![]() |
|
|||||||
| Mimari Görselleştirme Mimari görselleştirme çalışmalarınızı bizler ile paylaşın. |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#1 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 02-07-2003
Mesaj: 1.410
|
3D Creative dergisindeki 3D ve Fotoğraf konulu yazım
Bir süre önce ZOO publishing tarafından yayınlanan "3dcreative" dergisi için hazırladığım yazının linki aşağıdadır. Yazı bu ay (Mart 2007) sayısında yayımlandı. İsteyenler aşağıdaki linkten yazıyı okuyabilirler.
Text - resim ilişkisinde ufak tefek bazı hatalar olmuş. Ayrıca düzeltilecektir. http://www.3dcreativemag.com/artists...tutorial02.pdf En son Çetin Tüker tarafından düzenlendi : 05-03-2007 22:28. |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 05-03-2006
Mesaj: 51
|
Çetin hocam, acaba bu ingilizce metnin Türkçe' si elinizde mevcut mu? yabancı dilimin yetersizliğinden dolayı ben faydalanamıyorum. mümkünse Türkçe dökümanını yayınlayabilirmisiniz ? belki diğer forum sakinleri de aynı durumdadır. iyi çalışmalar, kolay gelsin.
|
|
|
|
|
|
#3 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 02-07-2003
Mesaj: 1.410
|
Peki yazayım. 1-2 gün içinde buraya eklerim.
|
|
|
|
|
|
#4 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 05-03-2006
Mesaj: 51
|
kendi adıma çok memnun olurum. teşekkürler.
![]() |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 02-07-2003
Mesaj: 1.410
|
Düzeltilmiş metni aynı adrested indirebilirsiniz. Türkçe tercümesini yarın ekleyeceğim buraya.
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 08-12-2005
Mesaj: 302
|
Süper bir kaynak olmuş kesinlikle türkçeside olmalı...
|
|
|
|
|
|
#7 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 27-12-2005
Mesaj: 499
|
83 . sayfadan başlaması kitabınızın bir bölümü anlamına mı geliyor
__________________
Ars Longa, Vita Brevis |
|
|
|
|
|
#8 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 02-07-2003
Mesaj: 1.410
|
Hayır. 3Dcreative her ay yayınlanan bir PDF dergidir (www.3dcreativemag.com). Yayıncısı ZOO publishing, İngiltere'de bulunuyor. Aynı zamanda 3Dtotal.com sitesi de bu yayıncının kardeş şirketi.
Benim yazım 170 sayfalık bu derginin 83. sayfasından başlamış. Dergi ücretli olduğundan bana kendi yazımı ücretsiz olarak etrafa gösterebilmem için sadece bana ait sayfaları download edebilme hakkı vermişler. |
|
|
|
|
|
#9 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 02-07-2003
Mesaj: 1.410
|
Türkçe metin
Ben bir mimarım ve 3 boyutla uğraşmaya 1991 senesinde çalışmakta olduğum bir mimari büroda başladım. O yıllarda mimarlık fakültesinde 4. sınıftaydım ve tek derdim bana verilen projeyi (projenin 3 boyutlu formunu) mimarın tasarladığı şekilde gerçeğe olabildiğince uygun bir şekilde modellemekten ibaretti.
Zaman içinde daha çok projeyi modelleme fırsatı buldum. Ve kullandığım modelleme programını çok daha iyi öğrenme fırsatım oldu. Başladığımdan 2 sene sonra 3 boyutlu mimari modeler üretmek artık benim için bir hedef olmaktan çıkmıştı. Aslında evet gerçekten de fiziksel olarak doğru ve projeye 1 e 1 uyan modeler oluşturabiliyordum ama bariz bir şekilde bir şeylerin hala eksik olduğu ortadaydı. Çizdiğim modeler bir masa üzerinde fotoğrafı çekilmiş karton modellere ya da ölçekli modellere benziyordu. Bir başka deyişle gerçeğe benziyordu ama bir “lezzet” sorunu vardı. Patronum yetenekli ve tecrübeli bir mimardı ve benim çizdiğim modellere genellikle “mekanik”, “sentetik”, “yapay” gibi tanımlar getirirdi. O günlerde mimari sunuşlar için mimari maketlerden fotoğraf çekmek sık kullanılan bir yöntemdi. İlerleyen yıllarda, bu “mekanik” ve “yapay” kelimeleri üzerinde çok düşündüm. Bunun üzerine kendime bir soru sormaya başladım. Projeye uygun ve çok doğru çiziyor olmama rağmen neden hala “mekanik” ve “yapay” görünüyorlar. Bir gün yeni başlayanlar için açılan bir fotoğraf kursuna katılmaya karar verdim. Uzun süredir 3d konusu ile ilgilendiğim için şanslı olacağımı düşünüyordum çünkü kamera ve ışık konularında belli bir birikimim vardı. Ancak bir kaç hafta içinde anladım ki o güne kadar 3 boyutla uğraşırken yarattığım görüntülerde hiç kompozisyon, çerçeveleme ve anlam konularında düşünmemiştim. Yani tamamen teknik konulara eğilmiş hiç artistik yönü düşünmemiştim. Dahası görüntünün artistik yönü o 2 boyutlu düzlemdeki tasarımla ilişkilidir ve tasarımcıdan izleyiciye bir duygu transferi sağlar. Bunu anlamak, “doğal” ve “ fotogerçekçi” tanımlarını anlama yönünde insanlık için olmasa da benim için gerçekten büyük bir adım oldu. İlk bakışta 3 boyut programları, teknik ve uygulama projelerinin hazırlandığı CAD programlarına benzediği için, oldukça teknik ve matematiksel bir konu gibi görünse de, gerçekte yapılan işlerin güzel sanatlar konuları ve geleneksel teknikler ile ilişkileri ve yakınlıkları yüzünden sanat ile bağlantılıdır. Bazı durumlarda, 3 boyut heykel sanatı ile benzerlikler gösterir (kastedilen modern heykel anlayışı değil 3 boyutlu form oluşturma kısmıdır) çünkü çoğunlukla bir 3 boyut sanatçısı, 3 boyutlu sanal ortamda kendi materyali olan matematiksel sonlu yüzel tanımlarını (polygon) kullanarak 3 boyutlu nesneler üretir. Bu süreç bazen bir mermer bloğu oymaya, bazen kili şekillendirmeye, bazen ise metal levhaları bükmeye benzetilebilir. Dahası bu örnekler de çeşitlendirilebilir. Bazı başka durumlarda ise mimarlık yapmaya benzer. Çünkü aslında mekan kavramı her yerdedir ve onu görmezden gelemeyiz. Bir 3 boyut sanatçısı ise aslında her an bir mekan tasarımı yapar. Pek çok başka durumda, animasyonla ve dolayısıyla ritim ve hareketle ilişkisi yüzünden müzik ve hareket sanatları ile, görüntülü anlatım sebebiyle de hareketli görüntü tasarımı ve sinema ile ilişkilendirilebilir. Son olarak, 3 boyut fotoğraf teknolojisinin henüz keşfedilmemiş olduğu rönesans resimlerine benzer. Bir 3d sanatçısının işleri genellikle didiplinlerarası çalışılan bir stüdyoda yaratılmışa benzer. Tasarlanmış görüntüyü elde etmek için genellikle b,tmiş görüntü 3 boyut sanatçısının zihninde tasarlanır ve tasarlanan görüntü kağıda aktarılır, bu görüntünün 3 boyutlu ortamda gerçekleştirilmesi ile ilgili olarak yapılması gerekenler belirlenir, ve sanatçı bilgisayarını bir teknisyen becerisiyle kullanır, ilgili sahne içinde kullanılacak 3 boyutlu nesneler bir heykeltraş gibi 3 boyutlu ortamda oluşturulur, obje yüzeylerine kaplanacak dokular bir illustrator gibi çizilir ve boyanır, görüntüyü oluşturmak için gerekli kamera yerleşimi ve atmosferi vurgulayan ışık düzenleri sanki stüdyoda çalışan bir fotoğrafçı gibi gerçekleştirilir. Bununla birlikte, anlam her zaman bu çalışma sürecinin ilk ve son adımlarda gizlidir. Bu adımlar en sonda elde edilecek görüntünün ve konunun tasarlanması ve kamera ve işık yerleşimleri ile görüntünün oluşturulması aşamalarıdır. Aslında bunlar aynı zamanda fotoğrafın başlıca unsurlarıdır. Bu durumda sanırım 3 boyutu sanal ortamda yapılan bir fotoğraf çalışması olarak da tanımlayabiliriz. Fotoğraf, sadece var olan mekanı, objeleri durumu anlatmakla kalmaz, duygu veya duyguların çağrıştırdığı bilgilerin renklerin, çizgilerin şekillerin, karakterlerin ve çoğunlukla sadece ışıkla anlatılabileni anlatır. Bu durumda, fotoğraf ile ilgilenen bir 3 boyut sanatçısı, geleneksel fotoğraf tekniklerini ve diğer alanlardaki donanımlarını doğrudan dğruya 3 boyutlu ortama aktarabilir. Bunun tersi de doğrudur. Şimdi, aynı zamanda fotoğraf ile ilgilenen bir 3 boyut sanatçısı olarak , 3 adet fotoğrafımı ve 2 adet 3 boyut çalışmamı, bu geleneksel teknikler ve 3 boyut arasındaki çift yönlü etkileşim açısından incelemek istiyorum. |
|
|
|
|
|
#10 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 02-07-2003
Mesaj: 1.410
|
Fotoğraf 1: Balıkçı
En iyi ışık ve kompozisyonu bulana kadar aramaya devam edin.
Bu fotoğrafı 2005 senesinde yaz tatilinde çekmiştim. Bodrum Türkiye çok güzel denizi ve güneşi olan küçük bir yerleşim yeridir. Sabahları fotoğraf çekebilecek çok fazla konu bulabileceğim için Bodrum’da sabahları hep erken kalkarım. Sabah saat 8 ‘de sessiz bir plaj ve çok iyi bir ışık bulabiliyorum (ki buda fotoğraf için çok gereklidir). O gün denizdeki teknelerin fotoğraflarını çekmeye karar vermiş olduğumdan 90-300 mm tele objektifimi yanıma almıştım. Sabahları yanımda ağır fotoğraf çantaları taşımak istemediğimden evden çıkmadan once hangi konuda çalışmak istediğime karar veririm ve gerekli ekipmanı yanıma alırım. Bir kaç dakika sonra ilk fotoğrafımı çekmiştim bile. Mavi deniz gümüş bir yüzey gibi gök yüzünü yansıtıyor ve deniz üzerinde parlak kırmızı renkte bir motor hareket ediyor. Ancak bu ilk deneme o kadar da başarılı değildi. Işığın yönü mükemmel değildi bu sebeple çok karanlık gölgeler oluştu. Bu sebeple de parlak kırmızı renk canlılığını kaybetmişti. Yine ışığın yönü yüzünden deniz yüzeyinin o gümüş etkisi de yeterince kuvvetli değildi. 15-20 dakika yürüdükten sonra aynı teknenin bir fotoğrafını daha çektim. Bu sefer farklı bir yönden çekmeyi başarmıştım. Işık ve bakış açısı bir öncekine gore çok daha başarılıydı ve tekne daha yakındaydı. Glgeler çok koyu değildi ve kompozisyon ise biraz daha iyiydi. Aramaktan vaz geçmedim. Başka bir yöne doğru yürüdüm. Bu sırada koyun ağzından içeri yeni girmekte olan daha küçük bir tekne gördüm. Tam bulunduğum yerden ışık öyle bir açıyla geliyordu ki, deniz yüzeyi mavi tonlarında yansımalar olan gümüş bir yüzey gibi gorunuyordu. Bu yüzey aynı zamanda etraftaki beyaz binaları yansıtıyordu böylece su yüzeyi biraz daha açık bir renkte görünüyordu. Kırmızı küçük tekne ve deniz yüzeyinini bu renge contrast olan mavi rengi kendiliğinden titreşimler yaratıyordu. Tekne üzerindeki adam işine yoğunlaşmıştı ve bu bana ilginç bir duygu yoğunluğunu çağrıştırdı. Bu kompozisyondan 1c fotoğrafını çektim. Ama daha sonra biraz çerçevelemeyi değiştirdim. Fotoğrafın üst kısmındaki binaları kesip attım. Bunların kompozisyona bir katkısı yoktu. Tekneyi de kompozisyon içinde biraz daha büyük göstermeye çalıştım (1 final). Kompozisyonu çok basit tutmaya çalıştım. Yani aslında sadece tek bir söz söylemeye çalıştım. Dikkati bu sözden uzaklaştıracak bütün diğer sözleri ise kesip attım. Son olarak da tekne ve balıkçıyı tam olarak sol üst köşeye denk gelecek şekilde bir yerleşim kurguladım. Bu bildiğimiz 1/3 kuralı. Sol üst köşe 1/3 kuralına gore ilk bakılacak ve fotoğrafın en önemli noktası. 3 boyutta çalışırken en iyi bakış açısını aramalıyız. Bunu yaparken ortamda çok sayıda kamera yaratıp bu kameraların ne gördüğünü rendırlar alarak denemeliyiz. Daha sonra bu görüntüleri tek tek geleneksel kompozisyon kurallarına gore değerlendirmek gerekir. Kontrast ve 1/3 kuralı bunlardan biridir. Işık ise diğer önemli unsurdur. Doğada fotoğraf çekerken, güneşin yönünü ve diğer objelerin yerlerini değiştiremeyiz. Ama 3D ortamında bunu yapabiliriz. Bu durumda yapmamız gerekir. Yani ne görmek istediğinizi planlayın, ışık ve kameralarınız yaratın, planladığınız görüntüyü alabileceğiniz yerlere yerleştirin ve “fotoğrafı” çekin. |
|
|
|
|
|
#11 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 02-07-2003
Mesaj: 1.410
|
Fotoğraf 2: Silüetler
Gereksiz her şeyi kesip atın
“The Less is More” (az olan daha çoktur ya da az söz daha çok şey anlatır anlamında) sanat eğitiminde sıklıkla duyulan bir sözdür. Bazı sanat akımlarında bu söz “the less is a bore” (yani az olan sıkıcıdır) şeklinde değiştirilmişse de, bu söz de etrafa rastgele dağılmış nesneler yığınının doğru yerlere yerleştirilmiş az sayıda nesneden daha çok anlam ifade ettiğini kastetmez. Başarılı bir kompozisyon sade ve basit olmalıdır. Amacımız, izleyicinin bakışını dikkat merkezine yönlendirecek kompozisyonlar yaratmak. Bu siyah beyaz bir zemindeki renkli bir nokta ya da yere bakan kalabalık bir insan topluluğu içinde gözlerini kameraya çevirmiş anlamlı bir yüz olabilir. Yani ister fotoğraf çekelim ister 3 boyutlu ortamda çalışalım, izleyici bakmakta olduğu işi neden yaptığımızı bize soracaktır. Bu sorunun cevabını izleyiciye hemen ve çok hızlı bir şekilde vermeliyiz. Ama elbette bu cevabı verirken estetik bir anlatım ve yöntem de bulmamız gerekiyor. Bu örnekte, çerçevenin sol üst kısmında istanmeyen bir üçgen var. Ayrıca fotoğrafın orta bölümünde fotoğrafı ikiye ayıran, uzaktaki teknelerin silüet halinde bir görüntüsü var. Bu durumda bu yatay çizgisel görüntüyü vurgulamak çok daha iyi olabilir. Fotoğrafın kesilerek finalize edilmiş halinde sol üstteki üçgeni kesip attım. Ve kompozisyonun yataylığını vurgulamak için de fotoğrafın kesim oranlarını ½ olarak belirledim. Ayrıca teknelerin siluetlerini alt 1-3 çizgisi üzerine denk getirdim. |
|
|
|
|
|
#12 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 02-07-2003
Mesaj: 1.410
|
Fotoğraf 3: Ortaköy
1/3 kuralı
Bu fotoğrafı İstanbul'un Ortaköy semtinde çektim. Uzakta şehrin Avrupa yakasını Asya yakasına birleştiren Boğaziçi Köprüsünü görüyoruz. Daha yakında Ortaköy Camisi var ve daha da yakında ufak teknelerin barındığı küçük bir liman görüyoruz. Burası gençler ve turistler için çok popüler bir mekandır. Fotoğrafa dönersek, Ortaköy Camisi’ni kompozisyonun sol üst 1/3 noktasına yerleştirdim (yeşil elipsle işaretlenmiş). Burası bir izleyicinin kompozisyonda bakacağı ilk nokta. İkinci nokta ise sağ üst 1/3 noktasıdır. Yapılan en genel hata, kompozisyonun ilgi merkezindeki nesneyi fotoğrafın tam ortasına oturtmaktır. Bu çok durağan ve sıkıcı bir duygu verir. Ve bu nesne bütün alanı işgal edeceği için etrafa başka nesneler yerleştirmek ve gerilim yaratmak mümkün olmaz. Bu örnekte, derinlik etkisini fotoğrafı 3 alana ayırarak vermeye çalıştım. Bunlardan en yakındaki, teknelerin olduğu alan. Bu tekneler kompozisyonun geneli için çok önemli olmasalar da, yakın planı vurguluyorlar ve o bölgedeki denizen koyu mavi ağır lekesini hafifletiyorlar. İkinci alan ise fotoğrafın asıl konusu olan cami tarafından işgal edilmiş durumda. Bu nesne ne çok uzakta ne de çok yakında ve kompozisyonun en etkili noktasında bulunuyor. Üçüncü alan ise en uzaktaki Boğaziçi köprüsü. Uzaklardaki bir fon gibi görünüyor. Köprünün kameraya olan uzaklığından dolayı renkleri maviye dönmüş durumda (buna atmosferik perspektif etkisi deniyor). Bu sebeple renkler çok kuvvetli değil. Böylece kameraya daha yakın olan camiden “rol” çalmıyor. Ancak bu fotoğrafta bir kaç istenmeyen hata da var. Bunlar kırmızı oklarla işaretlenmiş yarım tekneler. Bunlardan özellikle uzaktaki teknenin kesilmiş olması daha hatalı. Yakındaki teknenin ise çerçeve ile ilişki kurduğu ve aslında o kadar da hatalı olmadığı düşünülebilir. |
|
|
|
|
|
#13 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 02-07-2003
Mesaj: 1.410
|
Sad Street
Bu çalışmanın ana fikri yıllar once gördüğüm bir fotoğraftan geliyor. Bu fotoğrafta bir kemer ve bu kemerin karşısında bir kapı bulunuyordu. Etrafta ise kilden yapılmış saksılar vardı. Burda şunu söylemek gerekir ki hiçbir zaman fotoğrafları doğrudan kopyalamam, ancak gerekiyorsa esinlenirim.
Kemerin kapattığı alandaki hafifçe karanlık bölge ile eski ahşap kapının bulunduğu alandaki aydınlık bölgenin iyi bir contrast oluşturacağını ve ilgi çekici bir konu olacağını düşünmüştüm. Yumuşak gölgeler ve gökyüzünden gelen hafif mavi ışık kompozisyona sakin ve sessiz bir atmosfer ekliyor. Diğer bütün elemanlar, kompozisyona zengin bir gölge ve derinlik katmak üzere dikkatle yerleştirildi. Çalışmalarımda ışık elemanını mutlaka bir tasarım elemanı olarak kullanırım. Dolayısıyla benim çalışmalarımda dikkatle yerleştirilen nesnelerin yarattığı gölgeler de bir tasarım elemanı olarak kullanılır. Bu örnekte, kemer ile sınırlandırılmış bir karanlık alan, sıcak Akdeniz güneşi ile aydınlanmış alanı vurguluyor. Ben Türkiye’de yaşadığım için, sıcak Akdeniz kanına sahibim ve bu bölgenin sıcak güneşini ve bu ışığı seviyorum. Işık sadece nesneleri görünür kılan bir unsure değildir. Aydınlık ve karanlık alanlar objelere anlam katarlar ve aynı zamanda kompozisyonun parçasıdırlar. Bazı ressamları, özellikle ışığı kompozisyonlarının bir unsuru olarak kullandıkları için çok severim. Örnek olarak Caravaggio, Vermeer van Delft ve Osman Hamdi Bey’i verebilirim. Dünyadaki her ülkenin kendi coğrafik ve iklimsel koşıllarından kaynaklanan farklı bir ışık yapısı vardır. Örneğin, kuzey ülkelerinin gün ışığı rengi ve doğal renk kompozisyonu farklıdır, Afrika ise tamamen farkli bir doğal ışık rengi ve renk kompozisyonuna sahiptir. İngiltere’de doğal renk yapısı daha gri tonlarına yakınken, Türkiye’de daha güneşli ve canlı, Norveç’te mavimsi ve soğuk, Avustralya’da ise çok daha sıcak renkler hakim olabilir. Aynı zamanda bütün ülkelerin kendi kültür yapıları ve buna bağlı olarak gelişmiş renk şemaları vardır. Doğal gün ışığı rengi ve kültürel renk seçimlerinin karışımı ortaya tamamen farklı renk kompozisyonları çıkartır. Yani ışığı kompozisyonlarınızda bir unsur olarak kullanmaya çalışın. Sadece objelerinizi aydınlatmakla yetinmeyin. Anlamı da aydınlatmada, ışık ve gölgede arayın… En son Çetin Tüker tarafından düzenlendi : 08-03-2007 02:35. |
|
|
|
|
|
#14 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 02-07-2003
Mesaj: 1.410
|
Tonozlu Sokak
Daha once de söylediğim gibi ışık tasarımın bir parçasıdır. Bunu unutmayın ya da bu unsuru düşünmeyi tasarımın son aşamasına ertelemeyin. Işığın tasarımınıza bir atmosfer ve dolayısı ile hayat kazandıracağını unutmayın. Bu sebeple ışığı en başında düşünmeye başlayın ve eğer gerekiyorsa doğru ambiansı yaratacak ışık ve gölgeleri alabilmek için model üzerinde gerekli değişiklikleri yapın.
Ben de bu çalışmamda ışığı bir tasarım elemanı olarak kullandım. Ve tabi bu da o aynı sıcak Akdeniz Güneşi. Diğer taraftan, kameraları nereye konumlandırdığımız ve hatta kameraların görüş açıları kompozisyon açısından önemlidir. Çünkü bunlar kadrajı etkiler. Kadrajlarda çok ufak farklılıklar olabilir ancak bir görüntü kompozisyon açısından çok başarılı olurken bir diğeri ise çok başarısız olabilir. Yani eğer kadrajdan bahsediyorsak, kameranın çok az farklı bir noktada bulunması bile başarılı olabilecek bir kadrajı çöpe atmamıza sebep olabilir. Genellikle yapılan bir hata, kameranın bakış açısı sebebiyle kompozisyondaki düşey çizgilerin deforme olması ve eğri görünmesidir. Kameranın bakış noktası kameranın bulunduğu noktadan biraz aşağıda ya da yukarıda ise, düşey çizgileri deforme olmuş olarak görürüz. Eğer bu deformasyonun farkında iseniz ve bunu bir tasarım unsuru olarak kullanabiliyorsanız bu iyi sonuçlar verebilir. Ancak çoğu zaman bu üçgenler çerçevenin kenarlarında istenmeyen sonuçlar yaratırlar. Bazı profesyonel mimari fotoğrafçıları bu hatayı düzeltmek için pahalı makina ve objektifler kullanırlar. Biz de kendi yazılım paketlerimizdeki “camera correction” değiştiricilerini kullanabiliriz. Bu örnekte yine dikkatin toplandığı ilginç balkonları olan bir duvarın altındaki iyi aydınlatılmış bir sokağa dikkati toplamak için karanlık sayılabilecek bir çerçeve yaratıyorum. En üstteki kaburgalı tonozu taşıyan kırmızı ve sarı renkteki taşlar bu çerçeve etkisini kuvvetlendiriyor. Aslında burada bir resim içinde resim etkisi yaratıyorum. En son Çetin Tüker tarafından düzenlendi : 08-03-2007 02:38. |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 02-07-2003
Mesaj: 1.410
|
Bir başka sık görülen sorun ise, çerçevenin yönüne karar vermektir. Yatay mı olmalı yoksa düşey mi? Silüet halindeki teknelerin göründüğü örneğimizde çerçeve yataydı çünkü kompozisyondaki baskın çizgiler yataydı. Ortaköy fotoğrafında ise çerçeveleme düşeydir, çünkü kompozisyonda düşey unsurlar baskındır. Bunlar minareler ve uzaktaki köprünün ayakları olmakla birlikte, kompozisyondaki yukardan aşağıya doğru sıralanış da bu düşey kurguyu destekler.
Bu örnekte, izleyicinin göz hareketini yakalayan ve onu en üstteki tonozun içine taşıyan uzun düşey çizgiler (ayaklar) görüyoruz. Tonozun iç yüzeyinde ise bu hareketin ödülünü incelikle hazırlanmış kalem işlerini görerek alıyoruz. Ancak burası yine de kompozisyonun merkezi değil. Sadece düşey çerçevelemeye yardım eden ikincil unsurlar dizisi. Tabi bu kompozisyonda aynı zamanda eksik olan birşeyler de var. Kompozisyonun ilgi merkezinde, yani elips ile gösterilmiş olan yerde, konuyu destekleyecek bir elemana ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Yani o sokağa bu kadar çok dikkat çekildikten sonra boş bırakılması biraz eksik kalmış izlenimi veriyor. Bu nesneler, figürler olabilirdi. Bu şekilde kompozisyonun geneline hayat gelebilir ve bu sezsiz tonozlu sokak çok daha dinamik bir sahneye dönüşebilirdi. Belki sahibinin peşinden giden bir yorgun eşek, etrafta koşuşan ve eşekle oynayan çocuklar, merdivende oturup onları izleyen bir başka çocuk… Evet, gerçekten fügürler kompozisyona hayat verir. |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|