|
'Mimar' ların Gündemi,
‘Mimar’ ların Gündemi ,
‘Mimarlar Odası’nın Gündemi.
Mimar Hakkı Yırtıcı’nın borcunu ödemeyen mimarlarla, Mimarlar Odası arasındaki ilişkiyi konu edinen yazısı çok ses getireceğe benzemekte. Yazının edindiği meşruiyet, mimarinin sorunları yerine, onu ifa eden mimarların sorunlarına değiniyor olmasında. Kısacası yaşadığımız nesnelliğin içinden hayatla temas etmesi. Güzel! Güzel ama içinde barındırdığı tehlike de çok yazılıp konuşularak sıradanlaşması ve herkesin zihninde çok derin yerler edinmiş olan ‘hiç bir şey değişmez ’e bağlanabilme kapasitesi.
Peki ne yapmalı? Sorunumuz Sayın Metin Karadağ’ın haklı olarak tepki gösterdiği yıllık 84 YTL’lik üyelik aidatlarımızı ödememek mi, yoksa mimarlar odasının üyeleri ile kurduğu karşılıklı ilişkinin şekli mi? İşte sorunun asıl can alıcı noktası, can alıcı noktası diyorum çünkü bu ilişkide ortaya çıkan, oda ile üyeleri arasında bir ‘Yarılma ve Ayrışma’ durumu. Bu ‘Yarılma ve Ayrışma’ durumunun kapatılması ise ‘Mimarlar Odası’nın hızla ve kamucu bir anlayışla ‘Mimarların Odası’na dönüştürülmesinden geçmektedir. Bu transformasyon tek tek ve üzerinde aydın sorumluluğunu taşıyan, hayattan canı yanmış üyeler üzerinden gerçekleştirilecektir. İlişkiler karşılıklıdır, emek ve zaman ister.
Bilim ve bilimsel tartışma soru sorarak ve ortada ayrıksı şekilde duran olguları farklı bir kurgu ile bir araya getirerek ilerler. İlerlemek ise zorunluluğumuzdur. İlerlemek için alan açmak ve gündem yaratmak gerekmektedir. Bugün bu gündem ‘üyelik aidatları’ üzerinden yaratılmıştır. Bundan sonraki hedef soruları çoğaltarak Mimarlar Odası ile mimarların farklılaşmış gündemlerini birleştirmek olmalıdır.
Diğer yandan yaşadığımız bu gerçeklik, kapitalizmin eşitsiz yapılar üretmesine verilebilecek en güzel örneklerden birisidir. Mimarlar Odası ile üyeleri arasındaki ilişki tarzı ne yazık ki ortaçağdaki vassallık ilişkilerinin bile gerisine düşmüştür. Vassal tebaasına angarya yaptırırken aynı zamanda onlara koruma sağlayan kişidir. Ve şimdiki zamanlar bir ‘yeni ortaçağ’ bile değildir. Parçalanma esastır. İnsan atomize olmuş ve yaşadığı dünyaya yabancılaşmıştır. Yönetmelikler ve yasaların içinde, kapitalize olmuş dünyanın kapitalize olmuş bireyi yaşar. Yalnızdır ve korkar. En önemli özelliği örgütsüz olmasıdır ve yaşamında bir sapma ile karşılaştığında (üyelik ödentilerinin icra yoluyla tahsili belgesi) şaşırır, öfkeye kapılır, homurdanır, tepkisizleşir. Ta ki biri çıkıp işin birde şu yönü var diyene kadar.
İşte Hakkı Yırtıcı’nın ‘Borcunu Ödemeyen Mimarlar’ yazısı bize işin öteki yanını göstermeye
çalışan bir yazı. Peki işin öteki yanında ne var? Çok açık: Parasallaşmış üretim ilişkilerinin cisimleşmiş hali. Maddenin bu halinde, meslek onuru ve üye haklarının korunması ile üyeler arasındaki haksız rekabetin önlenmesinden bahsedilir ( Yönetmelik Md;6b-6f ). Gerçeklikte ise tekelli düzenin iş ilanlarında 30 yaş üzeri mimar emeği yok sayılır, görmezden gelinir. Sınır çizilmiştir ve sınırın üzerinde kalanlar nedense haksız rekabetin konusu olmazlar. Onlar bu düzen için hep var olması gereken ama aslında olmayanlardır.
Açı büyümektedir, açı emeğini satanla, kiralayan arasındaki ilişkiye verilen addır. Açının bir ayağında iş yerinde çalıştırdığı mimara odanın belirlediği asgari ücreti verdiğini ve iş düzeni ile çalışma şartlarını belirleyen sözleşmeyi yaptığını beyan ve kabul eden işveren ile onu denetleyen oda, (Md:7-5 ve Md:7-6) diğer ayağında, kendi meslektaşlarının yanında açlık sınırında bir ücretle çalışan sessiz yığınlar vardır. Gerçek hangisidir? Gerçek, odasının kendi
adına bir asgari ücret belirlediğini bile bilme hakkına sahip olamayan sessiz yığınların varlığıdır. Gerçek, aldığı ücret ne olursa olsun hep asgari ücretten sigortalanma gereğidir.
Gerçek, esnek çalışma adı altında günde on saat çalıştırılmaktır. Gerçek, arkasındaki binlerce işsize bakıp haline şükretmektir ve gerçek, Mimarlar Odası’nın bu cehennemi durum karşısında çalışanının yanında politikalar üretememesidir.
Evet, Sayın Metin Karadağ problemimiz ne 84YTL’lik üye aidatlarını ödeyemememiz, ne de icra iflas memurları ile karşılaşmaktan çekinmemizdir. Problemimiz, sevgili odamızın ücretli çalışanlarını yok sayması ve onlarla kurduğu ilişkiyi ‘parasallık’ üzerinden tanımlamasıdır. Bize ise bir yeni gündemi çalışanlardan yana oluşturacak enerjimizin ve niyetimizin olup olmadığını cevaplamak ile, tüm bunların sorumluluğunu tek başına üstlenip çözümler üretemeyeceğini bildiğimiz odamızın, yaratacağımız bu enerjiden pay almasını sağlamak kalmaktadır.
Taner ORHON, mimar
21492
__________________
TOR
|