![]() |
|
|||||||
| Kahve Molası Mimarlık dışında seviyeli tartışmalar... |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#376 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
bu cümleye tekrar dönersek...
Sayın Gülin Şenol'un
Türkiye'de Mimarlık Eleştirisi örnekleri... sayfasına aktardığı bu cümleye tekrar dönersek... “Bireyin olmadığı yerde üretim de olmaz. Biz üretemeyiz. Estonya’nın bile mimarlık müzesi vardır. Biz daha farklılığı kabul edemiyoruz, bireysel farklılığı hiç kabul edemeyiz. Dolayısıyla üretemeyiz.”
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 03-02-2006 13:30 Nedeni: Ek... |
|
|
|
|
|
#377 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Arada bir gözatmak için...
Bilim ve Felsefe dizinleri:...
http://www.felsefeekibi.com/forum/fo...TID=37149&PN=1 Felsefe Forumları:... http://www.felsefeekibi.com/forum/default.asp http://www.felsefeekibi.com/forum/fo...ics.asp?FID=86 ...
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#378 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 02-01-2006
Mesaj: 66
![]() |
Sn.Karadağ çok teşekkürler
Saygılar |
|
|
|
|
|
#379 | |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Asıl ben teşekkür ederim...
Sayın mim102
Bu nezaketiniz nedeniyle, asıl ben teşekkür ederim... Saygılarımla MnoktaKnokta Alıntı:
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
|
#380 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Arşivinizde bulunsun deyuuu:...
İlerde "Sizin zemanınızda neler olup bitiyordu, ve sen o sırada ne yapıyordun?" diye bir soran olursa arşivinizde bulunsun deyuuu:...
http://www.mimarist.org/msr.htm Ya da olmadı: www.google.com adresinde MSR Mimari Stajda Rotasyon Programı yazarak aratınız: örnek aşağıdaki adres... ![]() http://www.google.com.tr/search?q=MS...&sa=N&filter=0
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 07-02-2006 16:59 Nedeni: Ek... |
|
|
|
|
|
#381 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Yine çok güzel bir yazı:...
Yine çok güzel bir yazı. Tek başına okumaya elim elvermedi. Sizinle de paylaşmak istedim... Detay gözlemlere dikkat... MK
_____________________ Yargı kültürü-siyasal kültür http://www.radikal.com.tr/ek_haber.p...2&haberno=5495 Yargıç, meşruiyetini ve yargılama gücünü devletin kendisine sağladığı iktidardan değil, adaleti dağıtacağı toplumsal yapıdan alır. Yargıç halk adına karar verir. Yargıcın, hukuk devleti olduğunu iddia eden anayasal düzenlerde siyasal iktidardan doğacak koşullanmalardan, emir ve talimatlardan bağımsız kılınmasının ardındaki düşünce de budur 29/01/2006 OSMAN CAN osmancan@anayasa.gov.tr Emir buyurdu devlet (Adalet Bakanı): Yargının, "Temel hak ve hürriyetlerin en önemlilerinden biri olan ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında yapılan inceleme ve soruşturmalarda, AİHM kararları da dikkate alınarak, yapılan düşünce açıklamalarının eleştiri sınırları içerisinde kalıp kalmadığının titizlikle değerlendirilmesi" gerekecek artık. "Baş üstüne!" Amir-memur ilişkisi içinde sorunların çözüm yolu netleşti. Devlet emredecek ve yargıç uygulayacak. Sayısını unuttuğumuz uyum paketleriyle insan hakları konusunda bir ilerleme sağlayamayan sistem, yargıçların eğitimi programlarıyla da bir sonuca ulaşamayınca, genelge ile sorunu çözme yolunu deniyor. Yasa işe yaramıyor ve genelge devreye giriyor. "AİHM kararlarını dikkate al!" "Baş üstüne!" Ancak anlamakta güçlük çekilebilecek bir sorun var: Devlet, yasanın dışında bir şey mi? Yargıcın devleti yalnızca emir-komuta/amir-memur ilişkisindeki hiyerarşik dizge olarak algıladığını mı kabul edeceğiz? Anayasa değişiyor, yasalar değişiyor, ancak uygulama değişmiyor. Soyut ve rasyonel kurallar ve ilkelerden oluşan yasa hâkimiyeti işe yaramıyor. Ancak emir işe yarayabilir! Hukuk devletinde akla dayalı soyut hukuksal normların egemenliği geçerlidir. Hukukun egemenliği yoksa yerini emir ve direktiflerine dayanan kişi ya da güç ilişkilerinin egemenliği alır. İkincisinde şiddet kültürü egemendir. Şiddetin kendini yalnızca hissettirmesi dahi, dirençleri kırar; bir türlü uzlaştırılamayan tarafları anında uysal ve itaatkâr kullara dönüştürür. Şiddetin yerleşik siyasal ve sosyal dizge içinde kendini her defasında yeniden üreterek, bir bilinçaltı toplumsal refleks haline geldiği bu tür toplumsal yapılarda, biçimsel demokratik öğeler bulunsa da, şiddetin kendini her defasında dayatmasıyla demokratik/hümanist/aydınlanmacı tüm maskeler düşer, anında göğüsler önde, baş arkada, eller kalçalara yapışık vaziyette tekmil verilmeye başlanır. "Emret komutanım" ya da "Baş üstüne efendim!" Tekmil ilkokuldan üniversite hayatına kadar, kızlı erkekli, haftanın beş günü, sabah içtimasında kazanılan bir refleks. Tekmil vaziyeti için gür bir ses yeterli... Anında hazırol vaziyetine geçilir ve emir beklenir... Arta kalan "birey"sel kırıntılar varsa, askerlikte bu arızalar da giderilir. Kızlar da kendilerine biçilen toplumsal roller çerçevesinde arıza yaratacak potansiyellerden zaten yoksundurlar. Bu toplumda temel işlevsel olgu şiddet olduğundan ve iktidarı da şiddet belirlediğinden, iktidarın amir-memur dizgesi içinde zincirin bir halkası olan kişi, üst tarafından ezilen, ancak aynı oyunu oynamaktan vazgeçmeyen ve altındakini ezen bir rol üstlenir. Ceplere kimlikler Birey olamayan, bağımsız kişilik geliştiremeyen ve gür bir sesle hazırola geçip, ikinci bir emirle her yöne sevk ve idareye olanak veren toplumsal davranışa sahip figürlerden oluşan yığınlar ne yapar? Kimilerinin cebine öğretmen kimliği yerleştirilir, yukarıdaki kutsal döngünün devamlılığına memur kılınırlar. Kimilerinin cebine asker kimliği yerleştirilir, vatan ve cumhuriyet bekçisi oluverirler. Polis kimliği verilenler, kamu düzeninin bekçisi oluverirler. Bazılarına ise gizli ve örtülü kimlikler verilir... Düşünmeye gerek yok... Liste uzatılabilir... 'Amir-emir-memur' zincirinin katıksız işlediği bir mekanizma... Davranış kalıpları, düşünce dinamikleri, dikte edilmiş amaçları, meşruiyet araçları hep aynı, siyah-beyaz/dost-düşman keskinliğinde... Yalnızca cüzdanlarda taşınan plastik kimlikler farklı. Kimilerinin cebine ise yargıç kimliği yerleştirilir, sırtlarına da bir cüppe geçirilir. Bir 'şey' olurlar... Ancak bu 'şey'i anlamak için, yargıç kişiliğinin gerisine biraz daha eğilmek gerekir. Ağırlıklı olarak taşra kökenlidir. Siyasal dizgenin ve iktidar oyununun dışında bir aileye mensuptur. Aile bu oyunun aktörü değil, kurbanıdır. Toplumun genellikle ezilen kesimine mensuptur. Baba herhangi bir hukuksal uyuşmazlık nedeniyle şehre indiğinde karşısında iktidar ve otorite sembolü olarak "hâkim"i görür. Ezilen sınıfa mensup olmaktan kurtulmanın yolunu bulur; kendisi ezilmişken, hiç olmazsa evladı ezilmesin, o cüppeyi giysin ve yukarıdan insanların kaderine hükmedebilsin. Makûs talihi yenebilmenin koşulu, damarlarında şiddet dolaşan siyasal dizgeye eklemlenmektir. Bunun yolu da en saygın ve dokunulmaz iktidar rolü olan yargıçlıktır. Kendini tüketme pahasına çocuğunun hukuk okumasını sağlar. Çocuk, gerek temel eğitimin modern kapı kulu yetiştirme metodu nedeniyle, gerekse hukuku kazanmak için giriştiği olağanüstü çalışma temposu nedeniyle çocukluğunu yaşayamadan, toplum ve toplumsal ilişkiler hakkında herhangi bir fikir sahibi olamadan köyden ya da kasabadan çıkar ve hukuk fakültesine kayıt yaptırır. Babasının fedakârlığını, ezilmişliğini ve toplumsal rollerden intikam alma gereğini unutmaz ve bu defa da hukuk eğitimini tamamlamak için kapanır, iyi puanlarla okulunu bitirir. Ancak henüz toplumu tanıma fırsatını bulamamıştır. Ardından, gittikçe zorlaşan hâkimlik sınavlarını kazanmak için yoğun çalışması gerekir. Toplumu ve siyasetin işleyişini tanıma fırsatını yine bulamamıştır. Sınav ve mülakatın ardından kısa bir süre sonra Adalet Akademisi'ne davet edilir. Orada ilk öğrendiği şey, dışarıdaki sıradan insanlar gibi davranamayacağı, topluma karşı belirli bir mesafe içinde olması gereğidir. Kıyafetine de dikkat edecektir. Staj eğitiminin ardından kura çeker, cüppesini giyer ve artık topluma adalet dağıtmaya hazırdır. Hiç tanıma fırsatı bulamadığı topluma... Adalet değil iktidar İnsanın kişiliği, çevresel faktörlerce belirlenir. Toplum içinde yaşadıklarıyla, hemcinsleriyle ve karşı cinsiyle olan ilişkilerince, korkuları, sevinçleri, duyumsadıkları, başarı ve başarısızlıklarıyla, kendi entelektüel gelişimine olanak sağlayan okumaları, dinlemeleri ve tartışmalarıyla belirlenir bu kişilik. İnsani, toplumsal ve siyasal olanı bu ilişkileri sayesinde öğrenir. Kişiliği bu yolla oluşur. Yaşamı, doğayı, toplumu ve insanı tanıyabilenler, onlar hakkında adil kararlara imza atabilir. Ancak bizim yargıç, bu fırsatı hiç yakalayamaz. Zaten babadan itibaren üstlenilen misyon da adalet değil iktidardır. Kişiliğe gereksinim yok, iktidara gereksinim var. Yargıçlık iktidar elde etmenin bir yoludur. Ve yargıç bu iktidarı kendisine giydirilen cüppe ve cüzdanına yerleştirdiği plastik kimlikle elde etmiş olur. Kişiliğini, kimliği oluşturmaya başlar. İktidarca devşirilir. İktidarın ona uygun gördüğü yaşam tarzı, bilim, sanat, felsefe, düşünce ve müzik dünyasından uzak, yargıçlar ya da diğer memurlarla iç içe, lojman-adliye arası bir yaşam tarzı. İçindeki çocuk, gezgin, müzisyen vs. ölüme mahkûm edilmiş vaziyette... Ancak iktidar sahibi... Yargıca bu iktidarı ve kimliği veren devlet baba. Dolayısıyla, ataerkil ve şiddete dayalı siyasal dizgece oluşturulan oyunun kuralları dışında herhangi bir varlığı da olamaz. O bir memurdur... Ancak sahip olduğu iktidarı ve ayrıcalıkları kime borçlu olduğunu çok iyi bilen bir memur. Bu nedenle, devlet memuru olduğu için devletin her türlü görünüm biçiminin (derin, oligarşik, vesayetçi, insancıl, çağdaş, geleneksel-tutucu, aydın, laik, Sünni-İslam, liberal, seçkinci gibi...) yargıçlarda yansıma bulması şaşırtıcı olmamalı. Anayasa teorisinin klasik ayrımında devletin yasama, yürütme ve yargı erkleri vardır. Siyasal düzenin biçimi, yasama ve yürütme arasındaki ilişkiye göre belirlenir. Bu iki işlev aynı organda birleşiyorsa monarşi veya meclis hükümeti sistemi, ayrılıyorsa parlamenter sistem ya da başkanlık sisteminden söz edilir. Ancak sistem nasıl olursa olsun yargı hep bağımsızdır, neden? Yargının siyasal dizge ve siyasal tercihlerle temelde bir ilişkisi yoktur da ondan. Yargı toplumsaldır, toplumda ve bireyler arasında adaleti sağlamak, uyuşmazlıkları adil bir çözüme kavuşturmak amacına hizmet eder. Bu yönüyle devlet öncesidir. Çünkü adalet devlet öncesidir. Devlete duyulan gereksinim belki, bu işlevi daha sistematik ve elindeki güç kullanma tekeliyle etkin biçimde yerine getirebilecek olmasında yatar. Bu nedenle yargı devletin otantik yönüyle ilgili olmadığı gibi, yargı işlevini yerine getiren yargıcın da memur rolüyle ilgisi olamaz. Yargıç, meşruiyetini ve yargılama gücünü devletin kendisine sağladığı iktidardan değil, adaleti dağıtacağı toplumsal yapıdan alır. Yargıç halk adına karar verir. Yargıcın, hukuk devleti olduğunu iddia eden anayasal düzenlerde siyasal iktidardan doğacak koşullanmalardan, emir ve talimatlardan bağımsız kılınmasının ardındaki düşünce de budur. Demokratik hukuk devletini öngören Anayasa'nın (138. maddesinde) yargıca çağrısı şudur: "Bilgece karar ver!" Kısacası demokratik bir hukuk devletinde, yargıçlık, halkın onayına dayanan bir anayasa ve bu anayasaya uygun olarak çıkarılmış yasal düzenlemeler çerçevesinde hareket eden, tek amacı adaleti sağlamak ve özgürlükleri korumak olan, 'tarafsızlığının sağlanması' için dokunulmazlıkla donatılmış bir görevdir. İktidar değildir. İktidar olmadığı gibi, iktidarın bir aracı, memuru ya da silahşoru de değildir. İktidar üreten kaynakların, şiddet sarmalının ve davranış kalıplarının bir ürünü de olmamalıdır. Hukukla, özgürlük ve adaletle bağlıdır, bunları somutlaştıran anayasa ve yasalara göre hareket eder, tersine değil. Adalet mülkün temelidir, mülk adaletin değil... Anayasal ve yasal düzeniyle hukuk devletine dönüşen, ancak hukuk kültürü ve etiği itibarıyla ataerkil ve şiddeti ululayan bir siyasal kültürde tablo farklı... Hukuk değil, emir işliyor, sorunlar çözülüyor. Herkes memnun. Devlet emir buyurdu: "İnsan hakları konusunda titiz ol!" "Baş üstüne!" Ne diyebilirim ki?
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#382 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
"Öğretilmiş Çaresizlik"
"ÖĞRETiLMiŞ ÇARESiZLiK" nedir diyerek incelemek
isterseniz... Bu, http://www.google.com.tr/search?hl=t...27da+Ara&meta= adresini inceleyebilirsiniz... Olmadı, başka bir web arama motorundan araştırabilirsiniz;... "Öğretilmiş Çaresizlik" kavramını.
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#383 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
"Farkındalık..."
Farkındalık
(Yazının aslını buradan çaldım) Mekan Olabildiğince zengin referans/kaynaklara, hafızaya, bilgiye, deneyime vb. değerlere dayanarak güçlü bir biçimde zamanın farkında olmak, mekan ve mekan algısını oluşturur. İşin içine bir de mimarlık girdi mi, sadece algılamış olmak da yetmez. Yeniden kurduğunuz yeni mekanı algılatacak yeteneğinizin farkını da ortaya yazı, resim, çizim vb. araçlarıyla koymanız gerekir. Böylesi bir yeteneğin açığa çıkması kendini okuma, farkında olma yeteneği ile doğrudan ilintilidir. Buraya hemen, büyük halk ozanı Yunus Emre'nin o güzelim dörtlüğünü alalım mı?: İlim ilim bilmektir İlim kendin bilmektir Sen kendini bilmez isen Ya bu nice okumaktır. Hemen bir başka parantez açıp kapayarak; günümüz modern insanın latince olan adı "Homo Sapiensis Sapiens"in anlamının "Kendi kendisinin farkında olduğunun farkında olan" olduğunu hatırlatmam gerek. Mimar ya da adayı olarak "bizi saran tüm uzay mekandır" demek, insan/lar/-mekan- mimarlık ilişkisi açısından kavramsal bir değer oluşturmamaktadır. O zaten durduğu yerde öyledir. Yukarıda örneğini verdiğim, insan ve mekan ilişkisine mimari bakış /farkındalık/ geliştirme oyununun birinci aşaması öteki gözüyle mekan ve objelerine bakabilme yani mimari empati geliştirmek ve kendi bilinç düzeyinde mimari empati oluşturmak konusunda adayın kendi kendisini zorlaması, kendisini aşması deneyine dayanmaktadır. Mimari açıdan öteki gözüyle bakabilmek yani mimari empati kazanmak, eleştiri yeteneğini özeleştirel güç seviyesine çıkarmak anlamına gelmektedir. Kendine yabancılaşmadan öteki gözüyle bakabilmenin farkına varmak bir mimari empati özelliğidir. Öğrenciler bu aşamada birbirlerinin yaptığı eskizleri, bu özeleştirel gözle yani eleştirdiğine yabancılaşmadan değerledirirler. Bu birinci aşama ile ilgili defalarca yapılan ortak çalışmalar, belli bir doyma noktasına ulaştığında artık ikinci aşamaya geçilebilir. İkinci aşama ise mevcut mekan ve objelerinin yeniden okunması, sorgulanması, irdelenmesinden oluşur... Birinci aşamada kazanılan özeleştirel güç, bu aşamada eleştirel okuma yeteneğini artıran bir etkiye dönüşecektir. ... farkında olarak mekan okumak ve yorumlamak yeniden yeniden yepyeni mekanlar kurmanın ilk önemli adımıdır... Buyurun şimdi "mekan nedir?"e buradan devam edelim... Alıntı: Orijinal Mesaj Metin Karadağ tarafından gönderilmiş Oyunun kurgusu; “o an orada” bulunan ya da oluşan bilincin, “o mekanı” yeniden okuyabilmesi ve sonrasında isterse yeniden kurma girişimini kışkırtmaya dayanıyordu... Oyunda varsayılan kurallara göre: ( i ) İnsan ölçeğine dayalı olarak algılayabildiğimiz ve “Dünya” diye tariflenen bu “ara toplam” mekanda; insan ve onun bedensel formunu doğrudan hatırlatabilecek eldiven, elbise v.d. gibi hiçbir nesne kalmamıştır... ( i ) Geride yalnızca mekanlar ve mekanı oluşturan objeler vardır... ( i ) Nasıl bir şey olduğunu bilemediğimiz uzay canlıları dünyamıza gelmiştir... ( i ) Mekanlar ve mekan objelerinden hareketle; uzay canlıları bu mekanları üreten “insan canlıları”nın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışmaktadırlar... ( i ) Yeniden kurabilmek için mekanları ve objeleri okumaya çalışmaktadırlar... Soru: Uzay canlılarının gözüyle; ilk önce ele almayı düşündüğünüz ortama bağlı olarak insan canlılarını, daha sonra mekanı ve mekan objelerini yeniden kurgulayınız? Oyun belirtilmiş bir süre içerisinde üretilen eskizlerin hep birlikte incelenmesi ve sonuçlara yönelik önermelerle bitirilir... Aynı öğrencilerle bu oyun bir başka zamanda tekrar edildiğinde önceki “sonuç değerleri”, “ veri kaynağı” olarak alınır... __________________ Metin Karadağ 12390
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 21-02-2006 16:00 Nedeni: Ek... |
|
|
|
|
|
#384 | |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Bu bölüm...
Bu bölümde herşey anlaşılıyor mu? Bana karışıkmış gibi geldi... Özenerek yazayım derken konuyu ezmişim gibi. Hani kelebeği severken öldürmek gibi... "Di" mi?
Alıntı:
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 04-03-2006 20:51 Nedeni: Ek... |
|
|
|
|
|
|
#385 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Bu kez Türkçe: "Ah... Sen bir mimar olmalısın..."
"Ah... Sen bir mimar olmalısın..."
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#386 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
"Farkındalık..." konusunda farkındalık.
"Farkındalık" denilen davranış biçimi yada zaman kavramıyla birlikte söylersek "davranış hali"nin, davranış alışkanlıklarımıza dışarıdanda da bakabilme durumu "sürekli bir farklı olanları algılama ve okuma" hali yaratmaz mı?
Bir tür empati davranışı edinmek ve bunu zamanla ölçme ve ölçek bilgisi ile pekiştirmek, sürekli bir mimarlık eylemliliği halinde olmayı getirir. İnsan canlıları ve onları biçimsel olarak akla getirebilecek hiçbirşeyin bulunmadığı bir ortama; bir yabancı yani ne olduğu bilinmeyen uzaylı gözüyle bakabilme gayreti, önyargılar veya davranış alışkanlıkları dışından başka bir gözle bakabilme becerisi aynı mimarlık eylemliliğinin devamı ve tamamlayıcısıdır. Farkındalığın farkında olmak, en genel bilgi birikimini bile ölçme ve ölçek bilgisi ile değerlendirebilme yeteneğini kazandırır. Düşünelim birlikte: eşit sartlarda aynı bilgi süreçlerinden geçmiş olan ikiz kardeşlerden sadece biri, farkındalığın farkına vararak farklı bir ölçme ve ölçek bilgisi kazanmış ise sadece bu özelliği kazanmış olan kardeş mimarlık eylemliliğine uygun/yatkın olarak üretim ve yaratıcılık eylemlerinde bulunacaktır. Buna, mimarlık eylemliliğinin birinci kademesi diyebiliriz. Tekrar edelim: Mimarlık eylemliliği için farkındalığın farkında olmak ve sosyal empati yeteneği kazanmak... İkinci aşama ise bu özelliği kazanmış biri olarak, insan canlılarının birbirleri ve yeryüzü mekanları içiçe ilişkilerini okuma rahatlığını kazanabilmektir. Üçüncü aşama ise artık bu iki temel davranıştan hareketle insan ve mekana dair yeni okuma ve yeni mekan kurma aşamasına işaret eder ki bu yaratıcılık konusuna benim aklım ermez. Çünkü bu aşama artık ustaların işidir....
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#387 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Konu konuyu açıyor...
"İnsan insanın kurdudur" diye bir söz var.
İnsanlara mahsus konularda öyle. Bakın burada ne var:... "Modernin İşlevi" üzerine... ![]() Ayrıca bu kitabı da kaçırmayın derim: (Aşağıdaki yazı, kitabın arka kapağından) ![]() Kojin Karatani Metafor Olarak Mimari Dil, Sayı, Para Adından da anlaşılabileceği gibi klasik disiplinlerden hiçbirine kolaylıkla yerleştirilemeyecek bir kitap. Evet, bildiğiniz mimari var kitapta, ama dilbilim, matematik ve iktisat da, hatta Platon'dan Kant'a, Marx'tan Wittgenstein'a zevkli bir felsefe turu da var. Kitabın temel kavramı "mimari irade". Batı'nın düşünce geleneğine uzak bir ülkeden, bu tür bir iradenin olmadığını söylediği Japonya'dan bakan Karatani, Batı geleneğinin temelinde, Platon'un "oluş" karşısında "yapma"yı –kararsızlığı ve belirsizliği bertaraf edecek bir "yapı" oluşturma girişimini– öne çıkarışını görüyor. Batı felsefesinin tarihi boyunca mimari kökenli mecazların saplantı derecesinde tekrarlanışını, kaotik görülen bir "oluş" içinde düzeni ve yapıyı yeniden kurmaya yönelik "akıldışı" bir seçimin sonucu olarak görüyor. Bu bakımdan yapıbozumculuğa dahil edilebilir Karatani'nin çalışması. Ne var ki o burada kalmaktansa, kendini Kant'ın başlattığı ve Marx'la Wittgenstein'ın da bambaşka biçimlerde sürdürdüğü eleştiri geleneği içine yerleştiriyor. Çünkü kurma ve inşa etme iradesini bir yanıyla da olumluyor Karatani. Romantikler gibi "oluş"u olumlayarak çıkmaktan yana değil yapma'nın karşısına – zaten oluşun da kaotik bir şey olmadığını, saptanabilir bir biçimi olduğunu ileri sürüyor. Karatani'ye göre mimari –yapma, kurma, inşa etme– hiçbir zaman bir idea olarak tasarımın gerçekleştirilmesinden ibaret değil, "yapanın kontrolünü aşan bir yapış ya da oluş olması anlamında kusursuz bir olay." Son derece pratik, hayata, günümüz dünyasına yönelik bir saptamadır bu: Bizimle aynı ortak kuralları paylaşmayan öteki ile, ötekilerle kurulabilecek muhtemel ilişkilerden bağımsız, tekbenci ya da saf bir tasarımın –dolayısıyla yapının ya da sistemin de– mümkün olmadığını söylemektedir. Çeviri: Barış Yıldırım Metis Edebiyat Dışı Tarih Toplum Felsefe ISBN 975-342-551-1 13X19,5 cm. 216 s. 8.25 YTL (8.250.000 TL)
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#388 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Ne demek istiyor muşum?
Bari buradaki sohbete katkı verin:
Ne demek istiyor muşum? http://forum.arkitera.com/showthread...2331#post42331 ![]() ![]() ![]() ....
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#389 |
|
Arkitera Üyesi
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Bunlar da genç insan...
Bu gencecik insanları nasıl pençelerine almış zifiri karanlık zihniyetler.
Yazık, çok yazık... Yaşayan Fosiller
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#390 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 02-01-2006
Mesaj: 66
![]() |
bu başlığı ilgi ile takip ediyorum, Metin Bey sağolun görüş ve bilgi paylaşımlarınız için!
Mesaj kirliliği yaratmasın; ama, teşekkür etmeden de geçemedim
|
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|