|
Körler memleketine şaşılar kavşağı
Planlanan kavşağın nedenini ilk bakışta anlamak mümkün değil, çünkü burası stada ve Mühürdar trafiğinin çıkış yeri olmasına rağmen trafiğin tıkandığı bir yer olmadığı gibi, ilerde daha fazla trafik olacağına dair de hiçbir emare yok...Eğer amaç köprü yollarını sahil yoluna bağlamak ise (bunu düşünmek bile korkutucu) o zaman bu proje trafik açısından hem yanlış hem yetersiz. Çünkü o durumda neredeyse Kurbağalıderenin üzerinin kapatılmasıyla kazanılacak genişlikte bir çevre yolu uzantısı ve üçyolu Kurbağalıdere tercihli olarak bağlayacak muazzam bir kavşak düşünülmesi gerekirdi ki proje en azından şimdilik (iyi ki) bu değil. Çünkü böyle bir proje Kadıköy Meydanını dev bir otoyol kavşağına, Mühürdardaki dolguları otoyola, Kalamış’ı, Fenerbahçe’yi mezbeleye, Anadolu yakasının güneyini ise bütünüyle denizden ve sudan kopuk bir “bozkır yerleşimine” dönüştürecektir.
Türklerin denizden ve denizcilikten nasibini almamış olmaları kör olmaları için neden olmamalıdır. Ayrıca böyle bir projenin trafik açısından bile anlamı yoktur. Bunu görmek için karşıdaki Tarihi Yarımadaya bakmak yeterlidir.
Eminönü son yirmi yıldır düzenli ve zorunlu olarak yayalaşmaktadır... (yaya bölgelerinin artması, toplu ulaşımın gelişmesi, araç trafiğinin fiilen bir çok bölgede ortadan kalkması, trafik gerektiren ticari ve sanayi işletmelerin yeni bölgelere taşınması, otopark yerlerinin azlığı ve kalan yerlerin çok sıkı denetlenmesi nedeniyle) Bunun sonucunda da Sahil Yolu özellikle Yenikapı’dan itibaren işlevini neredeyse yitirmiştir. Muazzam bir alanı kaplayan ancak çok az aracın geçtiği bir yol durumuna dönüşmüştür. Aynı süreç Kadıköy’de de başlamıştır ve devam etmektedir.
Bu sahil yolu yüzünden İstanbul’un geçmişte denizle iç içe semtleri özelliklerini tamamen yitirmişlerdi. (Sabah güneşiyle Narlı kapı, Yedikule, Kumluk anlamına gelen Samatya, bostanlarıyla büyük ve küçük Langalar, meyhaneleriyle Kumkapı, Cankurtaran...semt özelliklerini yitirmiş turistik kebapcı dükkanlarına dönüşmüşlerdi.) Buna rağmen akıllanmadık. Aynı “denizden uzaklaştırma” Anadolu yakasında da yaşandı: kimi kimsesi olmayan parklar, kabuslar konusu, cehennem zebanisi bir yarış pisti olan sahil yolu ve artık denize inemeyen sokaklar... Kaybedilen sadece şiir değil bu semtlerin varlık nedenleridir. Yine de akıllanmadık. Halbuki Kadıköy; çarşısı, meydanları, parkları, tarihi ve nitelikli binaları ile ideal bir insan yerleşimi olarak sürdürülebilir ve geliştirilebilir. Doğru olan ve Kadıköye değer kazandıracak olan da budur.
1960’larda Haydarpaşa Garı, otobüs durakları ve yollar Söğütlüçeşmeye yönlendirilirken de bu düşünce vardı. Ankara Asfaltı kent içi semt ulaşımının ana ekseni olacak (bu günkü mezbelelik gibi değil), minübüs yolu ve Bağdat Caddesi yine bu dağılımı semt kimliklerini bozmadan sağlayacaklardı. Yani denize dik bir sistem ve onu destekleyen farklı niteliklerde iki tali aks. Gelişmiş bir toplu taşımacılık; Kurbağalıdere ve Haydarpaşa Derelerinin adalaştırdığı Kadıköy... Yine aynı düşünce doğrudur ve Kadıköy Adasının kurtarıcısıdır. Bu toplu ulaşım noktasından Yeldeğirmeni Kadıköy ve Moda’ya uzanacak bir toplu ulaşım sistemi tüm Kadıköy Adası için yeterli olacaktır. Amaç köprüleri ve Ankara Asfaltını Sahile bağlamaksa önce Fenerbahçe Stadı önündeki “muhteşem” çevre yoluna nazır stad girişine izin verenler samimiyetlerini yoklasınlar.
Önümüzde Eminönü ve anlamını yitirmiş (hiç kazanmamıştı) Sahil Yolu örneği varken, Kadıköy’de de aynı anlamsız transit yollar için semtlerimizi, sokaklarımızı ve meydanlarımızı, ruhlarımızı kaybetmeyelim. Bir kez daha körler kenti olmayalım.
Yılmaz Kuyumcu
__________________
galatalıyım
|