|
|
#1 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 07-03-2003
Mesaj: 153
|
Dokuz Eylül Mimarlık Özerktir - Öyle Kalacak
kim demiş üniversiteler baskı altında, özerk bir yapıda değil diye..bizim bölümümüz tamamen özerk ,hatta özerkliğin bir adım ötesinde izole...dünya mimarlığı nereye gidiyor ,yeni gelişmeler nedir, kamuoyu ne düşünüyor, mimarlık eğitimi dünyada nasıl ,yeni malzemeler nelerdir, sunum teknikleri ,yarışmalar,yeni akımlar bunlar v.b.asla ama asla okulumuzdaki anlayışa etki edemez ,değiştiremez çünkü diğer mimarlık okulları arayadursun biz çoktan en uygun öğretim metodunu bulduk..öğrencilerden yarıyıl boyunca maksimum düzeyde yalakalık teslimde ise minumum düzeyde mimari kalite ve yaratıcılıkta projeler üretmeleri beklenmeli ve bu formüle uyan öğrenciler öyle 80- 90 değil 100 almalı ve gelecek dönem bizzat arajürilerine girilip diğer hocalara karşı savunulmalıdır.. hep aradığımız istikrar ve başarıda süreklilikte sağlanmış olur..
|
|
|
|
|
|
#2 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 07-03-2003
Mesaj: 153
|
sana katilmam güc
kimse bu görüsüme itiraz etmeyince bende kendi antitezimi yaratmaya kara verdim.ne de olsa burasi tartisma platformu.
merihcim söylediklerin sacma sapan seylerdir.bunlari ispatlamaya davet ediyorum seni.tamamen camur at izi kalsin mantigi ile yazdiklarin gördügün gibi hiç ilgi görmemistir.çünkü dokuz eylülde okuyan herkes bu söylediklerin dogru olmadiginin bilincindedir.ülkemizin güzide ögretim kurumlarindan biri icin bu yazdiklarini olsa olsa okul da yasamis oldugun kötü bir olayi subjektif bir açiyla yorumlamadan kaynaklaniyor diye düsünüyorum.lütfen bu konulari birak nerde cok kazanirim,kimlerle iliski kurarsam daha da yükselirim,kimin ne gibi bir acigini ona karsi kullanabilirim gibi daha mimari ve seviyeli tartisma ve düsünce platformlarina gir.dokuz eylül mimarligi kurtarmak sana mi kaldi? |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 03-09-2005
Mesaj: 483
|
merihcim... mimarlık eğitimindeki gelişmelere ayak udurmak için sence de önce onlardan haberdar olmak gerekmez mi? genellemek doğru diil okulumuzdaki öğretim görevlilerinin ve en önemlisi öğrencilerin (bence bu konuda yanlış bir kanaat var.. eğitimin en önemli itici gücü öğretenler diil öğrenmek isteyenler olmalıdır) çoğunluğu (ama hepsi diil) ilerlemek diil avarajı tutturmak ya da bir şekilde sadece bulundukları konumda vakit geçirmek için ordalar. üstelik mimarlık eğitimi alan herkes iyi mimar olamaz..eğitimi veren de...
ben en büyük sıkıntının okuldaki karamsar havadan kaynaklandığını düşünüyorum ve ekliyorum ben de genelde böyle hissediyorum. ama baktığım zaman şunu da açık bir şekilde görebiliyorum dokuz eylül mimarlıktan yetenekli mimarlar çıkıyor ve istedikleri takdirde iyi işler yapıyorlar.. sadece türkiyedeki mimarlık ve eğitimi alanındaki genel niteliksizliğin uzantısı olarak dokuz eylülde de sıkıntılar yaşıyoruz.. belki de ben bugün iyimserim esra |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 11-10-2004
Mesaj: 1
|
merih 1 sana katılıyorum daha yeni gördüm yazını.Ama Türkiye koşullarında bu saydıkların daha önemli olduğu için güzide bir kurum burası
![]() |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Kayıt Tarihi: 13-08-2007
Mesaj: 11
|
sana katiliyorum,ozerklik icin mucadeleye devam!
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Kayıt Tarihi: 13-08-2007
Mesaj: 11
|
cambridge universitesinin tarihcesi
Prof. Dr. Hikmet AKGÜL
Başyazı Ankara Ünv. Tıp Fak. Cerrahi Onkoloji Bilim Dalı Başk. Faks: 0 (312) 312 67 41 .: Bütün Yazıları | e-posta gönder 19-09-2005 Cambridge Üniversitesi ve biz Özerk üniversitelerin en eski ve en önemli kurumlarından birisi, üniversite şehri olarak bilinen Cambridge’i 1-10 Eylül tarihleri arasında ziyaret ettim. Londra’nın 80 km. kuzeyinde nüfusu 101.000 (1980) olan bir kent. Üniversitenin başlangıç tarihi 800 yıl önceye uzanıyor. Üniversite geleneğini 800 yıl sürdüren bir kurum. Bizim ülkemizin üniversite geleneği (Osmanlı’yı saymazsak) 80 yıl, İngiltere’nin 800 yıl! Oxford’lu bir grup öğrencinin Cambridge’e göç etmesiyle başlayan üniversite gelişme süreci, bir piskoposun 1284’te Peterhouse College adıyla kurduğu okulla, sonraki okulların örneği olmuş. Bugünkü Cambridge Üniversitesi’nin birçok okulu 14,15 ve 16. asırda kurulmuş. 1511’de Cambridge’e gelen Desiderius Erasmus, Rönesans anlayışını yerleştirmek için en çok çalışanlardan birisiymiş. Isaac Newton 1669’da Cambridge’de matematik dersleri vermeye başlamış. Matematiksel düşüncenin önemini vurgulamıştır. Charles Darwin de Cambridge Üniversitesi’nin öğrencilerindendi. Cambridge Üniversitesi özerktir. En önemlisi onu oluşturan okullar özerktir. Bu son cümleyi tekrarlamam gerekiyor. Cambridge Üniversitesi özerktir. En önemlisi onu oluşturan okullar özerktir. Bizde özerklik tartışmalarında “YÖK özerk olmalı” gibi başı sonu belli olmayan, günlük söylemlerden ileri gitmeyen, özerk olmanın felsefesi düşünülmeden ileri sürülen reaksiyonlar, fikirler, neyin özerk olması gerektiğini netleştirmez. Bağımsız, bilimsel ve evrensel düşünmenin üretim merkezi olması gereken üniversitenin en küçük birimleri özerk olacak hale getirilmelidir. Çağımızın bilim felsefesi bunu kaçınılmaz kılıyor. YÖK değil, üniversiteler özerk olmalıdır. Özerk olan üniversitelerin en küçük birimleri olan “Bilim Dalları” bağımsız, bilimsel ve evrensel düşünen insanların çalışıp araştırma ve uygulama yaptıkları kurumlar haline dönüştürülmelidir. Değerli okuyucular! Özerk okulları barındıran ve bilim üretip ihraç eden Cambridge Üniversitesi felsefesini taşıyan ve yüzyıllardır özerkliği nedeniyle rekabet anlayışını bir “üretim dinamiği” haline getiren anlayışın ürettiklerine bakınız. Cambridge’den dönerken uçakta gazetelerde okudum: “Bilim adamları, İngiltere’de ilk kez sperm kullanmadan ve klonlama tekniğine başvurmadan insan embriyonu yarattıklarını açıkladılar. İngiliz basını, haberi ‘Bakire döllenmenin ilk adımları atıldı’ diye manşetten verdi.” Doğal olmalı ki bu başlıktan sonra Hz. Meryem’in bakire olarak çocuk doğurması ile alay edenlerin şimdilerde filmi geri almaları gerekecek. Diğer bir haber: “Londra Imperial College uzmanlarından Anthony Warrens’in yaptığı açıklamaya göre insanları yaşatmak için hayvanlardan organ nakli yapılabilmesi büyük olasılıkla 5 yıl içinde mümkün olabilecek. (Hürriyet)” Eh! Ne diyelim… Özerk olan İngiliz üniversitelerinin birimleri üretsin, biz de gazetelerden okuyalım. Bizim üniversitelerimizin birimleri de özerk olabilseydi biz de organ nakillerinin hayvanlardan insanlara naklini gerçekleştirme sürecini yaşayabilecektik. Özerk olmamanın yan tesirlerinden bir örnek olsun diye söylüyorum. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Onkoloji Bilim Dalı ekibi 10 yıl önce deneysel çalışma olarak köpekten-köpeğe organ nakli projesini, Tıp Fakültesi Hayvan Laboratuvarı’nda başlatmıştı. Amaç, ameliyatla çıkarılamayan karaciğer, pankreas tümörlerinin “Cluster Transplantasyon” denen yöntemle, karaciğer-pankreas-dalak ve bazen ince bağırsakların birlikte nakledilmesiydi. Çalışmayı 20 köpekte (10 alıcı,10 verici) uyguladıktan sonra yayınlamayı amaçlamıştık. Dört uygulama yapıldıktan sonra yönetim tarafından köpeklerde hayvan deneyi yasaklandı. Bizim çalışmamız da Türkiye’de ilk uygulama olmasına karşın ortada kaldı. Çalışmaya katılan ekip, (Dr. Hikmet Akgül başkanlığında Dr. Salim Demirci, Dr. Hilmi Kocaoğlu, Dr. Ekrem Ünal, Dr. Sancar Bayar) sonra bu çalışmayı koyunlarda uygulamaya çalışmışsak da başka gerekçelerle bu da gerçekleşmedi. Üniversitenin en küçük birimi özerk olmadan ve en küçük birimler kurulmadan bilim üretilemez. Unutmayalım! Cambridge Üniversitesi’nin başlangıcı öğrenci merkezli idi ve özerk kurumsallaşma mantığı taşımaktaydı. |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 29-10-2005
Mesaj: 238
|
''Bizim ülkemizin üniversite geleneği (Osmanlı’yı saymazsak) 80 yıl, İngiltere’nin 800 yıl!'' diyebilen profesörlerin olduğu bir ülkede üniversite eğitiminin yerlerde sürünmesi çok doğaldır. Bizim ülkemiz Samanyolu Galaksisi'nden 'laik, demokratik, hukuk devleti' olarak şimdiki gibi mi inmiştir? Darülfünun'un (İstanbul Üniversitesi) tarihçesine Sayın Akgül hiç mi rast gelmemiştir? Her şeyi geçtim üniversitenin bugünkü halinin prototipi sayılacak kurumların Abbasiler tarafından kurulduğu ve bunun Endülüs Emevileri kanalıyla Avrupa'ya geçtiği bilgisini Google'ı bilen bir orta okul öğrencisi için bile ulaşılmaz değildir. Eğer Yunan ve Roma Medeniyeti'nin ekollerinden bahsedeceksek bunlardan binlerce yıl önce yaygın/örgün eğitim vermiş Asya ekollerini (tabir-i caizse)bilmemiz gerekir.
Doğru bir eleştiri yapmak, yanlış çıkış noktasını mazur göstermez sanırım. Keşke üniversitelerin özerliğini savunan akademisyenlerin fikirleri de özgün olsaydı da bizim de üniversitelerimizin yaptığı çalışmaları da yabancı akademisyenler İstanbul'dan dönerken uçakta gazetelerden okusaydı.
__________________
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 06-03-2006
Mesaj: 1.531
|
Cambridge'den önce Oxford'un, Oxford'dan önce Sorbon'un olduğunu bilmemiz lazım. Oxford'un Sorbon'a tepki olarak kurulduğu da bir vakıa...Oxford'un 12. yzl.'da kuulduğunu düşünürsek, Osmanlı'nın o zamanlar daha ortalarda olmadığını görürüz. Yani kanımca aslında ileriydik de geri kalmış değiliz. Geride başladık sadece.
Sahiradesiz'e katılmamak mümkün değil, Osmanlı'yı saymazsak ne demek anlamadım. İTÜ, Mimar Sinan, İÜ, TSK (taa Orta Asya'dan), GATA ve daha bir sürü resmi kurum ve kuruluş tarihlerini Osmanlı'dan başlatır. Biraz garip bir yorum olmuş. Ancak, kurduğumuz üniversite denebilecek kurumların, gelişmişliğe katkı anlamında, Batı'daki örneklerinin performansına ulaşamadığı da açık... |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|