![]() |
|
|||||||
| İstanbul Dev bir metropol olan İstanbul'un bitmeyen, her gün yeni birisi eklenen sorunları, kentle ilgili güncel gelişmeler... |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#46 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-03-2004
Mesaj: 21
|
Eleştiri mi iptal mi?
“2 bin 600 kilometre karelik bir kentin Çevre Düzeni Planı'nda bazı eksiklikler ve hatalar olabilir. En kötü plan plansız olmaktan iyidir”
Kemal AKAR, CHP Grup Başkanı “En kötü plan bile plansızlıktan iyidir” Ruşen KELEŞ, Prof. Dr. AÜ SBF ve KKTC Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde İşletme ve Ekonomi, Hukuk ve Mimarlık Fakülteleri'nde öğretim üyesi “Kötü bir plan bile plansızlıktan iyidir.” Mikhail CHIGORIN, Satranç Ustası …“Bu nedenle şahsım adına, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ÇED Danışma Kurulu Sekreteri ve TMMOB’ye bağlı meslek odalarının İstanbul şube temsilcilerinin, BİMTAŞ’a ihale edilen İstanbul metropoliten alan planlama çalışmaları ve kentsel tasarım projeleri ile ilgili komisyonun çalışmaları içerisinde hasbelkader yer almış olan bir oda üyesi olarak, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükent Şubesi Başkanı Sayın Eyüp Muhcu’nun Mimarlara Mektup’un Haziran 2006 sayısındaki “İstanbul’un Kentsel Dönüşüm Planı” başlıklı yazısının tüm sorumluluğunu paylaşıyorum. Yazının içinde geçen “En kötü plan plansızlıktan iyidir,” tümcesi ile bazı sorunlarım olsa dahi, bu tümcenin, İstanbul için bir metropoliten alan planlama bürosunun kurulması konusunda atılan ve iyi niyetli olduğunu düşündüğümüz adımların, hepimizde oluşturduğu “umutlanma ve umutsuzluk” halinin bir vurgusu olarak kullanıldığı algısıyla bu tümce ile olan sorunlarımı da “yok” varsayıyorum”… Mücella YAPICI, Mimarlara Mektup, Mimarlar Odası İstanbul Şubesi, Ağustos 2006 |
|
|
|
|
|
#47 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 03-02-2004
Mesaj: 12
|
"""DÜZEYLERİNE GÖRE KATILIM
Sıfır Katılım Arnstein, belirli bir toplumda, insanların güç düzeyine bağlı bir katılım hiyerarşisinden bahsetmektedir. Hiyerarşinin en alt düzeyinde katılımın sıfır seviyesi yer almaktadır. Burada halkın nabzı tutularak, manipülasyon ve terapi amacına yönelik bazı girişimlerde bulunulması söz konusudur. Sembolik Katılım Hiyerarşinin ikinci düzeyi, bilgilendirme, konsültasyon, ve rahatlama basamaklarını kapsayan sembolik katılım düzeyidir. Burada insanları teskin etme, fikir beyan etmeye davet etme ve onların görüşlerini alma, enformasyon verme girişimleri söz konusudur. Ancak bu düzeyde insanların karara müdahalesi yoktur; insanlar katılıma katılmaktadır. İnsanların seslerini duyurarak dolaylı yoldan kararları ve mimar, uzman gibi teknik elemanların proje ve programlarını etkilemeleri mümkündür. Fakat burada bir güç yaklaşımı yoktur. Pazarlık değil tartışma olabilir. Katılım, karara götüren süreçle sosyal özdeşleşme şeklinde gerçekleşmektedir. Efektif Katılım Efektif katılım diyebileceğimiz üçüncü düzeyde, karar organlarına ve sorumlularına muhatap olma, güç delegasyonu ve doğrudan kontrol basamakları bulunmaktadır. Örneğin muhatap olma durumunda katılım talebi olan insanlar, örgütlenmelerini sağlayacak mali ve benzeri güce sahiptirler. Ve karar verecek olanlar, onların görüşlerini alma zorunluluğu hissetmektedirler. Katılımın bu düzeyinde pazarlık ve güç paylaşımı gibi olgular görülmektedir.""" Kaynak: BİLGİN, N; GÖREGENLİ, M (1996), “Kentsel Katılım ve Çoğulculuk”, Kentte Birlikte Yaşamak Üstüne, İstanbul, WALD Yayınları,
__________________
kent plancı |
|
|
|
|
|
#48 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-03-2004
Mesaj: 21
|
Ne olur, Karadağ, cevap ver!
Birinci Köprüye, HAYIR
İkinci Köprüye, HAYIR Üçüncüye de HAYIR 60 planına HAYIR 70 planına HAYIR 80 planına HAYIR 2006 planına da HAYIR Plan için çalışmalara katılmaya da HAYIR Çok uzun eleştiri metinleri yazmaya, basın toplantılarıyla bunları anlatmaya ise: EVET Yahu, ne olur, Değerli Mimarlar Odası ve Beyin takımı, (bu arada takımı, felsefeciler, sosyologlar, ekonomistler, kamu yönetim bilimcileri, halkla ilişkilerciler ile de zenginleştirerek) bir sorunu da “kazan-kazan” paradigmaları ile çözmeyi bir kez olsun deneyin… Lütfen... |
|
|
|
|
|
#49 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Kazı-Kazan?
“Ahlakın Ahlaksızlığı...”
“...kardeşim bu istemezükçüler de zaten her zaman her şeye sadece itiraz ederler...” Kamusal kaynakların kullanım kararları sürecinde konunun farklı taraflarının bulunması doğaldır. Nasıl ki sinir sistemi, insanın sağlığını uyarı yoluyla koruma işlevini görüyorsa, kamusal denetim mekanizmaları da toplumun sağlığı için “taraf olarak” aynı işlevi görürler. Sinir sistemine, ona ait olmayan bir işlev yükleyemeyeceğimize göre, kamusal denetim mekanizmalarına da başka işlev yükleyemeyiz. İlgili konularda sağlıklı ve doğru yolu bulmak, tabii ki çözüm üretmek üzere toplumun yetki verdiği yapıların işidir. Adalet gibi köklü ve meşru bir temele dayandığını ifade etmek için, “kanun devleti” yerine “hukuk devleti” sözünün kullanılmasına özen gösterilir. Aynen “demokrasilerde kuvvetler ayrılığı ilkesi”ni kullanırken gösterilen özen gibi... “Kuvvetler ayrılığı ilkesi” gereği “yasama”, “yürütme” ve “yargı” gruplarının birbirinden bağımsız olarak ayrılığını korumak hukukun üstünlüğü yani adalet için temel şarttır. Bu şart adalete ulaşmanın yollarının her an herkese açık tutulduğunun kanıtı olarak gereklidir. Çünkü “hem hâkim”, “hem avukat”, “hem suçlu”, “hem mağdur”, aynı kişi olamaz. Yani tek kişilik adalet olamaz ve üstelik gerçekleşmez de. Adalet kavramının anlam kazanabilmesi için en az iki kişi gerekir. Bunun için de en yalın örnek, iki kişi arasında bir şeyin (örneğin ekmeğin) en adil biçimde paylaşılması için verilmiştir. Bu, “birinin ekmeği bölmesi, diğerinin de seçmesi”dir. Adalet en yalın haliyle bu örnekte görülebilir. Yerel yönetimlerin, “kuvvetler ayrılığı ilkesi”ne göre Anayasadaki yeri, kamu yararına “yürütme grubudur.” Kamu yararına çalışan bir kurum olarak Mimarlar Odası’nın, “kuvvetler ayrılığı ilkesi”ne göre Anayasadaki yeri ise kamu yararına “yargı grubudur.” Yine aynı noktadan hareketle Anayasa’nın TMMOB ile ilgili 135. maddesi kapsamındaki Mimarlar Odası’ndan, yerel yönetimin yerine geçerek yürütme (örneğin, proje üretme, vb.) görevi yapması beklenemez. Sinir sistemine, başka bir görev yüklenemeyeceği gibi... Bazen yazıp konuşurken işin nereye varacağı bilinemez hale gelir. “...kardeşim bu istemezükçüler de zaten her zaman her şeye sadece itiraz ederler...” örneğinde olduğu gibi... Bir kurumun, anayasal silsile içinde görevini hakkıyla yapıyor olmasını bir problem olarak görmek, büyük ölçüde o ülkenin demokrasi kalitesiyle ilgilidir. Ve bu durum, aynı zamanda toplumu oluşturan bireylerin büyük çoğunluğunun “hukuk üretme yeteneği” ya da “sosyal empati” hakkında hiçbir bilgi, deneyim ve kültür sahibi olmamalarıyla doğrudan ilgilidir. Bir insan, yapmadıklarından veya yapacaklarından dolayı değil, yaptıklarından dolayı ahlaklı ya da ahlaksız olarak değerlendirilir. Yani ahlak bir yerde sonuçlara dayanır. Ahlak, aynı zamanda kişiye ve yakın anlayış çevresine özgüdür, özeldir. Hukuki değeri, o yakın anlayış çevresiyle, yani “özel meşruiyet”le ancak anlam kazanır. O dar alanda da kalır. Ama herhangi bir an ve yerde, bir konu çevresinde, o an orada bulunanların sayısı kadar “farklı ahlak anlayışı” da ortaya çıkabilir. Nedense, karşılıklı olarak kendi ahlak anlayışına göre karşısındaki, yani öteki ahlaksızdır. Aynı şekilde öteki için de “karşısındaki öteki” ahlaksızdır. Öyle bir an ve durum oluşur ki “ahlakın ahlaksızlığı”, apansız gökkuşağı gibi oluşur. Çünkü hukuki anlayış sınırları, ötekinin hukukunu (saklı haklarını) meşru kabul etmeye yeterli değildir. Ve bir türlü “beklenen” adalet gerçekleşmez! Çünkü adalet, tüm hukuki süreçlerin ortak meşruiyet temelinden hareketle vardığı ve saklı hakların zenginleştirilerek korunduğu minval noktasıdır. Öte yandan, ulaşılmış olan tüm adil sonuçlar, insanlığın bir sonraki gelişkin sürecinin hukukunu kurmakta temel teşkil ederler. Karşılıklı olarak tavizsizlikle ortaya çıkan bu ahlakın ahlaksızlığı konumu ise bir sonuca ulaşmaz ve ulaştırmaz da. Özel alanlara ait değerler, bir tür ahlakların ortak hukuku (saklı hakları) gereği yeniden yapılanır. İnsanlığın ortak mirası olan evrensel hukuk değerleri, yani “etik kodlar” devreye girer. Çünkü ortaya çıkan durum, tek tek özel/keyfi ahlak anlayışlarının çözerek aşabileceği bir durum değildir. Artık bu düzeydeki bir kamusal alan, özel/keyfi ahlak anlayışlarının, o kamusal alanı tek başına kendi değer yargılarıyla boyayamadığı, renksiz ve şeffaf evrensel hukuk değerlerinin geçerli olduğu “kamuyasal” değere ulaştırır. Evet eninde sonunda ahlakın ahlaksızlığı gider, yerine evrensel hukuk değerleriyle birlikte “etik kodlar”ın işlemeye başladığı bir yaşam gelir. Çünkü bu ortak kent yaşamı, ahlakın ahlaksızlığına layık olamayacak kadar, adaletli olmak ve öyle kalmak zorundadır. Dikkat ederseniz günlük hayatta bu gibi örnekleri, her zaman ve her yerde görebilirsiniz. “...kardeşim bu istemezükçüler de zaten her zaman her şeye sadece itiraz ederler...” diyen ahlak tacirleri de olsa olsa bozuk düzenin nasılsa aşılacak tümsekleridir... Geçiniz bunları. Metin Karadağ *********** Alıntı:
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
|
#50 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 22-03-2004
Mesaj: 21
|
Çok Güzel, Teşekkürler.
Tam beklediğimiz üslupta bir yanıt, saygı yok, sevgi yok, büyük bir hızla adeta hazır kalıplarla, son derece hıçın ve karalayıcı.
Diyaloga açık değil. İşte sorun(larımız) da tam bu noktadan kaynaklanıyor... Herkesi, herşeyi karalayarak nerelere varabileceğimizi zaman gösterecek. Gerçekten, içten teşekkürler! Bir kez daha görüşlerimizi doğruladınız. |
|
|
|
|
|
#51 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Kazı-Kazan serisinden örnekler: Darüşşafaka
Darüşşafaka'nın elindeki araziyi ölmüş eşşek fiyatına çıkartır, imar koşullarını değiştir; yani Kazı-Kazan...
Tabii ki böylesi hayır işlerine HAYIR! Diğerlerinin de bundan ne farkı var ki:... Dekor planlara da HAYIR!.. Dekor katılımlara da HAYIR!... İç göçlere yol açan, ülke ve bölge planlamasını tek bir merkeze doğru yoğunlaşma yaratacak şelkile altüst etmeye de HAYIR! Bunlardan sebeplenmek için kışkırtma peşinde koşan, yamyamlıklara da HAYIR? Tümüne de HAYIR!... ... Alıntı:
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
|
#52 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Takma adla ne kadar da şevkatlı ve bağışlayıcısınız?
Takma adla ne kadar da şevkatli ve bağışlayıcısınız?
Ama kendi yazdıklarınızın ne anlama geldiğini düşünmekten uzak... Alıntı:
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 08-01-2007 18:45. Nedeni: Ek |
|
|
|
|
|
|
#53 |
|
Yönetici
|
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı ve İstanbul Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi Koordinatörü Hüseyin Kaptan görevinden istifa etti.
İMP Koordinatörlüğünü Prof.Dr. İbrahim Baz üstlendi. |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|