Zavallı Türkçe...
Dil Bayramı 26 Eylül'de kutlandı, Cumhuriyet Kitap Eki'nde M.Sadık Aslankara'nın 'Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı' kitabından alıntılarla yazdığı 'Türkçenin Meydan Savaşı' yazısını okudum. Hep bilim dili olmadığı söylenir ya! 1300 yıldır bilim dili olabilmesi için hiç şans verilmediği apaçık. Ne yazık ki!
Yazının bir bölümü şöyle;
"Şerafettin Turan'la Sevgi Özel'in kaleminden bu süreci izlemeye çalışalım...
Türklerin İslamiyete geçişleri VII. yüzyılda başlamış ve iki yüzyılı aşan inişli çıkışlı bir direnişten sonra X.yüzyıl başlarında tamamlanmıştı." "Bu durum İslamiyeti(...) ana kaynaklarından öğrenmek isteyenleri Arapça öğrenme zorunluluğu ile karşı karşıya bırakmıştı.../Öte yandan İslam dünyasında Arapça tapınma dili dışındabilim dili olarakta kabul edilmiştir. (...)...Ortak bir İslam kültürü gelişirken İran tarihinin uzun geçmişinden gelen sanat yapıtlarının çeşitliliği göz önüne alınarak edebiyatta ve öteki sanat dallarında geçerli dilin Farsça olması...sanatla uğraşmak isteyen müslümanların Farsça öğrenmesi gerektiği yolunda bir kanı oluşturmuştur." (25,26)
"...Selçuklular dönemin(de)...bir başka eğilim de edebiyatta Farsçanın kullanılması gerektiği varsayımına ya da modasına uyularak sanat yapıtlarının Farsça yazılmasıdır." "...Mevlana('nın) Farsça yazması, onun adına kurulan kurulan Mevlevi tarikatında bu dilin yeğlenmesi, Selçuklu Türkiyesinde Farsçanın kök salmasındaki önemli etkenlerden biri olmuştur. O kadar ki...Türk kökenli olmasına karşın Mevlana'nın şiirleri günümüzde UNESCO tarafından 'İran kültürünün kalıtı'... olarak yayımlanmaktadır." (28,29)
"Aydın kesimle okuryazar olmayan halk, yöneticilerle yönetilenler arasındaki bu dil ayrılığının ve anlaşamamazlığın bazı tepkilere yol açması kaçınılmazdı. Buna en somut örnekler olarak Anadolu dışında Kaşgarlı Mahmut ile Ali Şir Nevai'yi, Anadolu'dan da Karamanoğlu Mehmet'i gösterebiliriz." (29) "Mehmet Beyin ünlü fermanı Türkçenin o dönemlerde uğradığı haksızlıkları göstermesi bakımından büyük önem kazanmıştı:/ 'Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya" (31)
"...Arapça ve Farsça kullanmaya karşı Karamanoğlu Mehmet'in girişimiyle ortaya çıkan toplumsal tepki, denebilir ki meyvelerini merkezi yönetimin çökmesi sonucu bağımsızlıklarının ilan eden Türkmen boylarının kurduğu beyliklerde vermiştir. Söz konusubeyliklerde divan dilinin Arapça ya da Farsça olmaması çok anlamlı bir anlayışın göstergesidir. (...) Böylece Arapça tapınma ve medrese dili, Farsça da edebiyat ve sanat dili olarak belirli alanlarla sınırlı kalmıştır." (33)
Nitekim "Osmanoğulları sarayında ilk günlerden başlayarak konuşma ve anlaşma dili olarak Türkçe kabul edilmişti. Türk ya da Müslüman olmayan gençler, Türk geleneklerini ve Türkçeyi öğrendikten sonra saray hizmetine alınıyorlardı." "Devletin kuruluş döneminde Türkçeye verilen bu önemin bir yansıması olarak başta tarih olmak üzere, o dönemde bilimsel yapıtların bir kısmı da Türkçe kaleme alınmıştır." (34)
"Günümüzün laik Türkiyesinde kimi çevreler Kuran'ın Allah kelamı olduğu için Arapçadan başka dillere çevrilemeyeceğini savunurlarken XIV-XV. yüzyıl Türkiyesinde onun birkaç Türkçe çevirisinin yapıldığını göz ardı etmektedirler. Üstelik bu çevirilerde çok güzel Türkçe karşılıklar kullanılmıştır. Örneğin Fatih Mehmet döneminde yapılan bir çeviride şu Türkçe karşılıklar görülmektedir:/ "İftira: yalan bağlamak; iane: arka virmek; im'am: göztut; elim: ağırdıcı; emsal: bendeşler; cidal, şikak: tartışmak; hayat: dirlük; istihza:yansulamak, yansuya tutmak; katl:depelemek; mesken: durak; mev'ize: öğüt; şahid: tanuk; taam: yiyesi; tabi: uyundu; vekil: iş sürücü." (35,36)
Ne var ki, "Karamanoğlu Mehmet Beyin tepkisiyle başlayan ve öteki Anadolu beyliklerinin kurulmalarıyla süren Türkçeye yönelme, Türkçenin yönetim dili olarak kullanılması çabalarının XV.yüzyıla gelindiğinde yerini yeniden bir ikileme bıraktığı gözlenmektedir. Bir yandan örneklerine Fatih Mehmet ve II.Bayezit dönemlerinde de rastlanan aydınlardaki Arapça ya da Farsça yazma istekleri kabarmış, öte yandan Türkçeyi Arapça ve Farsça sözcüklerle doldurarak Osmanlıca dene karma ve yapay bir yazı dili yaratma eğilimi artmıştır...Türkçe ikinci plana itilmiş, dahası 'ayağı çarıklı kaba Türklerin' konuştuğu bir dil olarak aşağılanır olmuştur." (36)
Bundan sonra ne mi olmuştur?
800'ler, 1100'ler arasındaki dört yüzyıllık susuşun ardından Türkçe 1400'lerden 1900'lere yaklaşık bir beş yüzyıl daha karanlık dönem yaşamış ya da deyim yerindeyse ortaçağ karanlığına gömülmüştür.
Mustafa Kemal beklenecektir artık.
Yazının bir bölümü şöyle;
"Şerafettin Turan'la Sevgi Özel'in kaleminden bu süreci izlemeye çalışalım...
Türklerin İslamiyete geçişleri VII. yüzyılda başlamış ve iki yüzyılı aşan inişli çıkışlı bir direnişten sonra X.yüzyıl başlarında tamamlanmıştı." "Bu durum İslamiyeti(...) ana kaynaklarından öğrenmek isteyenleri Arapça öğrenme zorunluluğu ile karşı karşıya bırakmıştı.../Öte yandan İslam dünyasında Arapça tapınma dili dışındabilim dili olarakta kabul edilmiştir. (...)...Ortak bir İslam kültürü gelişirken İran tarihinin uzun geçmişinden gelen sanat yapıtlarının çeşitliliği göz önüne alınarak edebiyatta ve öteki sanat dallarında geçerli dilin Farsça olması...sanatla uğraşmak isteyen müslümanların Farsça öğrenmesi gerektiği yolunda bir kanı oluşturmuştur." (25,26)
"...Selçuklular dönemin(de)...bir başka eğilim de edebiyatta Farsçanın kullanılması gerektiği varsayımına ya da modasına uyularak sanat yapıtlarının Farsça yazılmasıdır." "...Mevlana('nın) Farsça yazması, onun adına kurulan kurulan Mevlevi tarikatında bu dilin yeğlenmesi, Selçuklu Türkiyesinde Farsçanın kök salmasındaki önemli etkenlerden biri olmuştur. O kadar ki...Türk kökenli olmasına karşın Mevlana'nın şiirleri günümüzde UNESCO tarafından 'İran kültürünün kalıtı'... olarak yayımlanmaktadır." (28,29)
"Aydın kesimle okuryazar olmayan halk, yöneticilerle yönetilenler arasındaki bu dil ayrılığının ve anlaşamamazlığın bazı tepkilere yol açması kaçınılmazdı. Buna en somut örnekler olarak Anadolu dışında Kaşgarlı Mahmut ile Ali Şir Nevai'yi, Anadolu'dan da Karamanoğlu Mehmet'i gösterebiliriz." (29) "Mehmet Beyin ünlü fermanı Türkçenin o dönemlerde uğradığı haksızlıkları göstermesi bakımından büyük önem kazanmıştı:/ 'Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya" (31)
"...Arapça ve Farsça kullanmaya karşı Karamanoğlu Mehmet'in girişimiyle ortaya çıkan toplumsal tepki, denebilir ki meyvelerini merkezi yönetimin çökmesi sonucu bağımsızlıklarının ilan eden Türkmen boylarının kurduğu beyliklerde vermiştir. Söz konusubeyliklerde divan dilinin Arapça ya da Farsça olmaması çok anlamlı bir anlayışın göstergesidir. (...) Böylece Arapça tapınma ve medrese dili, Farsça da edebiyat ve sanat dili olarak belirli alanlarla sınırlı kalmıştır." (33)
Nitekim "Osmanoğulları sarayında ilk günlerden başlayarak konuşma ve anlaşma dili olarak Türkçe kabul edilmişti. Türk ya da Müslüman olmayan gençler, Türk geleneklerini ve Türkçeyi öğrendikten sonra saray hizmetine alınıyorlardı." "Devletin kuruluş döneminde Türkçeye verilen bu önemin bir yansıması olarak başta tarih olmak üzere, o dönemde bilimsel yapıtların bir kısmı da Türkçe kaleme alınmıştır." (34)
"Günümüzün laik Türkiyesinde kimi çevreler Kuran'ın Allah kelamı olduğu için Arapçadan başka dillere çevrilemeyeceğini savunurlarken XIV-XV. yüzyıl Türkiyesinde onun birkaç Türkçe çevirisinin yapıldığını göz ardı etmektedirler. Üstelik bu çevirilerde çok güzel Türkçe karşılıklar kullanılmıştır. Örneğin Fatih Mehmet döneminde yapılan bir çeviride şu Türkçe karşılıklar görülmektedir:/ "İftira: yalan bağlamak; iane: arka virmek; im'am: göztut; elim: ağırdıcı; emsal: bendeşler; cidal, şikak: tartışmak; hayat: dirlük; istihza:yansulamak, yansuya tutmak; katl:depelemek; mesken: durak; mev'ize: öğüt; şahid: tanuk; taam: yiyesi; tabi: uyundu; vekil: iş sürücü." (35,36)
Ne var ki, "Karamanoğlu Mehmet Beyin tepkisiyle başlayan ve öteki Anadolu beyliklerinin kurulmalarıyla süren Türkçeye yönelme, Türkçenin yönetim dili olarak kullanılması çabalarının XV.yüzyıla gelindiğinde yerini yeniden bir ikileme bıraktığı gözlenmektedir. Bir yandan örneklerine Fatih Mehmet ve II.Bayezit dönemlerinde de rastlanan aydınlardaki Arapça ya da Farsça yazma istekleri kabarmış, öte yandan Türkçeyi Arapça ve Farsça sözcüklerle doldurarak Osmanlıca dene karma ve yapay bir yazı dili yaratma eğilimi artmıştır...Türkçe ikinci plana itilmiş, dahası 'ayağı çarıklı kaba Türklerin' konuştuğu bir dil olarak aşağılanır olmuştur." (36)
Bundan sonra ne mi olmuştur?
800'ler, 1100'ler arasındaki dört yüzyıllık susuşun ardından Türkçe 1400'lerden 1900'lere yaklaşık bir beş yüzyıl daha karanlık dönem yaşamış ya da deyim yerindeyse ortaçağ karanlığına gömülmüştür.
Mustafa Kemal beklenecektir artık.
Toplam Yorum 2
Yorumlar
|
|
Tarafsız yazılmamış bir makale. Cumhuriyet sonrası Türkçe katliamı da konu edilmeli.
|
sahiradesiz, 11-10-2007, 03:32
|
|
|
Evet Selçuklular ve Osmanlı dönemlerin de, nasıl Farsça ve Arapçanın etkisine dilimiz girdi ise, bunun ayırdında olan Gazi mustafa Kemal ATATÜRK sağlığı süresince çaba ve savaş vermiş olsa da kendisinden sonraki Türkiye Cumhuriyeti aydınları başda ilk olarak Fransızcanın günümüzde ise İngilizcenin baskısı altında kalmaktadır dileriz bozmaya çalışanlar galip gelmezler...
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK sağlığın da bir tarihte Çanakkale iline gittiğinde, çarşı içindeki dükkanlar da yabancı tabelaları görünce halka sizleri bunlar için mi kurtardık yazık der, hitap etmeden enkısa zamanda ili terk ettiği söylenir, yaşasaydı acaba şimdi ne derdi!!?? |
cbekleyen, 25-10-2007, 01:42
|
Total Trackbacks 0
Trackbacks
ninlil Tarafından Gönderilen Yeni Mesajlar
- Zavallı Türkçe... (02-10-2007)
- Cumhurbaşkanlığı Köşkü (26-09-2007)
- İmalat Hataları:) (20-09-2007)
- Fotoğraf Kitap (19-09-2007)




