![]() |
|
|||||||
| Diyalog 2004 Kullanıcı Diyaloğu Arkitera Diyalog’un yeni formatında tartışılan konularla ilgili düşünce ve yorumlarınızı bu başlık altında yazabilirsiniz. |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#16 | ||
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 03-01-2002
Mesaj: 269
![]() |
Alıntı:
Yeniden tanımlama tamam ama teori olabilmek için "verili bir nesne üzerinden konuşmama", "onu icat etme" gerekliliği bir anlama-açıklama çabası olarak teorinin doğasına aykırı değil mi? Test durumuna itirazım da "pratiğin" böyle bir tanımla teorinin test aracı durumuna, bir deney kurgusuna indirgenmesinden. Henüz kuramsallaşmamış da olsa düşüncenin kendisi "davranış"a yol açamaz mı? (Bu noktada düşünceyi de sezgisel, bilgisel ve görgüsel olarak açmalı mı acaba) Bu anlamda infilak'ın "kavrayış olmadan davranış" olmaz önermesi de oldukça belirsiz geliyor bana. Bilakis kavrayış olmadan yapılan davranışlar üzerine kurulu değil mi insanlık tarihi? Test edilmeye açık da olsa, Freudcu psikanaliz gibi anlamı kendinden menkul, her durumda kendini doğrulayabilir bir teorinin de bu konu özelinde ancak kötü bir örnek olabileceğini düşünüyorum. Yaşasın Popper. Günkut Akın' ın 20 Aralık 2004 tarihli "Yeni Mimar" daki söyleşisinden kapağa da taşınmış şu sözleri de galiba bu diyalog konusunun gizli öznesi olan soruna işaret ediyor: Alıntı:
__________________
www.1110110.com |
||
|
|
|
|
|
#17 |
|
Diyalog Konugu
Kayıt Tarihi: 17-07-2001
Mesaj: 48
![]() |
“Pratik tarafından teste tabi tutulma...” ifadesini tam de Popper’in nirengi noktası olan “yanlışlanabilirlik” in karşılığı olarak kullanmıştım. Popper’in ilkesinin vurgusu, “mantıksal”, yani “akıl yürütmeye dayalı” bir yanlışlanabilirlik olsa da, asıl hedefi, toplumu 20.yy.’da başına bela olmuş dogmalara karşı donatmaktı. Dolayısıyla toplum hayatının, demek ki pratiğin testine, eleğinden geçmeye açık olmaya çağırıyordu o da her türlü kuramı; ki ben de tam bunu kastetmiştim...
“Öncül” diyerek “teori” üzerine nasıl konuşulabileceği hakkında bir fikrim olmadığı için öteki taraftan dolanmayı denemiştim. Anlaşılan Zahon için sonu malum olan ve beklenti yaratmayan bir alan bu. Belki başkaları bir açılım getirebilir... Bunları ve benzeri yoklamaları “diyalog”un keyifli sörf alanları ve cilveleri olarak değerlendirebiliyorum... Ancak Freud gibi modern kültüre, kavrayışa ciddi perspektifler getirmiş, alan açmış bir nirengi noktasına bağnazlığı çağrıştıran yargılarla yaklaşılınca, doğrusu konuşma hevesim de buharlaşmaya, benden kaçmaya başlıyor. Bu yargı, nadide bir kuşun yanlış avcının eline düşmesi gibi bir imgeyi canlandırıyor benim gözümde. Freud’un perspektifini avlamak için pek çok konum olduğunu, bunların onu çaresizleştirdiği kadar zenginleştirebildiğini, “açabildiğini”, “yayabildiğini” biliyoruz. Tıpkı modern kültürün diğer cesametli gelenekleri gibi, verimli sürtüşmelere, iddialaşmalara girdikçe çoğalan bir dünya olarak görülüyor bu. Ancak “yanlışlanabilirlik” ilkesinin bunlardan biri olmadığı ve bunun üzerine konuşularak onunla iddialaşılamayacağı da biraz mesafeli bakılınca aşikar olmalı diye düşünüyorum... |
|
|
|
|
|
#18 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 26-04-2001
Mesaj: 35
![]() |
tasarım_da < sıfır n0ktası > na ilişkin ilerletilmiş tezler : 1
< Mimarlığı Kavrayışta Teori/Pratik ve Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri > temalı forum (iki masa_da) oldukça ilham verici _zihin açıcı kavramlarla ilerler_iken bende_ki açılımları buraya aktarmak istiyorum .
_öncelikle Mehmet Kütükçüoğlu'nun doğrudanlık_ı ve kendiliğindenlik_i yüksek yazısının getirdikleri ile daha bir anlamlı olan (affına sığınarak söylüyorum : good looking_cenderesinde fazlasıyla sıkıştırılmış olması nedeni ile belki hep biraz kıyıdan konuşuyor kendisi _ama açıklıkla ifade edeyim ki : YENİMİMAR_daki yazılarını (özellikle : Kesit ve Haz) ve temsiliyet kavramı ile görüşlerini dikkat ile takip ediyorum ben . < Mimarlığı Kavrayışta Teori/Pratik ve Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri > nin bende ki açılımları ise şöyle : _konu her ne kadar _yolları çatallanan bir bahçe_de olsa özellikle "mimarlığı kavrayışta" başlangıcı ile netleşiyor ve mimarlık bilgisi_nin var olma anına - ortaya çıktığı ilk_an'a - bakmayı gerekli kılıyor >> |
|
|
|
|
|
#19 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 26-04-2001
Mesaj: 35
![]() |
a.
_ bilgi/görgü/sezgi eksenleri teori-praxis geçişinde _burada ve şimdi <hic et nunc> üzerinde _kırılırlar. b. _hic et nunc / here & now _anı bilinç_te bir yırtılma anıdır ve her tür yaratmanın/tasarımın üretildiği bu an zihnimizde , önsel olanlar ile deneyimsel olanların bilinç ve bilinçaltı arasında birbirlerine geçiştiği an_dır. c. _ yaratma/tasarlama anındaki bu <süreksizlik> önsel ve deneyimsel olan arasındaki uçurumun büyüklüğü ile doğru orantılıdır. d. _bilgi/görgü/sezgi teori-praxis geçişim_inde yaratım/tasarım kararının üretilme anında açılıp_kapanan bu hic et nunc yırtık_ı bilinç ve bilinçaltı arasında_ki akışı besler bu an : <bilinçalıntı> anıd-r . |
|
|
|
|
|
#20 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 26-04-2001
Mesaj: 35
![]() |
...
f.
_mimarlık kuramı içinden süzülen bilgi/görgü/sezgi_nin tasarım anında praxis_e nüfuz edişinin bu yırtılma anındaki açılış/kapanış_ların (bilinç_bilinçaltı akışının) bir mikrokosmos - makrokosmos bütünleşmesi çerçevesinde arketiplerin hayatımıza yükselmesi olarak da anlamak mümkün _ve hatta_özellikle büyük yaratmaların (yırtığın büyümesi) üzerimizdeki güçlü etkilerini bu kollektif bilinçaltından geçişmiş biçimlerin hayatımıza girmesi ile açıklamak mümkün. Jung_un söylediği gibi : yaratma eylemi_hiçbir zaman ufkuna ulaşılamıyacak bir eylem olarak dünyayı tamam etme eylemi/gayreti_dir. _burada bir parantez açıp ; yukarıda ismi anılan Sigmund Freud_un sıklıkla andığı <weltanschauung> kavramı ile devam etmek gerekebilir : Freud’un kendine kısaca sorduğu biçimde : “ acaba ruh_çözümlemesi insan varlığı için bir weltanschauung_u mümkün kılar mı ? *[ weltanschauung kavramı –kabaca- < bütün varlık sorunlarını çözen bir evren görüşü > olarak ele alınabilir ] bu soruya Freud_un cevabı : evet_tir : evet _ eğer bir weltanschauung_tan bahsediyorsak bunun tek koşulu “murakabe”_dir bu da ancak ruh_çözümlemesi yolu ile mümkün olur. Eğer biz bilgi/görgü/sezgi eksenlerini bir büyük ontolojik(varlıkbilimsel) çerçeve içine koyamıyorsak , örneğin : Süleymaniye_deki çinilere ‘süs’ ; Turgut Cansever_deki ‘tezyinat’ fikrine _kitsch diyebiliriz __oysa Süleymaniye_deki çiniler bir süs olmanın ötesinde , Süleymaniye_de kurulan dünyaya doğrudan katkısı olan tektonik bir bileşendir. Aynı biçimde 'tezyinat' fikri Cansever_in mimarlığında insan ve yapı kavramlarının içine yerleşen ve islam düşüncesinde ontolojik yerini bulan bir olgudur. |
|
|
|
|
|
#21 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 30-10-2002
Mesaj: 55
![]() |
kavrayış-davranış
Fluxus' un ideogramını ödünç alıp üzerinde bir küçük düzeltme yaparsak bahsettiğim kavrayış-davranış modelini açıklayabiliriz:
Ezelden kesik kesik çizgiler halinde gelen bilgi-sezgi-görgü izleri -ki bunlara kabaca kavrayış diyelim-, modo -şu an- da kırılırlar, ve sürekli çizgilerle betimlenen b', g' ,s' ye dönüşürler ve ecelle karşılaşırlar. BUraya kadar tamam. Halbukü kültürel üretimlerin tamamı yine kaba bir tabirle yumurta-tavuk diyalektiği ile oluşur. Yani fluxusun kağıt modelinin başını ve sonu kıvırıp birleştirirsek, baştaki bilgi, sezgi, görgü' nün nerelerden geldiğini ve dönüştürülmüş bsg' lerin nereye gittiğini gösterebiliriz. Bilgi sezgi görgü, bsglerin, bsg' ler bilgi sezgi görgülerin kaynağıdır. Burada kritik olan şudur ki zahonun çekincesi bu noktada anlamlıdır, hemen hemen hiçbir zaman kavrayış o anın tarif ettiği özel duruma karşılık gelecek davranışı örgütleyemez. Davrandıkça o ana özel şeyler kavranılır. İşte bu yüzden tasarım süreci iteratif bir süreçtir. Tekrarlar, denemeler, etüdler gerektirir. Eldeki kavrayış modeli ile yola çıkılır ve yavaş yavaş durumun tarif ettiği koşullara uygun davranış biçimi gelişir. Ben yine de, teori-pratik gibi, sanat-teknik gibi ayrımların geçersiz olduğu, bu ikililerin hemhal olduğu dilöncesine yakın bir evrende yaşlanmak istiyorum.
__________________
tangent universe has collapsed |
|
|
|
|
|
#22 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 21-08-2001
Mesaj: 14
![]() |
Alıntı.......................................................................... ................................................................................
İnsan, içinde bulunduğu ortamla sürekli yapılar kurar. Ortam da insan gibi devingen bir yapıdadır; değişir, evrilir... İnsan ile ortam arasındaki ilişki de döngüseldir; birbirini tetikler, dönüştürür. Bu iki yönlü etkileşim, karşılaşmalarda, üretimlerde gizlidir... Her defasında yeni yapılar kurulur... Kalıplar, şablonlar kurma çabası, zaman içinde hep iflas eder... Çünkü yapı kurmanın doğasına aykırıdır. Ama içinde süreklilik hep vardır... Evrimin doğası böyledir. Evrim, ‘değer’ ler ile hareket eder. Değerler, birileri tarafından oluşturulmaz ya da icat edilmezler. Değerler, oluşan bu yapılardan doğar. Evrim, ‘az değerli’ den ‘çok değerli’ ye hareket eder. Bazen ‘gelen-ekler’ oluşturur, gelenler ve eklemlenebilenler hayat bulur. Süreklilik hep vardır. Çünkü evrimi sürekli kılan yalnızca dinamik olanlar değildir. Statik olanlar da en az dinamik olanlar kadar önemlidir... Evrim için, süreklilik için, birbirlerine ihtiyaçları vardır. Zaman, bazen statik olanı dönüştürecek dinamik gelinceye kadar Ya da o dinamik anlaşılıncaya kadar bekler... Bunlar kurulan yapıların niteliğinde gizlidir; değerleri üreten, evrimi gerçekleştiren... ..............................bir yapı kurmak / bölüm1 parçası olduğun döngüyü kavramak / Boğaçhan Dündaralp Bilgi, yapılar kuran insanın peşinde bıraktığı izlerdir. Bu izler üzerine pek çok şey kurulabilir: tarih, kuram, önerme... Bunlar bir anlamda da tersten okumalardır, bilgi katmanlarından haritalar oluşturmaktır da denebilir. Bu nedenle de ‘yapı kurma’ etkileşiminin içinde değil, dışında gibi görünürler. Ancak, çizilen haritaların okunaklılığı ve olanakları ile etkileşime tekrar insan tarafından sokulabilirler. Etkileşime katıldıklarında da, etkileşim içindeki duruşları, etkileşimdeki insan tarafından çarpıtılmıştır. Kiminde insanın bir parçası, uzantısı gibi (sindirilmiş durum) hareket eder ve sonuçlar verir. Kiminde eğreti durur, zorlamadır. Kiminde de varlığı, yokluğu anlaşılmaz. Hepsi de ancak etkileşim sonunda kurulan yapı üzerinden okunabilir. Olay ‘nitelik’lerde gizlidir. Ben bu bağlamda, teori-pratik ekseni yerine ‘yapı kurma’ kavramını koymayı, teori-bilgi kavramını ‘kurulan yapılar ardındaki izler içinde yer alan' olarak tanımlamayı tercih ediyor, sezgi-görgü kavramlarını da kendi bütünselliği içinde yapı kuran insanın anlatılamaz ama izlenebilir iç dinamiği olarak görüyorum... |
|
|
|
|
|
#23 |
|
Diyalog Konugu
Kayıt Tarihi: 17-07-2001
Mesaj: 48
![]() |
Not: Boğaçhan'ın cevabı okunmadan, infilak'ın üzerine yazılmış bir mesajdır:
“İkililerin hemhal olduğu bir dilöncesinde yaşamak..” yerine “İkililerin hemhal olduğu bir dilöncesinde yaşlanmak..” neden daha cazip geliyor kulağa? Neden daha poetik? Kısacası neden daha çok şey anlatıyor? Hayal ile gerçekleşme ufku arasındaki bir “kırılmaya” işaret ettiği için. Şöyle ki: “İkililerin hemhal olduğu bir dilöncesi...” ancak yetişkin olarak, demek ki ancak bu ikililerin içinde bulunduktan sonra dile getirilebilecek bir şey; gerçekleşmesi ise yetişkinlikten çıkmayla, yani yeniden bir tür çocukluğa dönmek anlamına gelen yaşlanmayla mümkün. Yetişkinken adlandırılabilen şeye temas edebilmek, onu adlandırabilecek konumdan uzaklaşmakla mümkün ancak: Demek ki “infilak”ın sözündeki cazibenin kaynağı şurada: Bize hem olmayacak bir şeyi olabilirmiş gibi göstermiyor; hem de gerçekleşmenin ağır bedelini bahane ederek bizi hayallerden mahrum bırakmıyor: Hem doğru söylüyor, hem de hayal kurdurmaya devam ettirebiliyor. Aynı anda hem hesapsız, hem de akıllı... Tıpkı Jung’un “yaratıcılık” tanımlamasının da cazibesini “ufkuna ulaşılamayacak” olmasından alması gibi... Ya da Metin Karadağ’ın Orhan Koçak’tan aktardığı Beckettvari pozitif kısa devre de, iyimser bir sonuç çıkarılamayacak kadar tekrarlanamaz olmasından alıyor zekâsını... Fluxus’un “önsel-deneyimsel” karşıtlığı da bence diyalog başlığındaki ikilileri dikine kesme kapasitesi ile çok cazip. Tıpkı “infilâk” tarafından yeniden yorumlanan diyagramı gibi. Diyagramın yarığından sızan ışık, herşeyi kırıyor mu, yoksa imkânın kaynağını oluşturan bir parıltı mı? Yapan (Fluxus) bile bilemeyecek daha çok bunlardan hangisine yakın olduğunu... Fluxus-İnfilak-Zahon-Karadağ arasındaki, diyalektikten de beslenmeyi ihmal etmeyen bu spontan diyalogu izlemek çok cazip doğrusu: 2004’ün son diyaloğu, 2005’in ilk diyaloğu oldu bile... Teşekkürler... |
|
|
|
|
|
#24 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 26-04-2001
Mesaj: 35
![]() |
yeha noha !
infilak'ın ezelden_ebede b.g.s ' nin döngüselliği ile ilgili <ouroboros> müdahalesi üzerine yeni açılımlar :
... nee-yoh-wah nee-yoh nee-yoh-wah nee-yoh nee-yoh-wah nee-yoh nee-yoh-wah nee-yoh ... * [..değişiyorum...aynıyım...değişiyorum...aynıyım..] _Navajo yerlilerinin arınmak için söyledikleri enchanting_şarkıyı anımsatıyor infilak_ın teori-praxis üzerine ortaya koyduğu döngüsellik_varyantı hatta belkide Mircea Eliade_nin Edebi Dönüş Mitosu ile örtüşüyor_ belki ancak; bana kalırsa ortaya konulan modelin en can alıcı tarafını görmüyor şöyle ki : a. tasarım_ın<sıfır noktası> anındaki yırtılma --özellikle-- bu yırtılmanın bilinç_bilinçaltı kesitinde oluşan akışı mümkün kılıyor (bkz . yırtığın yataydaki görünüşü) b. _ezel ve ebedi birleştirip , yırtığı zayıflatıp örtmek yerine__onu açıp , bilinçten gelen ile bilinçaltından gelenin karşılaşmasını ve ilk kez tekin olmayanın (uncanny), bilinçli hayatımıza geri döndüğü anı ifade ediyor . c. _ve hatta bu durumun tam_da < yeni / modern >nin üretilme anı olduğunu söylemeye çalışıyor _sanki bu model daha çok ve hatta_ bu “yeni” _nin bir özgürleşme alanı olduğunu düşündürüyor. _aslında belki de mimarlığı kavrayışta teori_pratik arasındaki yırtılmayı b.g.s eksenleri açısından yorumlar iken : diğer yanda konvansiyonel bir pilav yapmak için gerekli bilgi ile Kasparov_un bir satranç maçında _kabul edilmiş bir vezir gambitine karşı aradığı yeni devam yolunun bilgisini_de karşılaştırmak içinde kullanabiliriz _bunu . ... doğrusu İhsan Bilgin'in söylediği biçimde bu yırtılmanın bir ışıma olduğundan da şüpheliyim ben _ belki de kapkara ve _ufkunu tamamlamaktan aciz deep_siz bir kuyu o yırtık belki de en iyisi Enis Batur 'un söylediği gibi bitirmek : yanlış hatırlamıyorsam şöyleydi < cinnetimi organize edemezsem _cinnetim beni boğar _ yazmak cinnetimi organize etmenin bir yolu > |
|
|
|
|
|
#25 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
"Kesit" ile "Kesik" başka yöne bakıyor...
Yukarıdaki foto - grafikte
bilinç bilinçaltı yazan KESİTİN GÖRÜNÜŞÜ ile altındaki fotoğrafta yer alan KESİĞİN GÖRÜNÜŞÜ ters degil mi?
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 04-01-2005 13:43 Nedeni: Sana ne. CANIM İSTEDİ değiştirdim:) |
|
|
|
|
|
#26 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 26-04-2001
Mesaj: 35
![]() |
...
bu yırtılma tek yönlü değil aslında _bir kalp kapakçığı gibi_ < iki yönde_de > açılıp kapanıyor bazen çok zayıf hareket ediyor , bazen büyük açıklıklar üreterek gittikçe daha da çok açılmayı deniyor .
_ kimi zaman durgun bir hal alarak Yusuf Atılgan'ın ( aylak adam ) deyimiyle bir "kumda yatma rahatlığı" (ku.ya.ra)ile davranıyor ve kimi zaman daha _tekinsiz durumları özleyerek __a.da.ko (ağaç dalı kompleksi) gibi bir ağac dalının gövdesinden ayrılmak istemesindeki özgürleşme anında_ki arzuyla gövdeden ayrılıyor : gövdenin sağlam ve güçlü yapısından kopmayı göze alarak : özgür ama daha zayıf ve ince bir dal olmayı _deniyor . |
|
|
|
|
|
#27 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Günah benden gitti, konuyu mekanik hale getiren ben değilim.
Ama önce konuya ısınmam için bir kaç kültür fizik hareketi yapmam gerekiyor...
Elimde değil, hangi konu olursa olsun, konuya uyarlı dil düşünce biçimimi/formatımı her defasında elden geçirerek yenilemem gerekiyor, ki ısınayım. Bu bir sürüklenmemek için tutunabilme eylemliliği olarak da adlandırılabilir. Düşünsenize eğer itmeye taşımaya çalıştığım sözden daha güçsüzsem o sözü nasıl ortaya doğru itebilirim ki. Her defasında ortaya itmeye çalıştığım söz geri teperek beni öylesine savurur ki. Korkum da bu. Bu nedenle kendi dil-düşünce biçimimi kendi tutunabilme kaygıma göre oluşturmak zorundayım. Aklım ermeli dişim kesmeli ki... Kendimden daha hafif sözü kurabileyim... Sanırım bu tür zorundalıklar bizleri yaşlılarevi konuşmaları ile yapayalnız bırakıyor. Kendi anladıkları dil-düşünce ile kendi kafasının içinde kendi kendine süren konuşmalardan dışarı taşanlar ile konuşma eyleyip sonuç olarak anlaşmalara aynı fermuarın iki kenarı gibi uyumlu diyaloglar bekliyoruz. Yok aslında böyle bir şey. Her birimiz kendimizle uzlaşılarımızdan arta kalanları ikram ediyoruz. Vazgeçtim, vazgeçtim çoğul laf etmemeliyim. Sözümün doğrusu kendi adıma konuşmam ile mümkün: "... uzlaşılarımdan arta kalanları ikram ediyorum..." Ama yine de en az iki kişi arasında bir konuda tıptıp her yönüyle aynı düşünme olasılığı: Bir kapı aralığının bir tarafında sigara dumanının üflenmesi ile oluşan halka şeklindeki dumanın kapı aralığını geçtikten sonra da aynı halka şeklinde duman oluşturması olasılığı kadar değil midir? Yok yok bunu da abarttım. Neyse tamam, buraya bir nokta. Zor olan basit olanı bulmaktır. En zoru da en basit olanı bulmak. Burada olduğu gibi algı çapımı artırmak için bu nedenle indirgeme/düz mantık ister istemez sık sık başvurduğum bir yol oluyor. Örnek vermem gerekirse kolayca kavrama/tutunabilme ve sürüklenmeyi önleme/ olanağı verdiği için "CESED Kuralı" diyeceğim. (*)CESED Kuralı bileşenlerinin birbiriyle ilişkilenme biçimi: C = S + D S= C + D D= S + C ... Neyse biz tekrar konuya dönelim: "Mimarlığı Kavrayışta Teori/Pratik ve Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri" ile ilgili burada yazılanları okurken kendimce damıttıklarımı gözden geçirmek istediğimde bir şey dikkatimi çekti. "Mühendisliği Kavrayışta Teori/Pratik ve Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri" "Doktorluğu Kavrayışta Teori/Pratik ve Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri" "Vesaireyi Kavrayışta Teori/Pratik ve Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri" Olabileceğine göre demek ki burada varılması beklenen genellik tasıyacak öznel sonuç: "Mimarlığı Kavrayış..." Hımmmm. Konu başlığından geriye (Teori/Pratik ve Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri), ortada bir noktasından sabit PANTOGRAF/MAFSAL sistemi kalıyor. Ortadaki sabit nokta ise "ve" bağlacı. "ve" bağlacının bir tarafındaki mafsal ,"Teori/Pratik" makasının sorunsallık bağlamı ( ham solüsyonu). "ve" bağlacının diğer bir tarafındaki mafsal sistemi ise "Bilgi/Görgü/Sezgi Eksenleri" (ham solüsyonu) Mafsal sistemin yani eşitliğin her iki alanı mimarlık kavram alanı içinde olmalı ki sonuç olarak varılacak Kavrayış DA Mimarlık ile ilgili olsun... Tam da burada bu hafta çıkan HAYVAN DERGİSİ'nde Latife Tekin ve Oruç Aruoba'nın son çıkan, birbirlerinin kitapları hakkında karşılıklı diyaloglarındaki "kavrayış ve anlamakla" ilgili ilginç bölüm gözümün önüne geldi, ama aklıma gelmedi bir türlü. Durun bir göz atayım devam ederim ![]() (*) C = Ciddiyet, S= Samimiyet, D= Dürüstlük
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 04-01-2005 19:31 Nedeni: Yine yazarken göremediğim bir yanlışı yakaldığım için, canım:) |
|
|
|
|
|
#28 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Neredesiniz?
Neden kimse konuşmuyor?
Bu sessizlik de ne? Neredesiniz?
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#29 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 06-01-2005
Mesaj: 2
![]() |
mmmm...
neden sormamalı insan, herşey apaçık ortadayken... |
|
|
|
|
|
#30 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.537
![]() |
Herşey ortadayken... ?
Anlayamadım biraz açar mısınız?
Alıntı:
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|