|
Sayın Topbaş, bizi yanlış anladınız!
Yerel seçimler öncesinde, İstanbul Serbest Mimarlar Derneği’nin bir yemekli toplantısına, aday sıfatı ile konuk olan Sayın Kadir Topbaş, şöyle demişti:
“Ülkemizde, mimarlığın prestiji gerçekten zayıf. Sizler, mimar sıfatı ile aday olan benden beklediklerinizi sıralıyorsunuz. Kazanırsam, benden desteğinizi esirgemeyin. Ben de korkuyorum doğrusu. İstanbul’da bir mimar Belediye Başkanı da başarılı olamazsa, bizim mesleğin prestiji iyice zedelenir…”
Yaklaşık olarak aktarabildiğim bu görüş gerçekten üzerinde düşünülmeye değer. Bir kaça anlamda…
Artık Başkan olan mimar Kadir Topbaş, elindeki iktidarı ilginç projeler üretme yolunda kullanmaya niyetli görünüyor. Haliç’e camdan köprü, Sivriada’ya dev Semazen heykeli…
Hepimiz biliyoruz ki büyük anıtlar, “büyük” dönemlerin eserleridir. Bir ülkede faşist veya hadi otoriter bir rejim yoksa anıtlar egemenlerin emirleriyle değil, halkın katılımı ile, tarihsel göstergeler olarak gerçekleşir. Hele çağımızda “anıt” anlayışı tümüyle değişmiştir. Ama, bu tartışmayı bir yana bırakalım. Daha oralara çok var!
Demokratik bir kentte, metropolde yaşayanlar birbirlerine karşı sorumludur. Bunun için bir çok yasaya yönetmeliğe de uymak zorundayız. Bizler nasıl ki yeni bir yapı yaparken bu kurallara uymak ve izinler almak zorundaysak, onlar da böylesine dehşetli belirleyici kararalar alırken bizlere danışmak zorundadırlar. Yöneticiler, bizim seçtiğimiz kişiler olarak öncelikle bu kentin dörtbin yıllık tarihine sonra da aynı mekanı paylaşan bizlere karşı sorumlulardır ve her akıllarına eseni yapmaya hakları yoktur.
Mimarlık bugün gerçekten iktidar açlığı çekiyor. Ama bu anlamda mı? Hangi aklı başında mimar, “hele bir iktidarı ele geçireyim de şu aklımdakileri gerçekleştireyim” diye düşünebilir? İktidarı ele geçiren bir Başkan bunu kendi özel fantazileri doğrultusunda mı kullanır?
Ya Haliç’te Başkanın kendi projelendirdiğini iddia ettiği camdan köprüye ne demeli? Gene her aklı başındaki insan (bunun için mimar veya mühendis olmaya da gerek yok) bugünkü teknoloji ile böyle bir şey yapılamayacağını bilir. Mimar Kadir Topbaş’ın, örneğin Calatrava’dan daha müthiş bir tasarım gerçekleştirebileceğine hangimiz inanabilir?
Semazen anıtının eteklerinde yeralacağı iddia edilen Cami-Sinagog-Kilise kompleksine ne demeli? Bu kentte, onlarca yıkılmaya terk edilmiş kilise, sinagog, onarım ve canlandırılma beklerken yenilerini yapmaya kalkışmanın ne anlamı var? Üstelik yalnızca şov amaçlı yapılar, içleri boş, cemaatsiz. Tek başına bu öneri bile bu topraklarda yaşamış Hristiyan ve Musevilerin kemiklerini sızlatmaya yeter doğrusu.
Sayın Topbaş, bizler, ülkemizde Mimarlık biraz “iktidar” istiyor derken bunu kastetmemiştik. Yanlış anlaşılmışız.
|