|
Bahsettiğiniz başkanın bazı açıklamalarını yadırgamış olsam da, sizinle aynı fikirde değilim. Yanılmıyorsam, Kızılırmak'dan getirilmesi düşünülen su ile ilgili proje susuzluktan aylar önce başladı.
Keza Kavşakkaya barajının da tamamlandığını biliyoruz. Genel olarak bütün yurdu hatta dünyayı vuran kuraklık konusunda bu önlemlerin dışında nasıl bir öngörü olabilir? Ben ne yapabilirdim diye düşünüyorum da, sanırım eğer bir su üretme makinesi icat etmediyseniz, baraj yapma, ya da akarsulardan su getirme dışında, afet sayılabilecek bir konuda yapabileceğiniz fazla birşey yok.
Ha, konu yöneticinin azğından çıkan "Allah'ın takdiri" ibaresi ise, kusura bakmayın da, bu ifadeleri kullanmış olmanın bir insanı çağdışı yaptığını sanmıyorum. O zaman aylar öncesinden ilân edilmiş olmasına rağmen (aylar öncesinden bu şehirde 1 Ağustos'da su kesintisinin başlayacağı ilân edildi), bahsettiğiniz Atatürk'ün başkentinde yaşayan çağdaş insanların su tasarrufu konusunda ne gibi önlemler aldıklarını/ya da almadıklarını merak ediyorum, tespit etme şansımız var mı? Kimse kusura bakmasın ama bu konu kimsenin umrunda değil. Olayı sadece şehrin yöneticisine yıkmanın mantıklı olduğunu düşünmüyorum.
Eleştireceğimiz bir sürü şey olabilir ama "bence" eleştirecek konu sarfedilen "Allah'ın takdiri" sözleri değildir. Bunu söyleyen bir kişiden de utanç duyacak değilim. Ama eğer o kişi Ankaralılar 2-3 ay şehir dışına çıksın analarının babalarının yanına gitsinler diyorsa, ben bunu laubalilik olarak görür, eleştiririm.
94'de İstanbul'da Atatürk'ü dillerinden düşürmeyen yerel yöneticinin 3 günde bir verilen su ya da susuzuluk sorunu için ne yaptığını gayet iyi hatırlıyorum. Yaptıkları tek şey bulutlara bomba atmaktı...Tabii çözüm olmadı bu.
Bilim dediğimiz şeyi gerçekten kullanmak istiyorsak kullanırız, ama ben artık şu ziyniyet çağdaş/bilim severdir, diğeri şu kelimeleri dedi diye devrim düşmanıdır zırvalarından sıkıldım artık...
|