Kyoto protokolüne katılmalıyız diyenler ne diyor :
Kyoto protokolüne katılmalıyız diyenler ne diyorlar :
KATILIRSAK NE OLUR;
Türkiye’nin mevcut konumda, Ek-B Dışı konumunu koruyarak, 2012 öncesinde herhangi bir yükümlülük almadan Kyoto Protokolü’ne katılması halinde yaşanabilecek olumlu gelişmeler aşağıda listelenmektedir.
o "Avrupa Birliği'nin taraf olduğu bütün uluslararası sözleşmelere Türkiye'nin de katılmış olması" koşulu yerine getirilecek ve çevre başlığı altındaki en önemli tartışma konusu kapanmış olacaktır.
o Ama bu sonuç, Türkiye'nin AB'nin izlediği bütün önlemleri anında uygulaması anlamına da gelmeyecek, en azından 2020’ye kadar Türkiye’nin kendine özgü politika ve önlemler izlemesine bir engel olmayacaktır.
o Hatta uluslararası alanda ABD’den çok AB’ye yakın bir strateji izlediği için süreç içerisinde teknik ve kurumsal altyapısının geliştirilmesi konularında AB ile çeşitli işbirliği süreçlerine girebilecektir.
o Son derece özgün bir durum olan “Ek-I ülkesi ancak Ek-B dışı ülke” konumunu garantileyerek, 2012 sonrası müzakerelerde oluşacak ve daha esnek koşullar (karbon yoğunluğunun azaltılması, gönüllü hedefler, sektörel hedefler gibi) içerecek yeni Ek-C, Ek-D gibi listelerinde çok büyük olasılıkla G. Kore, Meksika ve diğer İleri Gelişmekte Olan Ülkeler ile beraber yer almak yönünde bir strateji izleyebilecek, bu alanda AB’nin çabalarına da katkı sağlayabilecektir.
o 27 ya da 28 ya da 30 üyeli AB’nin 2012/2020 sonrası stratejilerinin belirlenmesi müzakerelerine fiilen katılabilecek, 2. ya da 3. AB Balonu içerisinde uygun koşullarda yer almayı tartışmaya başlayabilecektir.
EĞER KATILMAZSAK NE OLUR ;
- Türkiye’nin mevcut konumda, Ek-B Dışı konumunu koruyarak, 2012 öncesinde herhangi bir yükümlülük almadan Kyoto Protokolü’ne katılması halinde yaşanabilecek olumsuz gelişmeler aşağıda listelenmektedir.
o AB, Kyoto Protokolü’ne uygulanması konusunda kendi iç hukukuna kazandırdığı sera gazı salımları izleme, Salım Ticareti gibi uygulamaların Türkiye’de de uygulanmasını isteyebilir.
o Türkiye bu taleplere kendi Ulusal koşulları izin verdiği ölçüde uygulamak için AB ile zorlu bir müzakereye girebilir. (Ama bu aile içerisindeki 2 kardeşin kavgasına benzeyecektir. Kyoto Protokolü’ne Taraf olmayan bir Türkiye AB ile çok daha zorlu bir müzakere sürecine hazırlanmalıdır.)
o AB içerisinde oldukça ilginç uygulamaların varlığı bu noktada Türkiye’nin en büyük avantajıdır. Uyum Fonu nedeniyle, 1. Yükümlülük Dönemi’nde İspanya, Portekiz, İrlanda ve Yunanistan için özel koşulların tanındığı bilinmektedir. Ayrıca Kıbrıs (GKRY) ve Malta Sözleşme’de Ek-I Dışı ülke olmalarına rağmen, hiçbir ek yükümlülük almadan AB üyesi olmuşlardır. (Üstelik Kıbrıs (GKRY) ve Malta, kendi başvuruları doğrultusunda, Montreal Protokolü kapsamında gelişmiş ülke kategorisinde yer almaktadır.)
o Türkiye’nin, 2012 sonrasında uygun yükümlülük grubuna dahil olabilmesi için, Kyoto Protokolü’ne, AB’ye katılım öncesinde taraf olarak AB müzakerelerini yürütmelidir. Aksi takdirde, hem AB’ye katılımı hem de 2012 sonrasında dahi Kyoto Protokol’e katılımı hemen hemen İMKANSIZ HALE GELEBİLİR.
o Türkiye Kyoto Protokolü sürecine AB Uyum müzakeresine endekslerse, hem AB’nin eline MÜTHİŞ bir koz vermiş olur hem de elindeki bütün müzakere yeteneklerini kaybetmiş olur. (Kıbrıs nasıl AB değil BM sorunuysa, Kyoto Protokolü de öncelikle BM, ardından AB sorunudur. AB süreci her zaman farklılaşabilir ama Türkiye’nin BM üyeliği ve konumu ulusal devleti varlığını sürdürdükçe geçerli olacaktır.)
Bu durumda Türkiye'nin aslında bu protokol'e katılmak dışında bir seçeneği yoktur.
Eğer AB sürecinde başarılı olmak istiyorsak.
|