Konu: Gavur İzmir
Tek Mesaj Görüntüle
Eski 27-01-2006, 22:56   #3
Anka
Forum Üyesi
 
Kayıt Tarihi: 27-01-2006
Mesaj: 6
Anka is on a distinguished road
Evrensel'den katkı

İzmir
Başbakan İzmir için ne demek istedi, ima ettiği neydi? “Gavurluğu” mu yoksa “solun kalesi” olmayı mı yakıştırdı güzel İzmir’e bilemem. Aslında ne demek istediği, neyi kast ettiği çok da önemli değil. Sonuçta Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi partililerini motive etmek amacıyla söylediği sözler bunlar. Başbakanın partilileri İzmir’i gavur olmaktan mı, solcu olmaktan mı kurtaracaklar, kurtarabilecekler mi bilmem. Onu önümüzdeki ilk seçimde İzmirli’nin oyları gösterecek.
Beni sinirlendiren, Başbakan’ın nereye varacağını/vardırılacağını düşünmeden söylediği anlaşılan bu sözlerden sonra, muhalefet edecek konu bulamayan çapsız bir sürü politikacının konunun üzerine atlaması ve günlerdir konunun gazete sayfalarında bolca yer tutması. Sanki İzmir’le ilgili konuşacak başka bir şey kalmadı. Sanki “İzmir gavur değildir”, “gavur sensin” türünden ağız dalaşlarıyla İzmir’e ve İzmirliye hizmet ediliyor. Tartışma giderek partiler arasında İzmir’i kim daha çok seviyor, kim daha çok düşünüyor yarışına dönüştü. Dikkat edilirse her gün bir başka politik zat basında açıklama yarışında. İzmir’in yaşadığı hiçbir sorun bu kadar ortak tepki görmedi, göremedi.
İzmir’in içine sokulduğu bu “gavur” tartışmasıyla, pek çok sorun gündemde alt sıralara doğru inişe geçti, önemini yitirdi. Varsa yoksa Başbakan’ın sözleri. Karşı tarafta da bir savunma telaşı “hiç gavur der miyiz, biz İzmir’i severiz.” Bugün İzmir, geçen aylarda Malatya çocuk yuvasında “sevgi” ve “şefkat” ile bakılan çocuklardan farksız, seven sevene.
Ben de çok, hem de pek çok seviyorum İzmir’i. Ama ne Malatya Çocuk Yuvası personeli gibi, ne İzmir’i bir şeylerden, birilerinden kurtarmaya çalışanlar gibi, ne de kendilerini İzmirlinin avukatı, İzmir’in sahibi ilan edenler gibi. Her haliyle seviyorum İzmir’i, bugün sevdiğini ilan edenlerin ağababalarının verdiği onca zarara, kentte açtıkları onca yaraya, vurdukları onca darbeye rağmen.
“Abece”yi öğrendiğim Eşrefpaşa’sından, yollarını eskittiğim Bozyaka’sına, Bir kamyon sırtında gelenlerin, yıllarca her an geri dönecekmiş gibi yaşadığı Karabağlar’ından “ser verip sır vermeyenleri” tanıdığım Çınarlı’sına, “sınıf” ve “sınır” kelimelerini kent içinde gözle görülür, elle tutulur hale getiren Alsancak ve Kahramanlar’ıyla, çok, hem de çok seviyorum İzmir’i. Mezarlıkbaşı’ndan Üçyol’una, Hatay’ından Üçkuyular’ına, Bornova’sından Bayraklı’sına, Gültepe’sinden Yeşildere’sine kadar, sokak sokak seviyorum İzmir’i.
Kış aylarında, içine işlercesine üşüten nemli rüzgarıyla da, ara vermeden sicim gibi yağan yağmuruyla da, yaz aylarında gölge koşturan, kavuran sıcağıyla da seviyorum İzmir’i. Birkaç yıl öncesine kadar, hor davrananlara suçlarını gösterircesine kokan körfeziyle de, ilk yağmurda su basan sokaklarıyla da seviyorum İzmir’i.
Tecavüz edercesine dikilen dev yapılarla bozulsa da görünümü, çocukluk yıllarından kalan alışkanlıkla, her 9 Eylülde Varyant’tan bakarcasına seviyorum İzmir’i. Her gün birer ikişer eksiltilen, yakılıp yok edilen cumbalı evleriyle, önüne sekiz katlı duvar örülen yalılarıyla, yine de çok ama çok seviyorum İzmir’i.
Politik basamak yapılan yönetici koltuğundan, amatör kümeye sürüklenen Avrupa Fatihi Göztepe’siyle de, kendisini yarım puan üstte gören 35,5’luk Karşıyaka’sıyla da seviyorum İzmir’i, kara para liginden organize şikeyle uzaklaştırılan Büyük Altay’ıyla çok, ama çok seviyorum İzmir’i. Bütün bir günün güzel geçmesini sağlayan sabah Boyoz’uyla, tepsi dolusu yemek istediğim midyesiyle, buzlu bademi, Kumru’suyla da seviyorum İzmir’i, çift pideli söğüşüyle de.
Geçmişte İzmir’i İzmir yapan Rumlarıyla, Ermenileriyle, Levantenleriyle, Yahudileriyle de seviyorum İzmir’i, bugün ayakta tutan Türk, Kürt emekçileriyle de. Hiç kimseyi dışlamadan, bir arada yaşamanın özlemiyle de seviyorum İzmir’i, benim gibi düşünen ve İzmir’i seven milyonların var olduğunu hissetmenin mutluluğuyla da. Ama bir gerçeğin de farkında olarak seviyorum İzmir’i. İzmir sevgisini mal, mülk, sınırsız zenginlik ve politik gelecek olarak gören “seviciler”in de çokluğunun farkında olarak.
İyi tanımalı İzmir bunları; Salt sevdikleri için İzmir’i, diktiler binlerce apartmanı kıyıya, göğüs gerdiler Körfezin çılgın dalgalarına (!). Daha çok İzmirli doluşsun düşüncesiyle doldurdular Kordon’u. İzmir’e gerdan olsun diye dikilmiştir limanın ardı sıra otoyol viyadükleri. İzmir’i sevenler ayağa kalksın denildiği için dikilmiştir Hiltonlar, Ege Palaslar, Özdilekler ayağa. Aynı sevgidir büyütmek isteyen İzmir’i Balçova’dan aşağı İnciraltı sahiline, Karşıyaka’dan Yamanlar sırtlarına doğru.
İzmir sevgisiyle kimi zaman politikacı, kimi zaman iş adamı, kimi zaman hayırsever, kimi zaman da gazeteci olurlar halkın karşısında. Tek ortak amaçla, İzmir sevgisiyle birleşirler, güçlenirler ve “güçbirliğiyle” sevgilerinin anıtını dikmek isterler kentin merkezine. Anıt anlayışları da çok farklıdır onların, Konak’da üstgeçit, Kordon’da otoyol, Alsancak’ta otel, Balçova’da market, Basmane’de iş merkeziyle anıtlaştırırlar İzmir sevgilerini.
İyi tanımalı İzmir bunları.
Anka offline   Alıntı Yaparak Yanıtla