Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Konu Dışı > Kahve Molası

Kahve Molası Mimarlık dışında seviyeli tartışmalar...

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 19-03-2005, 17:47   #181
Forum Üyesi
 
mimyelken'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 21-08-2004
Mesaj: 61
mimyelken is on a distinguished road
Biraz kafa karışıklığı....

Süregelen fikirler üzerine bir şeyler yazayım derken network kelimesinin anlamını atlamışım
açıkçası network kelimesini ne anlamda kullanıcağımı algılayamadım...

Birkaç örnekle biraz açarsanız daha sonrası da gelecektir mutlaka
mimyelken offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 19-03-2005, 21:06   #182
Arkitera Üyesi
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
Metin Karadağ is on a distinguished road
İstediğin örnek olsun...

Network; iletişim/etkileşim/ AĞI...

Binlerce elma ağacının yanyana duranları birbirlerine dallarından aşı/kaynak ile bağlandıklarında ortaya çıkan kuşbakışı görüntünün BÜTÜNÜNÜ düşünürsek; muazzam bir iletişim ağ sistemi ortaya çıkar...

Bu özsu iletişim ağ sistemi, ağaçların kökleriyle aldıklarını hiç ayrımsız paylaşıp ihtiyaçları kadar kullanarak çiçek ve meyve zamanına hepbirlikte iyi hazırlanmalarına katkıda bulunmaktadır.

Bu sistemle kurak yerdeki elma ağaçları da iyi meyve verebilir hale gelirken, dengeli paylaşım sulak yerdekilerin de kof elma vermelerini önleyebilmekte...

Nasıl?

---------------------

Deep note:

Amasya'yı tanıtan bir kitapta okumuştum.

Amasya'da bir yer adı olarak "Amasya Ahmak Bağları"nı duyanınız var mı?:...

----------------------







Amasya'da çok eskiden bu yana elma ağaçlarından "network" yapıldığını biliyor musunuz?

Elma ağaçlarını dallarından birbirlerine, çiçek açma zamanından önce aşılarlarmış...

Elma ağaçlarının kimi Yeşilırmak Nehiri'nin kıyısında, kimisi çorak bozkırda olmasına karşın; bu network sayesinde tüm ağaçların verimli olmaları sağlanabiliyormuş...
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 19-03-2005 21:07 Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 19-03-2005, 23:22   #183
Forum Üyesi
 
mimyelken'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 21-08-2004
Mesaj: 61
mimyelken is on a distinguished road
Anlıyorum....

Ne için çırpınıp durduğunu anlıyorum ve tabi diğer arkadaşlara da bunu anlatabilmek en baştaki görevim mesleğim adına...

Hayatımız zaten bundan ibaret; olmalı aynı merkez etrafında gelişmek adına birbirini izleyen oklar!!! Tabii bazen bunların sadece farkında olmak veya sorunun ne olduğunu görüp bi türlü harekete geçmemek işe yaramıyor. Bu anlamda kendimi sorumlu hissediyorum çünkü yaşadım diyebilmek için diğer insanların da yaşayabildim demesini sağlamak lazım .

İnsan bunu gerçekleştirmediği süre içinde farkında olmadan monotonluğa giriyor ve bunun neden kaynaklandığını anlayamıyor bile işte bunun içinde bir an önce de diğer elma ağaçlarına ulaşmak lazım sanırım

En son mimyelken tarafından düzenlendi : 19-03-2005 23:40
mimyelken offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 20-03-2005, 22:58   #184
Arkitera Üyesi
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
Metin Karadağ is on a distinguished road
Anladığını(zı) biliyorum... -I-

Bir avuç genç insan olarak anladığını(zı) biliyorum... Çünkü anlamakla yetinmeyip çok büyük çabayla yanlış bulduklarınızı değiştirip, doğruyu arama çalışmalarınızı da izliyorum

Çok şeyi değiştireceksiniz, çünkü işe önce kendinizi değiştirmekle başlayıp bu konuda cesaretinizin ehliyetini aldınız bile...

"İnsan bunu gerçekleştirmediği süre içinde farkında olmadan monotonluğa giriyor ve bunun neden kaynaklandığını anlayamıyor bile işte bunun içinde bir an önce de diğer elma ağaçlarına ulaşmak lazım sanırım"

Aşağıda Arif Şentek'in yazısını tekrar vermemin nedeni; insan ilişkilerindeki kör noktaya bir kez daha dikkat çekerek, birbirini duyarsızlıkları nedeniyle algılamayan kör ve yalnız elma ağaçlarının bu davranışlarının yol açtığı iletişimsizliğin "de gerçek bir vahşet" olduğunu "göstermek..."





______________________________

Anlıyorum....

--------------------------------------------------------------------------------

Ne için çırpınıp durduğunu anlıyorum ve tabi diğer arkadaşlara da bunu anlatabilmek en baştaki görevim mesleğim adına...

Hayatımız zaten bundan ibaret; olmalı aynı merkez etrafında gelişmek adına birbirini izleyen oklar!!! Tabii bazen bunların sadece farkında olmak veya sorunun ne olduğunu görüp bi türlü harekete geçmemek işe yaramıyor. Bu anlamda kendimi sorumlu hissediyorum çünkü yaşadım diyebilmek için diğer insanların da yaşayabildim demesini sağlamak lazım .

İnsan bunu gerçekleştirmediği süre içinde farkında olmadan monotonluğa giriyor ve bunun neden kaynaklandığını anlayamıyor bile işte bunun içinde bir an önce de diğer elma ağaçlarına ulaşmak lazım sanırım


...................

Alıntı:
Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş
Arif Şentek Ağabey "Arkadaşlarla paylaşabilirsin..." notunu eklediği için aşağıdaki yazıyı konuya en uygun olduğunu düşündüğüm forum başlığının altına ekliyorum.

Ve demek istiyorum ki; yalnız kendinize değil, arkadaşlarınıza da gözkulak olun.

MK

_______________


“KİTAPSIZ” BİR MESLEĞİ SEÇMİŞ OLMANIN GÜÇLÜKLERİ

Arif Şentek

Geçtiğimiz aylarda ODTÜ Mimarlık’tan gencecik bir insanı, bir mimar adayını yitirmenin acısını arkadaşlarımla paylaşıyorum. Mehmet Onur Yılmaz, Aslı Özbay, Aydan Balamir ve Güliz Balım arkadaşlarımızın internetteki mesajlarıyla bu konuda gösterdikleri duyarlılığa katılıyorum.

Öğrencilik yıllarında çektiğimiz zorlukları, gençlik döneminin sıkıntılarına ek olarak mimarlık eğitiminin kendi doğasından gelen güçlükleri hatırlamamak mümkün değil. Doğuştan, aile çevresinden veya sonradan edindikleri yeteneklerle zaten mimarlığa meyyal olarak okula gelenler belki bu tür güçlüklerden fazla etkilenmiyorlar. Ama kendini o güne kadar hiç yaşamadığı bir “tasarlama”, belki biraz abartmalı olacak ama “yoktan bir şeyi var etme” sorumluluğu ile karşı karşıya bulan genç mimar adaylarının, diğer eğitim dallarındaki öğrencilerden farklı sıkıntılarla içiçe oldukları açık bir gerçek.

1970’lere doğruydu. O yıllarda Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Bölümünde ihtisasını yapmakta olan sevgili aile dostumuz Dr. Aslan Ebiri, “bize gelen öğrencilerin önemli bir kısmı sizin Mimarlık’tan, ne var bu sizin okulda” demişti. Kendisiyle ayrıntıya girmeden bir iki satır bir şeyler konuştuğumu hatırlıyorum.

SORUN SADECE ODTÜ’DE Mİ?

Aydan Balamir hocam, ODTÜ’de öğretim üyesi – öğrenci ilişkilerinin diğer okullara göre çok daha rahat olduğuna değiniyor ve sıkıntıyı burada aramamak gerektiğini söylüyor. Evet, bizim dönemimizde de böyleydi. İki yıl İstanbul Tıp’ta okuduktan sonra ODTÜ’ye gelmiş biri olarak bu farkı en iyi anlayanlardan biri de benim sanırım. Ama tek başına bu olumlu ilişkiler genç mimar adaylarının içinde bulundukları ruhsal sorunları çözmeğe yetmiyor anlaşılan. Ayrıca diğer mimarlık okullarındaki öğrenciler de benzeri sorunları mutlaka yaşıyorlar.

Galiba sıkıntı, mimarlığa gelen öğrencilerin “kitapsız” bir mesleği seçmiş olmasından geliyor. Gerçi şimdi eski yıllara göre mimarlıkla ilgili yayın o kadar çoğaldı ki, örneğin Ziya Tanalı’nın o güzel Türkçe’siyle yazdığı “Sadeleştirmeler”i öğrenciliğimde okusaydım, mimarlıkta geçerli pek çok temel kavramı daha o yıllarda çok daha kolay özümseme imkanım olacaktı diye düşünürüm. Sayısı gittikçe çoğalan dergiler ve internet yayınları şimdi mimarlık eğitimi için daha geniş olanaklar getiriyor. Ama gene de mimarlık kitaptan öğrenilemiyor.

TASARIM YETENEĞİ VE MİMARLIK

Mimarlık için gerekli formasyon, özellikle “mimari tasarım” yeteneği, “formel” bir eğitimle kazandırılamıyor. Mühendislik veya diğer bilim dallarında olduğu gibi problemleri nasıl çözeceğinizin formülleri, kalıpları yok elinizde. Günlerce, aylarca da uğraşsanız sonunda başarısız olabiliyorsunuz. Oysa diyelim hukukta okuyan bir öğrenci için, bu kadar çalıştıktan sonra başarı olasılığı çok daha yüksek.

Mimarlık eğitiminin sürekli tartışılıyor olması da, bu alanda taşların henüz yerlerine oturmadığını göstermiyor mu? Bu tartışmalı ortamı “diyalektik bir gelişme süreci” diye olumlu bile bulabilirsiniz. Ama mimarlıkta tasarım metodolojisi ne kadar geliştirilmiştir ki buna paralel eğitim yöntemleri de uygulanabilsin. Kuşkusuz öğretim üyesi meslektaşlarımız daha belirgin yöntemler izlemeğe çalışıyorlar. Ama kalın çizgileriyle söylersek, mimarlığa gelen gençlerden “yaratma” gibi her kula kolay kolay nasip olmayacak bir özelliğe, bütünüyle sahip olmasalar da en azından yatkın olmaları isteniyor.

Mimar olabilmeniz için “tasarım” yeteneğine sahip olmanız şart. Avrupa Birliğinin ünlü 1985 Mimarlar Direktifinde de yazıldığı gibi, bir mimarın sahip olması gereken asgari formasyon için, meslekle ilgili diğer konularda “bilgi sahibi olmak”, “kavramak”, “anlamak” yeterli görülürken, tasarımda “yetenek” koşulu getiriliyor. Yani, mimarlık eğitiminin bu yeteneği kazandırması gerekiyor. İşte sorun da burada, bu yeteneğin nasıl kazandırılacağında düğümleniyor.

ÖĞRENCİ NASIL SEÇİLİYOR?

Bugünkü üniversite giriş sınavları ile, matematik ve fen dallarında en başarılı öğrencilerin bir bölümü mimarlık okullarına giriyor. Ama bu öğrencilerin mimarlık eğitiminde başarılı olmalarına yetecek birikimleri var mı, yok mu, bu sınanmıyor. Bir dönem, mimarlık öğrencileri yetenek sınavından geçirilerek belirlenirdi. Örneğin DGSA’da resim filan çizdirirler, ODTÜ’de de daha çok genel kültürünüzün mimarlığa yatkınlığını ölçen çoktan seçmeli bir test verirlerdi. Böyle bir elemeden olumlu sonuçlar alınıp alınmadığı da ayrıca bir tartışma konusu

Kabus gibi bir giriş sınavı sürecinden geçerek mimarlık okuluna gelmiş bir öğrenciye “sen bu işi yapamayacaksın, başka bir tarafa git” demek ne kadar doğrudur? Hocasından duyduğu böyle bir “tavsiye” genç mimarın adayını mutlaka bunalıma sokmayacak mıdır? Hoş, daha yolun başındayken mimarlığı kendiliğinden terkedenler de yok değil. Örneğin birinci sınıfın ilk ayında bizden ayrılarak SBF’e geçen Sungur Savran, çok başarılı bir siyaset bilimci oldu. Üçüncü sınıfta başarılı bir öğrenciyken babasını yitirdiğinde “hayatta gerçek anlamda tek meslek alanı var, o da tıp” diyerek Hacettepe’ye geçen Mehmet Tunca, şimdi Ege Üniversitesinde çok başarılı ve çok sevilen bir profesör. Ama her şeye rağmen mimarlık eğitimine devamda ısrar edenlerimizin çoğu, belki usta birer tasarımcı olamadılar ama bir şekilde mezun ve dolayısıyla “mimar” oldular.

“ÇAN EĞRİSİ” VE “SEDAT HAKKI”

Kuşkusuz her öğrenci sonunda bir “usta tasarımcı” veya tabiri caizse “konkurcu” olmuyor. Doğanın dengeli dağılımı burada da çalışıyor. “Çan eğrisi” grafiğindeki gibi, sınıfın diyelim ki yüzde 10-15’i mimari tasarımda üstün bir yetenek kazanıyor. Hatta “adam olacak çocuk…” misali daha öğrenciliğinin ilk yıllarında bu durum belli oluyor. Sınıfın geriye kalan diğer büyük dilimini bir sepete doldurup atmayı herhalde aklınızdan geçirmiyorsunuz. Hoş, sanırım kimileri böyle bir temizliğe pek de karşı olmayabilirler. Ama, ne yaparlarsa yapsınlar, eski DGSA’lılardan işittiklerimize göre, bu konuda Sedat Hakkı Eldem kadar olamazlar herhalde.

------------------------------
DEVAMI AŞAĞIDA
------------------------------
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 20-03-2005 23:07 Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 20-03-2005, 23:00   #185
Arkitera Üyesi
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
Metin Karadağ is on a distinguished road
Anladığını(zı) biliyorum...- I I -

Bir avuç genç insan olarak anladığını(zı) biliyorum... Çünkü anlamakla yetinmeyip çok büyük çabayla yanlış bulduklarınızı değiştirip, doğruyu arama çalışmalarınızı da izliyorum

Çok şeyi değiştireceksiniz, çünkü işe önce kendinizi değiştirmekle başlayıp bu konuda cesaretinizin ehliyetini aldınız bile...

"İnsan bunu gerçekleştirmediği süre içinde farkında olmadan monotonluğa giriyor ve bunun neden kaynaklandığını anlayamıyor bile işte bunun içinde bir an önce de diğer elma ağaçlarına ulaşmak lazım sanırım"

Aşağıda Arif Şentek'in yazısını tekrar vermemin nedeni; insan ilişkilerindeki kör noktaya bir kez daha dikkat çekerek, birbirini duyarsızlıkları nedeniyle algılamayan kör ve yalnız elma ağaçlarının bu davranışlarının yol açtığı iletişimsizliğin "de gerçek bir vahşet" olduğunu "göstermek..."



Alıntı:
Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş
“KİTAPSIZ” BİR MESLEĞİ SEÇMİŞ OLMANIN GÜÇLÜKLERİ

----------------------
DEVAM
---------------------


“ÇAN EĞRİSİ” VE “SEDAT HAKKI”

Kuşkusuz her öğrenci sonunda bir “usta tasarımcı” veya tabiri caizse “konkurcu” olmuyor. Doğanın dengeli dağılımı burada da çalışıyor. “Çan eğrisi” grafiğindeki gibi, sınıfın diyelim ki yüzde 10-15’i mimari tasarımda üstün bir yetenek kazanıyor. Hatta “adam olacak çocuk…” misali daha öğrenciliğinin ilk yıllarında bu durum belli oluyor. Sınıfın geriye kalan diğer büyük dilimini bir sepete doldurup atmayı herhalde aklınızdan geçirmiyorsunuz. Hoş, sanırım kimileri böyle bir temizliğe pek de karşı olmayabilirler. Ama, ne yaparlarsa yapsınlar, eski DGSA’lılardan işittiklerimize göre, bu konuda Sedat Hakkı Eldem kadar olamazlar herhalde.

Mimarlık eğitiminde “Sedat Hakkı örneği” diye adlandırabileceğimiz bir davranış türünden söz etmek öğretici ve yararlı olacak: Bu örnekte, hoca ile öğrenci arasında aşılması imkansız, neredeyse fiziki bir sınır vardır. Hoca kritiklerini, daha doğrusu “tashih”lerini odasında verir. Öğrenci titreyerek kapıda hocanın eliyle yapacağı gel işaretini bekler. İçeri girebildiğinde, çoğu kez hoca hiç konuşmaz, öğrencinin eskizleri üzerine esrarengiz bir şeyler çiziktirir ve gene eliyle “topla kağıtlarını git” işareti yaparak kapıyı gösterir. Hoca, gözünün tutmadığıyla hiç ilgilenmez, onları görmezden gelir… Sanırım, günümüzde hiç bir öğretim üyesi meslektaşımızın böylesine “yüce mertebe”lere “eriştiğini” söyleyemeyiz. Ama gene de hocalarımızın kendilerini zaman zaman “acaba Sedat Hakkı’laşıyor muyum” diye yoklamalarında yarar var diyelim.

“YAPILMIŞ”LARDAN EĞİTİMDE YARARLANMAK

Tasarım yeteneği, başlangıç noktasında istenildiğiyle kadarıyla da olsa, öğrencide kendiliğinden mi gelişecektir? Yani eğitimin bu konuda öğrenciye katkısı, öğrencinin “sıfırdan” ürettiği bir tasarımın üzerinde verilecek kritiklerle mi başlayacaktır? “Öğrenciyi bu ilk tasarım ödevlerini ‘yaratma’ya ne kadar hazırladınız ki şimdi onun ürettiklerini eleştiriyorsunuz” sorusunun yanıtlarını aramakta yarar var.

Galiba burada da “kral çıplak” demek, tabiri caizse bir “tabu”yu kırmak gerekiyor. Okul yıllarında ilk “mimari tasarım” ödevlerinde ve onu izleyen proje çalışmalarında başarılı olanlar, çevrelerindeki tasarım örneklerini başarılı bir şekilde analiz ederek değerlendirenlerden çıkıyor. Ama bu analizi bilinçli ve tutarlı bir şekilde, sistematik olarak yapmaya yönlendirilmiyor öğrenciler. Tam tersine “yapılmış”lardan etkilenmemeleri öğütleniyor. Ama “yapılmışlar”dan “usulü dairesinde” etkilenenler başarılı bulunuyor. Sanırım böyle pek de içtenlikli olmayan bir ortamda bunalıma girenler, safça kendi kendine “sıfırdan” bir şeyler üretme zorunda kalanlar oluyor.

ZENGİN BİR KAYNAK: YARIŞMALAR

Neden bugün mimarlık okullarında günümüzün veya geçmişin “başarılı” veya “başarısız” mimari tasarım örnekleri didik didik analiz edilmez öğrencilerle birlikte? Örneğin mimarlık proje yarışmaları çok zengin bir kaynak bu alanda. Ama diğer kaynaklar gibi bu kaynağın da eğitim aracı olarak yeterince değerlendirildiğini sanmıyorum. Yapılı çevredeki tasarım örneklerini en geniş biçimiyle açıkça, içtenlikle analiz etmeyi, anlamayı neden öğrencinin kendine bırakıyoruz. Üstelik bir de onu bu örnekleri görmezden gelmeye, bunlardan etkilenmemeye yönlendirerek. Oysa profesyonel hayatta bu tür özümlemenin ötesinde, neredeyse doğrudan “alıntılar”la yapılan kimi tasarım çalışmalarına, kibarca “gönderme” veya en fazlası “etkilenme” denilmiyor mu?

Aman yanlış anlaşılmasın, söylemek istediğimiz mimarlık öğrencilerini “usta”ların birer mukallidi olacak şekilde yetiştirme veya mimarlıkta “intihal”i meşrulaştırma değil herhalde. Gençlerin özgün birer tasarımcı olmaları elbette çok önemli. Ancak, kendinden önce yapılanları “sıfırlamak” da bir başka uç olmuyor mu? Üstelik günümüzde, mimarlık eğitimi için gerekliliği söylenen “usta-çırak” ilişkisi biraz farklı boyutlarda gerçekleştirilebiliyor. İletişim olanaklarının alabildiğine genişlediği günümüzde illa da bir “usta”nın bürosunda “çırak”lıktan geçmiyor tasarımda ustalaşmanın yolu. Çok sayıda “usta”dan alabildiğine yararlanabilme olanağı var.

TASARIMDA “USTA”LAR VE “DİĞER”LERİ

Her mimar adayı tasarımda “usta” olabilir mi? Elbette bu geniş ölçüde “usta”dan ne kastettiğinize bağlı. Mutlaka mimarlık okullarını bitirenlerin tasarımda yetenekli olmalarını istiyoruz. Ama bu yeteneğin nerede “ustalık” mertebesine vardığının çok da somut bir ölçüsü yok. Bugün ülkemizdeki 30.000 mimarın ne kadarı “usta” tasarımcı? Galiba “çan eğrisi” grafiği gene burada da çalışıyor.

Elimizde net bilgiler, rakamlar, oranlar yok. Belki bazı tahminler yapılabilir. Ama yakın çevremden gördüğüm kadarıyla, mimarların yarıdan çoğu doğrudan yapı üretiminde, örneğin taahhüt firmalarında çalışıyor. Bu alanın mimarlıkla ilgisi olmadığını iddia edenlere, UIA belgelerindeki tanımlara bakmalarını öneririm. Mimarlık salt “tasarım”dan ibaret değil. Öyleyse öğrencileri yeteneklerine, ilgilerine göre niye mesleğin diğer alanlarına daha okuldayken yöneltmiyoruz.

MESLEĞİN VE EĞİTİMİN ALTERNATİF ALANLARI

Geçmiş yıllarda ODTÜ’de yapılan ve çağrılı olarak katıldığım bir “özdeğerlendirme” toplantısında, “mezunların yarıdan çoğu ‘inşaat yönetimi’ ile uğraşıyor, eğitimde bu alana ağırlık verilemez mi” diye sormuştum. Bölüm Başkanı Selahattin Önür hocam bu tespitime katıldıklarını söylemişti. Sanırım belirli bir ölçüde “tasarım yeteneği” ile birlikte daha çok “normatif” bir eğitimin gerekli olduğu “inşaat yönetimi” veya malzeme, yapı fiziği, yapı ve imar hukuku vb. alanlara yönelmek, genç mimar adaylarına yeni alternatifler sunmanın olanaklarını getirecektir. Belki böyle çeşitlendirilmiş gerçekçi, gerçek ihtiyaçlara yanıt veren bir eğitim programı içinde çoğu genç insanın sıkıntılarını da bir ölçüde giderebiliriz.

Yukarıda anlatmaya çalıştıklarım, uzun yıllar öncesi, kendi öğrencilik yıllarımızda yaşadıklarımıza, yakın çevremizde izleyebildiklerimize ve son yıllarda öğretim üyesi meslektaşlarımızla yaptığımız sohbetlere dayanıyor. Söylediklerim, mimarlık eğitimi üzerinde iddialı bir söylem geliştirmeyi de amaçlamıyor. Söylediklerimin, eğitim sürecinde ve eğitim sonrası meslek hayatında genç meslektaşlarımızın karşılaştıkları sorunların azaltılması çabalarına bir katkı olarak değerlendirilmesini dilerim.

ÖZETLE

- Özetlersem, öncelikle gençlik döneminin bunalımlarına bir de “yaratma” sorumluluğu eklenen genç mimar adaylarına anlayışla yaklaşmak gerekiyor.

- Gerçekçi yaklaşımların yararı var. Gençlerin “sıfır”dan “tasarımcı” olmasını beklemeyiniz. Onlara, yapacakları özgün tasarım çalışmaları için, yapılı çevredeki sayısız tasarım örneklerinden birer eğitim aracı olarak yararlanma yollarını gösteriniz.

- Her mimarlık öğrencisinin “usta” bir tasarımcı olmasını da beklemeyiniz. “Çan eğrisi”ni unutmayınız. Ayrıca gerçek hayat çok daha farklı formasyonlarda “mimar”lar da gerektiriyor. Mesleğin alternatif alanlarını eğitim programlarına yansıtınız.

- Bu konularda Oda’nın mutlaka katkısı olmalıdır. Herhalde bir zamanlar Bayar Çimen’in iyi niyetle yaptığı gibi, kütüphaneye gelen öğrencilerden gözüne kestirdiklerine proje üzerinden kritik vermek şeklinde olmayacaktır bu katkı. Örneğin İstanbul’da Metin Karadağ’ın yürüttüğü etkinlikler çok daha yararlı görülüyor. Eğitim kurumlarında ve meslek örgütünde bu doğrultuda getirilecek yeni açılımlara, geliştirilecek yeni programlara ihtiyacımız var.
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 20-03-2005 23:09 Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-04-2005, 15:42   #186
Arkitera Üyesi
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
Metin Karadağ is on a distinguished road
Eveeeeet nerede kalmıştık?

Eklenmiş İmajlar
 
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 08-04-2005, 16:01   #187
Arkitera Üyesi
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
Metin Karadağ is on a distinguished road
Konuyu en baştan bir daha dikkatlice

Konuyu en baştan bir daha dikkatlice gözden geçirmek için bu konuma düşmek gerekmiyor sanırım.

Ne dersiniz?

Eklenmiş İmajlar
 
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 09-04-2005, 15:03   #188
Arkitera Üyesi
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
Metin Karadağ is on a distinguished road
"Asiye nasıl kurtulur?"

"Asiye nasıl kurtulur?"

Yada

"Asiyeler nasıl kurtulur?"

Hazır formülüm yok: "Eğitim şart" gibi...


Ama mimar adayları asosyallik çukurundan nasıl kurtulur bunu konuşmaya devam edeceğim.


Dün bir toplantıda MSGSÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünden Doç. Dr. Besim Dellaloğlu'nun; artık üniversitelere giren büyük çoğunluğun "hızlandırılmış eğitimlerini" dersanelerde tamamlamış öğrencilerden özellikle sosyoloji/felesefe bölümüne kayıt olanların:...

"Cümle kurmak ya da tamamlamaktan aciz olduklarını..." dile getirdiği sırada bunu mutlaka buraya da aktarmam gerektiğini düşünmüştüm...

Hayatı erteleyerek kim tasarruf edebilmiş ki; susarak ertelediklerimiz bir tasarruf olarak bize dönsün.

Hem, niye ki?
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 09-04-2005 15:09 Nedeni: Eeee şey...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 12-04-2005, 18:56   #189
Arkitera Üyesi
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
Metin Karadağ is on a distinguished road
Mimarlığı mimarlık kılan

Mimarlığı "mimarlık" kılan mimarların, eylemleri olan eserlerinin, insanlar ve özellikle de diğer mimarlarda/mimaradaylarında etkileri ve yansımaları; bütünüyle insan ilişkileri yani dil üzerinden sürüyorsa neden bu konu bu kadar kuytuda, kör noktada duruyor?

Aynı unu, suyu, yağı, şekeri/tuzu kullanarak birbirinden çok farklı harika yiyecekler yapılabilirken; aynı zamanda birbirinden çok farklı tatsız tuzsuz yiyecekler de sonuç olarak ortaya çıkabiliyor...

Demek ki ortada bir damak problemi var...
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 14-04-2005, 16:10   #190
Arkitera Üyesi
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
Metin Karadağ is on a distinguished road
Damağa ve dile ilişkin...

Damağa ve dile ilişkin...

Tadı algılamak, farkına varmak, v.s. için başka bir yol denemesi:...

http://www.arkitera.com/forum/showth...6841#post26841
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 15-04-2005, 10:31   #191
H.Y
Arkitera Üyesi
 
H.Y'in Avatar'ı
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 05-03-2005
Mesaj: 109
H.Y is on a distinguished road
merhaba

Sevgili Metin Karadağ
konuyla çok alakasız belki biliyorum ama bence sizin adınızın altında üye yerine yönetici yazmalıydı.amacım yöneticilerimizin ya da sizin işinize karışmak değil ama sanki adınızın altına yönetici sıfatı daha çok yakışır gibi geliyor.iyi çalışmalar....
__________________
;) gülümse...
H.Y offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 16-04-2005, 01:28   #192
Arkitera Üyesi
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
Metin Karadağ is on a distinguished road
Yönetmek yerine yönetişimi tercih ederim...

Sevgili HY

Nezaketiniz için teşekkür ederim.

Ama bana sorarsanız yönetmek yerine yönetişimi tercih ederim

Yönetmek, hemen yönetilenler ve yönetenler ayrımını doğuruyor.

Bu nedenle tam tersine, var olan durumun değişmemesini dilerim.

Farkındaysanız burada da ısrarla bunun gerçekleşmesi için kışkırtmaya devam ediyorum.

Nasıl böyle daha iyi değil mi sence?





Alıntı:
Orijinal metin H.Y tarafından gönderilmiş
Sevgili Metin Karadağ
konuyla çok alakasız belki biliyorum ama bence sizin adınızın altında üye yerine yönetici yazmalıydı.amacım yöneticilerimizin ya da sizin işinize karışmak değil ama sanki adınızın altına yönetici sıfatı daha çok yakışır gibi geliyor.iyi çalışmalar....
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 16-04-2005 01:37 Nedeni: Ek...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 16-04-2005, 13:45   #193
H.Y
Arkitera Üyesi
 
H.Y'in Avatar'ı
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 05-03-2005
Mesaj: 109
H.Y is on a distinguished road

yapım gereği düşündüklerimi olumlu ya da olumsuz uygun bir biçimde ifade etmeye çalışırım ve gerçekten düşünmediğim şeyi asla söylemem.benim doğrum budur.herkes yeteneklerine ,düşüncelerine ve yaptıkları işlere göre ister istemez bir kulvar içine girerler,önce soyut olarak , daha sonra belki somut olarak...bence burada yöneticileri üyelerden ayıran mutlaka birşeyler var.bunları siz benden daha iyi bilirsiniz benim düşüncem siz şu anda soyut olarak bu kulvarın içindesiniz.prensipleriniz,hedefleriniz ve yaptıklarınız ortada.ben sadece somut olsa daha iyi olur sanki demek istedim.bilmiyorum tam olarak ifade edebildim mi...



Alıntı:
Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş
Sevgili HY

Nezaketiniz için teşekkür ederim.

Ama bana sorarsanız yönetmek yerine yönetişimi tercih ederim

Yönetmek, hemen yönetilenler ve yönetenler ayrımını doğuruyor.

Bu nedenle tam tersine, var olan durumun değişmemesini dilerim.

Farkındaysanız burada da ısrarla bunun gerçekleşmesi için kışkırtmaya devam ediyorum.

Nasıl böyle daha iyi değil mi sence?
__________________
;) gülümse...
H.Y offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 16-04-2005, 23:44   #194
Arkitera Üyesi
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
Metin Karadağ is on a distinguished road
Ne kadar farkındayız?...

Tekrar bile olsa,

"İnsan özgürlüğe yalnızlık şartlarında değil, prensiplerini bilinçli olarak kabul ettiği kent/toplum içerisinde ulaşabilir..." - Brauch Spinoza -

Bu sözü biraz açalım beraberce...

"Ne kadar farkındayız?..."

İşe buradan mı başlasak, yoksa başka bir öneriniz var mı?






Alıntı:
Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş
"İnsan özgürlüğe yalnızlık(asosyallik anlamında) şartlarında değil, prensiplerini bilinçli olarak kabul ettiği kent/toplum içerisinde ulaşabilir..." - Brauch Spinoza -


Demek ki kendimizi insanların olmadığı dağlara bayırlara vurarak, köşeye bucağa kaçarak özgürleştiremezmişiz.

Şiddet ve özgürlük aynı anda ancak hormonla bir araya gelebileceğine göre, özgürlüğü tercih ettiğimizde şiddetsizliği de tercih ediyoruz demektir.

Niye olmasın özgürlüğe merakı olmayanlar olabilir.

Ama eğer insanlardan! oluşan bir toplumda hem birlikte hemde özgür yaşamak istiyorsak ortak belirlenmiş kurallara/hukuka uyarak şiddetsiz bir ortamda özgürlüğe var olan sosyal uyum yeteneğimiz ile kavuşabiliriz demektir.

Peki günümüzde mimarın mimarlığını özgürce sergileyerek özgürleşmesinin sosyallik açısından koşulları yok mudur?

Yoksa "Ben yaptım oldu..." yada "Ben yapmasaydım başkası yapacaktı..." yeterli midir?

Mimaradayı/mimar alarak herhangi bir konuyu incelerken her açıdan (olabildiğince çok açıdan/korelasyon değeri yüksek) inceleme yetisini / empati / değerini; sonuçta o konudaki sorumluluk sınırını artırmak ve özgürleşmek (sosyal olmanın şartı anlamında) niye mesleki bir zorunluluk olarak ele alınmasın ki?

Özgürlük yani sosyal sorumluluk tüm insanların (asosyallerin) derdi olmayabilir.

Ancak mimaradayı/mimarın özgürlüğü, özgünlüğü yani "sosyal sorumluluğu;"

doğası gereği olarak olmazsa olmazı yani mesleki kriteridir.

Duyarlı/empatik olmanın mimaradayı/mimar için kötü bir şey olabileceğini aklınıza nasıl getirebiliyorsunuz?

Anlamak istiyorum.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 20-04-2005, 01:30   #195
Arkitera Üyesi
 
İstanbul
Mimar
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
Metin Karadağ is on a distinguished road
Velhasıl kelam:...

Acınacak durumda birileri...

Acaba kimileri?'

...

Sen konuş, o zaman:
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +2. şu anda saat 00:35.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93