Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Kentler > İstanbul

İstanbul Dev bir metropol olan İstanbul'un bitmeyen, her gün yeni birisi eklenen sorunları, kentle ilgili güncel gelişmeler...

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 31-05-2006, 16:12   #16
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 24-04-2006
Mesaj: 64
Tip İlerledİ Ama

Alıntı:
Orijinal metin Metin Karadağ tarafından gönderilmiş
Hayrola aloo...

Bu ne aceledir böyle?

Toplam 36 kelime ile geçiştirdiğiniz konu:

"Kurtuluş Savaşı"

Üstelik yazınızın yarısından fazlası "İbn-i Haldun'un tezi"ne ayrılmış...

Halbuki şimdiye kadar ota bota yazdığınız yazılar uzun uzun yazılardı.

Sol tarafta adınızın altında 225 yazı yazdığınız görülüyor.

Ne iş?

Neyi geçiştirmeye çalışıyorsunuz?.

Bir bilinçaltı itirafı mı saklı acaba bu yazınızda.

Lapsus susmaları gibi...

Bir yandan çocukluğunu da anlatmaya başlar mısın?

Biraz dikkatli okuyalım ve konuya bilinçaltı gafları /lapsus açısından bakalım:...

"Gün gelir İstanbul geri alınır,"

İyiiii.

Nasıl alınırmış?

"İşgal güçleri İstanbul'u terk eder."

Yani alınmaz.

Terkedilmiş vaziyette yani mundar halde bulunur.

Bak seeen böyle kısa bir yazıda "bu vurgu" çok önemli.

Pekiii, durduk yerde "İbn-i Haldun'un tezi" ne neden gerek duyulur?

Kurtuluş Savaşı sonucu Türkiye Cumhuriyeti' de doğmuş bir devlet olduğuna göreee;...

Devamına bir bahane bulunur elbet.

"Sonra yenisi doğar" dediğiniz bölümün dibindeki "üç nokta" dan ne gibi bir ilim irfan alalım acaba?

Yoksa, yoksa hazır Cumhurbaşkanlığı seçimleri de yaklaşıyor...

Hazır ayetullah mollanın da davası düştü...

Bu kısacık bir iki satıra birde Cumhurbaşkanlığı forsunu da sıkıştırabildiğinize göre...

Cumhurbaşkanlığı forsuna artı bir yıldız, artı bir yıldız demektir...

Bu doğumuna ebelik sözlerini yazdığınız üç noktanın amacı sakın ola şeriat devleti olmasın?

Lapsus bu şakası olmaz. Bilinçaltı'nın ne zaman kusacağı hiç belli olmaz.

Lap diye kusar insan.

En ummadığı anda.

Dur bakalım şu 225 adet yazdığınız yazılar nelerle ilgili...

Başka psikanalitik/lapsus malzemeleri var mı?

Yere düşen peynirini de almayı unutma...
tartışmaların tarafınızdan ne boyutlara taşındığını hayretle izliyorum..tıp ilmi ,keşke çoğu hastalığı tedavi ettiği gibi hastalıklı düşünceleri de tedavi edebilseydi..selam verilse komplo çıkaran tiplerin, nelerden ne malzemeler çıkarmak istediği ortadır.umarım günün birinde sağlıklı düşünmeyi öğrenirsiniz.
saltukbugra offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 31-05-2006, 20:15   #17
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
"FATİH ve FETİH Mitler ve Gerçekler"

Bakın ne buldum...
Meraklısınız diye getirdim...
M.K.

********

http://www.yore.com.tr/?rn=21

http://www.cumhuriyet.com.tr/


FATİH ve FETİH
Mitler ve Gerçekler




Ürün Özellikleri

"Tarihçilik çetin bir meslek, yöntemi de güçlüklerle dolu; sadece hüner istemiyor, ahlaka da ihtiyacı var...Bizler gibi efsane düşkünü, buğulu ve sisli olandan hoşlanan, böbürlenme meraklısı, gelecek için de çağdaş ve uygar tasarılardan ürken toplumlarda, işler daha da çatallaşıyor...

90'lı yıllarda yayımladığı -dört ciltlik- 'İslamiyet Gerçeği' ile 'Nasıl Müslüman Olduk?' adlı kitapları, yalnız yararlanılan değil, gözleri de açan eserler oldular. Yazarımız pek ciddi bir araştırmacı; dahası, kül yutmayan ve put kırıcı bir kalem.

Erdoğan Aydın, 'Fatih ve Fetih'te de, mitoslarla gerçekleri birbirinden ayırıyor.

Bu kitabı mutlaka okuyunuz, diyeceğim... Diyeceğim, çünkü yazarımız kafaları klişelerden temizliyor; üstelik bunu inandırıcılıkla, cesaretle ve dürüstlükle yapıyor. Bu davranışın, okurlardan, yani bizlerden gelen bir ödülü olmalıdır.."




...
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 31-05-2006, 21:58   #18
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Esas mesele ne imiş?

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/gost...spx?id=4505838

31 Mayıs 2006

Eğitim laiktir ifadesi çıkarıldı



AB Ortaklık Konseyi Toplantısı'nda Türkiye'nin sunacağı 'Müzakere Pozisyon Belgesi'ne eklenen "Türk eğitim sistemi laiktir" ifadesi çıkarıldı.


CNN TÜRK'ün haberine göre, AB Genel Sekreterliği'nde 24 Mayıs'ta yapılan toplantıda, 12 Haziran'da başlaması beklenen müzakerelerin ilk başlığını oluşturacak Eğitim ve Kültür için pozisyon belgesi son kez gözden geçirildi.

17 Mayıs'taki Danıştay saldırısının ardından ortaya çıkan laiklik tartışmasından etkilenen AB Genel Sekreterliği, belgeye güçlendirici unsur olarak "Türk eğitim sistemi laiktir" ifadesini ekledi. Toplantıda yapılan eklemeyi gören AB'den sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, "Bu unsur yeni, buna gerek yok" diyerek belgeden çıkarılmasını istedi.

"Türk eğitim sistemi laiktir" ifadesi çıkarılan ve müzakerelere temel olacak belge AB'ye gönderildi.


CNN TÜRK'ün Diplomasi Danışmanı Yalım Eralp, ifadenin pozisyon belgesinden çıkarılmasının AB çevrelerinde kuşku yaratacağını ileri sürdü. Eralp, "Türkiye'nin en önemli yönü demokratik ve laik olması. Bunlar mümkün olduğu kadar fazla vurgulanmalı. Bu ifadeyi belgeye koymanın Türkiye'ye bir zararı yoktu. Ancak belgeden çıkarılmasının zararı olacaktır" diye konuştu.

DIŞİŞLERİ: MÜZAKERELER 12 HAZİRAN'DA BAŞLAYABİLİR

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, AB ile “Bilim ve Araştırma” ve “Eğitim ve Kültür” fasıllarındaki müzakerelerin, 12 Haziranda yapılacak hükümetlerarası konferans toplantısında açılmasını beklediklerini söyledi.

Tan, haftalık basını bilgilendirme toplantısında, Türkiye'nin söz konusu iki fasılda müzakerelerin açılmasını bekleyip beklemediğine ilişkin soru üzerine, Türkiye'nin, taraması tamamlanan “Bilim ve Araştırma” ile “Eğitim ve Kültür” fasıllarında müzakerelere geçiş aşamasında bulunduğuna dikkati çekti.

Sözcü Tan, konuyla ilgili şunları kaydetti: “Bilim ve Araştırma faslında ülkemiz, Dönem Başkanı Avusturya tarafından gönderilen 23 Şubat 2006 tarihli bir mektupla müzakere pozisyon belgesini sunmaya davet edilmişti. Müzakere pozisyon belgesi, 22 Mart 2006 tarihinde konseye iletilmiştir. 'Eğitim ve Kültür' faslında ülkemizi müzakere pozisyon belgesi hazırlamaya davet edecek mektubun gönderilmesi öncesi, tarama sonu raporunun konseyde onaylanma görüşmeleri sırasında söz konusu mektuba siyasi kriterlerin eklenmesi yolunda yapılan girişim sebebiyle başlayan tartışmalar, bu konuda bir AB iç genelgesi yayımlanmasıyla şimdilik kapanmıştır.

Ülkemiz 26 Nisan 2006 tarihli mektupla, 'Eğitim ve Kültür' faslında müzakere pozisyon belgesini sunmaya davet edilmiştir. Hazırlanan müzakere pozisyon belgesi, ahiren komisyona iletilmiş bulunmaktadır. 12 Haziran 2006 tarihinde bakanlar düzeyinde yapılacak hükümetlerarası konferans toplantısı sırasında bu iki fasılda müzakerelerin açılmasını beklemekteyiz.”

Tan, AB'nin “hazmetme kapasitesini” daha güçlendirilmiş bir kriter olarak uygulama kararı aldığının hatırlatılması üzerine de bu konunun yeni bir gelişme olmadığını, konuyu izlediklerini belirtti.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tan, “Gerekli şekilde değerlendirmelerimizi yapacağız. Süreç içinde şayet tedbir almak gerekiyorsa onları da alacağız” diye konuştu.
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 31-05-2006, 22:46   #19
Forum Üyesi
 
akd1'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 11-09-2004
Mesaj: 106
Fetih, Anadolu’nun elimizdeki tapusudur

İstanbul’un fethinin bugüne düşen izi nedir?

Böyle bir fetih bilincimiz yok ne yazık ki...

Uzun yıllardır görülmekte olan değerlerin yozlaşması ve bu yozlaşma sürecini hızlandıran kavram kargaşası içinde, birbirinin zıttı olan "aydın" ile "entel" sözcükleri sanki ikisi de aynıymış gibi anlaşılır oldu.

Ülkemizi aydınlık yarınlara taşıyacak olan, uzun mücadelede başarılı istiyorsak her şeyden önce kendi kültürümüze, dilimize sahip çıkmalı ve ülkemizdeki aydınlarını enteller karşısında çoğaltmalıyız.

İstanbulun ebedi olarak Türk hakimiyetine geçmesi, 1453de mi olmuştur? Eğer öyleyse İstanbulun Fetihten yaklaşık 500 yıl sonra Hıristiyanlar tarafından ele geçirilmesi ve üç buçuk yıl boyunca işgal yönetiminin uygulanması rüya mıdır?

Cumhuriyet düşmanlarının içlerine sindiremedikleri, büyük Atatürk olmasaydı, 1453 de fethedilmiş olan İstanbul, bugün elden gitmiş olur muydu, olmaz mıydı?

''Kurtuluş'' Mücadelemiz apayrı bir destandır kimse inkar edemez zaten.

Bugünkü nesil, İstanbul’un fethini tarihî bir olay olarak bilir; ama fetihle beraber neyin geldiğinin bilincinde değildir.

İstanbul’un fethinin iki anlamı var. Birincisi Anadolu’nun Türklerin anavatanı haline gelmesi, ikincisi ise Osmanlı İmparatorluğu’nun beyninin oluşması; Anadolu’nun anahtarının, tapusunun eline geçmesidir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihteki mevcut imparatorluklardan çok farklı bir özelliği var. Bunlardan biri Osmanlı’da devletin hiçbir sınıfın devleti olmamasıdır. Ne sosyal bir sınıfın ne de dinin tekelinde değildir.

İstanbul’un fethi, bizim bu topraklardaki hakimiyetimizin, sahipliğimizin anahtarıdır. Eğer bu anahtar alınmamış olsaydı, bizi şimdiye kadar çoktan göndermişlerdi bu topraklardan.

İstanbul’un fethi, bütünüyle baştan ayağa bir destan, bir efsane ve bir gerçektir. Asıl mucize ve destan bir asır bile geçmeden bütün bir şehrin Türkleşmesi, İslamlaşması, şehrin yekpare bir Türk şehri olmasıdır.

Altınızda kalan Bizans ve Roma, büyük bir medeniyet, büyük bir uygarlıktır ve silindirle ezilmiş gibi altta kalmışlar. Ve üzerlerinde büyük bir medeniyet, büyük bir devlet doğmuştur.

Bu bir destandır, gerçek, yaşanmış bir destan. Dünyada çok az devlet ve millet bizim gibi vatan olması güç olan bir toprağı vatan yapmıştır.

Bu ülke, yarım yüzyılı aşkın zamandır süregelen ihanetlere karşın, içten ve dıştan bölme, parçalama girişimlerine karşın nasıl dimdik ayakta kalmışsa yine kalmaya devam edecek.
akd1 offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 01-06-2006, 09:42   #20
Forum Üyesi
 
gün'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
yeni mi buldun o kitabı. aferin sana. çıkalı asırlar geçti.

sen şimdi ali kemal meram'ın kitabı için de evreka evreka, meraklısınaaaa diye çıkagelirsin.
gün offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 01-06-2006, 10:29   #21
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 23-01-2005
Mesaj: 101
fetih

Alıntı:
Orijinal metin akd1 tarafından gönderilmiş
İstanbul’un fethinin bugüne düşen izi nedir?

Böyle bir fetih bilincimiz yok ne yazık ki...

Uzun yıllardır görülmekte olan değerlerin yozlaşması ve bu yozlaşma sürecini hızlandıran kavram kargaşası içinde, birbirinin zıttı olan "aydın" ile "entel" sözcükleri sanki ikisi de aynıymış gibi anlaşılır oldu.

Ülkemizi aydınlık yarınlara taşıyacak olan, uzun mücadelede başarılı istiyorsak her şeyden önce kendi kültürümüze, dilimize sahip çıkmalı ve ülkemizdeki aydınlarını enteller karşısında çoğaltmalıyız.

İstanbulun ebedi olarak Türk hakimiyetine geçmesi, 1453de mi olmuştur? Eğer öyleyse İstanbulun Fetihten yaklaşık 500 yıl sonra Hıristiyanlar tarafından ele geçirilmesi ve üç buçuk yıl boyunca işgal yönetiminin uygulanması rüya mıdır?

Cumhuriyet düşmanlarının içlerine sindiremedikleri, büyük Atatürk olmasaydı, 1453 de fethedilmiş olan İstanbul, bugün elden gitmiş olur muydu, olmaz mıydı?

''Kurtuluş'' Mücadelemiz apayrı bir destandır kimse inkar edemez zaten.

Bugünkü nesil, İstanbul’un fethini tarihî bir olay olarak bilir; ama fetihle beraber neyin geldiğinin bilincinde değildir.

İstanbul’un fethinin iki anlamı var. Birincisi Anadolu’nun Türklerin anavatanı haline gelmesi, ikincisi ise Osmanlı İmparatorluğu’nun beyninin oluşması; Anadolu’nun anahtarının, tapusunun eline geçmesidir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihteki mevcut imparatorluklardan çok farklı bir özelliği var. Bunlardan biri Osmanlı’da devletin hiçbir sınıfın devleti olmamasıdır. Ne sosyal bir sınıfın ne de dinin tekelinde değildir.

İstanbul’un fethi, bizim bu topraklardaki hakimiyetimizin, sahipliğimizin anahtarıdır. Eğer bu anahtar alınmamış olsaydı, bizi şimdiye kadar çoktan göndermişlerdi bu topraklardan.

İstanbul’un fethi, bütünüyle baştan ayağa bir destan, bir efsane ve bir gerçektir. Asıl mucize ve destan bir asır bile geçmeden bütün bir şehrin Türkleşmesi, İslamlaşması, şehrin yekpare bir Türk şehri olmasıdır.

Altınızda kalan Bizans ve Roma, büyük bir medeniyet, büyük bir uygarlıktır ve silindirle ezilmiş gibi altta kalmışlar. Ve üzerlerinde büyük bir medeniyet, büyük bir devlet doğmuştur.

Bu bir destandır, gerçek, yaşanmış bir destan. Dünyada çok az devlet ve millet bizim gibi vatan olması güç olan bir toprağı vatan yapmıştır.

Bu ülke, yarım yüzyılı aşkın zamandır süregelen ihanetlere karşın, içten ve dıştan bölme, parçalama girişimlerine karşın nasıl dimdik ayakta kalmışsa yine kalmaya devam edecek.
İstanbulu alarak yeni bir çağ açan Fatih Sultan Mehmed' in neden doğum günü veya ölüm günü kutlanmıyor? ...Bir bilen varsa açıklasın...
bortluce offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 01-06-2006, 10:36   #22
Forum Üyesi
 
gün'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
doğum tarihi: 30 mart 1432
ölüm tarihi: 3 mayıs 1481

sebebini bilmiyorum. muhtemelen öyle bir gelenek yok. ölüm günü kutlanmaz zaten. muhtemelen mevlüt türü birşeyler oluyordur.
gün offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 07-06-2006, 11:06   #23
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Artık seneye:...

Artık seneye:...

........

"Kültür Başkentine Doğru(!)

Geçen haftaki 'aynı başlık'lı yazımızda; İstanbul'un 2010 yılı 'Avrupa Kültür Başkenti' (AKB) seçilmesinde etkili olan 'Dört Elementin Kenti...' temasını şöyle özetlemiştik:

''Medeniyetlerin kesişme noktasında yer alan İstanbul, 'farklılıkları yaşama'yı bilen bir kent olarak Avrupa'yı doğusuna bağlayan köprüdür... Bu anlamda yaşamın kaynakları dört elementten 'toprak' , gelenek ve dönüşüme işaret ederken, 'hava' yerli ve yabancı müzisyenleri bir araya getirecek; 'su' kent ve deniz ilişkisinde Boğaziçi etkinliklerine esin kaynağı olurken, 'ateş' de geleceği yaratmanın heyecanını modern sanatlara taşıyacak...''

Bu temaya uygun bir 'hazırlık süreci' için 'tüm kurumlara sorumluluk' düştüğünü de aynı yazımızın üst başlığında vurgulamıştık... (Cumhuriyet - 25 Mayıs 2006)

Ne var ki daha ilk 'sorumsuzluk' , 28 - 29 Mayıs'taki 'Fetih Gösterileri'nde yaşandı... Belgradkapı törenleri için Milliyet'in başlığı her şeyi anlatıyordu; ''Yeniçeriler Surlara Saldırdı!'' ... Gerçi Bizans surlarının önünde artık 553 yıl önceki gibi 'hendek'ler yoktu; ama aynı yerlerdeki 'bostan'ları bağrış çağrış yararak ve 'sebze bahçeleri'ni kan ter içinde aşarak kılıçlarla, mızraklarla ve bayraklarla tarihi duvar kalıntılarına tırmanmak, 'efsanevi heyecan'ı yaşatmaya yetmişti!..

Kimi tarihçilerin 'gerçek dışı' demelerine rağmen, 'destansı gururumuz' olan, gemilerin karadan Haliç'e indirilmelerine ya ne demeli?

28 Mayıs 2006 Pazar sabahı TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Vali Muammer Güler, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve AKP İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar'ın konuşmalarıyla Dolmabahçe'den Taksim'e doğru 'Mehter Takımı' eşliğinde yola çıkan ''kamyonlara yüklenmiş iki kadırga'', Haliç'e inerken 'dağılma'ya başlamasınlar mı?

Kasımpaşa'da top atışıyla karşılanan kadırgaların kürekleri kırılmış; birinin burnu da caddeye düşmüştü... Buna rağmen onları 'çekiştiren' leventler ise kamyonların egzoz dumanından kaçmaya çalışırlarken kortejin önünde atlarıyla giden temsili Fatih Sultan Mehmet'le birlikte Molla Gürani ve Akşemsettin gibi ünlü 'hocalar' bile bu duruma çare bulamadılar...

AKB'nin fetih kutlaması
Evet... Yaklaşık 3.5 yıl sonra ''farklı kültürlerin ortak yaşamını öğreten gelenekler''i nedeniyle AKB'liğine hazırlanan İstanbul'daki bu 'fetih manzaraları', aynı ev sahipliği için yapılan 'adaylık sunumu'na ne kadar uygundur?

Üstelik bütün bunları AKB olmayı çok isteyen 'yerel yönetici'ler yapıyor ve 2010 için en anlamlı adımın da aslında 'Fetih Yıldönümü'nde atılabileceği belli ki akıllarına bile gelmiyor...

Oysa, özellikle bu yıl 1453'ün yıldönümü, ''öncekilerden farklı'' bir içerikte düzenlenebilirdi... İstanbul'un alınışındaki 'savaş'kanlık, tarihin bilinen gerçekleri arasına terk edilip; aynı olayın daha 'az bilinen' ama AKB kimliğine de çok yakışacak 'insancıl' yönleri öne çıkartılabilirdi... Özellikle de Osmanlı'nın toplumsal kültürünü dillerinden düşürmeyenlerin; ''Fetihten sonra tüm inançların özgür bırakıldığı ve güvenceye alındığı''na dair tarihsel övünmeleri, 2006 etkinliklerine de 'esin kaynağı' olamaz mıydı?

Örneğin 'temsili' Fatih, kadırgadan çok 'balıkçı kayığı'na benzeyen oyuncak teknelerin önünde atıyla yürümek yerine, Ayasofya önünde 'temsili' Bizans'ın din adamlarıyla görüşmeler yaparak onlara ''ibadet ve geleneklerinizi sürdürünüz...'' diyebilirdi...

Ya da yine 553 yıl önceki gibi 'Hızır Reis'i kentin belediye başkanlığına tayin eder; belki de bu rolü Kadir Topbaş üstlenirdi... Ardından da Fener, Balat gibi mahallelerde yine 'temsili' Rum sakinlerle toplantılar yapılarak ''evlerinde ve semtlerinde yaşamaya devam edecekleri'' anlatılabilirdi... Hatta böylesi etkinliklerle düzenlenecek 'fetih sonrası' canlandırmalarda, Rum sakinlerle İstanbul'un yeni Türk sakinleri 'meyhane'lerde birlikte şarap bile içebilirler; kentin ''hoşgörü ve ortak yaşam tarihi''ni de birlikte yaşatmış olamazlar mıydı?..

İstanbul'un 2010 yılındaki AKB'liğine hazırlanması demek, işte bu gibi yaşanmışlıklardan kök alan insancıl düşüncelerin sadece yabancılara karşı sunumlarda ya da özel sohbetlerle kalmaması, ''yaşama da katılmaya başlanması'' demek...

Nitekim Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer de kutlama mesajında, artık 'surlara saldırmak' yerine 'insanlıkla kucaklaşmak' gerektiğini şöyle anımsattı;

''İstanbul'un ev sahipliği yaptığı çeşitli uygarlıklardan ve kültürlerden bugüne taşınan mirası korumak, dokusuna zarar vermeden geleceğe aktarmak, kendimize karşı olduğu kadar, insanlığa karşı da sorumluluktur...'' Bakalım İstanbul'u yönetenler, hiç değilse AKB sürecinde bu sorumluluğu ne zaman duyumsayacaklar?

Konuyu değerlendirmeyi sürdüreceğiz; 29 Mayıs 2007'yi de merakla bekleyeceğiz...

Oktay EKİNCİ

Cumhuriyet Gazetesi - 01/06/2006"
__________________
Metin Karadağ
12390

En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 07-06-2006 11:10. Nedeni: ek...
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-06-2006, 13:39   #24
Arkitera Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
Niye böyle,

Niye böyle, siz biliyor muydunuz?

Ben de bilmiyordum.

Bana da geldi ve dağıttım her yere.


**********

Ulkemizde, Din görevlisi memur sayisinin.. 87.000 oldugunu,

- Cami sayisinin... 77.000 oldugunu,

- Her 345 kisiye bir cami düstügünü.

- Halen insaati devam 1140 cami oldugunu,


BUNA KARSILIK...


- Ulkemizde, Okul sayisinin 67.000 oldugunu,

- Egitim SEN'e göre 200 bin, Hükümete göre 96 bin ögretmen açigi oldugunu!

- Hastane sayisinin 1220 oldugunu,

- 60 bin kisiye bir hastane düstügünü,

- Saglik Ocagi sayisinin 6300 oldugunu (Alt yapidan yoksun, çogunda hekim yok),

- Doktor sayisinin 77.344 oldugunu,

- Her 870 kisiye 1 doktor düstügünü,

- Türkiye'de hastanelerde sadece 189 bin yatak kapasitesi bulunurken, ayni anda 26 milyon kisinin camilerde namaz kilabildigini.

- Buna ragmen önümüzdeki 1-2 yil içerisinde yeni yapilmasi gereken saglik kurulusu/hastane sayisi 30-40 arasi ifade edilirken, insaati sürmekte olan cami sayisinin 1140'a ulastigini.[1]

- Türkiye'de her 345 kisiye bir cami düserken, 60 bin kisiye bir hastane düstügünü.[2]

- Almanya'da 70 bin Saglik Kurulusuna karsi sadece 8 bin kilise, Fransa'da ise 60 bin saglik kurulusu ve sadece 9 bin kilise oldugunu.

-Almanya'da 11 bin 332, Fransa'da 4 bin kütüphane varken, 70 milyon nüfusu olan Türkiye'de bu sayinin sadece 1435 oldugunu.

- Turkiye'de sadece 13 ilde Devlet Tiyatrosu oldugunu,

- Diyanete bagli Kuran Kursu sayisinin ise 82 ilde mevcut olup sayisinin, 3 bin 852 oldugunu,

- Ankara Ticaret Odasi'nin (ATO) yaptigi arastirmaya göre, 14..403 tane cami yaptirma derneginin bulundugu,

Türkiye'de, maalesef sadece 1 opera, 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro dernegi bulundugunu.[3]

Bu durumda , gelecegin nerede arandigini.???

- Türkiye'de 14.403 Cami yaptirma ve kuran kursu dernegi varken, " Dini faaliyetleri kontrol - altinda tutmak icin kurulan " DIB'na ne gerek oldugunu !

- DİB'nin 1997 yilinda 66 trilyon olan bütçesinin, 2006 yilinda 1.2 katrilyona çiktigini.

- 8 Bakanligin bütçesinin, (DİB) Diyanet Isleri Baskanligi'ndan daha az oldugunu.

- Dört bakanligin toplam bütçesi ve 22 Üniversitenin toplam bütçesi ise DIB bütçesine esit oldugunu.


DIB Bütçe'sini yillar itibariyle dokumunun :


1997 66 Trilyon 751 Milyar 962 Milyon
1998 119 Trilyon 679 Milyar 140 milyon
1999 180 Trilyon 824 Milyar 159 Milyon
2000 270 Trilyon 362 Milyar 931 Milyon
2001 302 Trilyon 130 Miyar 110 Milyon
2002 553 Trilyon 364 Milyar 200 Milyon
2003 771 Trilyon 267 milyar
2004 1 Katrilyon 126 milyon 41 bin
2005 1 katrilyon 122 trilyon 41 milyar lira
2006 1.209.692.000 YTL
2007 1.176.969.000 YTL
2008 1.221.605.000 YTL oldugunu,

DIGER BAKANLIKLARLA BÜTÇE KARSILASTIRMASI

Diyanet Isleri Baskanligi 1.122.203.000

IÇISLERI BAKANLIGI 783.047.000
DISISLERi BAKANLIGI 562.643.000
BAYINDIRLIK VE iSKAN BAKANLIGI 677.219.000
ULASTIRMA BAKANLIGI 687.265.000
SANAYI VE TICARET BAKANLIGI 280.095.000
ENERJI VE TABII KAYNAKLAR BAK. 249.296.000
KÜLTÜR VE TURIZM BAKANLIGI 632.417.000
ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIGI 404.396.000

OLDUGUNU BILIYOR MUYDUNUZ?!
__________________
Metin Karadağ
12390
Metin Karadağ offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-06-2006, 14:43   #25
Arkitera Üyesi
 
pingvin'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 03-09-2005
Mesaj: 483
her işimizi allaha havale etmeyi öğütleyen bunca söylev,
bunca tv programı,
bunca "trafik kitapçığı" varken,
"çocuğu veren allah rıskını da verirken"
en kötü koşullarda dahi "her işte bir hayır" varken,
hastalık , deprem yalnızca "takdir i ilahi" iken

neden şaşırıyorsunuz metin bey?
bizim doktora, mühendise, öğretmene, bilimadamına, hatta hatta yasaya , yargıya , seçime, meclise neden ihtiyacımız var ki?

zaten "herşey olacağına varır"
__________________
esragunes
pingvin offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-06-2006, 14:53   #26
Forum Üyesi
 
gün'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
geçin bunları, zora gelince dine yüklenmek kolaydır. laf salatası yapmadan kütüphane için para toplayalım desek kimse elini cebine atmaz. yapılan camileri halk kendi arasında yapar. madem çoook ilericisiniz dernek kurup okul kütüphane vs yaptırırsınız bizler de yararlanırız...
gün offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-06-2006, 15:38   #27
Arkitera Üyesi
 
pingvin'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 03-09-2005
Mesaj: 483
Alıntı:
Orijinal metin gün tarafından gönderilmiş
geçin bunları, zora gelince dine yüklenmek kolaydır. laf salatası yapmadan kütüphane için para toplayalım desek kimse elini cebine atmaz. yapılan camileri halk kendi arasında yapar. madem çoook ilericisiniz dernek kurup okul kütüphane vs yaptırırsınız bizler de yararlanırız...
geçmeyelim gün, neden onu geçelim , bunu geçelim diye beyanatlarda bulunuyorsunuz durmadan anlamıyorum..
forum bu adı üstünde konuşmayacaksak tartışmayacaksak neden burdasınız
tabularınız varsa onları kendinize saklayın, neyi tartışıp neyi geçeceğimize demokratik bir toplumun bireyleri olarak bırakın biz karar verelim.
kimin ne yapmak için elini cebine attığını bilemezsiniz.bir konuda düşüncesini anlatan birisine susmasını söyleyecek kadar "demokrasi kültürü" yoksunu birisi nasıl bir kütüphane için emek harcar ki acaba..
kütüphanedeki tüm kitapları kendiniz yazacaksınız heralde, ya da kimin neyi okuyup okumayacağına da siz mi karar vereceksiniz yoksa?

özellikle sizin yararlanmanız için bir kütüphane açmalıyız evet.

üstelik ne kadar doğru bir cevap vermişsiniz sevgili gün.. yazdıklarımı okuyunca nasıl da savunmaya geçmişsiniz sizce "din"i..
__________________
esragunes
pingvin offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-06-2006, 16:54   #28
Forum Üyesi
 
akd1'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 11-09-2004
Mesaj: 106
Herşey olacağına nasıl varır?

Alıntı:
Her işimizi allaha havale etmeyi öğütleyen bunca söylev,
bunca tv programı,
bunca "trafik kitapçığı" varken,
"çocuğu veren allah rıskını da verirken"
en kötü koşullarda dahi "her işte bir hayır" varken,
hastalık , deprem yalnızca "takdir i ilahi" iken

neden şaşırıyorsunuz metin bey?
bizim doktora, mühendise, öğretmene, bilimadamına, hatta hatta yasaya , yargıya , seçime, meclise neden ihtiyacımız var ki?

zaten "herşey olacağına varır"

Yakın zamanlarda, hayal dahi edilemeyecek bir seviyeye gelen Popüler bilimde verilen mesajların büyük bir kısmının mistisizm ile paralellik taşıdığı ortadadır. Ama, bu durum, bazı postmodern çevrelerce endişeyle karşılanmakta, din, akla hayale sığmayan fikirlerle devre dışı bırakılmaya, umacı gibi gösterilmeye çalışılmaktadır...

Ayrıca bu fikirler aktarılırken, olağandışı bir baskı havası ve aşağılayıcı bir üslup sergilenmektedir.

Evrenselliğin İslam adı ile ifade edildiği gerçeğini bilmemekten kaynaklanıyor. Yani Materyalist felsefe, İslam ile klasik manâdaki Müslümanlık anlayışını algıladığı biçimle özdeşleştirirken evrenselliği hiç akla getirmemiş veya yakıştıramamıştır. Akıl yönlü hareket etmek başka, sırf tenkit edebilmek için sorumsuz şekilde davranmak başkadır. Burada maddeci felsefenin önyargılı davrandığına tanık olmaktayız. Çağa uygun yaşamak ve çağın değerlerini yakalamak asla bu şekilde olmamalıdır

Dünyadaki ve ülkemizdeki pek çok sorunun kökeninde, yanlış dünya görüşlerinin ve ahlak anlayışlarının yattığı inancıyla hareket etmektedir. Siyasi çatışmaların, savaşların, toplum içindeki haksızlıkların, gerçekte insanların ahlak anlayışıyla çok yakından ilgisi vardır. Söz konusu sorunların hangi ahlak anlayışının sonuçları olduğuna baktığımızda ise, materyalist felsefe ile yüzyüze geliriz.

Bu felsefe, insanın bu dünya üzerindeki yaşamının tamamen rastlantıların ürünü olduğunu varsayar. Bu felsefeyi kabul eden bir insanın, bencil olması kaçınılmazdır. Hayatı, çıkar mücadelelerinin acımasızca yürütüldüğü bir arena olarak görecek, fedakarlık, merhamet, dürüstlük gibi erdemleri gereksiz bulacaktır. Bilimsellik iddiasında bulunan bu yanlış dünya görüşü, yanlış olmasına rağmen çağımızda büyük bir etkiye sahiptir.

Materyalizm, insanları sadece maddi değerlere yönelttiği, onları manevi kavramlardan kopardığı için, milli duyguları da yok eder ve dolayısıyla milletlerin bekası için önemli bir tehdittir.
akd1 offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-06-2006, 19:38   #29
Forum Üyesi
 
gün'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
demokrasi kültürü yoksun birisi mi? o ben miyim? bravo valla, sizinle herşeyi tartıştım, tartışıyorum da. tarıtışan adam demokrasiden anlayan biridir. hiçbirinize de kötü bir söz söylemedim.

yazdıklarınızı anlamıyorum. arkadaşın biri fatihe rahmet diye bir konu açıyor ve bu konu dışında herşeyi koyuyorsunuz buraya burada söylediğim şeylerden ötürü binbir yakıştırmalar yapıyosunuz.

eleştirdiğiniz şey ne? caminin fazla hastanenin az olması mı? neden diye hiç düşündük mü? bi sebebi vardır herhalde. ibadethane yaptırmak devletin sorumluluğunda olan bir şey değil ki. tamamen dernekler eliyle yürütülüyor ve yıllar sürüyor...var mı peki bunun aksini yapanlar? bunu soruyorum. yoksa neden yok? bunu da soralım o zaman. sorun ben değilim ki. fikirlerimi söyledim diye hep tuhaf tuhaf yakıştırmalar geliyor aklıma hayalime gelmeyecek. ben kime sen şunu bunu oku demişim? ya da sen hiç bişeyden anlamıyosun demişim? varsa yukardaki istatistiğin yorumunu dini kavramlarla dalga geçmeden yorumlayacak biri yapsın. ben de merak ediyorum. camiler çoktur öyleyse halk gericidir, bu mu yani sonuç? değilse o zaman yazın ki tartışalım, anlaşalım.

beni tanımadan, görmeden, konuşmadan nasıl bana ithamlarda bulunuyorsunuz anlamıyorum..

kolay gelsin.
gün offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Eski 10-06-2006, 23:32   #30
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 23-01-2005
Mesaj: 101
B ütün bunların kentle ve kent sorunları ile ne ilgisi var...
bortluce offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. şu anda saat 09:30.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177