![]() |
|
|||||||
| Koruma & Restorasyon Koruma, restorasyon, sanat tarihi ve arkeoloji sorunları bu başlık altında... |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#16 | |
|
Yönetici
|
Alıntı:
![]()
__________________
Foruma gönderdiğiniz mesajları daha iyi formatlamak ister misiniz? Tıklayın... Üyelik ile ilgili sorunlarınız için lütfen Güncelleme ve Duyurular başlığına bakınız. Bu konudaki özel mesajlara cevap yetiştirmem mümkün olamıyor. |
|
|
|
|
|
|
#17 |
|
Forum Üyesi
|
Öncelikle günün sorusunu,
kendi kullanmadıklarını, yanlarına da götürmüyorladır diye cevaplarım. Beşiktaş meydanı ve kıyı kullanımı üzerinden kamusal alan konusunda bir beyin fırtınası yapmak istiyorum. Bu beyin fırtınası içerisin de Türkiye, İstanbul, toplumsal kimliğimiz ve kültürel anlamımız konularıyla birlikte gelebilirsem modern yaşam ve tüketim toplumu konularında sorular sormaya çalışacağım. Bu düşünsel yolculukta ve şuan önümüzde duran Beşiktaş Meydan tasarımında estetik değerlerin birincil ölçekte tartışılmasını sorgulanır bulmakla beraber bu noktadan dolayı estetik fonksiyonunun aktarılmasından uzak duracağım. Ulaşmak istediğim yerde belki de her şey kendi estetiğini oluşturacaktır belki de. Öncelikle sahil bölgelerinde yapılacak olan tasarımlarda, önümüzde ki 50 yıl içerisinde deniz seviyesinde beklenen artış bir kriter olacak mıdır?, Olmalı mıdır? Bu noktada tasarımlar, alıştığımız ve tarihsel belleğin genetik aktarımını devamlılığını sağlayabilmek amacı ile sahil çizgilerini (İstanbul için boğaz çizgisinin korunması) uç noktada koruma kaygılarını taşımalı mıdır? Bu amaç doğaya uyum ve insanın duyuları ve maddi değerleri arasındaki kartezyen ilişkiye göre mi şekillenmelidir? Yada başa geldiği zaman çaresine bakılır mı denmelidir? Küresel iklim değişikliklerinin ısınan dünyamızda yeni tasarım kriteri olması gerektiğini de böylelikle eklemekteyim. Hollanda gibi pek masraflı bir şekilde oluşturdukları yaşam bölgelerini korumak için masraflı setler mi yapmalıyız, yoksa setleri yaşamın içine çekip yaşamla doldurup şekillendirmeliyiz. Bunun yerine tüm doğanın bu oluşumuyla her zaman ki gibi mücadeleye girmeyip olacakları izleyip, bu günden ve dünden çok daha farklı bir şekilde doğayla birlikte, doğaya göre yaşayan, doğa için yaşayan toplum şekline mi evrileceğiz? şimdilik bunu göremiyorum. Bu düşüncelerin geleceğimizi kentlerimizi şekillendireceğini umuyorum. Belki artık insanlığın kurtuluşunu eskisi gibi gelecekteki güzel günlerde değil, gelecekteki kötü günlerde bekliyorumdur. Bu pek kişisel bir beklentidir. Bu Kyoto Protokolünü imzalamış ve küresel iklim değişikliği konusunda duyarsız davranan bir erke sahip olan bizler için kara mizah içerikli pek komik bir durumdur da. Pek tabi bir şekilde sahip olduğumuz problemler sadece ısınan hava ve yükselen deniz seviyeleri ile sınırlı değildir. Meydanların kentin ve toplumun sosyo ekonomik-kültürel yapısının ilk önce okunduğu yerler yada kolaylıkla iletişime geçtiği yerler olduğunu düşünürsek, biz bu meydanlarda, İstanbul da ne yapmak istiyoruz? Bizim kimliğimiz nedir? sorularını sormamız gerekmektedir. Böylelikle kimlik araştırması sonucunda verilecek cevapların şekil bulmuş halleri luminanın söylediği gibi ortaya serpiştirilmiş işlevler olarak gözükmezler. Yoksa yinede gözükürler mi? İstanbul'u şekillendirecek olan siyasal erk buna karar verip, bizim toplumsal olarak dışarıya vereceğimiz resmi çizmektedirler. Bu gün ve geçmişte ağırlıklı olarak köktenci, tarihsel menşeye atıfta bulunan siyasalarla yönetilen ülkemiz de bu yerel yönetimler tarafından yapılan meydan çalışmaları, hedefi çağdaşlık ve gelecek olan şehirlerimizde biçimsiz, işlevsiz ve yabancı durmaktadır. Bu durumu bilinçli ve bakmasına bilen gözlerce anlaşılmakta ve habersiz eğitimsiz toplum kitleleri tarafından fark edilememektedir. Bu bir öngörü olabilir mi acaba bize? Ayrıca hedefi çağdaşlaşma olan bir erk için mi yoksa hedefi batıl olan bir erk için mi tasarım yapılacağı önemli bir ayırt olmaktadır. Toplumumuz 80 yılda buna karar verememiş durumdadır. Örnek olarak vapur iskelelerinde yapılan çalışmaları gösterirsem yanlış yapmam... Meydanlarımızı süsleyen heykellerin vasıfları ve sanatsal değerleri konusunda da soru işaretleri taşımamız gerekmekte midir? Bu konuları ne zaman tartışacağız ki yerlerine ne ikame edeceğiz? Buna gerek var mıdır? Eğer çağdaşlaşma hedefinde olan bir ülkede yaşayıp aynı zamanda çağcıl bir yaşam sentezine ulaşmış bir topluma bu topraklarda erişmek istiyorsak meydanlar ve işlevleri konusunu yeniden, bir devrim ülkesinde ki gibi ele almamız gerekmektedir. Bunun bir seferberlik şeklin de olmasını düşünmek uygulanamaz bir şeyi düşünmek midir? Meydanlarımız var olması gereken toplumsal bellek görevlerini yerine getiremeyecek kadar tanımsız ve kendine yabancı konumdadır. Sizce de bu vasıfsızlık boş bir boşluk özelliğini taşıyan her bir meydanımız için geçerli değil midir? Aynı zaman da toplumsal gerçeklikler içerisin de şehir içi kaynaşma alanlarının, asrilik hedefiyle beklenilen toplumsal evrilmenin pekiştiricisi, çağdaş bir eğitim aracı olarak kullanılması doğru-anlamlı bir yaklaşım olabilir mi? Belki de böyle bir çağdaşlaşma ve/veya toplumu bu yönde evrilmesi gibi bir hedefin olup olmadığı sorgulanmalıdır önce, belki de? Çünkü bu sorgulamalar yapılmadan ortaya çıkarılan tüm tasarımlar da işlevler amaçsız göz boyamak için yapılmış, anlamından soyutlanmış meydanlar olarak kalacaktır. Bu sorgulamayı önce toplumun yapması gerekmekte midir, yoksa bunu yine yerel yönetimler bir başka yapıp, sivil inisiyatifler bir başka, üniversiteler daha bir başka mı yapacaktır? Bunun olabilmesi için yeni bir toplumsal mutabakat mı gerekmektedir yoksa daha basit önlemler zinciri mi gerekmektedir? Bunu da bilemiyorum. Ben toplumsal dönüşüm için meydanların anlamının değerlendirilmesi gerektiğini ve bu amaçla kullanılması gerektiğini düşünmekteyim. Dünya Kültür Başkenti sıfatını taşıyacak bir kentin meydanlarının bu yönde bırakın geleceği şekillendirmesini bu gün için yetersiz kısır kalacağını düşünmekteyim. Cumhuriyet İstanbul'unun bir payesi olarak değerlendirilmesi gereken bu durumun pek önemsizce telaş içinde geçiştirilmeye çalışıldığını görmekteyim. İnsanlık adına medeniyete sunacağımız ve söyleyebileceğimiz hiç bir şey yok mudur? Birileri bu kadar az mı olduğunu düşünmekte bu toplumun? Barbarlık ve medeniyet arasındaki çizgi at kullanmak ve kılıç kuşanmaktan geçmediğini öğreneli çok uzun zaman oldu, değil mi? Neyse, bu başlıklar altında yapısı ve hedefleri belirlenmesi gereken meydanlarımız da şekil bulacak işlevler elbette teknolojiden yararlanacaktır. Tüketim toplumunun tüketme, değişime ayak uydurma, tüketilenin yerine yenisini koyulması gibi ihtiyaçlarını karşılaması gerekeceği gibi hız ve haz çağına da bir o kadar ayak uydurması gerekecektir. Bu hedefler; Kendi estetiğini yaratacak mıdır? Yeninin anlamıyla birlikte meydanlarımız şenlendirecek midir? İstanbul'umuzu bir cazibe noktası haline getirecek midir? Beşiktaş meydanıyla ilgili pek bir şey söylememiş gibi gözükmekle birlikte aklımda sadece Beşiktaş Meydanı ve kullanıcıları olduğunu söyleyebilirim. En son isdensim tarafından düzenlendi : 31-08-2007 17:17. |
|
|
|
|
|
#18 |
|
Arkitera Üyesi
|
Boşluk ve Meydan
İnsanlarımızın zihninde kentsel mekana ilişkin kültürel kodlamalar -başka bir deyişle ezberler- hayrete şayan.
Ne diyor Güngör Uras: "Anıtın etrafı açıldı. Yerlere granit taşlar döşeniyor. Meydan gerçek bir meydan görünümünü almaya başladı." Derdimiz bir meydana sahip olmak değil 'meydan görünümünde' bir yer. Bence tüm bu yıkımlar sonucu ortaya çıkacak meydana benzeyen şey -boşluk yeterli olmuyor anlatmaya- vakum, void, hiçlik, hiç bir yer, meydana benzesin diye mutlu insan maketleri de koyabilirler pekala. Gazetelerde yine okuyoruz. 'Bir Avrupa şehri gibi olmuş.' Avrupada hangi kent alışverişten arındırılmış, kazınmış, temizlenmiş, strelize edilmiş bir meydana sahip. Meydan aynı zamanda pazar yeridir. Şenliktir. 'Trafik üç ayrı noktadan tünellerle yeraltına indiriliyor. Meydana yapılacak küçük havuzlar ve oturma yerleriyle vatandaşların dinleneceği, soluk alabileceği alanlar yaratılmış olacak.' Dinlenen vatandaş yukarıda barbaros boyunca uzanan parklarda soluk alamıyor mu? Vatandaş zaten şu an varolan düzenleme içerisinde deniz kenarında nefeslenemiyor mu? Vatandaş oturacak yer bulamıyor büyük bir talep var o yüzden mi meydan düzenlemesi yapılıyor. Kocaman bir hayır! Burada asıl amaç trafiğin aşağı alınması karşıya geçecek vatandaş için trafiğin hızlandırılmasıdır. Bir de üstünü de 'meydan yapalım bari' ezberi vardır. Düzelteyim meydan görünümünde! Meydan akla bir şey gelmeme hali oluyor ankaşılan. Bana böyle meydanlarda oturup soluklanan vatandaş imgesi, korkunç bir klinikte elektroşok ve ağır kimyasallarla uyuşturulup bomboş ufuğa bakıp ağzından salyalar akan bir hastanın görüntüsünü hatırlatıyor. Şehrin tam göbeğinde, enerjinin ve hareketin tam ortasında sakinliğin işi ne? Ne olacak? 40-50 yıl içerisinde meydan bu travmayı atlatacak. Hayat kendini tamir eder. ama bu süre boyunca meydan görünümündemizde neler olacak? Mesela bir devriye arabası duracak sürekli bir köşede, çünkü güvenlik sorunları olacak, canımın içi seyyar satıcılar peydahlanacak biraz hayat üflemek için meydanımsıya, bir de kredi kartı dağıtmak, yeni çıkan bir arabayı tanıtmak için şirin kapitalist pavyonlar kurulacak geçici. Güngör Uras devam ediyor: "Beşiktaş meydanındaki Tansaş mağazasının ilginç bir hikâyesi var. Bilindiği gibi Migros'u 1954 yılında İstanbul Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay, İstanbul halkına ucuz gıda ve tüketim maddesi temin etmek için kurdu. Migros önceleri 45 satış aracıyla halka tanzim satışına başladı. 1957 yılından sonra İstanbul Belediyesi, (o yıllarda belediyenin bir kuruluşu olan) Migros için, belediyeye ait arsalar üzerinde baraka şeklinde sabit satış mağazaları kurmaya başladı. Bu sabit "tanzim satış" barakalarından biri de Beşiktaş'ta meydanın bir köşesine konduruldu. Beşiktaş'taki baraka zamanla büyütüldü. 1975 yılında Migros'u Koç grubu satın aldı, geliştirdi. 2006 yılında Tansaş'la birleştirdi. Beşiktaş'taki Migros da şimdilerde Tansaş oldu." Be güzel insan, sen kendin söylüyorsun 'İstanbul halkına ucuz gıda ve tüketim maddesi temin etmek' amaçlı buraya kurulan migrosu ve dahasını. 1954 yılında akıl edilen 'insani' program ne oldu da şimdi boşluğa terfi etti? Bu boşlukta kimin çıkarı var? Ucuz kalteli alış-verişin kalesi sabit pazar yerinin ne muhteşem şekillerde yeniden düzenlenebileceği hakkında İspanya'dan Portekiz'den Almanya'dan verilecek örnekler bu foruma sığmaz. Pes. Ben yine de Miralles'in pazaryeri örtüsünü buraya ekleyeyim. Sizce nasıl olabilirdi? Örnek var mı aklınızda? En son saitali köknar tarafından düzenlendi : 11-11-2007 14:09. |
|
|
|
|
|
#19 |
|
Yönetici
|
Bir noktasına itirazım var Saitali: Yazdıklarından çıkardığım sonuçlardan birisi de Beşiktaş'ta Dolbabahçe Sarayı sınırlarından başlayıp bugünkü Bahçeşehir Üniversitesi'ne kadar olan sahil şeridinin (buna illa da meyda denmesi gerekmiyor) sanki fena durumda olmadığı.
Kadıköy ve Üsküdar da Beşiktaş'a benzerlikler gösteriyor. Eminönü'nü çok ayrı bir yere koymak lazım herhalde. Elbette Kadıköy ve Üsküdar'ın da çok başka sorunları var. Ancak Beşiktaş'taki enerji ve coğrafi konum diğerlerine göre çok farklı. Enerjiden kasttettiğim insanlarca yaratılan hareket, pazar, canlılık vesaire... Halihazırda o kadar kötü ki, Beşiktaş'ı mevcut durumdan kötü hale sokmak beceri isteyen bir iş. Hoş gerek Büyükşehir gerek Beşiktaş belediyeleri bu beceriyi gösterirlerse bu foruma yazan kimse şaşırmaz herhalde.
__________________
Foruma gönderdiğiniz mesajları daha iyi formatlamak ister misiniz? Tıklayın... Üyelik ile ilgili sorunlarınız için lütfen Güncelleme ve Duyurular başlığına bakınız. Bu konudaki özel mesajlara cevap yetiştirmem mümkün olamıyor. |
|
|
|
|
|
#20 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 08-04-2001
Mesaj: 2.453
|
Sait Ali'nin işaret etmeye çalıştığı şey bu "enerji" değil mi zaten? Enerjinin kaynağı olarak insan davranışları, konumlanmaları vs. Sıkıntı, bu enerjinin, insanlardan değil de boşluğun içinde yerleri sabitlenmiş nesnelerden türeyeceği varsayımı; insanlar ise bu eşyalara göre konumlanacak, mesafelenecek ve "cici kentli" davranışları sergileyecek.
Dünya kavrayışımız hala Kartezyen mekan algısına dayanıyor; hatta bu Kartezyen algı düzlemsel, yani iki boyutlu.Şeylerin yeri, konumu yani sınırları sabitlenecek ve düzen denilen görünüm ortaya çıkacak. Bu görünüm, kuru ve ne olduğu belirsiz "estetik" söylemi altında hayata kaynaklık etmek için değil hayatı kurutmak üzere beliriyor çünkü nesneler bizim dışımızda var olan şeyler; belki de gündelik hayatımızdaki nesnelerin çoğu bizim zihinselliğimizin görüntüleri olmadıklarından, başka zihinselliklerin görüntüleri olarak ortamımıza dahil edildiklerinden onlara daha fazla anlam atfediyoruz. O yüzden meydan denen şey aslında araç hareketlerinin artığında beliren boşluklar; önce şu nesnelerin (araçların) sürekliliğini kuralım; geri kalanını bir heykel, yer kaplaması, üç-beş ağaç, bir fıskiye ve havuz, biraz da üzerine oturacak nesneler koyduk mu tamamdır zihniyetiyle ortaya çıkan görünümler. "Vatandaş" daha ne ister ki zaten. Granitler döşendikten sonra köprü altındaki lokantalar ne olacak ben onu merak ediyorum. Aslında olası ihtimal "steril estetik"e uygun olmadığı gerekçesiyle yerlerinden edilecekleri. |
|
|
|
|
|
#21 |
|
Yönetici
|
Senin yazdıklarına da sonuna kadar katılıyorum Saitali'ninkilere de. Sadece Saitali'nin yazdıklarından çıkardığım sonuçlardan birisine karşı, Beşiktaş'ta sözkonusu sahil kesiminde işlerin aslında hiç de yolunda olmadığı, bu bölgelerin gerçekten ciddi bir kentsel tasarım hizmetine ihtiyaç duyduğunun da ciddi bir şekilde altının çizilmesi gerektiği.
Yukarıda saydığım İstanbul'un üç önemli transfer merkezi de ciddi olarak uzak durmaya çalıştığım, geçmekten keyif alamadığım yerler. Beşiktaş bunların içinde gerçekten en sorunlusu. Yani insan olmadan mekanları istedikleri kadar meydan haline getirmeye çalışsalar da bu yöntem ve tasarım anlayışıyla ortaya şimdikinden de kötü mekanlar çıkabilir. Evet doğru. Ama bunlar bizim Beşiktaş sahilinin ciddi bir tasarıma ihtiyaç duyduğunu söylememize engel olmamalı.
__________________
Foruma gönderdiğiniz mesajları daha iyi formatlamak ister misiniz? Tıklayın... Üyelik ile ilgili sorunlarınız için lütfen Güncelleme ve Duyurular başlığına bakınız. Bu konudaki özel mesajlara cevap yetiştirmem mümkün olamıyor. |
|
|
|
|
|
#22 |
|
Arkitera Üyesi
|
Kentsel tasarım için bir kılavuz.
Ömer' in düzeltmesi önemli. Mimarlar odasının, ailemizin, okulumuzun, arkadaşlarımızın bize aşıladığı "alternatif önermeden reddetme" kültürünün bir parçası değil söylediklerim.
Yazdıklarımı ve dertlerimi Beşiktaş ve benzeri travmaya uğramış kent parçalarını zamanı hızlandırarak nasıl geri kazanabiliriz sorusuna cevabi bir kılavuz olarak okumak lazım (ben de buralara yazarak ne olması gerektiğini anlamaya çalışıyorum). Ben şahsen tasarım ve planlama olmasa da tasarım ve planlamanın nihayetinde gerçekleşeceğine inananlardanım (bkz. insan). Kanımca bizim meslek alanımız -en azından kentsel ölçekte- zaten olabilecek bir şeyi önceden kavrayıp zamanı hızlandırmak ve ona form verip gerçekleşmesini sağlamak. Form verme aşamasında olabilecek olanın kendimize ait kapitalist veya sosyalist yorumunu ekleyebilme aralığımız vardır ama o da olabileceklere çok ters ise zamanla kent tarafından geri alınır (bkz. Orta Avrupadaki savaş sonrası yapılan uygulamalar). Yani evet Beşiktaş' ın, Eminönü' nün, Perşembe Pazarı sahilinde iki köprü arasında kalan boşluğun (aslında Dalan yıkımlarıyla travmatize olan tüm kent parçalarının (haliç boyu, tarlabaşı gibi)) kentsel tasarım hizmetine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Ama başka insiyaklerle, ezberden değil akıldan, yerden, yerin okunmasından çıkan verilerle yapılması şartıyla. Şu an hakim olan tasarlama teknolojisi -binalar için olmasa da- kentsel ölçekli sorunlarla başa çıkmak açısından içler acısı bir vaziyettedir. Yeterli terminolojisi, data erişimi, çözümleme modelleri yoktur. Bu hiç olmayacak anlamına da gelmez (hiç olmadı anlamına da gelmez, bkz. T. Cansever-Beyazıt, N. Eldem-Eyüp meydan düzenlemeleri). Her yeni uygulama bu sorunlarla başa çıkma kapasitemizi genişletmek için birer fırsattır. Bu fırsatları en hızlı ve becerikli bir şekilde yerin yedi kat dibine gömme yarışı değil. Şu an Beşiktaş için uygulanmak istenen proje, kentin başka yerlerinde de gerçekleştiğini üzülerek izlediğim kaybedilmiş fırsatlar mezarlığının bir parçasıdır. Sütlüce mezbahasını, Kongre Vadisini, Bakırköy Adalet Sarayını (ve çevresini), Florya Akvaryumunu hatırlatırım. Miralesten örnek vererek ve "Beşiktaş' ta nasıl bir yaklaşım benimsenmeliydi? Dünyada bildiğiniz örnekler var mı?" diye sorarak bitirmek, benzer kentsel düzenlemelerdeki ideolojik arzulanmalarımızın bir haritasını çıkarmak amaçlıydı aslında. Hakim görüşün daha anlamaya bile başlamadan görsel kirlilik, pislik diye herşeyi yıkmayı ve manasız yeşillikler serpiştirilmiş bir boşluğu idealize ettiğini zaten biliyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz meraktan soruyorum, ne olabilir(di) Beşiktaş' ta? |
|
|
|
|
|
#23 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 26-04-2001
Mesaj: 35
|
çarşı ele güne karşı
bugün(dün) Sait Ali , Güngör Uras'ın yazısından bahsetti ve foruma yazdıklarından _epey dikkatlice ve detaylı biçimde aktardığı konunun -enine boyuna- nasıl tartışıldığını merak edip foruma girip baktım_hergün binlerce insanın kullandığı kullanabileceği bir açık alan düzeninin (kamusal mekan) muhatabı 3-4 kişi var (beni de ekleyin 5) _ hergün vapurda, yolda, süpermarkette, pazarda, sinemada gördüğümüz binlerce kişinin bu mekanın biçimlendirilmesi ile ilişkisi ise büyük mırıltı bulutundan ibaret . bu kayıtsızlıkla her karşılaştığımıda aklıma hep aynı Lacanian soru geliyor < che vuoi ? >
yani " (asal) arzun nedir ? " yaşamsal, mekansal, düşsel _ arzun (?) ve bunu gerçekleştirme istencin _ nerede (?) cevabı bilmiyorum. bildiğim şey şu < kamusal yapılar yarışma ile yapılmalı > ve sanırım bu ancak bir tür "Joga Bonito" ruhuyla _Cantona istenciyle yapılabilir.yani "güzel oyun arzusu" ile < YouTube - JOGA BONITO > ve biraz açık bir toplum üzerine az hulahop ile epey şey yapmak mümkün ![]() < Storefront for Art and Architecture | Past Events > < YouTube - The Making of Ring Dome Pavilion > |
|
|
|
|
|
#24 |
|
Yönetici
|
Hakan,
Storefront'un son 6 aydır yaptıkları gerçekten inanılmaz. Ve 10.000km uzaktan bize varlığını hissettirdi. Ve bunu da hep bahsettiğimiz o kocaman mimarlık kurumları kadar büyük olmadığı halde; küçücük bir kurum olarak yaptı. Bu bağlantı için teşekkürler öncelikle. Asıl yazdıklarına gelince: Arkitera Kampüste'lerde 30 mimarlık okulunda bulunduk. Yani Arkitera Forum müşterilerinin, özellikle de daha aktif olan mimarlık öğrencisi kesiminin bir bölümü ile iletişim kurma şansımız oldu bu vesile ile. Bu karşılaşmalardan yukarıda yazdıklarını ilgilendirebilecek iki şey olabilir. İlki öğrencilerin Arkitera Forum'u fazla ciddi bulmaları. ("Öğrenciler" dediğimiz homojen bir kitle değil; aman başka yanlara çekilmesin, bahsettiğim böyle bir iletişimin hem ben de hem de diğer sunum yapanlarda oluştuğu.) Bana göre hala yeterince nitelikli ve ciddi değil. Bu konuya gelen son mesajlar belki de taşımamız gereken seviyeyi gösteriyor. Daha fazla uzatmaya gerek yok aslında. İkincisi öğrencilerde (Yine yukarıdaki parantez geçerli.) genel olarak bir hareketsizlik, eylemsizlik var; hoş bunun mimarlarda da olduğunu söylemek için Arkitera Mimarlık Ofislerinde buluşması yapmaya da gerek yok. Saitali bir Arkitera Platform toplantısında çok güzel söylemişti, sık sık aklıma geliyor: "Mimarlık dünyasının üzerine sanki ölü toprağı serilmiş gibi." Evet, Tüm Kamu Yapıları Yarışmayla Yapılsın...
__________________
Foruma gönderdiğiniz mesajları daha iyi formatlamak ister misiniz? Tıklayın... Üyelik ile ilgili sorunlarınız için lütfen Güncelleme ve Duyurular başlığına bakınız. Bu konudaki özel mesajlara cevap yetiştirmem mümkün olamıyor. |
|
|
|
|
|
#25 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 26-07-2007
Mesaj: 50
|
che vuoi?
Arzumuz şu aslında: Proje grubum ve ben meydan üzerine hiperbolik paraboloid çelik strüktürlerden oluşmuş bir tasarım düzenliyoruz.Amacımız basit: Oradaki yaya akışı içerisinde en basit olarak meydanın tercih edilecek bir hal alması (yoğun bir yaya aşıkı var ve meydanın iki tarafındaki çoğu büfe tarzı şeylerle işgal edilmiş kaldırımlar var) ve sergiler, şenlikler ve benzeri için tasarım yapmak.Projemiz bu.Alanı incelemeye gittiğimde şunu düşünmeden edemedim: Bizler daha birinci sınıf öğrencileriyken, henüz daha proje aşamasındayken bile oraya en ufak bir yapı kondurmaya çalışırken bile ilk önce meydan nedir ve insanlar için ne ifade etmelidir sorusuyla başladık. Ve yaklaşık 2 haftadır kafamı kemirmekte bu soru. Bırakın tasarım yapmayı, alanı tanımak, ihtiyaç listesi çıkarmak ve kullanıcıları belirlemek o kadar çok vaktimi alıyor ki, bazen doğru tasarımı yapmaya zamanım kalacak mı acaba diye endişeleniyorum.Ama şunun da bilincindeyim ki, (olması gereken bu sanırım, yanlışım varsa lütfen düzeltiniz) bu hazırlıklar olmadan ortaya sağlıklı bir ürün çıkmayacaktır. Evet, daha öğrenciyken bile biz bu kadar düşünmeliysek, acaba bu meydanı boş, amaçsız, yapay, duygu ve tasarımdan yoksun bir alana çevirenler nasıl bir mantık yürütüyorlar, metodları hangi bilimsel yönteme dayanıyor, anlamadım. İşte en zoru da bu, haksız mıyım? |
|
|
|
|
|
#26 | |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 23-07-2002
Mesaj: 891
|
Beşiktaş'ın sahilindeki Tütün Deposu ile ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da söyleyecekleri var. Her şeye hemen itiraz edilmesinden belli ki o da şikayetçi
![]() 'Turizme karşı edebe sığmayan engeller var' Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#27 |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 03-08-2007
Mesaj: 153
|
Yeni Şafak gazetesinin 13 Şubat 2007 tarihli haberine göre Beşiktaş'ta, Tütün Fabrikası'na ait eski binanın yerine, 7 katı denizin altında olan ve 100 milyon dolar bütçeli bir otel yapılacak. Tanrıverdi Holding tarafından üstlenilen projenin 2010'da tamamlanacağı belirtiliyor.
![]() Deniz altında 7 katlı otel ilk kez İstanbul'da |
|
|
|
|
|
#28 |
|
Yönetici
|
Boğazın dibinin mercan kayalıkları gibi olduğunu bilmezdim.
Bunca yıllık İstanbulluyum bak bilmediğim hala bir sürü şey çıkıyor...
__________________
Foruma gönderdiğiniz mesajları daha iyi formatlamak ister misiniz? Tıklayın... Üyelik ile ilgili sorunlarınız için lütfen Güncelleme ve Duyurular başlığına bakınız. Bu konudaki özel mesajlara cevap yetiştirmem mümkün olamıyor. |
|
|
|
|
|
#29 | |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 12-09-2006
Mesaj: 274
|
Yalçın Doğan'ın Hürriyet Gazetesi'ndeki yazısı;
Alıntı:
|
|
|
|
|
|
|
#30 | |
|
Yönetici
Kayıt Tarihi: 23-07-2002
Mesaj: 891
|
Bir Meydan İki Tasarım
Bir Meydan İki Tasarım
Alıntı:
![]() Beşiktaş Meydanı & Yakın Çevresi Düzenleme Avan Projesi ![]() Beşiktaş Meydanı Proje Yarışması Birinci Projesi En son Emine Merdim tarafından düzenlendi : 25-02-2008 17:48. |
|
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|