Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Eğitim > Lisans Eğitimi

Lisans Eğitimi Lisans eğitimi sırasında yaşadığınız sorunlar, merak ettikleriniz...

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 16-07-2007, 17:12   #1
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Mimarlık Mesleği Üzerine Bir Doktora Tezi ve Bu Teze Küçük Bir Katkı"

Mimarlık Mesleği Üzerine Bir Doktora Tezi ve Bu Teze Küçük Bir Katkı

İlker Ertuğrul


Mimarlık eğitimini sorgularken, fikirler üretirken, zorlukların ve sorunların dile getirilmesine çalışırken, bir anda mimarlık eğitiminin bir doktora tezi oluverişini duymak, bu sürecin içinde yer alan herkes için gurur verici olsa gerek. Çünkü bir meslek insanı olarak bu mesleğe yapılabilecek en önemli katkılardan biri de o mesleğin oluşturulmasındaki doğru ve yanlışları tartışmak, değerlendirmek, eksik yanlarını tespit etmek ve mesleğin bir adım daha ilerlemesi için gerekli araştırmaları kapsayan ciddi bir emek sarf etmektir.

Öncelikle böyle bir konuyu ele alışı nedeniyle Sayın Tonguç Akış’a teşekkürlerimizi sunuyorum hepimiz adına.

ODTÜ’de doktora öğrencisi olan Tonguç Akış’ı, Mimarlar Odası Ankara Şubesi yanı sıra yüzme sporundaki başarılarıyla da tanıyoruz. Ankara’da kamusal alanlarla ilgili çalışmaları da bulunan Akış, bugünlerde doktora tezi olarak, ne mutlu ki, “mimarlık mesleği”ni seçmiş ve araştırmaları sırasında, ne mutlu ki, bana rastlamış. Kendisiyle kısaca mesajlaşmamızın ardından bana bazı sorular yöneltti ve bu sorular üzerinden mimarlık öğrencilerini ele alan çalışmalardan söz edebileceğimi, bu sorular üzerine yoğunlaşarak bir değerlendirme yapabileceğimizi söyledi.

Beş başlıkta yönelttiği sorular, mimarlık eğitiminin beş noktasından “dalış” yapıyor adeta. Mimarlıkla ilgili kısa geçmişimle bu sorulara ne kadar cevap verirsem o ölçüde kendisine yardımcı olacağımı düşünüyorum. Geçtiğimiz dört yıl içerisinde mimarlık öğrencilerinin düzenlemiş olduğu ulusal birçok etkinliğe katılmış olmam nedeniyle son dört yılda gelinen (ya da gelinmek istenen) nokta konusunda bir parça olsun faydalı da olabilirim umarım. Eğer faydalı olabilirsem ne mutlu bana ve ne mutlu mimarlık mesleğinin geleceğine.

Mimari Stajda Rotasyon programı (MSR) nasıl bir geçmişle kuruldu? Hangi amaçlarla, hangi deneyimleri yeniden kullanarak, hangi deneyimleri yeniden kurmayı amaçlayarak?

2002 yılında girdiğim mimarlık fakültesinin birinci yaz tatilinde tanışmamla başladığım MSR süreci, mimarlık mesleği adına içinde bulunduğum ilk oluşum diyebilirim. Ancak bu oluşumun geçmişi benden çok daha eskilere dayanıyor tabii ki.

Yönetim kurulu üyelerinden bazılarının da dile getirdiği gibi, Mimarlar Odası meslek örgütü, kurulduğu günden bugüne öğrencileri bünyesinde barındıran ve “mesleğin geleceği” olarak adlandırdığı öğrencilere her zaman sahip çıkan bir kuruluş denebilir.

Mimarlık mesleğinin geçmişini çok çok eskilere, Romalılara, Antik Yunanlılara, hatta Mısırlılara ve hatta birçok tanımda yer aldığı gibi insan çağının ilk zamanlarında barınma - mekân ihtiyacının ortaya çıkışına kadar uzandırmak mümkün. MSR oluşumu da, bunun öncesi ve sonrasındaki oluşumlar da ancak mimarlığın bir “eğitim sistemine” dönüşmesine kadar dayandırılabilir. Batılılaşmanın ilk hareketleri olarak Sanayi-i Nefise Mektebi’nden Cumhuriyet dönemine, sonraki yıllarda akademilerin fakültelere dönüştürülmesine ve YÖK’le birlikte çok farklı biçimlere sürüklenen “sığdırılmış” eğitim sürecinde MSR gibi oluşumlar, meslek örgütlerinin kurulması ihtiyacı ile eş zamanlı olarak ortaya çıkmış denebilir.

Sadece mimarlıkla sınırlı kalmayarak birçok meslek, ülkenin ihtiyacı ve geleceği doğrultusunda değil, siyasi amaçlar doğrultusunda yönlendirilmiş ve biçimlendirilmiştir, demekten de hiç çekinmiyorum. Çünkü asıl amaç bir mesleki kaliteyi ortaya koymak olsaydı, bugün hiçbir altyapısı olmadan ve temel ihtiyaçları karşılanmadan onlarca üniversite açılmaz, bu üniversiteler içinde zoraki bölümler oluşturulmazdı. Belirli mesleklere yönlendirmeler yaparak, puan ve sınav usulleriyle sürüklendirerek şişirilmiş eğitimler yaratılmaz, ara kademeler ve teknik insan ihtiyaçları göz önünde bulundurulurdu. Bu tarihî gelişmeler her zaman politik tartışmalara sürükler insanı.

Ancak biz işin politikasına girmemeye çalışarak bir meslek eğitiminin gelişiminden bahsedersek, bugün gelinen noktada çok da verimli olmayan bir eğitim ortamında buluruz kendimizi.

MSR de işte böyle bir zeminde oluşmaya başlamış gruplanmaların üzerine kurulmuş bir oluşumdur. Mimarlık öğrencilerinin, üniversitede aldıkları mesleki eğitimlerini pratiğe dönüştürebilecekleri ve kendilerini geliştirebilecekleri bir platform oluşturma çabaları içerisinde, 90’lı yıllarda Mimarlar Odası’nın desteğiyle kurulan Galata Grubunu görüyoruz.

Galata Grubu üyeleri, gerçekten de aldıkları eğitimi pratiğe dönüştürebilecekleri ortamlar yakalamış ve grup çalışmalarıyla bir meslek eğitiminin olması gereken pratik sürecini de tamamlamışlardır. Kişisel olarak içinde bulunmadığım bu grup çalışmalarında, ulusal alanda birçok belediye ve kurumlarla yapılmış nitelikli çalışmaların bulunduğunu belgelerden biliyorum.

MSR’nin oluşturulmasında etkili olan ilk yöntem, Galata Grubunun sonlanmasına yol açan dönüşüm, süreklilik -yani rotasyon- sisteminin eksikliğinin giderilmesi olmuştur. Galata Grubu çalışmaları bir dönem son derece iyi gitmiş ve başarılı olmuşken, mimarlık eğitimine yeni başlayanların bu sürece dahil olamaması nedeniyle, Galata Grubu üyelerinin mezun olmasıyla grup çalışmaları da son bulmuş ve bir süre öğrenci çalışmaları da kesintiye uğramış oldu.

MSR programının en önemli ayağını, rotasyonun, yani sürekliliğin sağlanması oluşturdu. Dolayısıyla Galata Grubundan MSR’ye kalan en önemli deneyim bu oldu. Bunun yanı sıra Galata Grubunun etkinlik programlarından ve çalışma sistemlerinden de deneyim paylaşımı sağlamaya çalıştık. Bu konuda bizim için “mezun olmuş mimarlar” olan Galata Grubu üyeleri yardımlarını esirgemedi.

MSR de kendi sistemini bu deneyimlerden yola çıkarak kendisi oluşturdu ve yine öğrencilere meslek pratiği sağlanması amacıyla uygulanmaya başlandı.1

MSR katılımcılarından ne beklendi, beklenen elde edildi mi, beklenmedik neler oldu?

MSR programı, Galata Grubunun uzantısı olarak “grup” sistemini devam ettirmeye çalışan bir sistemdi. Rotasyon kurallarına dikkat edilerek hazırlanmış programda, bünyesinde tek mimarlık fakültesi barındıran şehirlerde farklı sınıf (1-2-3-4) ve farklı şube (A-B), tek şubesi bulunan okullarda sadece sınıf farkına göre grup kurulması hedeflendi. Farklı sınıfların aynı grupta bulunmasıyla üst sınıflardaki daha bilgili ve tecrübeli mimarlık öğrencisi ile henüz yeni girmiş birinci sınıf öğrencisi arasında bir etkileşim ve paylaşım amaçlanmıştı. Bu aynı zamanda mimarlık mesleğinin sosyal yapısına da uygun bir gruplanma biçimiydi.

Gruplanmalar belki gruplar arası soyutlaşma tehlikesi gibi görülecekti ancak zaten aynı sınıf arkadaşı olan, aynı okul içerisinde eğitim alan, hatta belki de aynı yurtta, aynı evde kalan öğrenciler arasında uzaklaşma söz konusu olamayacak, tam tersine farklı grupları da ortak çalışmaya teşvik edecekti. Grupların tek başlarına çalışma yapma özgürlüğüne sahip olmalarının yanı sıra farklı gruplar da ortak çalışmalar düzenleyebileceklerdi.2

İstanbul, Ankara, İzmir gibi, bünyesinde birden fazla mimarlık fakültesi bulunduran şehirlerde ise biraz daha kompleks bir yapılaşma oluşturuldu ki çeşitlilik açısından bu kompleks yapı gruplara daha fazla zenginlik katma avantajına da sahipti. Burada farklı sınıf ve şubenin yanı sıra farklı okul öğrencileri aynı gruplara yerleştiriliyordu. Bu sayede başka okulların mimarlık öğrencileri birbirleriyle etkileşim içinde bulunabiliyor, farklı kaynaklardan edindikleri bilgileri paylaşabiliyor ve ufuklarının üzerine çıkma fırsatları bulabiliyordu.

İşte öğrencilerden beklenen, bu sistemin oluşumunda tamamıyla kendini gösteriyordu: Sürekli bir araya gelmek, meslek pratikleri ile edindikleri bilgileri geliştirmek, mesleğin sosyal boyutuna zeminler hazırlayarak “mimar” olmaya doğru daha hızlı adımlar atmak.

Kişisel olarak ben de birçok mimar gibi, mimarlık mesleğinin asla okulda, sınıfta öğrenilemeyeceğini düşünüyorum; tam aksine dışarıda öğrenilir. Çünkü mimarlık, teknik yanlarıyla bir bilim olmasının yanı sıra hayatın bir parçası oluşuyla bir kültürdür ve bu kültürü dışarıda görüp anlayamazsanız geliştiremez, o kültürün bir parçası olabilecek ürünler de veremezsiniz.

Peki beklenen elde edildi mi?

Bazı gruplarda bu programın başarıya ulaştığını görüyoruz. Ancak maalesef bu sadece İstanbul içerisinde birkaç grup ile sınırlı kaldı. Bunun nedenleri üzerinde durmak, zaten mimarlık mesleğinin bugünkü durumuna eleştirel bir bakış olacaktır.

Öğrenciler bugün, ödevlere, araştırmalara, projelere, daha biri bitmeden biri başlayan sınavlara boğulmuş durumda. Bu durum hele de İstanbul gibi bir kentte “vakit” problemini ortaya çıkarıyor. Ancak asıl sorun kesinlikle sürekli ve masumca dönmekte olan dünyanın hızında değil.

Dışardan bakıldığında öğrencileri araştırmaya yönlendirmek, onları kendi başlarına başarılı olmaları için sorumluluk sahibi ve kendini geliştirmesini bilen bireyler haline getirmeye çalışmak oldukça olumlu bir durum. Yanlış anlaşılmasın, içerden bakıldığında da bu doğru bir eğitimdir benim açımdan. Yani kediye balık vermek yerine balık tutmasını öğretmek...

Ancak tezat şu ki, araştırmaya yönlendirdiğiniz insan neyi nereden araştıracak? Bu öğrencinin ne kadar araştırma imkânı var? Ben kendi okuluma belli bir saatten sonra giremediğimi, hafta sonu şehircilik projesi yapmak için çalışacak yer bulamadığımız günleri hatırlıyorum. Çalışmak için özel izinler almam gerekiyor, dahası asabi ve güler yüzlülükten eser taşımayan memurlarla savaşıyorum. Kütüphanenin kaynaklarından minimum derecede faydalanabiliyorum. Bilgisayar ve internet dünyası dediğimiz şu günlerde kendi okulumda internet imkânı sağlayan üçü genellikle arızalı, diğer ikisi de yaklaşık altı yıllık beş bilgisayar bulunuyor. İşte vakit problemi: En basit bilgiye ulaşmak için saatlerce, belki günlerce uğraş...

Sonra üniversite yönetiminin MSR çalışmalarına destek olmaması, dahası engellemesi sorunu var. Etkinlik afişlerimizi asmak için fakülte yönetiminden izin almaya çalışıyoruz, “Afişi bırakın, biz asarız,” diyorlar, sonra afişten eser yok! İzinsiz asarsak yasadışı olur, ceza alırız. Diyelim bunu göze aldınız ve afişi astınız; o günün akşamında, belki daha da erken, kaldırılmış oluyor. MSR’nin tanıtımını yapıyor, ilgili birimlere yazılı başvurularda bulunuyoruz ancak dilekçemize cevap çıkmıyor. Belki işleme dahi alınmıyor... Yani Mimarlar Odası’nın adının bulunduğu bu çalışma okullarda bir öcü gibi! Oysa biz hocalarımızın desteğini, bizleri yönlendirmelerini, hatta önayak olmalarını beklerdik. (Bunu yapan çok küçük bir azınlığı hariç tutuyoruz...) Öğrenciler zaten kendi sorunlarıyla bir bütün, okulu bitirip kurtulmaya bakıyor. Nerede mesleğiyle ilgili pratiklik? Zaten işsizlik de varken insanların derdi okul, eğitim, sosyalleşmeden ziyade karnını doyurmak.

İşte yine dönüp dolaşıp aynı yere, bir siyasi idareye geldik, iradeye değil!

MSR’nin “öğrenci komisyonu”na değişimi nasıl yaşandı, neler geride bırakıldı, neler kazanıldı?

DEVAMI AŞAĞIDA

*************
İlker Ertuğrul,

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Bölümü Lisans Öğrencisi

Notlar:

1. MSR programı hakkındaki bilgilere Mimari Stajda Rotasyon adresinden ulaşılabilir.

2. Grup çalışmalarının örnekleri: Şantiye incelemeleri, malzeme üretim ve montaj pratikleri, yarışmalara katılım, kentsel araştırma ve eleştirel yaklaşımlar, grup içi ve gruplar arası tartışma platformları, panel, seminer, teknik ve kültürel geziler...

mimar.ist, sayı 23, Mart 2007, s.68-72.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 16-07-2007, 17:15   #2
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Devam: "Mimarlık Mesleği Üzerine Bir Doktora Tezi ve Bu Teze Küçük Bir Katkı"

Mimarlık Mesleği Üzerine Bir Doktora Tezi ve Bu Teze Küçük Bir Katkı

İlker Ertuğrul


...

YUKARIDAN DEVAM:
...

İşte yine dönüp dolaşıp aynı yere, bir siyasi idareye geldik, iradeye değil!

MSR’nin “öğrenci komisyonu”na değişimi nasıl yaşandı, neler geride bırakıldı, neler kazanıldı?

Tam da bu noktada mantıklı olabilecek, en azından içinde bir mantık aradığımız noktaya geldik: Galata Grubundan evrimleşen MSR ve onun da sonrası Mimarlar Odası Öğrenci Üye Komisyonu’nun oluşması ve daha iyi beklentiler, daha verimli bir çalışma ortamı.

Öğrenci Üye Komisyonu pratikte MSR’nin daha da resmîleşmiş biçimi diyebiliriz. MSR, Mimarlar Odası ve bazı üniversitelerin resmî olarak tanıdığı bir grup ya da bir program iken Öğrenci Üye Komisyonu, Mimarlar Odası’nın bir parçası olarak tanımlanabilir. Bu durumda Mimarlar Odası’nı tanıyan bir kuruluş, Öğrenci Üye Komisyonu’nu da tanımak zorunda.

Bu komisyon, yine MSR koordinatörleri olan öğrencilerin çabaları sonu oluşmuş bir yapılaşma; Mimarlar Odası genel kurullarında şube yönetimlerinin de destek ve çalışmalarıyla hazırlanmış, yönetmelik esaslarına göre oluşturulmuş bir sistem.

Yaklaşık bir yıl önce onaylanan Öğrenci Üye Komisyonu henüz altıncı ayını tamamlamak üzere olan bir yapılaşma. Okulların açılması ve öğrencilerin yeniden bir araya gelerek yapılaşmayı tanıması ve bunun yürütücüleri olması zaman aldı tabii. Geleceğin de bu komisyona ne getireceğini bilemiyoruz ancak benim kanaatim, çok da farklı olmayacağı doğrultusunda. Çünkü istenildiği kadar farklı yöntemler oluşturulsun, istenildiği kadar uğraşlar verilsin, eğitim konusu ulusal kalkınma kapsamında ele alınmadığı sürece başarıya ulaşılamaz. Bunun dışında adeta bir Rönesans, bir reform hareketi beklememiz gerekecek ki bu da sosyolojik bir olay; mimarlığın kapsamı dışında...

MSR olarak mimarlık alanına ait diğer hangi kurumlarla iletişim halindeydiniz? Etkinliklerinizi kimlerle birlikte oluşturdunuz, oluşturmak istediniz?

Ulusal kalkınma kapsamında eğitimin ele alınışı mimarlığın dışında dedik ama mimarlıkla ilgili bir karar aşamasında da meslek sahiplerinin elbette söz söyleme hakları olacaktır ve olmalıdır. Eğer söylenildiği gibi gerçekten demokratiksek, bu zaten zorunlu da.

Bu nedenle Mimarlar Odası, 2005 yılında üçüncüsü gerçekleşen Mimarlık ve Eğitim Kurultaylarını düzenledi. Bu platformda uluslararası mimarlık eğitimleri incelendi, bunlar araştırıldı ve halen devam eden batılılaşma hareketlerimiz kapsamında mevcut şartlar benimsendi. Akreditasyon kurulları oluşturuldu, eğitim incelemeleri yapıldı. Fikirler söylendi, sonuçlar açıklandı.

2003 yılında yapılan ikinci kurultayda MSR programını tanıtmıştık. Bu program ne kadar anlaşıldı ve dikkate alındı bilemiyorum ama kurultayın toplamı dikkate alınmadıktan sonra MSR programının dikkate alınışı ne kadar etkili olur bilemem. Eğer ilgili bakanlık, meslek örgütlerinin söylemlerini dikkate almıyorsa biz zaten boşuna kürek çekiyoruzdur.

Eğer demokratikleşme adı altında sinsi bir monarşi yaşıyorsak, bu sadece eğitim hayatımızı değil, ulusal geleceğimizi tehdit eder.

Biz bir gün söylemlerimizin dikkate alınacağını umarak çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam edebiliriz. MSR olarak, etkinliklerimizde her zaman ilk irtibatı Mimarlar Odası ile yaptık. Çünkü tecrübe olarak bize büyük bir avantaj sağlamıştı. Eğer bir malzeme üzerine çalışma yapacaksak malzeme komitesi, eğer doğal afet konusunda bir çalışma yapacaksak (Alibeyköy gibi) afet komitesi, eğer tarihî bir çevrede gezi yapacaksak yönetim kurulunun yönlendirdiği kişilerle irtibatlar kurduk.

Ancak etkinlikleri her zaman MSR grup ya da koordinasyonları kendisi düzenledi. Bağımsız bir çalışma grubu oluşuyla ihtiyaç duyduğu noktada kendi ihtiyaçlarına karşılık verebilecek bir yapılaşmaydı.

Eğer MSR programını Yapı Endüstri Merkezi, Arkitera gibi kurumlar daha iyi tanısaydı belki çok daha kapsamlı atılımlarda bulunabilirdik ama üniversitelerin kolaylık sağlamadığı bir programın, diğer mesleki kuruluşlara yaklaşmada cesaret eksikliği göstermesi de normaldi sanırım.

UMOB (Ulusal Mimarlık Öğrencileri Buluşması) etkinliklerine de MSR olarak katılım gösterdik. Özellikle Trabzon’da KATÜ’de yapılan sekizinci buluşma MSR yayılımı açısından en verimli platform olmuştu; burada paneller, tanıtımlar, sergiler yaptık.

Bunun yanı sıra forum odaları oluşturduk. Burada mimarlık öğrencilerinin dile getirdikleri yine aynıydı: 1. Bizler eğitim yapısını değiştiremezdik. 2. İş bulma, aç kalmama açısından farklı önceliklerimiz vardı.

Oysa bizim çabamız okulu bırakıp MSR’ye üyelik falan değil, okulla birlikte meslek pratiği sağlanması amaçlı oluşumun benimsenmesiydi. Belki de hep yanlış anlaşıldık...

MSR iken yapılan çalışmalardan memnun muydunuz? MSR’nin şu anki biçim değiştirmiş halinden memnun musunuz?

Mimari stajda rotasyon programı kapsamında benim de içinde bulunduğun birçok çalışma yapıldı. Ne derece başarıya ulaşmıştır bilemiyorum ancak sanırım en büyük çalışması da UIA kapsamında yapılan hazırlıklar ve bu süreçteki etkinliklerdi.

Alibeyköy’ü sel aldıktan sonra incelemelerde bulunduk ve selin nedenlerini, sonuçlarını görmekle kalmadık, çözüm yollarını öğrendik.

Birinci sınıflar için şantiye gezisi düzenledik, etriyenin nasıl bağlandığından, aplikasyonun nasıl yapıldığına kadar inşaat tekniklerini yerinde inceledik ve arkadaşlarımızın yapı derslerinde çizdiklerini “ezber” olmaktan çıkardık, her çizgiyi anlamlandırdık, üç boyutlandırdık...

Edirne ve İstanbul’da Sinan eserleri ile birlikte erken dönem Osmanlı mimarisi üzerine incelemeler yaptık, yerinde gördük, anlamlandırdık, öğrendik.

Kente dair düşünceler geliştirdik, tartıştık ve tartıştıkça yeni fikirlere sahip olduk, mimarlık ortamı ile tarihsel süreci, coğrafi özelliklerle ilişkisini, kültürlerle bağlarını, insan yaşamına olan yakınlığını algıladık...

Bergama’ya gezi düzenledik ve dört antik bölgeyi gezerek Roma dönemi kültürü, yaşamı ve mimarisi üzerine bilgiler edindik.

Yapmadık değil, bu gibi çok ciddi etkinlikler de yaptık. Daha bunun gibi birçok etkinlik de düzenlenebilirdi. Ancak MSR yapılanması dönem ortalarında iyice azalan, dönem sonunda da tamamen biten, sonraki dönem yeniden kımıldayan ama çok nadiren etkili olabilen bir yapılanma olunca birçok hayali de gerçekleştiremedik.

Sistem olarak bana her zaman mantıklı bir sistem gibi gelmişti, ama benimsenmeyince grup içinde bile etkili çalışmalar yürütemedik. Programı tanıtmaya uzun zaman harcadık.

Öyle ya da böyle program bugün itibariyle Tonguç Akış’ın da dediği gibi biçim değiştirdi. “TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Öğrenci Üye Komisyonu” adı altında yapılandı ve çalışmalarını sürdürüyor.

Artık mezun olmak üzere olan biri olarak bir süre dışardan izlediğim bu çalışmalara bir süre deneyim aktarımı gerekliliğiyle aktif katılım gösterdim. Başlangıç ve bitiş noktasında aynı süreçlerin işlediğini görüyorum; katılımcılarda giderek bir azalma, etkinliklerde sadeleştirme, fikir üretmede yetersizlik...

Bir dönem MSR gruplarıyla birlikte insanların “anlayamadıkları” MSR sözcüğüne takılmış olabileceklerini düşündük. Önyargılı bir anlayışla uzak duruldu ya da gerçekten benimsenemedi. Bu yüzden Öğrenci Üye Komisyonu olmadan önce isim değişikliği denemeleri yaptık. O dönemde başarı elde edilemediği gibi, Öğrenci Üye Komisyonu olarak da aynı yerde olduğunu söyleyebilirim.

Ve sonuç olarak:

Tabii ki eğitim sistemi, eğitimin öznesi olan öğrencilerden çok, öğrenciliği görmüş geçirmiş büyüklerimizin elinde. Bu, daha çok devlet yönetiminde bile denebilir. Anlayışların gelişmesi, genişlemesi gerekiyor ki eğitimimiz, yani sadece mesleğimiz değil, ülkemizin geleceği sağlam bir zemine otursun ve geleceğimize şüphe ile yaklaşmayalım.

Eğer “eğitimde atılım” olarak, içi doldurulmamış ve kitabına uydurularak açılmış üniversiteleri savunursak, her şey havada kalır; sağlam zemine oturalım derken de üzerine basacak bir zemin dahi bulamayız.

Eğitim bir ülkenin geleceğe yatırımıdır. “Atatürkçü düşünce” diye metalaştırılan kavram bugün Atatürk’ün yaptığını tekrarlamak ya da taklit etmek değil, mantığını anlamak olması gerekir. O dönem için yazılanların birinde denmiştir ki savaşta ele geçirilen mühimmat ve gıda dolu kamyonları hareket ettirecek bir şoförümüz dahi yok! (Bu yüzden bu kamyonlar, tekrar karşı kuvvetlere geçmemesi için imha edilmiştir.) Bugün o kamyonları kendi başımıza hareket ettirecek şoförlere ihtiyacımız var. Bir birey olarak ülkesini temsil edebilecek nitelikte vatandaşlara ihtiyacımız var.

Ben diyorum ki, bu ülkedeki, mimarlık olsun, başka meslekler ya da temel eğitimler olsun tüm eğitim ortamı, kendi çocuklarının eğitimini kendi ülkesinde aldıran bir “başbakan”a sahip olduğumuz zaman gelişmiş bir seviyeye ulaşacaktır.

İlker Ertuğrul,

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Bölümü Lisans Öğrencisi

Notlar:

1. MSR programı hakkındaki bilgilere Mimari Stajda Rotasyon adresinden ulaşılabilir.

2. Grup çalışmalarının örnekleri: Şantiye incelemeleri, malzeme üretim ve montaj pratikleri, yarışmalara katılım, kentsel araştırma ve eleştirel yaklaşımlar, grup içi ve gruplar arası tartışma platformları, panel, seminer, teknik ve kültürel geziler...

mimar.ist, sayı 23, Mart 2007, s.68-72.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. şu anda saat 09:39.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177