Arkitera Forum  
Geri Git   Arkitera Forum > Kentler > Çevre

Çevre Küresel ısınma, susuzluk bütün gündemimizi işgal ediyor, yaşanan teknolojik gelişmelere paralel çevre sorunları azalmıyor, artıyor!..

Yanıt
 
Konu Araçları Modları Görüntüle
Eski 06-01-2006, 22:04   #1
Forum Üyesi
 
Mehmet Tunçer'in Avatar'ı
 
Kayıt Tarihi: 14-01-2005
Mesaj: 81
En Büyük Çevre Sorunu: Savaş

EN BÜYÜK ÇEVRE SORUNU : SAVAŞ
Doç. Dr. Mehmet TUNÇER

Herkes savaştan söz eder ve haykırırcasına “SAVAŞA HAYIR! DİKTATÖRLERE HAYIR! KATLİAMLARA HAYIR!” derken benim tutup da tarihi ve kültürel yapılardan, Ankara’nın ilk planlarından bahsetmeye devam etmem ne derece doğru olurdu... Belki de bu yazı yayınlandığında “operasyon”, “harekat” (yani savaş) başlamış olur ama gene de yazmam gerekli diye düşünüyorum..
Ben de, binlerce kez yazıldığı gibi, savaşın insanlara olan ölümcül, psikolojik, sosyolojik ve ekonomik boyutu yanı sıra, “Kent ve Çevre” boyutundan, bir kez daha yaşanan ve yaşanabilecek çevresel ve kentsel felaketlerden bahsetmek istiyorum.
Kentlerin bombalanması, akıllı da olsa (bu lafa da inanın ki sinir oluyorum, akıldışı bir tahribat için akıllı füze üretmek hangi insanlık dışının işi!!) füzelerle vurulması, kentsel altyapıların, içinde masum (askerlerin de çocukları ve sevdikleri var) insanların yaşadığı binaların yıkılması, yangınlar oluşması sonucunu doğurmaktadır. Hele biyolojik ve radyoaktif içerikli silahlar kullanıldığında sonuçlar düşünülemeyecek kadar insanlık dışı olmaktadır.
Bunun örneklerini, 20 yüzyıl boyunca insanlık pek çok yerde yaşadı, en son da Körfez, Bosna ve Afganistan savaşında...
Sığınaklara sığınmış yüzlerce masum kadın, çocuğun hangi akılsız (!) bomba tarafından vurulduğunu hepimiz biliyoruz. Bunun bir daha yaşanmaması gerekli, ama bunu yapmak için ışıkları yakıp söndürmek yetmiyor ve yetmeyecek...
Savaşın kapımızda olduğu ülkemizdeki protestoların cılızlığı, diğer ülkelerdeki yoğun katılım acaba biz çok mu duyarsız bir millet olduk dedirtiyor insana.. Ama, sınırdaki gençler herhalde bizler için başka şeyler düşünüyorlar..
Savaşlar kadar çevreyi ve kentleri tahrip eden bir başka olgu yok... Birinci ve ikinci dünya şavaşlarının ve ondan sonra gene devam eden yerel savaşların sonuçlarını bir göz önüne getiriniz.. Yıkıntılar, ölüler, yaralılar, acı çeken doğa ve insanoğlu...Çıkar uğruna, petrol uğruna ne uğruna olursa olsun, Atatürk’ün dediği gibi “Bir milletin bağımsızlığı söz konusu değilse, savaş bir cinayettir”..
Sadece yaşanılan kentler değil, tarih ve kültür mirasları da savaşlarda büyük zarar görür.. Afganistan’da yerle bir edilen dev Buddha heykellerini unutmadık henüz.. Doğal çevre’de kirlenir, yangınlarla yok olur, petrol kuyularının yakılmasının ilk Körfez Savaşında çevreye verdiği zararı “Global Bir Çevre Felaketi” olarak nitelendiriyor uzmanlar..
Tarihçi ve yazar Murat Bardakçı’ya göre;
“Bush’un hedefi 1100 yaşındaki Türk Şehri” ..
Bağdat’ın 100 kilometre kuzeyinde bulunan ve 57 kilometrekarelik bir alanı kaplayan Samerra Şehri’nin günümüzde dünyadaki en geniş arkeolojik yerleşim alanı kabul edildiğini, tarih boyunca birbirini takip eden medeniyetlerin yaşadığı topraklarda, yani MEZOPOTAMYA’da bulunan Irak’ın dünyanın önde gelen arkeoloji ve tarihsel alanlarından biri olduğunu ve bunların çıkması olası bir savaşta tarih sahnesinden silinmemesi dileğini okudum ve ben de bu dileklere katılıyorum..
Irak, Sümerler’den bu yana birçok medeniyetin beşiği olmuş, daha sonra da İslam dünyasının en seçkin kültürel ve dinsel merkezlerinden biri haline gelmiş.. İşte bu şehir bombalandı ve bombalanacak....
Aklıma bir uluslar arası sözleşme geliyor.. “Silahlı Bir Çatışma halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme” ..
Bu Sözleşme La Haye’de 14 Mayıs 1954 Tarihinde İmzalanmış ve bunun uygulanmasına ülkemizin katılmasına yönelik 563 Sayılı Kanun’da TBMM tarafından 2.4.1965 tarihinde kabul edilmiş.. Tam metnini, Şubat 2003 tarihinde Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından yayınlanan “Kültürel Miras” özel sayısında bulabilirsiniz..
Buna göre “Her millet dünya kültürüne kendinden bir şey katmış olduğu cihetle, hangi millete ait olursa olsun, kültür eserlerine karşı vakı olacak tecavüzlerin bütün insanlığın kültür mamelekine (varlıklarına) karşı işlenmiş tecavüzler sayılacağına inanmış” tır.
Ve de; “Kültür mallarının korunması yönünde mümkün olan her türlü çareye başvurulmasına karar vermiş” tir.
Ayrıca, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında, bütün kuşların üreme devrelerinde ve muhacir (göçmen) kuşların yuvalarının bulunduğu mahallere göçmeleri nedeniyle yabani halde yaşayan kuşların korunmalarının da mecburi olduğunu “Kuşların Himayesine Dair Milletlerarası Sözleşme” Madde 2’den öğreniyoruz. Yani, bu aylarda Savaş olursa Uluslar arası bu Sözleşme Hükümleri de geçerlidir!
Aynı zamanda; 1982 tarih ve 2658 Sayılı Kanunla katılmamız uygun bulunan “Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme” , hükümlerine göre de “SAVAŞ” OLMAMALIDIR.. Ayrıca savaşın sonuç ve etkileri; bizim de dahil olduğumuz, “Uzun Menzilli Sınırötesi Hava Kirlenmesi Sözleşmesi”, “Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi” vd. uluslar arası sözleşme ve antlaşma hükümlerine aykırıdır.

Umarım, önce insanları, sonra da doğal ve kültürel çevremizi koruma yolunda tüm taraflar ve tüm insanlık büyük bir adım atar... gene Atatürk’ün bir sözü ile bitirelim;

“Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”

EN BÜYÜK ÇEVRE SORUNU: SAVAŞ ve KÜLTÜR VARLIKLARI
14 Nisan 2003

Nisan sayısında bahsettiğim ve çıkmasından korktuğum savaş ne yazık ki çıktı ve insani ve çevresel korkunç sonuçları ile endişelerimin birçoğu gerçek oldu..

Aşağıdakilerin bir kısmını gazetelerden okumuş, iletişim araçlarından izlemişsinizdir. Ama belki de bir kısmı benim için olduğu gibi sizler için de ilginç olabilir:

· Hatay-Van arasındaki bölgede uçaklar için açılan uçuş koridorlarından bu mevsimde ortalama 500 000 göçmen kuşun geçtiğini, bu sürülerin içine dalan savaş uçaklarının sürülerde toplu ölümlere yol açtığını, hatta bazen uçaklar için de büyük tehlike yarattığını,
· Irak savaşı esnasında güneydoğu bölgemizde yer alan Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır gibi kentlerde, bazı önemli yapıların korunması için çatılarına işaretleme yapıldığını,
· Ülkemizin savaşa girmesi halinde 34 il ve 62 müze müdürlüğünün tehdit altında olacağını ve olası bir savaşta müzelerdeki değerli eserlerin daha güvenlikli bir kente taşınmasının düşünüldüğünü,
· Mezopotamya Kültürlerinin bütünleştiği yer olan BABİL’ in büyük tahribat gördüğünü, burada restore edilen Hellenistik Dönem tiyatrosunda eski Babil kültürünü temsil eden festivaller yapıldığını, hatta Saddam Hüseyin’in kendisini antik dönem Babil Kralları ile özleştirdiğini,
· Irak’da dünyaca önemli Arkeolojik Alan Nimrud Antik Kenti’nden çıkarılanlar müzelerde korunurken, I. Körfez savaşında bizzat ülkeyi yönetenler tarafından talan edildiğini, 5000-6000 eserin yağmalandığını ve kaçırıldığını,
· İnsanlığın en eski kentlerinden Ur’da 400’den fazla top mermisi deliği ve bombaların yarattığı kraterler olduğunu, bir çoğu henüz okunmamış çivi yazılı tabletler ve mühürlerin yok edilmesi ile “tarih içinde tarihin kaybolduğunu”,
· Ninova Antik Kenti’ndeki buluntuların savaş esnasında top ateşi ile yerler bir edildiğini, hatta çalınan arkeolojik hazinelerle dünya tarihi eser piyasasında “Asur Modası” nın başladığını,
· Bugünlerde, Bağdat’ta bombalanan Savunma Bakanlığı’nın bir Osmanlı Külliyesi olduğunu ve tamamen yıkıldığını, bu savaş esnasında dünyanın en eski üniversitelerinden birinin de bombalandığını ve yağmalandığını,
· 1954 yılında hazırlanan “La Haye : Silahlı Bir Çatışma halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme”’nin ABD ve İngiltere tarafından halen imzalanmadığını ve bunun imzalanması için uluslar arası baskı yapılması gerektiğini,
· Arkeolojik alanların ve kültür varlıklarının tahribi ve yağmasına karşı, Amerikan ve İngiliz Arkeoloji Derneklerinden yaklaşık 100 bilim adamının imzaladığı bir yazının The Guardian’da yayınlandığını,
· Irak tarafından Birleşmiş Milletlere hediye edilen ve ünlü “Hammurabi Kanunları” nın ve MÖ 1260 Tarihinde imzalanan ve Dünya’nın ilk barış antlaşması olan “Kadeş Anlaşması” nın BM salonlarında hem de Güvenlik Konseyi girişinin iki yanında yer aldığını,
· Koruma konusunda günümüzde UNESCO, ICOMOS ve ICCROM’un da aralarında bulunduğu yaklaşık 2000-2500 uluslar arası örgüt bulunduğunu ve bu örgütlerin ortak amaçlarının; doğal, tarihsel ve kültürel değerlerin insanlığın (bölgesel, kıtasal ya da küresel) ortak mirası olarak korunması yönünde uluslar arası işbirliğinin sağlanması olduğunu,

biliyormuydunuz ?

Bunlar Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği’nin 11 Nisan da düzenlediği ve Panel üyesi olarak katıldığım “SAVAŞ ve KÜLTÜR VARLIKLARI Paneli” nde konuşulanlardan bazı önemli ve ilginç bulduklarım..
Sn. Prof. Filiz YENİŞEHİRLİOĞLU (ASTAD), Sn. Prof. Hayat ERKANAL, Sn. Füsun ERSOY ve Sn. Özgen ACAR’la birlikte yaklaşık 3 saat salonu dolduran çoğu Paneli düzenleyen ASTAD ve Arkeoloji Derneği üyeleri ile “Savaş” ve “Kültür Varlıkları” konusunu tartıştık…

Bu günlerde de Bağdat’taki otorite boşluğunu fırsat bilerek devlet dairelerini, bankaları, işyerlerini talan eden ve araçları çalan yağmacıların Bağdat Arkeoloji Müzesine de saldırdıkları ve yağmaladıklarını biliyoruz. Onlarca yağmacının müzedeki salonlara dalarak tahrip ettiğini, salonlardaki çömlekler ile bazı heykellerin kırıldığını, devrildiğini, bazı eserlerin ve yönetim bürolarının tamamen yağmalandığı bildirilmekte.. Hatta müze girişindeki salonlardan birindeki tarihi eser kapı bile çalınarak götürülmüş.. Eh “küresel gangasterlikler” (!) yanısıra bunlar masum bile sayılabilir!!

Taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının korunması için dokümantasyon, bilgi ve belge arşivi çok önemli.. Bilgisayarlar günümüzde sayısal ortama aktarmada ve çok büyük verileri küçük hacimlerde depolamada önemli bir rol üstlendi...
Bilgi bankası yanısıra bölgesel, korunma önlemleri daha fazla olan, daha büyük, zengin ve güvenlikli müzeler oluşturulabilir mi? Korunması gerekli önemli eserler buralarda sergilenebilir mi?
Tabii, her eserin yerinde korunması ve sergilenmesi esastır ama paha biçilmez eserlerin çalınmadan, depremlerden ya da Allah korusun yağmadan ve savaşlardan korumak için böyle önlemler alınmalı diye düşünüyorum…

Barış zamanında doğru dürüst korumayı beceremeyen bizler, acaba savaşta neler yaparız! Öncelikle “Savaş” konusunu sanki bir doğal afetmişçesine ele alıp, öncesinde, esnasında ve sonrasında neler yapılabileceğinin planlanması gereklidir. Barış döneminde önlemler alınmalıdır.. Taşınır, taşınmaz kültür varlıklarının öncelikleri ve önemleri belirlenmeli, bilimsel değerlendirmeler yapılmalıdır.
En doğrusu da BARIŞ için elimizden geleni yapmalıyız!
Mehmet Tunçer offline   Alıntı Yaparak Yanıtla
Yanıt

Yerimi olarak kaydedin


Şu an bu konuyu izleyen aktif kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Modları Görüntüle

Mesaj Yazma Hakları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Tüm saatler GMT +3. şu anda saat 03:43.


Powered by vBulletin® |Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.1.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177