![]() |
|
|||||||
| Çevre Küresel ısınma, susuzluk bütün gündemimizi işgal ediyor, yaşanan teknolojik gelişmelere paralel çevre sorunları azalmıyor, artıyor!.. |
![]() |
|
|
Konu Araçları | Modları Görüntüle |
|
|
#1 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Dünya Afet Haritası...
Dünya Afet Haritası:
http://visz.rsoe.hu/alertmap/woalert.php?lang=eng "Guncel ve Aktif..." Ağrı'daki doğal gaz hattındaki yangın ve Antalya'daki fırtına da işlenmiş... ...
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#2 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Güncellemeleri
Arada sırada bile olsa bir göz atıp, güncellemeleri izleyebiliyor musunuz?
Çok kısa sürede haritaya işleniyor, olan bitenler. Keşke güncel "Türkiye('ye Özel) Afet Haritası" yapılsa... Örneğin, Nasrettin Hoca'nın "Maya Çaldığı" Akşehir Gölü kuruyup çöl olduğu için artık yok!....
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 17-09-2006 21:58. Silinme nedeni: "TÜRKİYE AFET HARİTASI" DİYORUUUMMM! |
|
|
|
|
|
#3 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Demeye kalmadı manşette çıktı...
http://www.milliyet.com.tr/2006/09/18/guncel/agun.html
Gölleri kuruttuk Türkiye'de 50 yılda sulak alanların yarısı yok oldu. Nedeni küresel ısınma ve yağışların azalması gibi görünse de en büyük sorumlu, su kaynaklarını bilinçsizce tüketen insan... Serhat Oğuz Türkiye'nin eşsiz gölleri ve sulak alanları birer birer yok oluyor. Son 50 yılda Türkiye'nin sulak alanlarının yarısı kaybedildi. Doğa Derneği Sulak Alanlar Koordinatörü Hatice Dinç Sarısoy, 50 yıl önce yaklaşık 2.5 milyon hektar sulak alana sahip olan Türkiye'nin 1 milyon 300 bin hektarlık sulak alanını kaybettiğini söylüyor. Uzmanlara göre bu tablonun oluşmasında en büyük etken küresel ısınma ve yağışların azalması... Ancak en büyük sorumlu, su kaynaklarını bilinçsizce tüketen insan... 200 bine yakın kaçak kuyu açılarak sulama yapılan İç Anadolu'da, Eşmekaya ve Ereğli sazlıkları kurudu, Akşehir Gölü neredeyse çöl oldu, Beyşehir, Meke ve Tuz Gölü ile Sultan Sazlığı da kuruma tehlikesiyle karşı karşıya... Son kötü haber Akşehir'den Göller için son kötü haber Akşehir'den geldi. 15 yıl önce 350 bin kilometrenin üzerinde sulak alana sahip olan göl, bugün tam bir çölü andırıyor. Doğa Derneği Sulak Alanlar Koordinatörü Hatice Dinç Sarısoy, sulak alanların azalmasında en büyük sorumluluğun sulama konusunda yapılan yanlışlıklar olduğunu vurguluyor: "Geleceği düşünmeden açılan kaçak su kuyularıyla yeraltı suları tarıma aktarıldığı için göller ve diğer sulak alanlar beslenemiyor. Belli dönemler kuraklık yaşanıyor ama sulak zamanlarda bile artık kaynaklarımız gölleri, sulak alanları beslemeye yetmiyor." Ege'de su derine kaçtı Meteoroloji Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Erhan Angü de, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün (DSİ) yıllardır uyguladığı yanlış politikaların sulak alanların kaybında en önemli etken olduğunu, tarım alanı kazanmak için göllerin yıllarca kurutulduğunu belirtti. Angü, "Ege Bölgesi'nde bile artık yer altı suları kayboluyor" dedi. DSİ Etüd ve Plan Dairesi Başkanı Ahmet Alparslan, özellikle İç Anadolu'da vatandaşların yeraltı sularını kullanarak yaptığı tarımsal üretimin yüksek fiyata ithal edilmesi nedeniyle kaynakların hızla tüketildiğini belirtiyor. Doğanın intikamı herkesi yakacak Doğa Derneği Sulak Alanlar Koordinatörü Sarısoy, tarım için yok edilen sulak alanların, bir süre sonra doğal yaşamı olumsuz etkilediğini şu çarpıcı örneklerle anlattı: Sultan Sazlığı'nda su kaynağı azalınca, ortam iklimi değişti. Antalya'daki Avlan Gölü, tarım alanı haline getirilmek için 1970'li yıllarda kurutulurken, oluşan iklim değişikliği bölgedeki üretimi olumsuz etkiledi. Tuzlu bir göl olan Seyfe'nin suyu azalınca kuruyan tuzlar çevredeki tarımsal alanlara serpildi. Antakya'daki Amik Gölü kurutulduğu için, bölgedeki doğal hayat olumsuz etkilendi. İç Anadolu'da can çekişen sulak alanlar Akşehir Gölü (Konya): Birkaç yıl öncesine kadar suyla dolu olan göl, geçtiğimiz günlerde en kurak haline ulaştı. Seyfe Gölü (Kırşehir): Son 5 yıldır çok ciddi kuraklık yaşanıyor. Tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Beyşehir Gölü (Konya): Çok geniş bir alana yayılan göl zengin kaynağına rağmen, çok ciddi su kaybı yaşadı. Tuz Gölü: Son 50 yılda yarı yarıya küçülürken, çevredeki yerleşim bölgelerinin kanalizasyonu da göle akıyor. Eşmekaya Sazlığı (Aksaray): 10 yıl öncesine kadar 100'den fazla kuş türünü barındıran sazlık tamamen kurumak üzere. Kulu Gölü (Konya): Çok su kaybı var. Kurumasından endişe ediliyor. Suğla Gölü (Konya): Doğal su kaynağını kaybettiği için gölete dönüştürüldü. Konya Ereğli Sazlığı: Sazlığın su kaynakları yapılan göletlerle kesildi. Kanalizasyon atıklarıyla kirlenen sazlık can çekişiyor. Sultan Sazlığı(Kayseri): Su kaynakları kesilen sazlığın kurumaması için başka alanlardan su taşınıyor. Kestel Gölü(Burdur): Tarım arazisi kazanmak amacıyla kurutuldu. Gâvur Gölü (Kahramanmaraş): 1950'lerden itibaren sıtmayla mücadele ve tarım alanı elde etmek amacıyla kurutuluyor. Kurutma çalışmaları 1966'da tamamlandı ve 7 bin 125 hektar alan kurutuldu.
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#4 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
"Türkiye, Kyoto'yu imzalamalı"
4 Kasım 2006, Cumartesi » Küresel Isınma Eylem Günü
»Küresel Isınmayı Durdurun-Türkiye Kyoto'yu İmzala!" Eylem toplam 47 ülkeyle birlikte eş zamanda yapılıyor. Buluşma yeri: Saat 11.30'da Haydarpaşa Garı önünde "Ne petrol, ne kömür, ne nükleer, güneş rüzgar bize yeter" pankartı altında buluşuyoruz. Yürüyüş başlama saati: 12.00'da yürüyüş başlıyor. Yürüyüş güzergahı: Yürüyüş Kadıköy otobüs durakları (eski Bostancı dolmuşlarının olduğu yer) yanındaki park alanına kadar devam edecek. Alanda program: Saat 13.30'da, Açık Radyo'dan Ömer Madra Tertip Komitesi adına mitingin açış konuşmasını yapacak. Sırasıyla Grup Masis, Fuat, Aylin Aslım, Vedat Sakman ve Yaşar Kurt sahne alacak. İlk iki şarkıdan sonra Mor ve Ötesi'nden Kerem Kabadayı miting konuşması yapacak. ****************************** 22/10/2006 4 KASIM KÜRESEL ISINMA EYLEM GÜNÜ'NE DOĞRU Türkiye, Kyoto'yu imzalamalı ÜMİT ŞAHİN (*) Küresel iklim değişikliğinin çözümü için hazırlanan tek bağlayıcı uluslararası anlaşma olan Kyoto Protokolü gündeme geldiğinde, iki karşıt uçtan da bir küçümseme duyuluyor. Başını ABD'nin çektiği Kyoto karşıtları protokolün yanlış bir yöntem olduğunu, küresel ısınmanın ancak ülkelerin tek başlarına uygulayacakları, kendi özel şartlarına uygun ve yeni teknolojilere dayalı yöntemlerle çözülebileceğini söylüyor. Bunu da, küresel ısınmanın var olduğunu kabul etmek zorunda kaldıkları son bir iki senedir dile getiriyorlar, daha önce iklim değişikliğini reddediyorlardı. Radikal ekolojist kanattaki bazıları ise Kyoto'yu hiçbir işe yaramayacak bir kandırmaca olarak görüyor, sanayi ülkelerinin göz boyamak için uydurdukları bir anlaşma olduğundan dem vurarak Kyo-to'ya dayalı çözümleri "teslimiyetçilik" olarak adlandırıyor. Bu yıl Küresel Eylem Grubu'nun organize ettiği 4 Kasım küresel ısınma eylem gününün ana sloganı "Küresel Isınmayı Durdurun, Türkiye Kyoto'yu İmzala!". Neden Türkiye de Kyoto'yu imzalamalı? Ekolojik krizin iyice belirgin hale gelmesiyle uluslararası çevre anlaşmalarının doğuşu aynı zamanlara, 1970'lerin ilk yıllarına rastlıyor. 1972 Stockholm Bildirgesi ile başlayan ve 1992 Rio zirvesinde en üst düzeye taşınan bu anlayış, başarılı örneklerinden birini Montreal Protokolü ile vermiş ve ozon tabakasına zarar veren gazların yasaklanması bu yöntemle sağlanmıştı. Kyoto Protokolü de bu sürecin ürünlerinden biri olarak dünya ülkelerinin Rio zirvesinden iki yıl önce başlayan bir müzakere sürecini önce ilkesel bir sözleşmeye, 1997'de ise somut hedeflere dönüştürme-siyle ortaya çıktı. Kyoto Protokolü'nün hedefleri çok yetersizdi. Bugün bilim çevrelerinin yaptığı çalışmalara göre, küresel ısınmanın durdurulabilmesi için 2050 yılına kadar küresel düzeyde yüzde 8o'i aşan bir emisyon sınırlaması gerekiyor. Bu sınırlamaların 2030'a kadar yüzde 60 civarında olması gerek. Oysa Kyo-to'nun koyduğu hedef, sera gazı emisyonlarının 2008-2012 yılları arasında 1990 düzeyine göre ortalama yüzde 5,2, en fazla yükümlülük altına giren AB ülkeleri için bile sadece yüzde 8 azaltılması. ABD uzun pazarlıklar sonunda varılan bu yetersiz hedefe uymayı bile reddetmişti. TÜRKİYE'NİN MIZIKÇILIĞI Türkiye'nin tutumu ise tam anlamıyla "mızıkçılık". Türkiye, sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli yasaları hazırlamak yerine yükümlülük listesinden çıkmak için kulis yapmayı tercih etti. Yıllarca uğraştıktan sonra sözleşme eklerinden birinden çıkıp kendi özel şartlarını kısmen de olsa kabul ettirmeyi başardı, sözleşmeyi 12 yıl ayak sürüdükten sonra 2004'te Meclis'ten geçirdi, diğer ülkelerin yıllardır yaptığı envanter çalışmasının ilkini de ancak bu yıl yayımlayabildi. Kyoto Protokolü'nün tartışmalarına bile katılmayan Türkiye, her zaman petrol, doğalgaz ve kömüre dayalı ekonomik büyüme hakkını, yani küresel ısınmayı artırma hakkını savundu. Emisyon azaltmak ne demek, "bizim özel şartlarımız var" demeyi sürdürmek neye yol açıyor? Karbondioksit emisyonlarını azaltmanın bütün ülkelere bu kadar zor gelmesinin nedeni çok açık. Karbondioksit çıkaran işlemlerden vazgeçmek ya da bunları azaltmak, kömürle çalışan termik santralleri kapatmak demek, doğalgaz bağımlılığını azaltmak demek, benzin ve mazotu adeta içen motorlu taşıt trafiğini sınırlamak, otomotiv endüstrisini küçültmek ya da değişikliklere zorlamak, uçak yolculuklarındaki hızlı büyümeyi durdurmak, karbon emen ormanların sınırsız bir kaynak olarak görülmesinden ve yok edilmesinden vazgeçmek demek. Bütün bunlar, enerji yoğun endüstrilere ve aşırı tüketime dayalı kapitalist ekonomiler için kriz demek. Peki, Türkiye iklim değişikliği sözleşmesini onaylamaktan ve Kyoto Protokolü'ne taraf olmaktan kaçtığı 90'h yıllar boyunca ne yaptı? Çevresinde yaşayan insanların astım ve kalp hastası olmasına neden olan ve doğayı yok eden Yatağan, Gökova gibi kömürlü termik santrallara Sugözü, Çan gibi yenilerini ekledi. Yeni termik santraller açmaya, yenilerini planlamaya devam ediyor. Türkiye bu yıllar boyunca doğalgaz bağımlılığını sınırsızca artırdı; yeni otoyollar, köprüler, havaalanları yaparak ulaşımda tamamen otomobil, otobüs ve uçağa, yük taşımacılığında ise kamyonlara bağımlı hale geldi. Deniz ve demiryollarını yok saydı, petrole iyice bağımlı hale geldi. İMZALAMAK GEREK Kyoto, yetersiz bir anlaşma, bunu söylemeden söze başlayan kimse yok dünyada, ama en azından bir sembol. Kyoto'yu imzaladığınız ve kendinizi belirli bir emisyon sınırlama yükümlülüğüne soktuğunuz zaman ekolojik bir devrim yapmış olmuyorsunuz, ama en azından "Evet, iklim değişikliği var, üstelik insan kaynaklı ve ben de ülke olarak bundaki payımı kabul ediyor ve iklim değişikliğinin durdurulması için üzerime düşeni yapmaya, hatta bunun için bana uluslararası yaptırımlar uygulanmasına bile hazırım" demiş oluyorsunuz. Öyle olmasaydı, ABD hükümeti Kyoto'ya bu kadar direnir miydi? Türkiye'nin Kyoto Protokolü'nü yürürlüğe girmesine henüz iki yıl varken bir an önce imzalaması gerekiyor. Bu, karbon emisyonlarını hızla artıran, iklim değişikliğinde pay sahibi ilk 20 ülke arasına hızla yükselen bir ülke olarak Türkiye'nin görevi. Eğer Türkiye yanlış tanımlanmış ulusal çıkarları uğruna direnmeye devam ederse, bu bize daha fazla kirletici termik santral, daha fazla pahalı doğalgaz anlaşması, daha fazla otomobil ve petrol bağımlılığı olarak geri dönecek. Kyoto'yu imzalamış bir Türkiye yeni termik santrallar yerine rüzgâr ve güneş potansiyelini kullanmaya başlamak zorunda kalacaktır. Demiryollarını ve deniz taşımacılığını geliştirmek, ormanlarını korumak ve güçlendirmek zorunda kalacaktır. Türkiye kirli, pahalı ve bağımlılık yaratıcı fosil yakıt ekonomisinden çıkmak, yenilenebilir kaynaklara dayalı, tarımsal üretime ve yerele ağırlık veren bir ekonomiye geçmek zorunda. Bunun için önce Türkiye'nin Kyoto'yu imzalamasını istemek yeterince gerçekçi bir başlangıç. (*) Türkiye Yeşilleri İklim Değişikliği ve Küresel Ekoloji Koordinatörü, Küresel Eylem Grubu üyesi http://www.birgun.net/bolum-64/haber-29044.html
__________________
Metin Karadağ 12390 En son Metin Karadağ tarafından düzenlendi : 03-11-2006 15:48. Silinme nedeni: Ek... |
|
|
|
|
|
#5 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Sonun başlangıcına bir gönderme mi?
Sonun başlangıcına bir gönderme mi?
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#6 |
|
Arkitera Üyesi
Kayıt Tarihi: 20-02-2003
Mesaj: 2.535
|
Çocuklarınıza güneşi anlatmak için...
Çocuklarınıza güneşi anlatmak için...
Elinizin altında bulunsun...
__________________
Metin Karadağ 12390 |
|
|
|
|
|
#7 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-01-2007
Mesaj: 13
|
|
|
|
|
|
|
#8 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 19-01-2007
Mesaj: 13
|
|
|
|
|
|
|
#9 |
|
Forum Üyesi
Kayıt Tarihi: 16-03-2007
Mesaj: 11
|
güzel paylaşım teşekkür ederim.
|
|
|
|
![]() |
| Yerimi olarak kaydedin |
| Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
| Modları Görüntüle | |
|
|