Tek Mesaj Görüntüle
Eski 18-02-2007, 15:13   #19
aynur okcu
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 14-12-2006
Mesaj: 25
aynur okcu is on a distinguished road
Alıntı:
Orijinal metin gün tarafından gönderilmiş Mesajı Görüntüle
Tabu mu, ne tabusu?

Hadi aşalım tabuları...

İslam'ın ilk mescidinin formu ve sonraki deönemlerde kubbe kullanımının bu ilk örneğe olan karşıtlığı en basit tarışma şeklidir. Üzeri hurma dallarıyla örtülüdür vs vs. O formu (form denebilirse tabi) kullanan başka da bir dönem olmamıştır tabi.

Her coğrafya ve kültür kendi biçimini geliştirmiştir cami mimarisi için. İran'a giderseniz başka, Hindistan başka, Kuzey Afrika başka, Anadolu başkadır.

Kubbe ve minare ağırlıklı cami bize özgüdür daha ziyade. Selçuklu'dan tutarak Osmanlı'nın son dönemine kadar olan süreci araştırmanız lazım bu tarışmayı yapabilmeniz için.

Hadi değiştirelim demekle olmaz...

Verileri koyun ki neden değiştirmemiz geretiğini anlayalım. Neden değiştirelim? Aynı mesafeyi çelikle geçebileceğimiz için mi? Doğrudur geçeriz...Aynı uhrevi etkiyi verir mi? Rüstem Paşa'ya girdiğiniz zaman duyduğunuz sıcaklığı duyar mısınız? Yavuz Selim'e girdiğiniz zamanki gibi içinizi bir dinginlik hali kaplar mı? Süleymaniye'ye girdiğiniz zaman ki gibi kendinize bir çeki düzen verir misiniz?.....Yapabiliyorsak yapalım tabi. Aşalım demek kolay, aşmak zordur...

Bugünkü kubbe ve cami formundaki hilkat garibeleri tartışma dışı tabi. Onların ne savunulacak bir tarafı ne beğenilecek bir yanları var. Ancak, sahipsiz kalmış bir alanda anonim olarak kendi ihtiyaçlarını karşılayan insanları fütursuzca kınayacak da değilim kendi adıma...

Şimdi hemen Meclis Camii örneğini filan verirsiniz. O tip camilerin katkısı ne oldu cami mimarisine asıl tartışılması gereken bu sanırım. Nev-i şahsına münhasır denemeler oldular.

Minareye gelince....Bizdeki gibi minare tutkusu başka bir yerde yoktur aslında. Sizce Süleymaniye'deki dört, Sultan Ahmet'deki 6 minare sadece fonksiyonel amaçlarla mı yapıldı? Demek ki her zaman işlevsel olması gerekmiyor bazı şeylerin. Minareye günümüzde çıkılmaz. En son Kılıç Ali Paşa minaresine çıkmıştım. Ayakkabım kuş pisliği olmuştu bakımsızlıktan...Ancak minarenin tek işlevi ezan okunması değildir. Bir: semboldür; evet dersiniz, burası bir cami....İki: Uzaktan baktığınız da kıbleyi gösterir, doğru yapılmış ise....Üç: Ramazan ve kandil günlerini bildirir, şereflerde yanan ışıkları gördüğünüzde, evet dersiniz, orucu açabilirim....

İngiltere'deki Islamic Center denen yapılardan bir kaçını görmüştüm. Belki özel olarak yapılanları da vardır içlerinden ama benim gördüklerimin hepsi de özel konut alanlarında olan ve konuttan bozma yerlerdi. Özenilecek bir tarafları yoktu yani. Minber ve mihrabın olmaması ise bir eksikliktir, bir güzellik değil. Kiliselerden apsisin kaldırıldığını ben görmedim.

Velhasıl kelam, bu işleri tartışmak için biraz bişeyler koymak gerekir...Aşalım tabi, aşmak dediğiniz her neyse ??


kesinlikle katılıyorum,hadi kaldıralım değiştirelimle iş bitmiyor arkadaşlar bu çok büyük bir bilgi birikimi ve uzun bir süreç gerektirir.kaldı ki işin manevi boyutu vardır.gotik mimarisinde de kiliseler insan ölçeğinin kat kat üstündeydi ve hiçbir işlevsellikte yoktu ama başka türlü o etkiyi nasıl yakaladınız.zaten islam mimarisini ve camilerin gelişimini incelediğiniz zaman yerinde saymadığını ve zamanla nasıl bir değişim geçirdiğini görürsünüz(kaldı ki ilkcamilerde minber-minare ve kubbe yoktu)bu değişim ve gelişim için islamda ibadet-islam kültürü ve çağdaş mimariyi beraber harmanlayarak bu işe kalkışmak gerek diye düşünüyorum çünkü camiler sadece mimari bir yapı değil aynı zamanda dini bir semboldür


alıntı(yıldız demiriz)

'Tarihte her büyük din bir büyük sanat etkinliğini de birlikte getirmiştir. Başka bir deyişle geçmiş dönemlerin sanatı, genellikle dinin etkisiyle doğmuş ve öncelikle onun hizmetinde oluşup gelişmiştir. Bu doğal bir olgudur. Çünkü Budizm, Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi büyük dinler toplumlara yeni dünya görüşleri, yaşama biçimleri getirmiş önemli olaylardır. Yeni oluşan toplumsal yapı bireylerin görüş, düşünüş ve zevklerini de değiştirir, yönlendirir. Sanatçıyı da yeni amaçlar doğrultusunda, değişik formlar ve güzellikler arayıp bulmaya, oluşturmaya sürükler.

Mimari formların ve yapı planlarının değişmesinde insanların yaşayış biçimi kadar, ibadet tarzları da rol oynamıştır. Ev planları toplum ve aile yaşantısının gereklerine nasıl uydurulmuşsa, ibadete ayrılan yapılar da dinin gereklerine öylesine uydurulmak zorunda kalınmıştır. Eski Yunan tapınaklarında ibadet, tapınağın içinde değil, önünde yapıldığı için dış mimariye daha çok önem verilmişti. Hıristiyanlıkta kilisenin doğu-batı doğrultusunda yapılması, ibadet sırasında doğuya yönelmek gereğine dayanıyordu. Ayrıca, kilisede halkın ruhban sınıfından daha geri safta durması gereği yapıların genişliğine değil, derinliğine bir plan formu almasına neden olmuştur. Bu örnekler çoğaltılabilir.

İslam dininin sanata getirdiği en büyük yenilik cami mimarisidir. İslamlıkta her sınıf halkın ayrım gözetilmeden ön saflarda namaz kılabilmesi safların geniş tutulması istediği uyandırmış, bu nedenle kiliselerin aksine camilerde enine mekan tercih edilmiştir. Plan formunun ihtiyaçtan doğması gibi, mihrap, minber, minare türünden mimari ögeler de İslamlığın gelişmesine paralel olarak zamanla ihtiyaçtan doğmuşlardır.
aynur okcu offline   Alıntı Yaparak Yanıtla