![]() |
|
|||||||
| İstanbul Dev bir metropol olan İstanbul'un bitmeyen, her gün yeni birisi eklenen sorunları, kentle ilgili güncel gelişmeler... |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#1 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 24-11-2004
Mesaj: 139
|
Gavur İzmir
Gavur İzmirli
Anadolu’nun çok yerinde İzmir’e İzmirlilere gavur derler. Aşağılama, kendinden olmama anlamı taşıyan bu nitelemeyi sever, İzmirliler. Başkaları gibi tutucu bağnaz olmaktansa çağdaş Avrupai görüntüsünün böyle aykırı bir niteleme doğurduğunun farkındadır. Güler geçer, İzmirliler. Bu günkü Hisar camii çevresinde kurulan eski kent çekirdeğinin Ceneviz kolonisi olması daha sonraları ise seferad Yahudilerinin gelip yerleştiği bugünkü Konak çevresi nedeniyle İzmir’in merkezi yıllar boyunca Gavur İzmir olarak adlandırılmıştır. Çarşının ve limanın merkezde yer alması nedeniyle bölgenin alışveriş ve ticaret mekanı uzun yıllar “gavur İzmir” diye adlandırılan bu bölge olmuştur. İşgal yaşamış, kurtuluş savaşı ve mübadele ile gayrimüslim nüfusunu büyük oranda yitirmiş olmasına karşın bazı özelliklerini yitirmemiştir. Kimilerine göre gavurluk diye adlandırılsa da, ülkemizin batılı yüzü olmuştur, İzmir. Vatanseverdir, İzmirliler. İstanbul yönetimi mütareke imzalayıp teslim olurken onlar kurtuluş savaşının ilk kurşunu niyetine kendi insanını sürer namluya. Dönemin yönetimi için kabul edilmez bir başkaldırıdır, gavurluktur İzmirlinin bu yaptığı. Demokrattır, İzmirliler. 1985 Yılında yapılan referandumda ülke ortalamasının büyük oranda aksine siyasi yasakların kalkması yönünde oy kullanarak ülkemizde demokrasinin yara almasının önüne geçtiğinin bilincindedir. Kimilerine göre ise, yapmıştır yine gavurluğunu. Riyakar değildir. Hoşgörüsü yüksektir, İzmirlinin. Kemeraltında meyhaneler sokağı olarak bilinen Veysel çıkmazında çoğu meyhane sahibi ramazan ayında “meyhanemiz ramazan nedeniyle kapalıdır” yazısı asarken, Ferit Baba’nın meyhanesi camına “meyhanemiz ramazanda nöbetçidir” yazısı asar. Kızmaz, karışmaz kimse kimsenin yaşantısına. Kimileri için ise gavurluğun dışavurumudur, bu hoşgörü. Değerlerinin farkındadır. Vefakardır, İzmirli. Yunan işgalinden sonra çok büyük bir kısmı yanmış ve harap olmuş halde geri alınmıştır. Yangın yeri denen ve İzmir ‘in eski kent merkezi olan metruk alan o zamana kadar yapılan park alanlarının en büyüğü olarak 1937 yılında İzmir Fuarı adıyla açılmıştır. Fuar, yıkılmış, tükenmiş kentin insanlarının gayreti ile İzmir’ in yeniden kuruluşunun ve çağdaş kimliğinin göstergesi olmuştur. İzmir Fuarının 30.Ağustos kapısından girdiğiniz zaman sizi sol tarafta küçük bir heykel karşılar. Bu heykel bir yalak başında 3 adet at başından oluşmaktadır. Heykelin altındaki notta ise “ bu heykel İzmir fuarının yapımında çalışan ve çoğu bu çalışmalar sırasında can veren atların anısına yaptırılmıştır” diye yazmaktadır. Kimilerine göre ise, bu ülkede heykeli dikilebilecek o kadar önemli şahsiyet varken yapmıştır yine gavurluğunu, İzmirli. Gavurluk nitelemesini sever İzmirli. Çağdaş, demokrat, aydın ve aykırı olmanın karşılığı olduğunun farkındadır, bu nitelemenin. İnançların insanın vicdanında olduğunu, kimseye inancı için hesap vermek zorunda olmadığını bilir ve dahası kendini gavur diye niteleyip kendinden saymayanları da bağrına basar, İzmirli. Çünkü, hayatın her şeyin önünde olduğunu, asıl olanın yaşamak olduğunu bilir ve bunu haykırır, İzmirli. Gavurluğu sever İzmirli. mail:deepblue_ea@hotmail.com Mehmet Uhri
__________________
www.emreapak.com |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 29-10-2005
Mesaj: 233
|
:---
İzmir birkaç kere gittiğim bir yer yalnızca ve güzel bir şehir olduğunu kimse inkar edemez. İzmir hakında bu kadar bilgim olsa da bu tavır yüzyılların tavrı olduğundan daha bilgiliyim.
Başkaları gibi tutucu bağnaz olmaktansa çağdaş Avrupai görüntüsünün böyle aykırı bir niteleme doğurduğunun farkındadır. Tüm başkalarını tutucu ve bağnaz olarak nitelendirerek İzmir'li insanlar adına (İzmirli oldugunuzu sanıyorum ya da ateşli bir seveni..) gayet tutucu ve bağnaz bir tavır sergiliyorsunuz. Bu kadar katı ve toptancı bir yaklaşımı hangi hoşgörü ve çağdaş Avrupalı kriterine göre söylediğinizi merak ediyorum. Çağdaş Avrupai görüntünün, çağdaş Avrupai düşüncenin, kısacası çağdaş Avrupai herşeyin hayranı olmak insanı modern ve çağdaş yapmıyor. Hatta bu ezilmişlik psikolojisi asimilasyon sürecinize de hızlandırıyor. Kimilerine göre gavurluk diye adlandırılsa da, ülkemizin batılı yüzü olmuştur, Şahsen bu cümlelerden sonra kafanızda nasıl bir batılı kurduğunuzu merak ediyorum. Sanırım Avrupa'yı Ütopya'nın gerçekleşmiş hali sanıyorsunuz. Ayrıca sizin gibi bazı vatansever işgüzarların ülkemiz için batılının beğeneceği bir yüz hazırlama çabaları da dikkate değer. Umarım tüm değerleri sömürülmüş güzel bir yüz hazırlarsınız batılı emperyalist dostlarımıza. Bu yazı üzerine diyecek çok fazla söz olsa da ben değerlendirmeyi size bırakıyorum. Esen kalın.. |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 27-01-2006
Mesaj: 6
|
Evrensel'den katkı
İzmir
Başbakan İzmir için ne demek istedi, ima ettiği neydi? “Gavurluğu” mu yoksa “solun kalesi” olmayı mı yakıştırdı güzel İzmir’e bilemem. Aslında ne demek istediği, neyi kast ettiği çok da önemli değil. Sonuçta Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi partililerini motive etmek amacıyla söylediği sözler bunlar. Başbakanın partilileri İzmir’i gavur olmaktan mı, solcu olmaktan mı kurtaracaklar, kurtarabilecekler mi bilmem. Onu önümüzdeki ilk seçimde İzmirli’nin oyları gösterecek. Beni sinirlendiren, Başbakan’ın nereye varacağını/vardırılacağını düşünmeden söylediği anlaşılan bu sözlerden sonra, muhalefet edecek konu bulamayan çapsız bir sürü politikacının konunun üzerine atlaması ve günlerdir konunun gazete sayfalarında bolca yer tutması. Sanki İzmir’le ilgili konuşacak başka bir şey kalmadı. Sanki “İzmir gavur değildir”, “gavur sensin” türünden ağız dalaşlarıyla İzmir’e ve İzmirliye hizmet ediliyor. Tartışma giderek partiler arasında İzmir’i kim daha çok seviyor, kim daha çok düşünüyor yarışına dönüştü. Dikkat edilirse her gün bir başka politik zat basında açıklama yarışında. İzmir’in yaşadığı hiçbir sorun bu kadar ortak tepki görmedi, göremedi. İzmir’in içine sokulduğu bu “gavur” tartışmasıyla, pek çok sorun gündemde alt sıralara doğru inişe geçti, önemini yitirdi. Varsa yoksa Başbakan’ın sözleri. Karşı tarafta da bir savunma telaşı “hiç gavur der miyiz, biz İzmir’i severiz.” Bugün İzmir, geçen aylarda Malatya çocuk yuvasında “sevgi” ve “şefkat” ile bakılan çocuklardan farksız, seven sevene. Ben de çok, hem de pek çok seviyorum İzmir’i. Ama ne Malatya Çocuk Yuvası personeli gibi, ne İzmir’i bir şeylerden, birilerinden kurtarmaya çalışanlar gibi, ne de kendilerini İzmirlinin avukatı, İzmir’in sahibi ilan edenler gibi. Her haliyle seviyorum İzmir’i, bugün sevdiğini ilan edenlerin ağababalarının verdiği onca zarara, kentte açtıkları onca yaraya, vurdukları onca darbeye rağmen. “Abece”yi öğrendiğim Eşrefpaşa’sından, yollarını eskittiğim Bozyaka’sına, Bir kamyon sırtında gelenlerin, yıllarca her an geri dönecekmiş gibi yaşadığı Karabağlar’ından “ser verip sır vermeyenleri” tanıdığım Çınarlı’sına, “sınıf” ve “sınır” kelimelerini kent içinde gözle görülür, elle tutulur hale getiren Alsancak ve Kahramanlar’ıyla, çok, hem de çok seviyorum İzmir’i. Mezarlıkbaşı’ndan Üçyol’una, Hatay’ından Üçkuyular’ına, Bornova’sından Bayraklı’sına, Gültepe’sinden Yeşildere’sine kadar, sokak sokak seviyorum İzmir’i. Kış aylarında, içine işlercesine üşüten nemli rüzgarıyla da, ara vermeden sicim gibi yağan yağmuruyla da, yaz aylarında gölge koşturan, kavuran sıcağıyla da seviyorum İzmir’i. Birkaç yıl öncesine kadar, hor davrananlara suçlarını gösterircesine kokan körfeziyle de, ilk yağmurda su basan sokaklarıyla da seviyorum İzmir’i. Tecavüz edercesine dikilen dev yapılarla bozulsa da görünümü, çocukluk yıllarından kalan alışkanlıkla, her 9 Eylülde Varyant’tan bakarcasına seviyorum İzmir’i. Her gün birer ikişer eksiltilen, yakılıp yok edilen cumbalı evleriyle, önüne sekiz katlı duvar örülen yalılarıyla, yine de çok ama çok seviyorum İzmir’i. Politik basamak yapılan yönetici koltuğundan, amatör kümeye sürüklenen Avrupa Fatihi Göztepe’siyle de, kendisini yarım puan üstte gören 35,5’luk Karşıyaka’sıyla da seviyorum İzmir’i, kara para liginden organize şikeyle uzaklaştırılan Büyük Altay’ıyla çok, ama çok seviyorum İzmir’i. Bütün bir günün güzel geçmesini sağlayan sabah Boyoz’uyla, tepsi dolusu yemek istediğim midyesiyle, buzlu bademi, Kumru’suyla da seviyorum İzmir’i, çift pideli söğüşüyle de. Geçmişte İzmir’i İzmir yapan Rumlarıyla, Ermenileriyle, Levantenleriyle, Yahudileriyle de seviyorum İzmir’i, bugün ayakta tutan Türk, Kürt emekçileriyle de. Hiç kimseyi dışlamadan, bir arada yaşamanın özlemiyle de seviyorum İzmir’i, benim gibi düşünen ve İzmir’i seven milyonların var olduğunu hissetmenin mutluluğuyla da. Ama bir gerçeğin de farkında olarak seviyorum İzmir’i. İzmir sevgisini mal, mülk, sınırsız zenginlik ve politik gelecek olarak gören “seviciler”in de çokluğunun farkında olarak. İyi tanımalı İzmir bunları; Salt sevdikleri için İzmir’i, diktiler binlerce apartmanı kıyıya, göğüs gerdiler Körfezin çılgın dalgalarına (!). Daha çok İzmirli doluşsun düşüncesiyle doldurdular Kordon’u. İzmir’e gerdan olsun diye dikilmiştir limanın ardı sıra otoyol viyadükleri. İzmir’i sevenler ayağa kalksın denildiği için dikilmiştir Hiltonlar, Ege Palaslar, Özdilekler ayağa. Aynı sevgidir büyütmek isteyen İzmir’i Balçova’dan aşağı İnciraltı sahiline, Karşıyaka’dan Yamanlar sırtlarına doğru. İzmir sevgisiyle kimi zaman politikacı, kimi zaman iş adamı, kimi zaman hayırsever, kimi zaman da gazeteci olurlar halkın karşısında. Tek ortak amaçla, İzmir sevgisiyle birleşirler, güçlenirler ve “güçbirliğiyle” sevgilerinin anıtını dikmek isterler kentin merkezine. Anıt anlayışları da çok farklıdır onların, Konak’da üstgeçit, Kordon’da otoyol, Alsancak’ta otel, Balçova’da market, Basmane’de iş merkeziyle anıtlaştırırlar İzmir sevgilerini. İyi tanımalı İzmir bunları. |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|