![]() |
|
|||||||
| Kentsel Politikalar Türkiye'den ve Dünya'dan, başarılı kentsel çalışmalar, gerçekleşen-gerçekleşmeyen uygulamalar, beğendiğimiz-eleştirdiğimiz örnekler... |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#1 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 525
|
Sürdürülemez (non-sustainable)
Son SU kriziyle birlikte Allah'a emanet kentlerimizin sonunun geldiğini düşünmeye başladım. Öyleki gelişmiş ülkeler milimetre küpüne kadar su hesabını yaparken, bizim başımızdaki belediye beyi Allah böyle istedi ne yapalım diyebiliyor. Hatta ileri gidip Allah çarpar , suyu da Allah verir diyor. İşte böyle bir adam Atatürk'ün başkentinde beylik yapıyor.
Bu bir devrimin sonunun ve çöküşün habercisidir. Sürdürülebilir kalkınmayı hayata geçirmek için bütün enerjisini harcayan bir Avrupanın yanında , susuz kalmış ama elbisesinin kukulatasıyla uğraşan bir Türkiye profili çiziyoruz. Bu planlanmamış kentlerimizin başımıza çökeceğinin ilk güçlü işaretlerinden biridir. Birşeyler iyi gittiğinde biz yaparız diyip, işler kötü gittiğinde Allah'ın takdiri diyen bir zihniyet tarafından yönetilmekten utanç ve nefret duyuyorum. Ve o zihniyete hizmet eden her türlü profesyoneli kınıyorum. Şimdi bu zihniyet sürdürülebilir kalkınma modelinin karşısına , Allah'a emanet kalkınma modeli altında bir model önerecek sanırım. Tüm mimarlar, şehir plancıları, çevre mühendisleri, inşaat mühendisleri, peyzaj mimarları bir araya gelip toplu bir ses çıkarmalıdırlar. Bu konformist tutumlarını sürdürerek sivil toplum örgütü misyonlarını yerine getiremezler. Acilen halkın önüne geçip halk adına birilerine hesap sorulmalı ve bilimsel iradenin yapması gerektiği gibi , yapılması gereken projeleri ortaya koymalıdırlar. Sorumsuzluk yapma zamanı değil.
__________________
R&R |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
|
Bahsettiğiniz başkanın bazı açıklamalarını yadırgamış olsam da, sizinle aynı fikirde değilim. Yanılmıyorsam, Kızılırmak'dan getirilmesi düşünülen su ile ilgili proje susuzluktan aylar önce başladı.
Keza Kavşakkaya barajının da tamamlandığını biliyoruz. Genel olarak bütün yurdu hatta dünyayı vuran kuraklık konusunda bu önlemlerin dışında nasıl bir öngörü olabilir? Ben ne yapabilirdim diye düşünüyorum da, sanırım eğer bir su üretme makinesi icat etmediyseniz, baraj yapma, ya da akarsulardan su getirme dışında, afet sayılabilecek bir konuda yapabileceğiniz fazla birşey yok. Ha, konu yöneticinin azğından çıkan "Allah'ın takdiri" ibaresi ise, kusura bakmayın da, bu ifadeleri kullanmış olmanın bir insanı çağdışı yaptığını sanmıyorum. O zaman aylar öncesinden ilân edilmiş olmasına rağmen (aylar öncesinden bu şehirde 1 Ağustos'da su kesintisinin başlayacağı ilân edildi), bahsettiğiniz Atatürk'ün başkentinde yaşayan çağdaş insanların su tasarrufu konusunda ne gibi önlemler aldıklarını/ya da almadıklarını merak ediyorum, tespit etme şansımız var mı? Kimse kusura bakmasın ama bu konu kimsenin umrunda değil. Olayı sadece şehrin yöneticisine yıkmanın mantıklı olduğunu düşünmüyorum. Eleştireceğimiz bir sürü şey olabilir ama "bence" eleştirecek konu sarfedilen "Allah'ın takdiri" sözleri değildir. Bunu söyleyen bir kişiden de utanç duyacak değilim. Ama eğer o kişi Ankaralılar 2-3 ay şehir dışına çıksın analarının babalarının yanına gitsinler diyorsa, ben bunu laubalilik olarak görür, eleştiririm. 94'de İstanbul'da Atatürk'ü dillerinden düşürmeyen yerel yöneticinin 3 günde bir verilen su ya da susuzuluk sorunu için ne yaptığını gayet iyi hatırlıyorum. Yaptıkları tek şey bulutlara bomba atmaktı...Tabii çözüm olmadı bu. Bilim dediğimiz şeyi gerçekten kullanmak istiyorsak kullanırız, ama ben artık şu ziyniyet çağdaş/bilim severdir, diğeri şu kelimeleri dedi diye devrim düşmanıdır zırvalarından sıkıldım artık... |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 16-01-2007
Mesaj: 243
|
Herşey su da başladı.
Medyadan bazı başlıklar :
İBB Başkanı Kadir Topbaş, yaptıkları hesaplamalara göre İstanbul'un 2040 yılına kadar su sorunu yaşamayacağını söyledi. Nihat Üstündağ, Diyarbakır ve bölge illerinde 2040 yılına kadar su sorunu çekilmeyeceğini söyledi. Bursa’da DSİ ve BUSKİ tarafından yürütülen su planlamasına göre, 2040 yılına kadar kullanılacak kaynak ve şehrin ihtiyaçları belirlenmiş durumda. Aydın Devlet Su İşleri (DSİ) 21.Bölge Müdürü Sırrı Kazancı Çine barajının bitirilmesiyle 350 hektometreküp su depolanacağını ve Söke ovasında ise 300 hektar araziye su takviyesi yapılacağını söyledi.Dandalaz Barajının bitirilmesiyle 2 bin 884 hektar arazi sulanacak. İkizdere Barajı inşaatının bitirilmesiyle Aydın ili 2040 yılına kadar su sıkıntısı çekmeyecek. " ...buraya kadar olan bölüm yerel gazetelerden alıntılanmış yazılardır ve bunlar gibi neredeyse her yerel yönetim aynı açıklamaları yapmış. Sonuç : 2040 yılına kadar su sorunumuz olmayacakmış.Kim hesaplamış nereden çıkmış bu tarih ve neden bu tarih belli değil. Bu açıklamalara benzer ama tamamen farklı nitelikte bir açıklamayı bu kez farklı bir kurum yapıyor: Tema Vakfı. Türkiye Erozyonla Mücadele,Ağaçlandırma ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı (TEMA) ,erozyonun şiddetlenerek devam etmesi ve etkili tedbirler alınmaması halinde Türkiye'nin büyük bölümünün 2040 yılında çöl olacağını bildirdi. ve NASA'da aynı açıklamayı yaptı.Yani 2040 yılında Türkiye'nin önemli bir bölümü çöl olacak. Yerel yönetimlerin açıklamalarından sonra bu açıklama komedi gibi geliyor öyle değilmi. Türkiye'nin önündeki en büyük problem '' su sorunudur '' . Dünya nüfusunun 40/100'ı su sorunu yaşamaktadır ve Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir ancak komşuları ile karşılaştırınca su kaynaklarının çoğuna sahiptir. ''Tema Vakfı'na göre bu konuda kamu ve özel sektör işbirliği yapmalı,sivil toplum kuruluşlarının da desteğini alarak hızla ulusal bir strateji geliştirmelidir.'' Hele bir sular gelsin 40 gün 40 gece düğün yapacağız. .......................... |
|
|
|
|
|
#4 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 07-07-2007
Mesaj: 141
|
Alıntı:
Allah sonumuzu hayır eder inşallah. ![]() ![]()
__________________
recycle... |
|
|
|
|
|
|
#5 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 10-01-2007
Mesaj: 50
|
Alıntı:
Bir insanın gelip sorunlara karşı "Allah'ın takdiri" demesi onun çağdışı olduğunu göstermeyebilir ama söz konusu insan yönetici sınıfındaki biriyse ve aynı zamanda o insan diğer ülkelere karşı Türkiye'nin (laik bir devletin) yüzüyse.... evet bir sorun vardır ve göstermiş olduğu davranış biçimi çağdışıdır.Bu konuda redrapsody'e katılıyorum, birşeyler iyi gittiğinde biz yaptık, ters gittiğinde ise 'Allah'ın takdiri' diye işin içinden sıyrılmaya çalışan bir zihniyet sorunların nasıl ve ne şekilde üstesinden gelebilecektir. Su sorununa gelirsek.... Şu ana kadar hiç sıkıntısını çekmeyeceğimizi düşündüğümüz, bolluk içindeki Türkiye kuraklıkla ve daha birçok doğal afetle karşı karşıya...Yapılacağını düşündüğüm projelerin ne kadar düşünüldüğünden ve ne kadar işlevsel olacağından kuşkuluyum.Su sorununa ve altyapı çalışmalarına samimi olarak önem verilmesine ve geçici olabilecek çözümler yerine kalıca çözümlere yoğunlaşılması taraftarıyım. Ayrıca Türkiye'de yapılan özelleştirmelerden de büyük rahatsızlık duymaktayım. |
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-09-2007
Mesaj: 57
|
Merhabalar,
Ne yazıkki bireysel tasarruf yapacak bilinçte bir millet değiliz. Eğer tasarruf yapmak büyük bir rant sağlamıyosa veya yapmamanın herhangi bir yaptırımı yoksa milletimiz için gereksiz bir durumdur. Bunun için tüketimi azaltamanın tek yolu bunu faturalara yansıtmaktır. Mesela ayda bir litre harcayan suyun tonunu 10 ytl den alıyorsa, on litre harcayan 100 ytlden alsın gibi bir kotalama sistemine geçilmeli. Tasarruf, tasarruftur; damlaya damlaya göl olur ama bütün türkiye bir gün boyunca dişlerini fırçalarken suyu bardaktan kullansa, orta ölçekli bir tavuk kesimhanesinin bile günlük tükettiği su kadar tasarruf edemez. Saygılarımla, Can DEMİR |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 26-07-2007
Mesaj: 70
|
Tasarruf bu tip kaynakların korunmasında gerçekten öncelikli sıradadır. Peyzaj planı yaparken en önemli başlığımız şudur, katılımcı planlama modeli.Plan kim için yapılıyor,bu insanlar bunun farkında mı,katkıları ne ölçüde olacak!! Bu tip bir model bizde uygulanmış değildir, koruma alanların da bile halkla yapılan anketler şunu gösteriyor ki, biz de 'Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın' mantığı var. Aslında bu kaynaklar bizim, tabi ki kaynakların yönetimi gerekli, ama üzerimize düşen sorumluluğun da farkına varmalıyız.
Tabi bu Ankara'da yaşanan rezaletin yönetim ağırlıklı hatalarını gözardı ediyorum anlamına gelmez,madem halk bu konuda bilinçlendirilmiyor,haberimiz bile olmuyor bu tip sıkıntılardan, o zaman sorun kapıya gelip çattığında belediye tam anlamıyla sorumluluk altında olacaktır,oldu da.. Sevgi ve saygılarımla... |
|
|
|
|
|
#8 | |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
|
Alıntı:
Laik bir devletin yüzü Allah'ın takdiri diyemiyorsa vay halimize. Konuyu bu noktaya getirmenin bir anlamı yok kanımca. Yukarıda söylediklerim açık. Ankara'da belediyenin hataları kadar "çağdaş-laik (ne demekse)" Ankara halkının da hataları vardır ve devam etmektedir. Kimsenin de umrunda değildir su sorunu filan. Ne zamanki yumurta kapıya dayanır insanlar konuşmaya başlar. Eleştiriler başlar. Doğrudur gerekli teknik çözümleri şehir yöneticileri bulmalıdır. Kaçarı yoktur. Ancak bu durum yağmayan yağmurun (tabii ki inanan bir insan için) Allah'ın takdiri olduğu gerçeğini değiştirmez. Doğal olarak bu ifadeyi kullanırısınız. Çözüm konusunda ise, yukarıda, belediye tarafından yapılan iki projeden bahsetmiştim. Ha, geç mi kalınmıştır? Ne zaman başlanmıştır? Niye daha önce başlanmamıştır? Bunlar araştırma konusu şeyler. Üniversitelerimiz uyardı mı acaba yöneticeleri, bilemiyorum. Bizde eleştiri kolaydır. Susuzluk olur, adamın biri Allah'ın takdiri der. Vay sen misin bunu diyen. Vurun kahpeye...Ne de olsa laikiz. Bilim, akıl vs....Sanki o ifadeyi söyleyen yöneticinin karşı fikrinde olanların her işleri aklidir...Birbirimizi kandırmaya çalışır, devam eder gideriz. Onun için İstanbul'un su sorununu çözeni görmezden geliriz. O zamanlar akli davrananlar kimdi hatırlamayız. Hiç kimse eleştiriden muaf değil elbette. Ne onlar ne bunlar...Ne şu kesim ne bu kesim...Ama eleştiri kişiye değil yaşam biçimlerine yapılınca, o zaman olmuyor işte...Eleştiri adamın kullandığı ifadeye değil yaptıklarına ve yapamadıklarına yapılmalı ama bu güvenilir bilgilere dayanmalı. Özelleştirmeye gelince... . Her fırsatta Avrupa'dan örnekler verirken, bilimden, akıldan, laiklikden bahsederken bu konuda Bulgaristan'ı bile geçemediğimizin farkında mısınız? |
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 525
|
Herşey'in bir yaratıcısı olduğu gerçeğini kabullenmek herkesin kendi problemidir. Fakat 'küresel ısınma' ,' çölleşme' , doğal kaynakların tükenmesi, iklim değişikliği Allah'ın taktiri derseniz benim gözümde çölde susuz kalmış bufalolardan farkınız kalmaz. Atmosfere aşırı gaz salan, petrol türevi yakıtlarla ve binlerce zehirle toprağı kirleten son 150 yıl yaşayan insanlardır. Yani milyonlarca yıllık İnsan'ın sürdürdüğünü ' 150 yılda mahfettik, günah işleyenlerin cehenneme gideceğini düşünüyorsan bence önden gidecekler bu son 150 yıldaki nesiller olacak.
Benim derdim dinle imanla değil, halkın karşısına çıkıp pişmiş kelle gibi sırıtan , sonra da bilimsel açıklamalar varken Allah'ın takdiri diyen zihniyetle. Barajlar yüzünden su döngüsünün değiştiriğini, iklim değişikliğiyle birlikte yağmur sisteminin farklılaştığı yönünde, kentlerin bu değişimlere hiç aldırmadan planlandığı yönünde açıklama yapmak yerine , Allah'ın taktiri diyip sütten çıkmış akkaşık oluyor... Ne güzel hayat size ya...
__________________
R&R |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|