma oldugunu duydum; salonda kalip maruz kalinan ithamlar uzerine daha fazla tartismaya girmek ne kadar verimli olurdu, dogrusu kuskum var.

Isin dogrusu, insanlari tohmet altinda birakan kampanyalardan kacinmak ve ortama sunulmus program ilkeleri uzerinden tartisabilmek olurdu. Beyan ettikleri ilkeleri ve meslek ortamina sayisiz katkilarini gormezden gelen bu talihsiz kampanya, en azindan bir grup meslektasimiza duyulan guvensizlik anlamina geliyor ki, bunun tamir edilmesi hepimizin dilegi olmali.

Sevgilerimle, Aydan

__________

On 2/5/08, anuray@gazi.edu.tr <anuray@gazi.edu.tr> wrote:

Sn. Aydan Balamir
Mimarlık için Mimarlar grubunun , aday olmalarına rağmen mimarlık ortamı açısından son derece önemli olduğunu düşündüğüm ve bir çok konunun ifade edilmesi gereken yegane yer olarak gördüğüm genel kurul toplantısına niçin katılmadıklarına ilişkin bir değerlendirmeleri var ise okumak isterim. Eğer yoksa da en azından niçin olmadığına ilişkin bir açıklamaları vardır umarım.
Nuray Bayraktar

En son Omer Yilmaz tarafından düzenlendi : 07-02-2008 15:16.
Aydan Balamir offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-02-2008, 15:10   #430
Yönetici
 
Omer Yilmaz'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.231
Blog Mesajları: 55
Sayın Nuray Bayrakraktar'ın genel kurulda yapılan konuşmalardan birisinden yapılan aşağıdaki alıntı ile ilgili yorumunu yaparak Genel Kurul ortamı hakkında ne düşündüğünü önce bizlere aktarması sanırım doğru olacaktır.


Alıntı:
Mimarlar Odamiz Istanbul subesinin yonetimine el koyarak, seriat amacli, dinci partiye payanda olmaya heveslenen isyanci mimarlarin yonetime gelmesine izin vermeyiniz.
__________________
Eğer Arkitera Forum üyeliği ile ilgili sorunuz varsa lütfen ilk olarak bu linkteki açıklamaları okuyun. Sorununuz çözülmediyse iletişim formunu kullanabilirsiniz. Şifrenizi unuttuysanız lütfen "şifremi unuttum" linki yardımıyla şifrenizi yeniden oluşturunuz.

Özel Mesaj ile yukarıdaki konularda sorular göndermemenizi rica eder, gönderilecek soruları cevapsız bırakmak zorunda kalacağımı peşinen bildiririm.
Omer Yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-02-2008, 17:37   #431
Yönetici
 
Omer Yilmaz'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.231
Blog Mesajları: 55
DİMP, 7 Şubat 2008
Bülent Batuman

Alıntı:
İletişim Tekniği Olarak Forum ve Yükselen Anti-Entelektüalizm Üzerine
Bülent Batuman

İnternette İletişim Tekniği Olarak Forum ve Mimarlık Ortamında Yükselen Anti-entelektüalizm Üzerine

Modern çağda ortaya çıkan her iletişim aracı hızla siyasal mücadele için araçsallaşmıştır. Lenin’in Ne Yapmalı’sı gazete ile örgütlenmeyi önermiş, Goebbels radyoyu propaganda aracı olarak kullanmıştır. Meşhur Kennedy - Nixon televizyon tartışmasının (etkileri açısından) benzeri bizde 1983 seçimleri öncesi yaşanmıştır örneğin. Buna karşılık yine teknolojik inovasyonun hızı ve yaratıcı potansiyeli sürekli yeni araçlar yaratırken bazılarını da önemsizleştirir. Bugün, mesela, radyonun propaganda aracı olarak anlamı ve önemi çok zayıflamıştır. Bunun yanında “araç” kavramını salt bir iletişim teknolojisinden (radyo, televizyon, internet) biraz daha genişletirsek bu araçların kullanım “teknikleri”nin de icat, kullanım ve yine önemsizleşme süreçlerinden geçtikleri düşünülebilir. Örneğin siyasi parti liderlerinin “kapışmaları” bir propaganda tekniği olarak Türkiye’de 1990’ların ortalarında önemsizleşmiş, hatta ters etki yaratmaya başlamıştır. 1994 yerel seçimlerine gidilirken RP adaylarının bu tartışmalara katılmayışı prim yapmış, birbirini parçalamaya çalışan adaylar (buna örnek olarak 1995 seçimleri öncesi Yılmaz-Çiller tartışması hatırlıyorum) ise itici bulunmuştu. Bundan sonra da adayların hep beraber tartışması tekniği kullanılmaz oldu.

Geçtiğimiz haftalarda geçekleşen Mimarlar Odası İstanbul Şube seçimlerinin (maalesef Genel Kurulu’nun değil) mazhar olduğu medya ilgisi malum. Medya ilgisi derken, salt daha önce örneği görülmemiş televizyon yayını ilgisinden söz etmiyorum. Belki benim tanık olmadığım önceki seçim süreçlerinde de benzeri yaşanmıştır ama seçim sürecinin internet ortamındaki boyutu dikkat çekiciydi. Yanılıyor olmam mümkün ama her şey “Mimarlık için Mimarlar” bildirisiyle başladı ve özellikle iki mimarlık sitesi (Arkitera ve Mimdap) doğrudan bildiriyi sahiplendiler. Bu iki sitenin duruşları ve özellikle yukarıda değinilen anlamda bir “teknik” olarak forum ortamları ciddi bir örgütlenme olgusu ortaya çıkardı (sanıyorum buna facebook da eklenmeli). Özellikle forumun yarattığı etkileşimli (interaktif) iletişim biçimi iletişim-örgütlenme ilişkisi açısından önemli bir eşiğin ötesine geçiyor (internetin politik potansiyelleri üzerine bu konuda yıllardır biriken bir külliyat var zaten). İlk defa tanık olduğum internet tabanlı seçim çalışması olgusunu mümkün olduğunca Arkitera web sitesi üzerinden izlemeye çalıştım. İzlenimlerimi aşağıda özetlemeye çalışacağım.

Her şeyden önce, Arkitera’nın –ki kurucuları, yürütücüleri vb. hakkında hiçbir bilgim yoktu, şimdi de ancak forum sayfalarında okuduklarım kadar var- bu süreçte sergilediği performans ve sonunda geldiği nokta bu sitenin bende daha evvel bıraktığı izlenimden çok çok uzakta. İlk gördüğümde, bir mimarlık kültür ortamı olma iddiası taşıyan, bilgi arşivleme, iletişim ve diyalog olanakları sağlama vb. açısından geniş bir kültür platformu olduğu izlenimi edinmiştim. Oldukça ilginç bir deneyim ve önemli bir katkı olarak değerlendirdiğimi de ekleyeyim. Ancak MİM bildirisiyle birlikte Arkitera’nın bende bıraktığı izlenim dönüşmeye başladı. Önce (herhangi) bir site içindeki (herhangi) bir forum topiği olarak değerlendirdiğim yorumlar (ki Arkitera’nın bu tartışmalara ev sahipliği yapması da çok olumlu görünüyordu), giderek web sitesinin görüşü haline gelmeye başladı (ana sayfada MİM’in bulduğu yer ve linkteki “haber”in foruma bağlantısı). Burada hemen bir noktayı belirtmek gerekli: Arkitera bir siyasal pozisyonun savunucusu olabilir, bunun için hiçbir kısıt yoktur kuşkusuz. Tıpkı bir gazetenin “haber” yerine “görüş” (opinion) ağırlıklı yayın yapması gibi. Ancak bu militanca (bu kelimeyi kesinlikle olumlu bir anlamda kullandığımın altını çizeyim) tutum Arkitera’nın daha önce yaratmış olduğu geniş platform imajını ciddi şekilde zedelemiştir.

Bu noktaya işaret ettikten sonra, asıl tartışmak istediğim noktaya, bir iletişim tekniği olarak foruma geçmek istiyorum. Forum ortamı, katılımcıları ve izleyicileri ayrı ayrı sınırlandırılabilmekle birlikte (Arkitera’da ilki üyelerle sınırlı ikincisi sınırsızdı) ciddi bir katılım ve diyalog olasılığı açıyor. Bu, işin olumlu yönü. Olumsuz yön(ler) ise süreç içinde ortaya çıktı. Her şeyden önce seçim tartışmalarının yapıldığı forum, katılımın ve demokrasinin kendisini bir hedef olarak tanımlayarak başladığı yolculukta ortamın ciddi ve merkezi bir erk barındırdığını ortaya çıkaran bir mecraya yöneldi. Başlangıçta, seçime katılımın yükseltilmesi bile önemli (seçimleri kazanmaktan bile önemli) bir hedef olarak tespit edilirken, diyaloglarda yer yer ortaya çıkan muhalif görüşler forumun konusu dışına çıkmak ve hatta kötü Türkçe kullanmak gibi gerekçelerle yerildi. İsminin kendisine sorulmadan delegasyon listesine konulmasını şaşkınlıkla karşılayan ve yadırgayan bir mimar demokrasi kanallarına davet edilmişliğinin kıymetini bilmediği için hor görüldü. Bu örnekler uzatılabilir. Önemli olan şey bu mecranın kendisi: belki de tipik bir ateşli tartışma ortamı olarak seçim forumu hızla otoriter bir iletişim biçimine evrildi. Bunun son (ve vahim) noktasına gelmeden önce neden ortaya çıktığını tartışmak gerekli.

Benim izlenimim, forum tekniğinin eleştiriye açıklık konusunda ciddi sıkıntı potansiyelleri barındırdığı yönünde. İlk bakışta şaşırtıcı gelebilir; özgür tartışma ortamı olarak forum nasıl olur da eleştiriyi dışlıyor olabilir? Bu durum foruma girilen (entry yerine bu sözcüğü kullanırsak) ifadelerin merkezsiz katkılar olarak değil bir merkeze yönelik hitaplar olarak algılanması ile ilgili. Yani her girilen iletiyi kendisine cevap (ya da soru) olarak algılayan ve yine her iletiye cevap verme ihtiyacı duyan herhangi bir kullanıcının varlığı bu durumu potansiyel olarak yaratabiliyor. Yani forumun iktidar ilişkisi üretmesi aslında bir moderatörü olmasından, sansür olasılığını elinde bulunduran birilerinin varlığından vb. değil, kendisini tartışmanın merkezinde gören birilerinin varlığından doğuyor. Böyle bir kişi (konum) varlığı, özellikle tartışmaya sık katılım olanağıyla birleştiğinde yabancılaştırıcı ve katılımı köstekleyici bir etki üretiyor. Bu durum tek başına sadece başarısız bir demokrasi deneyimi üretecektir. Buna karşılık bir araya geldiği ikinci bir dinamik daha var ki tartıştığım deneyimde oldukça olumsuz bir belirleyiciliğe sahipti.

İkinci dinamik, tartışmanın merkezi olmaya soyunan kişi(ler)in (tamamen kişisel olarak) eleştiriye açıklıkları. Zira merkez niteliğindeki bir pozisyon hızla kurumsallaşır ve kurum haline gelen merkezin kendisi eleştiriye açık değilse kendi eleştirel yorumunun önyargıdan farkını bile ispatlamaktan aciz hale gelir. Başka birisine dair eleştiri, mutlak olma iddiasını kuşanırsa, önyargıyla üretilmek yerine rasyonel bir zihinsel sürecin ürünü olarak ortaya çıktığını ispatlayamaz hale gelir (tartışamadığı için). Kısacası, forum tanımı gereği eşit fikirleri merkezsiz bir etkileşim içinde barındırdığı bilincini sürekli olarak yeniden üretmezse amaçladığı şeye hizmet edemeyen bir teknik olarak ortaya çıkıyor. Bunu da söz konusu tekniği katılımcı ve üretken biçimde kullanmak isteyenler için bir görüş olarak not etmiş olalım.

Bana öyle geliyor ki, Arkitera’nın (MİM bildirisiyle başlayıp İstanbul Şube seçimlerine uzanan) forumu tam da böyle bir sürece sahne olmuştur. İstanbul Şube yönetimini eleştirmekle başlayan süreç, MİM bildirisine yönelik eleştiriler ortaya çıkınca şirazesinden çıkmıştır. Eleştiriye açık olmayan eleştirinin vardığı son nokta ise, özellikle mimarlık camiası için utanç verici olarak görülmesi gereken, anti-entelektüalizmdir.

2006 yılı içinde Can Dündar’ın Şerif Mardin’i programına konuk ettiğinde yaşanan ilginç bir anekdot vardı (ertesi hafta köşe yazısında yazdı Dündar) alıntılıyorum:

“Geçen hafta NTV'deki "Neden" programında Prof. Dr. Şerif Mardin "Tarikatlarla ilgili çok ağır bir sözcük kullanacağım" dediğinde canlı yayında alarma geçtik.
Durdu, düşündü ve dedi ki:
"Gettolaştılar!"
Bir akademisyenin "hakareti" bu olabiliyor ancak...”

Arkitera’nın ilgili forumunda Ankara Şubesi Yönetim Kurulu’nun İstanbul Şube Genel Kurulu’na hitaben kaleme aldığı yazının bulduğu yankı bana bu anekdotu hatırlattı. Bu sitenin (demokrasi için mimarlar platformu) içinde bulunabilecek bu metne yönelen eleştirilerin iki minvalde geliştiği söylenebilir. Bunlardan ilki metni hakaretemiz bulmaktı (ki bu tutum özellikle ilgili forumda eleştirilen kişi ve gruplar için kullanılan ifadeler düşünüldüğünde oldukça tuhaf bir ruh halinin göstergesi). İkinci tutum ise, memleket çapında fikirler ile kurduğumuz toplumsal ilişkinin içler acısı halde olduğunu gösterir biçimde, alay etme şeklinde gelişti. Yanlış anlaşılmasın, alay etme, zekice bir yergi biçimi olarak çok saygıdeğer olabilir, ancak bir metni içeriğiyle tartışmaya cesaret ve tenezzül göstermeyip aşağılamaya çalışmak, üstelik bunu yaparken de entelektüel düzeyinin yüksekliğine saldırmak siyaset kültürümüz açısından ümit kırıcı. Forumda, metinde yapılan tespitlere ilişkin hiçbir değerlendirme, tartışma, yorum, eleştirinin bulunmadığının altını çizip devam edelim. Forum ortamında, bırakın eleştiriyi, karşı görüş belirtmenin bile ciddi bir kamplaşmanın (karşı) tarafı haline gelme sonucu doğuruşunun en vahim örneği Ankara Şube YK üyelerinin kaleme aldığı metni imzalayanlardan birinin daha önce Arkitera’da yazı yayınlamış olması karşısında gösterilen tepkidir. Arkitera yöneticisi Ömer Yılmaz’ın yaklaşımıyla Arkitera artık bir kamptır; bu sitenin sayfalarında yer alan yazı, görüş vb. içeriğinden bağımsız olarak Arkitera’nın görüşleriyle örtüşük kabul edilir. Ve burada çember kapanmış oluyor kuşkusuz; web sitesinin bir alt kısmında (forum) yer alan bir topikte ortaya konan bir görüş tüm web sitesinin görüşü haline gelmiş, başka görüşlerin burada ifade edilemeyeceği (edilse bile düşman nitelemesini kabul etmesi gerektiği) ilan edilmiştir artık.

Burada kuşkusuz internet yayıncılığının basılı iletişim organlarından öğreneceği çok şey olduğu ortaya çıkıyor. Gazete, dergi vb. yayınlar yazarın görüşlerinin yayının kurumsal görüşlerini bağlamayacağı ibaresini koyarlarken, Arkitera, kendi görüşünün, sayfalarında yer bulan (yazıları bile değil) yazarları otomatik olarak bağladığını ilan ediyor. Bu, alt başlığı “Türkiye’nin mimarlık yayını” olan bir ortam için kendi bacağına kurşun sıkmaktır. Ama bu, tanımı gereği entelektüel ilgi ve birikim gerektiren mimarlık alanı için de kendi bacağına kurşun sıkmaktır aynı zamanda. Mimarlar, kendi disiplinleri, kendi faaliyet alanları ve kendi örgütleri ile ilgili kaleme alınmış yazıları entelektüel safsata olarak değerlendirme(me)ye başlarlarsa “Mimarlar Odası kendi işine baksın, yolları düzenleme işini gününü yollarda geçiren şoförlere bıraksın” diye propaganda yapan zihniyete söz söylemeye hakları kalmayacaktır.
__________________
Eğer Arkitera Forum üyeliği ile ilgili sorunuz varsa lütfen ilk olarak bu linkteki açıklamaları okuyun. Sorununuz çözülmediyse iletişim formunu kullanabilirsiniz. Şifrenizi unuttuysanız lütfen "şifremi unuttum" linki yardımıyla şifrenizi yeniden oluşturunuz.

Özel Mesaj ile yukarıdaki konularda sorular göndermemenizi rica eder, gönderilecek soruları cevapsız bırakmak zorunda kalacağımı peşinen bildiririm.
Omer Yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-02-2008, 17:54   #432
Yönetici
 
Omer Yilmaz'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 09-01-2001
Mesaj: 7.231
Blog Mesajları: 55
Tam da DİMP'le ilgili bir mesaj yazarken yukarıdaki metni gördüm. Cevapları sonraya bırakmak üzere daha önce yazmakta olduğum mesajı gönderiyorum.

DİMP İstanbul'daki seçim sürecinde ÇAĞDAŞ DEMOKRAT TOPLUMCU MİMARLAR'a uzak olmayan bir yaklaşım içindeydi. Ankara Şube'nin mevcut yönetiminin DİMP tarafından oluşturulduğu düşünülecek olursa Mimarlık İçin Mimarlar hareketine karşı yürütülen karalama kampanyasının ayaklarından birisi olduğunu söylemek mümkün. En azından ben böyle düşünüyorum.

Bu Forumu neredeyse tüm DİMP üyelerinin takip ettiğini anlamış durumdayız gönderilen mesajlardan. (Hele ki yukarıdakini okuyunca oldukça dikkatli bir şekilde takip edildiğini söylemek olası.)

Şimdi buradan tıpkı İstanbul'daki ÇDTM gibi adında DEMOKRASİ kelimesi geçen DİMP üyelerine soruyorum. (Fatih Söyler, Bülent Tunaman, Güven Arif Sargın, Nuray Bayraktar ya da başka herhangi birisine)

Arkitera Forum sizlerin de görüşlerine sonuna kadar açık.

Acaba sizler öyle misiniz? DİMP Yahoo Grubunda Arkitera Mimarlık Merkezi hakkında (beni ilgilendiren bu) yazılıyor, tartışılıyor.

15 gün kadar önce DİMP'in bu grubuna üyelik başvurumu Arkitera Mimarlık Merkezi yöneticisi olduğumu belirterek ve kurumsal email adresim ile yaptım. Üyeliğim ise hala bekletiliyor. Bırakınız mesaj göndermeyi 200'ü aşkın kişinin üye olduğu platformda Arkitera ile ilgili yazılanları okuyamıyorum bile.

Demokrasi mi demiştiniz? Geçiniz...
Eklenmiş İmajlar
mimarliga-yol-acin-clip-jpg  
__________________
Eğer Arkitera Forum üyeliği ile ilgili sorunuz varsa lütfen ilk olarak bu linkteki açıklamaları okuyun. Sorununuz çözülmediyse iletişim formunu kullanabilirsiniz. Şifrenizi unuttuysanız lütfen "şifremi unuttum" linki yardımıyla şifrenizi yeniden oluşturunuz.

Özel Mesaj ile yukarıdaki konularda sorular göndermemenizi rica eder, gönderilecek soruları cevapsız bırakmak zorunda kalacağımı peşinen bildiririm.
Omer Yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-02-2008, 18:21   #433
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 19-07-2002
Mesaj: 61
Nuray Bayraktar'ın sorusuna cevap vermek istiyorum.

1994 genel kurulundan beri şube genel kurulları öncesinde bir prova genel kurul teknik kongre adı altında düzenlenir. Yönetim kurulu tarafından belirlenen isimler konuşmacı olarak davet edilirler.

Oturum yöneticileri önceden belirlenmiştir. Bütün bir gün boyunca rakip taraf artık her kimse top ateşine tutulur. Bunun için odanın tüm imkanları kullanıldığı gibi bu sefer bir yenilik olarak kongre katılımcılarına 3'er puan da dağıtılmıştı. Dolaysıyla MİM grubunun karşısında bir gün önceden teşkilatlanmış, organize olmuş, politik olarak bilenmiş bir kesim vardı. Yapabilecekleri tek saldırı diğerleştirmeydi ve yaptılar. Bu sefer araç AKPARTİ'ydi (mimarlar arasında en fazla yüzde dört-beş oranındadır eğer Akpartililer gerçekten kalabalık olsalardı mevcut yönetim bunu yapmazdı) MİM grubunda yönetim kuruluna aday olan isimlerden hiç birisinin bu denli gözünü karartması zaten düşünülemezdi. Zaten olmaması da gerekir. Yani bu boyutta bir organizasyon kurma ihtiyacını duymak için yönetmekten farklı nedenlerin olması gerekir. Önceden kurgulanmış bir toplantıda ortamı germemek için hazırladıkları konuşmaları yapmadılar. Bu da aslında başlı başına bir konuşmadır. Sessizliğin konuşmasıdır. Ve çok ağır bir eleştiri şeklidir.

Mevcut yönetim ise medyayı ya Behiç Ak örneğinde olduğu gibi çok kötü kullandı ve sadece iftira düzeyinde kaldı. Zaten yapabileceği başka bir şey de yoktu. Yönetime yakın isimler takma isimlerle -odacı-ihtiyar-siz bizi yönetemezsizin...- sadece ve daha önceki yıllarda da söylenmiş cümleleri tekrarlayarak kendisini savundu. Kapsamlı bir cevap veremedi. Bu eşitsizlik nedeniyle gerek Arkitera'da gerekse Mimdap'ta ki tartışmaların adeta tek taraflı bir otorite yarattığı ortada. Ama bunun medya özeliklerinden ve katılımdan kaynaklandığını sanmıyorum. Sadece ancak organize olmuş provalı ortamlarda tek bir söylemi yıllardır ısıtanların bu tümüyle serbest/özgür yeni alanda ve bilgi toplumunda söyleyecek çok fazla yeni sözü olmamasından kaynaklanıyor olsaydı emin olun söylerlerdi ve durum farklı olurdu.

Bir tarafta, içinde çok farklı kesimlerden gelen çok çeşitli alanlarda çalışmalar yapan yeni bir kesim -ki içinde diğer tarafla aynı kökenden gelenler de var- diğer tarafta da odanın bürokratikleşmeye başlamış yapısı tabi ki fark bu kadar büyük olur.

Ancak bunun bir ayrımcılık olduğunu söylemek de haksızlık olur. İyi eğitim, varsıl aile çevresi...bunların imaj olarak genellendiğini ve bir propaganda aracı olarak kullanıldığını üzülerek gördüm. En başta MİM hareketi anlatılmak istendiği gibi bir hareket değil içinde çok farklı hatta zıt kesimlerden gelen mimarlar var. Ayrıca iyi eğitim, varsıllık da mimarlık gibi bir alanda tek belirleyici değildir. Burası yeri değil ama bu konuda çok örnek verebilirim.

Ama her durumda eğer çoğunluğun temsiliyeti, çeşitlilik, çoğulculuk tekil bir yapıya alternatif oluyorsa bence bunun kaçırılmaması gerekirdi.

Arkitera'yı Ömer Yılmaz'ı ve Ömer Kanıpak'ı bu tavrı için ben kendi şahsıma kutluyorum. Çünkü dar bir alanı genişlettiler. Ortaya konulan tablo o derece rahatsız edici oldu ki, tarafsız olmaya çalışanlar bile "bu kadarı da olmaz herhalde" dediler. Seçime katılım oranını %250 arttırdılar. Bu büyük bir başarıdır. Ve en az seçimlerin sonucu kadar önemlidir. Bunun dışında da mimarların ve Mimarlar Odasının bu günkü durumunu çok açık bir şekilde masaya yatırdılar, son derece demokratik bir şekilde açtılar. Kral'ın çıplak olduğu görüldü. (Zaten kral önceden de çıplaktı) Bence saygın bir medyanın işlevi tam olarak budur.

Saygılarımla.
__________________
galatalıyım

En son Omer Yilmaz tarafından düzenlendi : 07-02-2008 20:24.
yilmaz offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-02-2008, 19:51   #434
Arkitera Üyesi
 
Aykut Köksal'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 17-07-2001
Mesaj: 55
Alıntı:
Orijinal metin Aydan Balamir tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Ankara Sube'nin iletisim ortamı olan Dimp'teki bir yazışmamızı, Nuray Bayraktar'in isteği doğrultusunda Forum'a ekliyorum. MİM grubunun genel kurula katılım şekli ve seçim stratejisi hakkında etraflıca bilgilenebilmek umuduyla, sevgiler. AB
Sevgili Aydan,

"Genel kurul" ve "genel kurula katılım" konusunda, MİM adına değil ama kendi adıma, düşündüklerimi ve izlenimlerimi aktarmak istiyorum. Son seçime dek Mimarlar Odası'nın seçim ortamında hiç bulunmadım, o yüzden konunun "profesyoneli" sayılmam. Ne ki, son seçim öncesinde süreç üzerine bilgilendiğimde şaşkınlık geçirdim, nedeni ise kurulla seçim arasındaki -sanırım pek örneği olmayan- garip ilişki. Söylemek istediğimi başka bir örnek üzerinden, siyasal partilerin genel kurul ve seçimleri üzerinden açmak istiyorum. Herkesin bildiği gibi parti genel kurulları seçimlerde oy kullanma yetkisine sahip tüm delegelerin katılımıyla yapılır. Bu yüzden büyük salonlarda (genellikle de spor salonlarında) gerçekleştirilen bu toplantılarda tüm sunumlar, konuşmalar, tartışmalar bütün delegelerin huzurunda gerçekleşir. Seçimde aday olanlar oy kullanacak tüm delegelere hitaben konuşurlar, kendileriyle ilgili sorulara yanıt verirler. Herhalde dünyanın her bir köşesinde seçimle sonuçlanan genel kurul çalışmaları buna yakın bir düzende gerçekleşir.

Mimarlar Odası İstanbul Şubesi'nin genel kurul ve seçimlerine bu çerçeveden bakıldığında çok ilginç bir görüntü ortaya çıkıyor: Onbinin uzerinde üyenin oy kullanma hakkı olduğu (bu sayıda üye kullanmasa da, son seçimde olduğu gibi ikibinin üzerinde üye oy kullanabiliyor) bir seçimin öncesindeki genel kurul ikiyüz kişilik bir salonda gerçekleşiyor... Ve işin ilginç tarafı bu hiç sorgulanmıyor ve genel kuruluna ancak ikiyüz kişinin katıldığı (katılabildiği) ama ertesi gün birkaç bin kişinin oy kullandığı genel kurul-seçim ortamında, genel kurula katılım-demokrasi ilişkisinden söz ediliyor... Buna ancak oligarşik yapıların hakim olduğu örgütlerde rastlanır. İkiyüz kişinin huzurunda "tartışılacak", hazır listeler ortaya çıkacak, ertesi gün o tartışmalardan bihaber binlerce kişi hazır listeleri sandığa atacak... Bu yüzden Mimarlar Odası genel kurulu öncesinde, web forumları ya da facebook gibi çağdaş iletişim ortamlarında tartışmaların gerçekleşmesi asıl demokratik açılımı saglayabilirdi, ama mevcut yönetim kendi küçük genel kurul salonunu yeğledi. Şunu yeniden anımsamakta yarar var: Artık kişileri eşzamanlılığa taşıyarak buluşturan ortamlar sadece geleneksel dünyanın "yer"e bağlı mekânları değil...

Bir de son seçim öncesindeki genel kurul ortamından söz etmek istiyorum: Salonda yapılan konuşmalar, bu konuşmalara -oturumu yöneten kişiden izleyicilere dek ulaşan- taraflı katılım, tam anlamıyla bir "linç" ortamı oluşturmuştu. Bu yüzden Atilla Yücel -bence- en doğru olanı yaptı ve seviye olarak yapılmış konuşmalardan oldukça farklı ve son derece anlamlı konuşmasını gerçekleştirdikten sonra sakince salonu terketti. Senin de belirttiğin gibi "salonda kalip maruz kalinan ithamlar üzerine daha fazla tartışmaya girmek ne kadar verimli olurdu doğrusu [benim de çok] kuşkum var." Bu tavrın anti-demokratik olarak değerlendirilmesini ise -yukarıda söylediklerim bağlamında- doğrusu hiç ciddi bulmuyorum.

Sevgiyle öpüyorum.

Aykut Köksal
Aykut Köksal offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-02-2008, 20:10   #435
Arkitera Üyesi
 
Murat Artu'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 13-01-2005
Mesaj: 66
Marduk Hakli

MARDUK HAKLI....

“Mimarlık için Mimarlar”. Bu ne demek ? Gerçekten bu açılımı öğrenmek , anlamak istiyorum. Hangi ülkede , hangi koşullarda , kim için mimarlık ? Mimarlık ortamını besleyen nedir ? Mimarlık doğru kanallardan beslenemez ise doğru ürünler çıkar mı ortaya ?
Nuray Bayrakraktar

Konuştukça kendilerine zarar veriyorlar.

Marduk haklı.....Susmaları ve tanınmamaları lazım.
__________________
Murat ARTU

En son Murat Artu tarafından düzenlendi : 07-02-2008 20:28.
Murat Artu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt