|
Han Bey, bir iki sorum daha var:
Yüzyılın başında İngiltere'de Howard'ın ortaya attığı şehir gürültüsünden, karmaşasından uzak, neredeyse Thomas More'un Utopia'sı çerçevesinde idealize edilmiş "Garden City" hareketi, 1930'larda Amerika'da "suburb" lerin gelişmesi şeklinde kendini göstermişti.
Bu yüzyılın ikinci yarısından sonra postmodernizmin parlaması ile eşgüdümlü olarak özellikle yine Amerika'da "new urbanism" adı altında modern mimarlığı ve Le Corbusier'in başını çektiği Modern Şehircilik anlayışını tamamen reddeden, ve özellikle Rob Krier tarafından desteklenen yeni şehircilik anlayışı doğdu. Tarihsel öğelerle bezenmiş, iki üç katlı evlerlerle, yine şehirden uzak doğada yerleşimler oluşturulmaya başlandı.
Özellikle İstanbul benzer süreçleri çok hızlı bir şekilde yaşıyor gördüğümüz kadarı ile. Gerek Optimum olsun, gerek Casaba, Kemer Country ve benzer onlarca örnek, İstanbul çevresinde belirli gelir düzeyine ve benzer yaşam standartlarına sahip ailelere yönelik yerleşimler olarak planlanmakta ve pazarlanmakta.
Endüstri devrimini geçirmemiş bir ülke olarak, şehir yerleşimlerinde Amerika ve İngiltere'nin geldiği sonuçlara şimdiden ulaşmamız sizce ne kadar doğru?
Peter Weir'in filmi "Truman Show" daki "Seaside Heaven" gibi idealize edilmiş yerleşimler sizce Türkiye'deki toplumsal dengesizlikten kaçmak isteyenler için bir cennet olabilir mi?
10-20 yıl sonra Amerika'da da yaşandığı gibi bu gibi yerleşimlerin modası geçip şehir merkezleri yeniden "IN" olursa ve zengin kesim Cihangir, Taksim, Tarlabaşı, Bağdat Cad. gibi yerleşimlere yeniden geri dönerse, Optimum, Casaba gibi yerleşimler terk edilir ya da ucuzlar mı?
Son bir soru daha: Kendiniz bu gibi yerleşimlerde mi yaşamayı tercih ederdiniz yoksa şehirde yaşamaktan vazgeçmez misiniz?
|