|
Biz şehir plancıları, çok değil 10 sene öncesine kadar, kısıtlı miktardaki kamu arazilerini korumak için türlü stratejiler geliştirmeye çalışırdık. Meslek adamı olarak duruşumuzun temel motiflerinden birisi de bu stratejilerdi. Planlama vizyonumuz ve bu vizyona bağlı olarak geliştirdiğimiz makro-, mezo-, mikro-planlama kararları, hep bu çerçevede, şekillenirdi.
Aslında yapmaya çalıştığımız şey basitti. Kamu elindeki bu alanları bir fırsat olarak gören bizler, bu alanlarda genelde yeni teknik ve sosyal donatı alanları oluşturmanın yollarını arar, kentlerimizde yaşam kalitesini düşüren teknik ve sosyal altyapı eksikliği problematiğini bu sayede çözebileceğimize inanırdık. Tabi bu anlayışın merkezinde, sadece belirli bir sınıf yoktu. Biz müdahalelerimizi tüm kentlileri düşünerek, kamu yararını dikkate alarak, gerçekleştirmeye çalışırdık.
Bu şekilde müdahale etmeye çalıştığımız alanlarda, rantın (konum rantından bahsediyorum) yüksek olması da bir şeyi değiştirmezdi. Çünkü, bu rantların, kentlerin tarihsel gelişim süreçleri içerisinde toplum tarafından oluşturulduğunu bilirdik, dolayısı ile bu rantların kamuya dönmesinin en doğru şey olduğunu ileri sürerdik.
Bugün geldiğimiz nokta, hepimizin malumu... Dünde Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü ait bir arazi satıldı. Sadece 800 milyon dolar. Çok gibi duruyor. Ancak alan geliştirildikten sonra (400 milyon dolar) geri dönecek artı değeri kimse hesaplamıyor nedense. Bizim özenle korumaya, ve kamu yararı çerçevesinde kullanmayı düşündüğümüz bu alanlarda, plazalar, 5 yıldızlı oteller, residanslar yükseliyor. Bu alanların gerçek sahipleri (yerel ve yabancı sermaye değil, kentliler), bu alanlardan yavaş yavaş uzaklaştırılmaya çalışılıyor.
Kentin ne durumda olduğunu, uzun uzun anlatmaya gerek yok. Kentin geleceği ipotek altına alınmış, gelecek kuşakların içine gireceği tüm olumsuzlukların vebali birilerinin boyunlarına asılmıştır. Bu konuda başka yorum yapmak, kırıcı ve kötü kelimeler kullanmak istemiyorum. O yüzden, bu konudaki düşüncelerimi uzun uzun anlatmayacağım burada, ama şunu merak ediyorum: „Şu anda İstanbul’u planlayan IMP (sadece yöneticileri değil, burada çalışan arkadaşlarımızda), kamu arazilerinin satışını nasıl değerlendiriyor?, Doğru mu Sizce bu yaşadıklarımız?“. Bu konuda bir bilgisi olan var mı? Ya da bu bilgi de, sadece Gayrimenkul Yatırım Ortakları Derneği (GYODER) üyeleri ile, belirli bir ücret karşılığında mı, paylaşılıyor?.
İETT arazisinin satışında görüşmek üzere...
Saygılarımla.
|