|
|
#1 |
|
Kayıt Tarihi: 03-05-2007
Mesaj: 2
|
modernizim ölmüş olabilir.21.ci yüzyılda dünyanın yaşama,çalışma ,yönetme gibi konulara dair radikal ve yeni fikirlere ihtiyacı var oldugunu düşünüyorum.Bir deyim vardır galamit etmek(fındık toplandıktan sonra tekrar fındık bahcesine girilip toplarken yere düşen fındıkları toplamak anlamındadır.İşte bazı arkadaslarımız mimari çizim yaparken bunu göz önünde bulunuduruyorlar.Siz mimarlar Türkiyedeki koşullarınızdan, meslek odanızdan şikayet etmeden önce ülkemize mimarılk adına ne verdiğinizi düşünün. Öyle meslek anlayışına böyle oda, gayet doğal...Geçenlerde bir arkadaşım imza sahteciliklerini anlattı. Peki İstanbul varoşlarındaki binaların tümü mü kaçak? Kaçakla yasalın kalite bakımından birbirine karıştığı bir kentte siz hangi mimarlıktan hangi mimarlar odasından bahsediyorsunuz? Geçen sene bir Avrupa gezisi yaptık, gözlerimize inanamadık. Mimarlık demek buymuş dedik. Mimarlık toplumu güzelleştiren, ayağa kaldıran, yaşatan gerçek bir can damarı orada. Ya burada?
Arkadaşım baş suçlunun imar yasası olduğunu söylüyor. Dediğine göre o güzel diye fotoğraflarını çektiğimiz tüm yapılar bizim imar yasamıza aykırıymış. Peki ya sayın bayanlar beyler siz bu durumu değiştirmek için ne yaptınız? ![]() |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 29-10-2005
Mesaj: 233
|
Avrupa'da nereyi gezdiniz, gözleriniz neye inanamadı merak ettim?
__________________
Bilmek, bulmak, susmak gerek... |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Kayıt Tarihi: 03-05-2007
Mesaj: 2
|
merhaba
avrupada nereyi gezidigimi sormuşsun ..?fransayı gezdim.ordaki postane ninmimarisini görsen buna bile bukadar özenmişler diyip inananmazsın.çok begendim ve tek bir soru sordum imar kanuna uygunmu peki diye bu yapılan binanın turkiyede yapılamıcagını belirttiler çünkü aynı kanunlar geçerli olmadıgı için her konuda sınırlı davranılması gerektigini söylediler.bu yüzden bu konu hakkındaki düşüncelerini merakettim arkadaslrın![]() |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 29-10-2005
Mesaj: 233
|
Postane mimarisi diye bir şey bilmiyorum ama sevdiğim bir postaneler var. Bir kaçının fotoğrafını umarıp bulup buraya koyabilirim. Onlara da gayet özenmişlerdi. Mesela internetten bulabilirsen Paris Şehir Planı'na bir bak. Baron Haussmann'ın vandallığı ve Napoleon'un askeri dehası nasıl bir sonuç ortaya çıkarmış. (Hatta bir zamanlar Zülfü Livaneli'de Başkan adayıyken Paris'i örnek göstermişti sanırım. Bu kentin bu şekilde planlanmasına sebep olan halk hareketine yakınlığını o övündüğü sosyal demokratlığı sağlayamamış nedense!) Bu tabi tercih meselesidir ama kocaman dümdüz caddeler, afilli bulvarlar yerine ucunu göremediğim sokakları tercih ederim. Bu günkü resmi ya da sivil mimariyi tasvip etmediğimi her halde söylememe gerek yok. Fakat gavuryapmışcanımcılıkta kendi mimari birikimimize haksızlık olur.
__________________
Bilmek, bulmak, susmak gerek... |
|
|
|
|
|
#5 | |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 21-02-2006
Mesaj: 104
|
Nereden başlasam?
Alıntı:
Yazınızdaki uygun üslup altındaki sert eleştirilere pek anlam veremesem de bu konuda konuşmak isterim bilgim çerçevesinde. Öncelikle BİZ MİMARLAR ın oda ve Türkiye şartlarından şikayetçi olmamız konusuna eğilelim isterseniz. Yoldan çekme, arka bahçeden çekme, üstten basma, alttan yontma vs. vs. gibi kurallar, kanunlarla mimarinin ön çalışması yapılmış oluyor zaten. "Ne verdin ki ne istiyorsun?" sözü mimarlar için burada biraz kargaşa yaratacağa benziyor bu sebeple. Zira bir sürü benzer kısıtlamalarla (yalnızca yasal değil) mimarlar tekniker konumuna itiliyor çoğu zaman... Çoğu zaman diyorum, bütün bu kısıtlamalara rağmen mükemmel diyebileceğimiz işleri de görebiliyoruz. İşte tam burada meslek ahlakı giriyor işin içine ki, imza sahteciliği (!) konusuna da istemeden de olsa değiniyorum. Ve küçük bir dipnot; hala gelişmekte olan bir ülkeyiz; toplumuz... Bu sebepten etik gibi vazgeçilmezler bir çırpıda silinebiliyor. Bu noktaya kadar anlatmak istediğim şey küçük bir yüzde de olsa iyi işler yapan ya da yapmaya çalışan insanları konuşmanızda özellikle ayrı tutarak anmanızdır. Aksi durumda Türkiye'de mimarlık adına hiçbir şey yapılmıyor gibi bir anlam çıkıyor ki mantıklı değil... Avrupa örneğinizde bahsettiğiniz postaneye gelelim. Umarım rehber eşliğinde gidilen ve Paris' i Louvre' den, Champ-Elysées' den, Eiffel' den ibaretmiş gibi gösteren bir geziden bahsetmiyorsunuzdur. Nitekim bahsettiğiniz Avrupa' da serbest gezme imkanını yakaladım ve gerçekten de gözlerim bir postane arar duruma geldim Kaldı ki bizim de mimari eserlerimiz hiçte yabana atılır cinsten değil. Bu yüzden "Buna bu kadar uğraşmışlarsa..." sözü pek mantıklı gelmiyor.Bu sebeplerden dolayı kıyaslama biraz eşitlikten uzak bir ortamda yapılıyor gibi geliyor bana. Eskiyle yeni mimarinin, ilerlemişle geri kalmış/bırakılmışın sikletleri ne kadar eşit olur bilemem. Sürç-ü lisanlar affola... İyi çalışmalar... *Bazı yerlerde konudan uzaklaştım gibi sanki ama ortaya konulan problemi anlayabildiğim kadarıyla cevaplamaya çalıştım...
__________________
Kamil KARA |
|
|
|
|
|
|
#6 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-07-2006
Mesaj: 580
|
Mimarlık tarihi dersinde uyuklarsanız bu sorulara yanıt bulmanız mümkün değil elbette(sözüm meclisten dışarı).
Mimarlığın dönem dönem çöküşleri, yükselişleri, uykuları olmuştur. Anadoluda zaman zaman sivil mimari yükselmiş, zaman zaman kamusal yapılar mimarinin ana hatlarını oluşturmuştur. Avrupa ile yakınlaşmalarımızla birlikte de oradan görüp üstüne başına takıp takıştırmışız mimarlığı... İşte burada şimdiki mimarlığın nereye gittiğini sorabilirsin, öncelikle yapıları , projeleri incelerken yazılarını mutlaka okuyun. Hocanıza bir proje örneği götürdüğünüzde sadece görsellerini değil, o yapının bütün hikayesiyle gidin. Neden mi? Yoksa sokaktan geçen vatandaşın bakış açınızdan bir farkınız kalmaz. Bağlamcı mimarlık dediğimiz olayı iyice özümseyin, ozaman mimarlığı AVRUPA-ANADOLU, UZAKDOĞU-ORTADOĞU gibi kıyaslamalarla algılamaya çalışmazsınız. Her kentin bir hikayesi vardır, her toplumun bir gelişim , değişim süreci vardır, mimarlıkta buna paralel yürür. Yani Avrupa'dan alıp getirdiğiniz , orada beğendiğiniz bir yapı buraya uygun olmaya bilir. Buraya getirdiğinizde artık o bina değildir. Eğer bunu sağlıyorsa o yapı bağlamsal anlamda başarılırıdır. Fakat yapınızı nereye götürürseniz götürün aynı şeyse, ozaman siz bir obje tasarlamışınızdır, cebinize koyup gezmeye çıkabilirsiniz. Bu açıdan bakarsanız , projelerinize , projelere bakışınız o derece sağlam gelişir. Şimdiki sermayeyi ve siyasi erki elinde bulunduranlar 70'li yıllardan beri Türkiye'yi dünyanın en gerizekalı binalarıyla doldurdular. Şimdi o binaları yıkıp yenilerini yapıyorlar , kensel dönüşüm adıyla. Yani bu enazından şu demektir, yönetim mimarlığın ne denli önemli olduğunu anladı. Bu bir süreçtir, hemen herşey güllük gülistanlık olamaz. Mimarlar sorumlu ve bilinçli projeler ürettikçe zincirleme bu devam eder. Öncelikle binlerce yıllık bir tarihin üzerine binalar diktiğinizi fark edin. Sizden önceki medeniyetleri iyi analiz edin. Janjanlı beş para etmez cepheler birgün paslanacak, rüzgar kompozit panellerini alıp kafasına çalacak onların. Geriye yine özveriyle yapılmış olanlar kalacak. İşte onları özümseyip, projelerinizle çevrenizi ne kadar ilişkilendirirseniz , o kadar mimarlığın nereye gittiğini fark edebilirsiniz. Yoksa en fazla 21'' lik bir kafesin içinde dünyaya bakmaya devam eder ve gidişatın farkına varamazsınız.
__________________
R&R |
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|