|
Öncelikle günün sorusunu,
kendi kullanmadıklarını, yanlarına da götürmüyorladır diye cevaplarım.
Beşiktaş meydanı ve kıyı kullanımı üzerinden kamusal alan konusunda bir beyin fırtınası yapmak istiyorum.
Bu beyin fırtınası içerisin de Türkiye, İstanbul, toplumsal kimliğimiz ve kültürel anlamımız konularıyla birlikte gelebilirsem modern yaşam ve tüketim toplumu konularında sorular sormaya çalışacağım.
Bu düşünsel yolculukta ve şuan önümüzde duran Beşiktaş Meydan tasarımında estetik değerlerin birincil ölçekte tartışılmasını sorgulanır bulmakla beraber bu noktadan dolayı estetik fonksiyonunun aktarılmasından uzak duracağım. Ulaşmak istediğim yerde belki de her şey kendi estetiğini oluşturacaktır belki de.
Öncelikle sahil bölgelerinde yapılacak olan tasarımlarda, önümüzde ki 50 yıl içerisinde deniz seviyesinde beklenen artış bir kriter olacak mıdır?, Olmalı mıdır?
Bu noktada tasarımlar, alıştığımız ve tarihsel belleğin genetik aktarımını devamlılığını sağlayabilmek amacı ile sahil çizgilerini (İstanbul için boğaz çizgisinin korunması) uç noktada koruma kaygılarını taşımalı mıdır? Bu amaç doğaya uyum ve insanın duyuları ve maddi değerleri arasındaki kartezyen ilişkiye göre mi şekillenmelidir? Yada başa geldiği zaman çaresine bakılır mı denmelidir? Küresel iklim değişikliklerinin ısınan dünyamızda yeni tasarım kriteri olması gerektiğini de böylelikle eklemekteyim.
Hollanda gibi pek masraflı bir şekilde oluşturdukları yaşam bölgelerini korumak için masraflı setler mi yapmalıyız, yoksa setleri yaşamın içine çekip yaşamla doldurup şekillendirmeliyiz. Bunun yerine tüm doğanın bu oluşumuyla her zaman ki gibi mücadeleye girmeyip olacakları izleyip, bu günden ve dünden çok daha farklı bir şekilde doğayla birlikte, doğaya göre yaşayan, doğa için yaşayan toplum şekline mi evrileceğiz? şimdilik bunu göremiyorum.
Bu düşüncelerin geleceğimizi kentlerimizi şekillendireceğini umuyorum. Belki artık insanlığın kurtuluşunu eskisi gibi gelecekteki güzel günlerde değil, gelecekteki kötü günlerde bekliyorumdur. Bu pek kişisel bir beklentidir.
Bu Kyoto Protokolünü imzalamış ve küresel iklim değişikliği konusunda duyarsız davranan bir erke sahip olan bizler için kara mizah içerikli pek komik bir durumdur da.
Pek tabi bir şekilde sahip olduğumuz problemler sadece ısınan hava ve yükselen deniz seviyeleri ile sınırlı değildir.
Meydanların kentin ve toplumun sosyo ekonomik-kültürel yapısının ilk önce okunduğu yerler yada kolaylıkla iletişime geçtiği yerler olduğunu düşünürsek, biz bu meydanlarda, İstanbul da ne yapmak istiyoruz? Bizim kimliğimiz nedir? sorularını sormamız gerekmektedir. Böylelikle kimlik araştırması sonucunda verilecek cevapların şekil bulmuş halleri luminanın söylediği gibi ortaya serpiştirilmiş işlevler olarak gözükmezler. Yoksa yinede gözükürler mi?
İstanbul'u şekillendirecek olan siyasal erk buna karar verip, bizim toplumsal olarak dışarıya vereceğimiz resmi çizmektedirler. Bu gün ve geçmişte ağırlıklı olarak köktenci, tarihsel menşeye atıfta bulunan siyasalarla yönetilen ülkemiz de bu yerel yönetimler tarafından yapılan meydan çalışmaları, hedefi çağdaşlık ve gelecek olan şehirlerimizde biçimsiz, işlevsiz ve yabancı durmaktadır.
Bu durumu bilinçli ve bakmasına bilen gözlerce anlaşılmakta ve habersiz eğitimsiz toplum kitleleri tarafından fark edilememektedir.
Bu bir öngörü olabilir mi acaba bize?
Ayrıca hedefi çağdaşlaşma olan bir erk için mi yoksa hedefi batıl olan bir erk için mi tasarım yapılacağı önemli bir ayırt olmaktadır.
Toplumumuz 80 yılda buna karar verememiş durumdadır. Örnek olarak vapur iskelelerinde yapılan çalışmaları gösterirsem yanlış yapmam...
Meydanlarımızı süsleyen heykellerin vasıfları ve sanatsal değerleri konusunda da soru işaretleri taşımamız gerekmekte midir? Bu konuları ne zaman tartışacağız ki yerlerine ne ikame edeceğiz? Buna gerek var mıdır?
Eğer çağdaşlaşma hedefinde olan bir ülkede yaşayıp aynı zamanda çağcıl bir yaşam sentezine ulaşmış bir topluma bu topraklarda erişmek istiyorsak meydanlar ve işlevleri konusunu yeniden, bir devrim ülkesinde ki gibi ele almamız gerekmektedir. Bunun bir seferberlik şeklin de olmasını düşünmek uygulanamaz bir şeyi düşünmek midir?
Meydanlarımız var olması gereken toplumsal bellek görevlerini yerine getiremeyecek kadar tanımsız ve kendine yabancı konumdadır. Sizce de bu vasıfsızlık boş bir boşluk özelliğini taşıyan her bir meydanımız için geçerli değil midir?
Aynı zaman da toplumsal gerçeklikler içerisin de şehir içi kaynaşma alanlarının, asrilik hedefiyle beklenilen toplumsal evrilmenin pekiştiricisi, çağdaş bir eğitim aracı olarak kullanılması doğru-anlamlı bir yaklaşım olabilir mi? Belki de böyle bir çağdaşlaşma ve/veya toplumu bu yönde evrilmesi gibi bir hedefin olup olmadığı sorgulanmalıdır önce, belki de? Çünkü bu sorgulamalar yapılmadan ortaya çıkarılan tüm tasarımlar da işlevler amaçsız göz boyamak için yapılmış, anlamından soyutlanmış meydanlar olarak kalacaktır. Bu sorgulamayı önce toplumun yapması gerekmekte midir, yoksa bunu yine yerel yönetimler bir başka yapıp, sivil inisiyatifler bir başka, üniversiteler daha bir başka mı yapacaktır? Bunun olabilmesi için yeni bir toplumsal mutabakat mı gerekmektedir yoksa daha basit önlemler zinciri mi gerekmektedir? Bunu da bilemiyorum.
Ben toplumsal dönüşüm için meydanların anlamının değerlendirilmesi gerektiğini ve bu amaçla kullanılması gerektiğini düşünmekteyim. Dünya Kültür Başkenti sıfatını taşıyacak bir kentin meydanlarının bu yönde bırakın geleceği şekillendirmesini bu gün için yetersiz kısır kalacağını düşünmekteyim. Cumhuriyet İstanbul'unun bir payesi olarak değerlendirilmesi gereken bu durumun pek önemsizce telaş içinde geçiştirilmeye çalışıldığını görmekteyim. İnsanlık adına medeniyete sunacağımız ve söyleyebileceğimiz hiç bir şey yok mudur? Birileri bu kadar az mı olduğunu düşünmekte bu toplumun? Barbarlık ve medeniyet arasındaki çizgi at kullanmak ve kılıç kuşanmaktan geçmediğini öğreneli çok uzun zaman oldu, değil mi?
Neyse, bu başlıklar altında yapısı ve hedefleri belirlenmesi gereken meydanlarımız da şekil bulacak işlevler elbette teknolojiden yararlanacaktır. Tüketim toplumunun tüketme, değişime ayak uydurma, tüketilenin yerine yenisini koyulması gibi ihtiyaçlarını karşılaması gerekeceği gibi hız ve haz çağına da bir o kadar ayak uydurması gerekecektir.
Bu hedefler;
Kendi estetiğini yaratacak mıdır?
Yeninin anlamıyla birlikte meydanlarımız şenlendirecek midir?
İstanbul'umuzu bir cazibe noktası haline getirecek midir?
Beşiktaş meydanıyla ilgili pek bir şey söylememiş gibi gözükmekle birlikte aklımda sadece Beşiktaş Meydanı ve kullanıcıları olduğunu söyleyebilirim.
En son isdensim tarafından düzenlendi : 31-08-2007 17:17.
|