Modernizme yeniden bakabilmek
ALI AKAY *
Tarih:2006-06-09 02:06:03
http://www.birgun.net/archive.php
Küreselleşen bir dünyanın içinden geçen ve Batı merkezli tekelci bir sermayeyle işleyen kapitalizmin ardından, dünya ekonomisini eline geçiren ulus-aşırı sermayenin Asya kaplanlarıyla kâr-laşması ve Seza Paker'in sergilediği üç resim, dünyanın şekilenmeye başladığı anı oluşturan dönem ve yerlerle alâkalı. Bu dönem 1980'li yılların başıdır. Bu sırada, Amerika ve İngiltere merkezli bir dünya Fransız ihtilâli merkezli bir anlayışın sonuna gelindiğini ilan etti. Asya sermayesi dünya ekonomik sistemiyle buluştu. Postmodern durum da, aslında, aynı döneme tekabül etmektedir. Meşruiyet krizi ve Batı merkezli bir sermaye dünyasından ulus-aşırı bir sermaye ağlarına doğru geçiş, Asya kaplanlarından geçerek başlamıştı.
Seza Paker'in Beyoğlu'ndaki Gale-rist'te, 17 Mayıs'da başlayan ve 17 Haziran'a kadar sürecek İsimsiz (Nasılsın?) adlı sergisi de, 1987 ve 1989 yılından üç fotoğrafla başlıyor. Paker'in, işin başlangıcı olarak adlandırdığı çalışmalarının arkası, 20 yıla dayanıyor. Son beş sene içindeki sanat mekânları, galeri ve müzeler üzerine yürüttüğü tepkiselliğin başlangıcı, dünyanın küreselleşme noktasında başlıyor. Paker'e göre, bu üç fotoğrafta, Kanton, Jaipur ve Hong Kong görüntülerinde, aslında, Asya sermayesinin ve emek gücünün dün-yasallaşan ekonomiyle bütünleşmesi söz konusu.
Geçen yıl Akbank Sanat'da gösteriği 1987 yılına ait Çin'de çektiği Kanton fotoğrafında da, fabrika işçilerini camdan, yan bakışlarıyla sergilemişti. Emek sömürüsünün allanıp pullanıp bahar çiçeklerinin ardında gösterilmesiyle alakalı olan bu fotoğrafla, Asya sermayesinin elinde olan ve ona reel olarak boyun eğen bakışları dik olmayan işçilerin görüntüsünün bir başka benzerini, sanatçının kendine has politiko-estetik bakışıyla, bu sergide de, görüyoruz. Aslında, fotoğrafların estetiko-politik görüntüsünün arkasında, küreselleşen sermayenin yetiştirdiği insanları görmekle kalmıyoruz (lokantalar ve okul bahçesinde oynayan çocuklar) aynı zamanda inanç dünyasındaki değişimi de görmekteyiz.
DÖNÜŞTÜRÜCÜ BAKIŞA DAİR
Bu, (örneğin Jaipur'da yürüyen iki kişinin arkasından gözüken mabet) aslında, sergideki bir anlatım düzenlemesini oluşturuyor: Eski dinî mabetlerin yerini almaya başlayan müzeler ve galerilerdeki kavramsal bakışın coğrafi yurdu ve küresel dünyanın dönüştürücü, devrimci bakışındaki yeri... Bu bakış Paker'in sanatındaki bakışı bize özetliyor.
Bir başka yandan analiz ettiğimizde de, şunu görmekteyiz: Batı merkezli sermayenin yerini alan yatay-geçişli bir ulus-aşırı sermaye gibi, sanatlarda da yatay-geçişli bir kavramsal dünyanın içindeyiz. Dünyanın bir çok yerindeki müze ve galeri küreselleşen sanat dünyasının tepkilerini bize vermekte ve biz de bu yeni dünyanın düzeni içinde yeni çıkış yoları aramak zorundayız. Bu küresel şartlarda sanatsal olarak ne yapabiliriz? Nelerden kaçınabiliriz? Sanattaki yeniye açılan bir yolu eskiden dolayım-layarak nasıl geçirebiliriz? Bunu bir olgu gibi sunarken, Seza Paker, aslında resimsel bir anlayışla bu kısıtlamalar içinde nasıl düşünebileceğimizi sorguluyor. Sanatçı kendisine sanatsal bir 'mania' kurarak çalışmaya başlamış.
Bu da, postmodern dünyanın içinde modernizmi nasıl düşünebileceğimiz ve tekrar canlandırabilecegimizle alâkalı: Le Corbusier'nin 1920 ve 30'lu yıllardaki Pürist döneminden bugüne bakışın önemini vurguluyor. 1923'de Fransızcası ve 1924'te tercümelerinin yayımlanmaya başladığı Yeni Bir Mimari için Yeni Tin, Bauha-us'dan Walter Gropius'un Almanca çevirisini 'deli gibi beklediği', Rus Konstrüktivistlerin okuduğu, bütün Avrupa'ya modernizmin kılavuzu olarak sunulduğu döneme ait...
Sanatçı, sanayii toplumunun mimarisini arayan ve Batı şehirlerinde olduğu kadar Doğuyu ve hatta İstanbul'u da eskizlerinde ele alan Le Corbusier'nin renk paletinin kısıtlama-larıyla gerçekleştirdiği matematiksel olarak artmalarla ilerleyen tekstil üzerine basılmış ve her biri Le Cor-busier paletinin renklerinden oluşmuş kurdelaların birbirlerine dikilmesinden oluşan çalışmalarında, bir başka modern döneme de gönderme yapıyor:
Paker burada, Batı'ya göç sırasında bibirine dikilerek sepetlerde taşınan göçebe insanların patchvvorklarını hatırlatan resimleri artmalar ve eklemelerle oluşturmakta. Bir, iki, dört ve altı olarak artmalar gösteren bu fotoğraflardan oluşan tekstiller birbirlerine ikili ikili olarak eklemlenmeler ve heterojen alanlar oluşturmakta.
Aynı zamanda; bu unsurlar, eski Yunan estetiğine ait olan ve Batı merkezli bir optik bakışı da içine almasına rağmen onun dışında duran ve modern dönemin sanat tarihçisi Worringer tarafıdan sorusallaştırı-lan, Orta Doğu sanatının anlatımını meydana getiren haptik yani, dokun-sal sanatı hatırlatıyor.
Seza Paker'in çalışmaları, bu küresel dünyanın içindeki çok kültürlülüğün içinden çalışarak gelen bakışın bize verdiği görsel ve dokunsal olan bir malzemeden geçerek Modernizme yeniden bir bakışın mümkün olduğunu ifade ediyor.
Galerinin girişindeki, Kolmar'a ait '3 Ev, 3 Araba' adlı fotoğraf çalışmasının birbirlerini bir dizi olarak takip etmesinin arkasında yatan tekrarlardaki zamansal farklar ise, renklerin ve desenlerin müzikalliği andıran ritminden geçiyor. Bu ritm yine Le Cor-busier Paleti renklerinden oluşan renklerdeki desenlerle farklılıkları meydana getirmekte.
RESİM SERGİSİ PRATİKLERİ
Bu anlamda sergi, kendisini içerdiği dia düzenlemesi ile açığa çıkarmakta: Her bir fotoğrafın ismi, aslında bize 'Nasılsın?' diye seslenen işlerinin anlamlarını da açığa çıkartıyor. Her fotoğrafın resimsel adlarının da bize gösterdiği gibi, bir resim sergisinin araştırmalarıyla ve alıştırmalarıyla işleyen bir çağdaş sanat sergisu bu.
Görsel ve dokunsal olarak çalışan serginin Mimari renkler adlı serginin alt başlığı da; bize, mekân, renk ve ritmlerle işlerlik kazanan bir sanatçının çalışmalarıyla karşı karşıya olduğumuzu hatırlatıyor.
Bütün moda akımların dışında çalışan Seza Paker'in politiko-estetik bakışının sırdaşlığının uzantısı; sonuçta, 'orjinal, yenilikçi ve tüm bizi kapsayan 'mania'lara nazaran, nasıl hâlâ modernist bir yenilik yapmanın imkânları mevcut olabilir?' sorusuna çağdaş bir bakış ve malzemeyle cevap aramaya çalışırken, sanatçı hem modern tarih içinde geziniyor; hem de bunu farkettirmemeye çalışırken bize sürekli sorular sormanın gerekliliğini vurguluyor.
İsimsiz (Nasılsın?) Mimari Renkler sergisi bize modern hareketin bugünü hakkında bir göz kırpıyor. Sergi 17 Haziran'a dek Galerist'te Tel: 0212 244 82 29
* Sosyolog, Küratör - MSÜ