Özellikle dini yapı kronolojisinde “Osmanlı camisinin biçimini” oluşturan bir millet olmamız, cami biçimine belirli bir karakter vermemiz bizim için, anadolu için aslında önemlidir. Belirli bir cami biçimi yoktur diye de bir yaklaşım olamaz. Her kültür kendine göre, iklimine göre bir biçim oluşturmuştur. Hint cami mimarisi, Arap cami mimarisi, Selçuklu cami mimarisi, Osmanlı cami mimarisi mevcuttur. Bazı ortak özellikler dışında hepsi de biçim olarak farklıdır. Sonuçta bu topraklarda İslamiyetin yayılışından sonra erken dönem de dahil olmak üzere yüzyıllar boyu inşai tekniklerle ve iklimle ve fonksiyonellikle doğru orantılı olarak gelişen ve yenilenen bir cami mimarisi ortaya çıkmış ve bunun nihaisini de fonksiyonelliği, iklim uyumu, insan algısallığına olan saygısı, çevre ile olan bütünlüğü ve paylaşımı ile Osmanlı’nın en iyi dönemine denk gelen Mimar Sinan camileri oluşturmuştur.(o tarihte elbette) Buradaki tek farklılık ,diğer kültürlerin cami biçimlerinden, merkezilik ilkesidir ve bunu tek kubbe ile ve kareleme sistemi ile çözerek elde etmiştir. Plan bazında Arapların enine geliştirdikleri biçim Mimar Sinan’da merkezilik ilkesi ile kare şeklinde çözülmüştür. Sonuçta oluşturulan biçimler belirli gerekliliklerin yerine getirilmesi için şekilsel olarak çözülmeye çalışılarak yapılmıştır.
Günümüzde ise tam tersine; belirli ideolojileri vurgulamak, eylemleri simgeleyen yapı ögelerini abartmak, kullanıma ne kadar yarayacağı düşünülmeyen mekanları konumlandırmak, yerine ve ihtiyacına bakılmadan nereye olursa olsun yapılmak süreti ile caminin görsel bir kirlilik oluşturmasına sebep olunmuştur. Düşünsenize huzur bulacağımız mekanlara sahip bir yapı için “ıyyyyyy” nidalarında bulunuyoruz.
Bu arada şimdiki camilerin ihtişamı konusu var. O kadar büyük olmaları öykündükleri camiler için. Ama Mimar Sinan devrinde bile sadece padişahlar için büyük ölçekli camiler inşa edilirdi. Sonra, daha küçük boyutlular ise sultanlar ve paşalar için yapılırlardı. Sadece padişah camileri tepelere konumlandırılabilirdi. (Süleymaniye gibi) paşa ve sultan camilerinin kubbe boyutu sınırlandırılmaları bile vardır. (Piyale Paşa camisi o yüzden 6 kubbeye bölünüp açıklık o şekilde geçilmiştir.) Ve o dönemde mahalle camileri ise küçük ölçekli idi hep. Zaten halk Cuma ve bayram günlerinde büyük camilere giderdi. Şimdi ise her mahalle de, her otoyolun kenarında, her tepede(ve hatta aynı tepenin eteğinde), bir apartmanın bitişiğinde, vs. vs. büyük ana kubbeli ve sıra sıra birsürü kubbeli sokak camileri görmek mümkündür. Bu konu o kadar çok şeyi içeriyor ki anlatmakla bitmez herhalde.
Ama önemli olan, işlevselliği en iyi şekilde yansıtabilmek ve simgesel ögeleri(gerekiyorsa) abartmadan bir bütünlük içerisinde kullanarak bir yapı oluşturmaktır herhalde.