|
Semazen heykeli projesi katılımcı yöntemlerle geliştirilmeli
Gazetelerde yeralan bir habere göre İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sivriada’da 110 metre boyunda bir semazen heykeli yapılacakmış. Belediyenin web sitesinde de yeralan proje “ne olursan ol, yine gel” diyen Mevlana’nın düşüncesini temsil edecekmiş. İçi kullanılabilecek bir biçimde tasarlanan heykelin çevresinde üç ilahi dinin mabedi, etek altlarında ise turizm amaçlı işletmeler öngörülüyormuş. Uygulama ise “yap-işlet modeli” ile gerçekleştirilecekmiş.
“İstanbul’un yeni simgesi” olarak sözedilen ve Sivriada’ya yapılması düşünülen dev heykelle, bu önemli eserle ilgili ayrıntılar gazete haberlerinde ve açıklamalarda yeterince yeralmıyor. Ancak belediye yönetimi her türlü katkıya açık olduklarını belirterek, projenin katılımcı yöntemlerle geliştirmek istediklerini ifade etmiş. Ben de projenin geliştirilmesi için yararlı olacağını düşündüğüm bazı öneriler getirmek istiyorum:
Birincisi, semazen heykeli mutlaka döner bir mekanizmaya sahip olmalı. Bence sabit duran bir semazen hiçbir zaman dünyanın ilgisini çekmez. Hatta zaman zaman hızlandıkça döner semazenin etekleri hafifçe açılmalı. Bugünün teknolojisi ile bunları gerçekleştirmek çok zor olmasa gerek.
İkinci olarak, eğer İstanbul’un bir Dünya Kenti olduğunu vurguluyorsak, çevresine yalnızca üç ilahi dinin mabedini, cami, kilise ve sinagogu yerleştirmek yeterli olmaz. İstanbul’un küresel bir barış kenti olduğunu vurgulamak istiyorsak, mutlaka çevresinde bir budist mabedi de olmalı. Budizmi unutursak, ekonomik ilişkilerimizi güçlendirmek istediğimiz bazı ülkeleri ve halkları gocundurabiliriz.
Belki de düşünülmüştür, ancak gene de değinmekte yarar görüyorum: Döner semazen heykeli içindeki restoranda yeralacak müzik ve sunulacak yemekler de mutlaka aynı çeşitlilikte olmalı. Her ne kadar çeşit sayısı fazla olsa da en azından belli başlı yemekler seçilmeli. Ayrıca Sivriada’ya gelen turistlere hatıra olarak küçük semazen heykeli verilmeli. Bu hatıra obje aslı gibi döner bir mekanizmaya ve düğmeye basınca harekete geçen basit bir müzik sistemine sahip olabilir.
Ayrıca semazen heykeli 2005 İstanbul Bienali’ne yetiştirilebilirse çok iyi olur. Bu çaptaki bir sanat eseri hiç şüphesiz İstanbul’un Dünya Sanatı’na yaptığı bir katkı olarak tarihe geçecektir.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Katılımcı bir yöntemle bu önemli proje geliştirilirse, öyle umuyorum ki daha başka bir çok yaratıcı fikir ortaya çıkacaktır. Döner semazen heykelinin simgelediği İstanbul yalnızca barışta, hoşgörüde değil, sanatta ve yaratıcılıkta da Dünya’ya bir örnek olacaktır.
__________________
Korhan Gümüş
|